İFLASTA İSTİHKAK İDDİASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Abone Ol

I.GENEL OLARAK

İflasta istihkak iddialarının değerlendirilmesi, uygulamada kavramsal ve usulî ayrımların yeterince gözetilmemesi nedeniyle birbiriyle bağlantılı hatalı kararların verilmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle, müflis hakkında iflas kararının verilmesinin ardından öncelikle masaya dâhil olabilecek taşınır ve taşınmazların eksiksiz biçimde tespit edilmesi; özellikle müflisin fiilî hâkimiyeti ve tasarrufu altında bulunan malların mülkiyetinin kime ait olduğunun açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.

Üçüncü kişilerin iflas masasına alınan mallar üzerindeki istihkak iddiaları, İcra ve İflas Kanunu’nun 228. maddesinde müstakil olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte, söz konusu iddiaların sağlıklı biçimde incelenip karara bağlanabilmesi için İİK’nın 96, 97, 97/a ve 99. maddelerinde düzenlenen hacizde istihkak hükümlerinin; özellikle istihkak iddiasının ileri sürülmesi, mülkiyet karinesi, ispat yükü, taraf sıfatı ve dava açma yükümlülüğünün hangi tarafa ait olduğu yönlerinden doğru anlaşılması zorunludur. Zira iflasta istihkak uyuşmazlıklarının yalnızca İİK m.228’in lafzı çerçevesinde ve hacizde istihkaka ilişkin genel sistemden bağımsız biçimde çözümlenmeye çalışılması, düzenlemenin kapsamının ve uygulanacak usulün belirlenmesinde yetersiz kalabileceği gibi, maddi gerçeğe ve istihkak kurumunun koruma amacına uygun olmayan sonuçların ortaya çıkmasına da neden olabilir.

İflas kararının iflas dairesine tebliğ edilmesiyle birlikte daire, müflise ait malların defterini tutmaya ve bu malların korunması için gerekli muhafaza tedbirlerini almaya başlar. Müflisin başka bir yargı çevresinde bulunan mallarına ilişkin tespit, deftere kayıt ve muhafaza işlemleri ise ilgili yer iflas dairesi aracılığıyla yerine getirilebilir. İflas dairesi, iflas kararının kendisine tebliğinden itibaren en geç iki ay içinde tasfiyenin adi veya basit usulde yürütüleceğine karar vermekle yükümlüdür.

Bu süreçte müflis, defter tutma işlemleri sırasında hazır bulunmak, malvarlığı unsurlarını iflas dairesine göstermek ve bunları dairenin emrine hazır bulundurmak zorundadır. Bununla birlikte, müflisin elinde bulunmasına rağmen üçüncü kişilere ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürülen mallar da defter dışında bırakılamaz; bu mallar, ileri sürülen istihkak iddiası ve üçüncü kişi mülkiyetine ilişkin açıklamalar açıkça şerh edilmek suretiyle deftere ve ilgili tutanağa kaydedilir. Böylece malın deftere geçirilmesi, tek başına onun müflise veya iflas masasına ait olduğunu göstermemekte; kayıt işlemi, malın hukuki aidiyetine ilişkin uyuşmazlık saklı tutularak tasfiye sürecinde değerlendirilmesini sağlamaktadır.

Haciz yoluyla takipte, üzerinde istihkak iddiasında bulunulan malın borçlunun veya üçüncü kişinin elinde bulunmasına göre farklı usul hükümleri öngörülmüşken (İİK m.96-99), iflas tasfiyesinde yalnızca üçüncü kişinin mülkiyet iddiasında bulunduğu malın müflisin ya da iflas masasının elinde bulunması hâli açıkça düzenlenmiştir (İİK m.228). Bununla birlikte, iflas masasının kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü bir malın üçüncü kişinin elinde bulunması ihtimali kanunda ayrıca düzenlenmemiş olsa da, bu durum malın masaya kazandırılmasına ilişkin uyuşmazlığı ortadan kaldırmamaktadır. Böyle bir uyuşmazlığın da görevli ve yetkili mahkemede açılacak bir dava yoluyla çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle iflastaki istihkak davalarının, uyuşmazlık konusu malın iflasın açıldığı tarihteki zilyetliği esas alınarak iki ayrı kategoride incelenmesi isabetlidir: Üçüncü kişinin, masanın elinde bulunan mal üzerinde hak iddia etmesi hâlinde masaya karşı açacağı istihkak davası ile masanın, üçüncü kişinin elinde bulunan ve masaya ait olduğunu ileri sürdüğü malın teslimi veya masaya iadesi amacıyla açacağı dava. Bu ayrım, özellikle taraf sıfatının, dava açma yükünün ve ispat yükünün belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

İflasın açılması ve tasfiyeye ilişkin ilk tespitlerin yalnızca elektronik kayıtlar üzerinden gerçekleştirilmiş olması; iflasın açılmasından önce kullanımı müflise bırakılan, ancak mülkiyeti üçüncü kişilere ait bulunan taşınırların iflas dairesince düzenlenen mevcudat defteri veya tutanağında yer almaması, söz konusu malların müflisin fiilî hâkimiyetinde bulunmadığı sonucunu doğurmaz. İflas dairesinin taşınırların mahallinde tespitine yönelik hiçbir inceleme yapmamış veya bu incelemeyi gerekli özen ve kapsamda gerçekleştirmemiş olması da üçüncü kişilere ait malların masaya dâhil edilmesini ve tasfiye kapsamında satılmasını hukuka uygun hâle getirmez. Zira mevcudat defteri, mülkiyet hakkını kuran veya ortadan kaldıran bir belge olmayıp tasfiye sürecindeki malvarlığı unsurlarının tespitine hizmet eden usulî nitelikte bir kayıttır. Bu nedenle bir taşınırın başlangıçta mevcudat defterine yazılmamış olması, o mal üzerindeki üçüncü kişi mülkiyetini veya istihkak iddiasında bulunma hakkını ortadan kaldırmaz.

İflas tasfiyesi devam ederken müflis şirkete ait mağaza, depo, fabrika, imalathane, üretim tesisi, perakende satış yeri veya benzeri mahallerde üçüncü kişilere ait olduğu ileri sürülen taşınırların tespit edilmesi hâlinde, istihkak iddiasının gecikmeksizin tutanağa geçirilmesi ve uyuşmazlık İİK m.228 çerçevesinde sonuçlandırılıncaya kadar bu malların satış işlemlerinden ayrık tutulması gerekir. Aynı şekilde, mallar başlangıçta mevcudat defterine kaydedilmemiş olsa dahi, tasfiyenin ilerleyen aşamalarında yaptırılan kıymet takdiri, envanter çalışması veya mahallî inceleme sırasında iflas dairesince tespit edilmişse, bunlar hakkında ileri sürülen üçüncü kişi mülkiyeti iddiaları değerlendirilmeden satışa geçilmemesi gerekir. Bu durumda iflas dairesi, malın ne zaman ve hangi işlem sırasında tespit edildiğinden bağımsız olarak istihkak iddiasını kayda almak, gerekli incelemeyi yapmak ve kanunda öngörülen istihkak prosedürünün tamamlanmasını sağlamakla yükümlüdür.

A) Malın İflas Masasının Elinde Bulunması Hâlinde İstihkak Davası

Müflisin elinde veya müflise ait iş yeri, depo, fabrika, mağaza ve benzeri mahallerde bulunan bütün mallar, iflas masasının malvarlığına ilişkin defter düzenlenirken kayda geçirilir. Bu mallardan üçüncü kişilere ait olduğu bildirilen yahut üçüncü kişiler tarafından üzerlerinde mülkiyet hakkı ileri sürülenler de deftere yazılmakla birlikte, söz konusu istihkak iddiası ilgili kaydın üzerine açıkça şerh edilir (İİK m.212). Dolayısıyla malın deftere kaydedilmesi, tek başına onun masaya ait olduğu anlamına gelmez; kayıt işlemi, malın fiilî durumunun tespitine yönelik olup mülkiyete ilişkin uyuşmazlığın İİK m.228’de öngörülen usul çerçevesinde çözümlenmesine engel oluşturmaz.

Bir malın masanın elinde bulunup bulunmadığı, kural olarak iflasın açıldığı an esas alınarak belirlenir. Mal, iflasın açıldığı sırada müflisin elinde bulunmasına rağmen daha sonra müflis tarafından üçüncü bir kişiye devredilmişse, iflasın açılmasından sonra gerçekleştirilen bu tasarruf İİK m.191/1 uyarınca iflas masasına karşı hükümsüzdür. Bu nedenle, zilyetlik sonradan üçüncü kişiye devredilmiş olsa dahi mal hukuken masanın elinde kabul edilir ve istihkak iddiası hakkında İİK m.228 uygulanmalıdır. Üçüncü kişinin malı iflasın açılmasından sonra zorla ele geçirmesi de bu sonucu değiştirmez. Aynı şekilde, müflis ile eşi, çocukları, iş ortakları veya başka üçüncü kişilerin taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde, İİK m.97/a’nın birinci fıkrasında düzenlenen birlikte zilyetlik karinesinden hareketle malın müflisin elinde bulunduğu kabul edilir. Böyle bir durumda üçüncü kişilerin ileri sürdüğü mülkiyet iddiaları da İİK m.228 çerçevesinde değerlendirilir.

Üçüncü kişiler, istihkak iddialarını adi tasfiyenin ilanından itibaren bir ay içinde iflas idaresine bildirmelidir (İİK m.219/2). Bununla birlikte bu süre, mülkiyet hakkını düşüren hak düşürücü bir süre niteliğinde olmadığından, bir aylık sürenin geçmesinden sonra ileri sürülen istihkak iddialarının da dikkate alınması gerekir. Ancak iddianın gecikmeli olarak bildirilmesi nedeniyle uyuşmazlık konusu malın daha önce satılmış olması mümkündür. Bu durumda üçüncü kişinin malın aynen masadan çıkarılmasını talep etmesi fiilen mümkün olmayacak; istihkak iddiası, koşulları bulunduğu ölçüde satış sonucunda elde edilen ve masaya giren bedel üzerinde ileri sürülebilecektir.

Taşınmazlar bakımından malın kimin elinde bulunduğu, kural olarak tapu sicilindeki kayda göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu m.992 uyarınca tapu sicilindeki kayıt, adına tescil bulunan kişi lehine hak sahipliği karinesi oluşturur. Bu nedenle taşınmazın tapu sicilinde müflis adına kayıtlı olması hâlinde, taşınmazın masanın elinde bulunduğu kabul edilir. Üçüncü bir kişinin bu taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürmesi durumunda, iflas idaresinin söz konusu iddiayı İİK m.228’de öngörülen istihkak prosedürüne göre değerlendirmesi gerekir.

Hacizde istihkaktan farklı olarak, İİK m.228 kapsamında iflasta istihkak iddiasının konusunu esas itibarıyla üçüncü kişinin ileri sürdüğü mülkiyet hakkı oluşturur. Üçüncü kişilerin rehin, intifa veya irtifak hakkı gibi sınırlı ayni hak iddiaları ile tapu siciline şerh edilmiş önalım, alım ve geri alım hakları ise İİK m.228’deki istihkak prosedürü kapsamında değil, sıra cetvelinin hazırlanması ve bu cetvele karşı başvurulması sürecinde değerlendirilir. İflas idaresi kabul ettiği hakları sıra cetveline geçirir; iddiası tamamen veya kısmen kabul edilmeyen hak sahibi ise İİK m.235 uyarınca sıra cetveline itiraz davası açabilir.

İstihkak İddiasının İncelenmesi ve Dava Süreci

İflasta istihkak iddiasının konusunu, iflasın açıldığı anda müflisin elinde bulunmasına rağmen mülkiyeti üçüncü kişiye ait olan malın iflas masasından çıkarılması oluşturur. Üçüncü kişi tarafından ileri sürülen mülkiyet iddiasının haklı olup olmadığını inceleme ve uyuşmazlık konusu malın iddia sahibine verilip verilmeyeceği konusunda karar verme yetkisi öncelikle iflas idaresine aittir (İİK m.228/1). Bu yönüyle iflas idaresi, yalnızca tasfiye işlemlerini yürüten bir organ olmayıp masaya alınan mallar üzerindeki üçüncü kişi mülkiyet iddialarını ilk aşamada değerlendirmekle de görevlidir.

İflas idaresinin istihkak iddiasını kabul etmesi hâlinde, malın derhâl üçüncü kişiye teslim edilmemesi; ikinci alacaklılar toplantısına kadar muhafaza edilmesi gerekir. Zira ikinci alacaklılar toplantısı, iflas idaresinin istihkak iddiasının kabulüne ilişkin kararını uygun bulmayarak değiştirebilir ve iddianın reddedilmesi yönünde iflas idaresine talimat verebilir (İİK m.237). Bu nedenle kabul kararı, ikinci alacaklılar toplantısının denetim yetkisi gözetilerek uygulanmalı ve uyuşmazlık konusu mal, bu aşamaya kadar masanın muhafazası altında tutulmalıdır.

İflas idaresinin üçüncü kişinin istihkak iddiasını reddetmesi durumunda ise iddia sahibine, icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük süre verilir ve bu karar üçüncü kişiye tebliğ edilir (İİK m.228/2). Üçüncü kişi, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açmazsa iflas masasına karşı ileri sürdüğü istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Bu sonucun yalnızca iflas masası yönünden doğduğunun altı çizilmelidir. Dolayısıyla vazgeçme, üçüncü kişinin müflise karşı sahip olduğu maddi hukuktan kaynaklanan hakkı ortadan kaldırmaz. İflasın kaldırılması hâlinde üçüncü kişi, malın kendisine verilmesini müflisten talep edebilir; talebin karşılanmaması durumunda ise müflise karşı genel hükümlere göre mülkiyet hakkına dayalı dava açabilir.

İstihkak iddiasının haklı olduğunu düşünen üçüncü kişi, iflas idaresinin verdiği yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmalıdır. Bu davada, mülkiyet iddiasında bulunan üçüncü kişi davacı; iflas masası ise davalıdır. İflas masası, tüzel kişiliğe sahip olmamakla birlikte davada İİK m.226/1 uyarınca onun kanuni temsilcisi sıfatını taşıyan iflas idaresi tarafından temsil edilir.

İcra mahkemesi, iflastaki istihkak davasını genel hükümler çerçevesinde ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316 ve devamı maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne göre inceler (İİK m.228/3). Hacizde istihkak davalarına ilişkin İİK m.97’deki usul hükümleri ile özellikle mülkiyet karineleri ve ispat yüküne ilişkin İİK m.97/a hükmünün de iflas tasfiyesinin niteliğiyle bağdaştığı ölçüde iflastaki istihkak davalarında uygulanması gerekir. Bu kapsamda malın iflasın açıldığı andaki zilyetlik durumu, taraflar arasındaki hukuki ilişki, malın edinilmesine ilişkin belgeler, ticari defter ve kayıtlar ile mülkiyet karinesini etkileyebilecek diğer bütün deliller birlikte değerlendirilmelidir.

İcra mahkemesi, gerekli görmesi hâlinde, davanın açılması nedeniyle iflas masasının uğrayabileceği muhtemel zararların karşılanması amacıyla davacı üçüncü kişiden teminat göstermesini isteyebilir (İİK m.228/4). Özellikle istihkak davası nedeniyle malın satışının gecikmesi, ekonomik değerinin azalması veya muhafaza giderlerinin artması ihtimali, teminatın belirlenmesinde dikkate alınabilir. Gösterilecek teminatın niteliği ve yeterliliği bakımından İİK m.36 hükümleri gözetilecektir.

İcra mahkemesinin istihkak davasını reddetmesi hâlinde, malın müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu yargı kararıyla belirlenmiş olur. Bu karar üzerine iflas idaresi, uyuşmazlık konusu malı tasfiye kapsamında satarak elde edilen bedeli kanuni sıra ve paylaştırma kuralları uyarınca alacaklılara dağıtır. Bununla birlikte, hacizde istihkak davasının reddi üzerine üçüncü kişinin asgari yüzde yirmi oranında tazminata mahkûm edilmesini öngören İİK m.97/13 hükmünün, İİK m.228’de açık bir atıf bulunmaması nedeniyle iflastaki istihkak davalarında doğrudan uygulanamayacağı kanaatindeyiz. Ancak iflas masasının, haksız istihkak davası nedeniyle satışın gecikmesinden veya malın değer kaybetmesinden doğan somut zararını karşı dava yoluyla talep edebilmesi gerekir. Tazminata hükmedilmesi hâlinde bu alacak, koşulları mevcutsa davacı üçüncü kişinin İİK m.228/4 uyarınca gösterdiği teminattan karşılanabilir.

İstihkak davasının kabul edilmesi hâlinde ise uyuşmazlık konusu malın iflas masasına ait olmadığı ve davacı üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunduğu tespit edilmiş olur. Bu durumda iflas idaresi, malı masadan çıkararak üçüncü kişiye teslim etmekle yükümlüdür. Malın dava sonuçlanmadan önce satılmış olması hâlinde ise üçüncü kişi, satış sonucunda elde edilen ve masaya giren bedelin kendisine verilmesini talep edebilir. İflas idaresi ile üçüncü kişi arasında görülen istihkak davası sonucunda verilen ve kesinleşen hüküm, taraflar bakımından kesin hüküm teşkil eder.

B) Malın Üçüncü Kişi Elinde Bulunması Halinde İstihkak İddiası

Üçüncü kişinin elinde bulunan ve mülkiyetinin kendisine ait olduğu ileri sürülen bir malın gerçekte müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu iddia edilirse, İİK m.228’de düzenlenen istihkak prosedürü uygulanmaz. Çünkü bu hüküm, üçüncü kişinin masanın elindeki mal üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürmesi hâlini düzenlemektedir. Taşınır mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan, mülkiyet karinesi de kural olarak üçüncü kişi lehine işler. Bu noktada taşınırlar yönünden mülkiyet karinesine ilişkin hükmün TMK m.985 olduğu; TMK m.992’nin ise tapuya kayıtlı taşınmazlarda hak sahipliği karinesini düzenlediği belirtilmelidir.

Üçüncü kişinin elinde bulunan ve masaya ait olduğu ileri sürülen mal, iflas masasının hak ve malvarlığı unsurlarının tespiti amacıyla tutulan deftere kaydedilebilir (İİK m.212). Ancak bu kayıt, malın üçüncü kişinin elinden cebren alınarak masaya teslim edilmesi sonucunu doğurmaz. Malın masaya dâhil edilmesi ve tasfiye kapsamında satılabilmesi için iflas idaresinin, malı elinde bulunduran üçüncü kişiye karşı dava açması gerekir. Bu durumda iflas idaresi, İİK m.228/2’ye dayanarak üçüncü kişiye icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük süre veremez. Zira malın üçüncü kişinin elinde bulunması nedeniyle dava açma yükü, mülkiyet karinesinin aksini ileri süren iflas masasına aittir.

İflas idaresinin üçüncü kişinin elindeki malın masaya teslimi amacıyla açacağı dava, İİK m.228/2’de öngörülen yedi günlük süreye tabi olmayan ve genel hükümlere göre görülen bir mülkiyet veya geri verme davasıdır. Dava icra mahkemesinde değil, uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre görevli genel mahkemede açılır. Davacı, iflas masasını temsilen iflas idaresi; davalı ise malı elinde bulunduran ve mal üzerinde hak iddia eden üçüncü kişidir. Görev, yetki, ispat ve yargılama usulü bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile uyuşmazlığın esasına uygulanacak maddi hukuk hükümleri esas alınır. Mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan, mülkiyet karinesinin aksini ve malın müflise ait olduğunu ispat yükü kural olarak iflas idaresi üzerindedir.

İflas idaresinin davayı kazanması hâlinde, malın müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu tespit edilir; mal üçüncü kişiden alınarak masaya dâhil edilir ve tasfiye hükümlerine göre satılır. Davanın reddedilmesi hâlinde ise malın üçüncü kişiye ait olduğu veya en azından masanın bu mal üzerinde hak sahibi olduğunu ispatlayamadığı sonucuna ulaşılır. Bu durumda mal üçüncü kişinin elinde kalır ve iflas masası, davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ile vekâlet ücretinden sorumlu tutulur.

Tapu sicilinde üçüncü kişi adına kayıtlı bulunan bir taşınmazın gerçekte müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu ileri sürüldüğünde de İİK m.228/2 uyarınca işlem yapılamaz. Tapu sicilindeki kayıt, TMK m.992 gereğince üçüncü kişi lehine hak sahipliği karinesi oluşturur. Bu nedenle iflas idaresinin, tapuda malik görünen üçüncü kişiye karşı, iddianın hukuki sebebine göre TMK m.1025 kapsamında tapu sicilinin düzeltilmesi, tapu iptali ve tescil veya uygun nitelikte başka bir dava açması gerekir. Taşınmazın yalnızca iflas masasının defterine kaydedilmesi, tapu sicilindeki mülkiyet durumunu değiştirmez ve taşınmazın doğrudan tasfiye kapsamında satılmasına imkân vermez.

Benzer esaslar, müflise ait olduğu iddia edilen bir alacak üzerinde üçüncü kişinin hak sahipliği ileri sürmesi hâlinde de geçerlidir. Üçüncü kişi belirli bir alacağın müflise değil kendisine ait olduğunu savunur ve iflas idaresi bu iddiayı kabul etmezse, üçüncü kişiye İİK m.228/2 uyarınca istihkak davası açması için süre verilemez. Alacağın müflise ve dolayısıyla masaya ait olduğunu iddia eden iflas idaresinin, üçüncü kişiye karşı görevli genel mahkemede dava açarak alacak üzerindeki hak sahipliğinin belirlenmesini talep etmesi gerekir.

İflas idaresi, çekişmeli alacağın borçlusuna karşı doğrudan doğruya bir alacak davası da açabilir. Ancak borçlu, alacağın iflas masası ile üçüncü kişi arasında çekişmeli olması nedeniyle gerçek alacaklının kim olduğunu belirleyemiyorsa, Türk Borçlar Kanunu m.187 uyarınca borcunu tevdi ederek borcundan kurtulma yoluna başvurabilir. Böyle bir durumda iflas idaresinin, tevdi edilen bedelin masaya ait olduğunun belirlenmesi ve bedelin masaya ödenmesi amacıyla alacak üzerinde hak iddia eden üçüncü kişiye karşı dava açması gerekir. Böylece aynı alacağın iki farklı kişiye ödenmesi tehlikesi önlenirken, alacak üzerindeki hak sahipliği de tarafların göstereceği deliller değerlendirilerek yargı kararıyla kesin biçimde belirlenir.

C) Sonuç ve Değerlendirme

İflasta istihkak iddiasının kapsamı, hacizde istihkaka ilişkin düzenlemelere kıyasla daha dar ve sınırlıdır. Hacizde mülkiyet dışındaki bazı ayni haklar da istihkak iddiasına konu olabildiği hâlde, İİK m.228 kapsamında açılan iflasta istihkak davasının temel konusu, iflas masasına alınan malın mülkiyetinin müflise mi yoksa üçüncü kişiye mi ait olduğunun belirlenmesidir. Bu nedenle rehin, intifa ve irtifak gibi sınırlı ayni haklar ile salt kişisel haklara dayanan talepler, kural olarak İİK m.228’deki istihkak prosedürü içinde değil, niteliklerine göre sıra cetveli veya genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.

İflas dairesinin, iflasın açılmasından sonra müflisin malvarlığına ilişkin envanteri eksik düzenlemesi veya müflisin elinde bulunmasına rağmen üçüncü kişilere ait olan malları deftere ve tutanağa geçirmemesi, tasfiye devam ederken bu mallar hakkında istihkak iddiasında bulunulmasına engel teşkil etmez. Zira mevcudat defteri mülkiyeti kuran veya ortadan kaldıran bir belge değil, tasfiyeye konu malvarlığının tespitine yönelik usulî bir kayıttır. Bu sebeple üçüncü kişinin mülkiyet hakkının, yalnızca malın başlangıçta deftere yazılmamış olması veya adi tasfiye ilanındaki bir aylık bildirim süresinin geçirilmesi gerekçesiyle ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bununla birlikte iddianın gecikmeli olarak ileri sürülmesi hâlinde malın satılmış olması ihtimali bulunduğundan, talebin malın aynına mı yoksa satış sonucunda masaya giren bedeline mi yöneltileceği ayrıca belirlenmelidir.

İflasın açılmasından tasfiyenin tamamlanmasına kadar geçen süreçte, masanın elinde bulunan bir malın üçüncü kişiye ait olduğunun ileri sürülmesi hâlinde istihkak iddiası, adi tasfiyede iflas idaresine; basit tasfiyede ise bu görevleri yerine getiren iflas dairesine bildirilerek malın masa kaydından çıkarılması talep edilebilir. İddianın reddedilmesi durumunda üçüncü kişiye, ret kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açması için süre verilmesi gerekir. Ayrıca Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin güncel yaklaşımına göre üçüncü kişinin, iflas idaresinin önceden vereceği ret kararını beklemeksizin doğrudan icra mahkemesinde istihkak davası açması da mümkündür.

Sonuç olarak iflasta istihkak uyuşmazlığının çözümünde belirleyici ölçütler; ileri sürülen hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde bulunması, malın iflasın açıldığı anda kimin zilyetliğinde olduğunun tespit edilmesi ve buna bağlı olarak dava açma yükünün doğru tarafa yüklenmesidir. Mal masanın elindeyse üçüncü kişinin İİK m.228 kapsamında icra mahkemesine; mal üçüncü kişinin elindeyse iflas idaresinin görevli genel mahkemeye başvurması gerekir. Böylece iflas masasının yalnızca müflise ait mal ve haklardan oluşması sağlanırken, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı da tasfiye işlemlerine karşı etkili biçimde korunmuş olur.

II. GÜNCEL YARGI KARARLARI

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/824 Esas ve 2024/4759 Karar

İflas dosyası ve Uyap kayıtlarına göre, 14.4.2022 tarihli 1.alacaklılar toplantısında alınan kararda "... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, (E" bendine dair alınan kararda oy çokluğunun sebebi ... Gıda .... Ltd. Şti. ile yetkilisi olan ...'un ilgili karara "E bendine muhalefetle" şerhi düşmeleridir.)" şeklinde ifadeye yer verilmesi, yine iflas dairesinin 22.06.2022 tarihli kararında "..müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd.Şti. Tarafından fatura ibraz edildiği.." şeklinde ibarenin yer aldığı, davacı 3.kişi tarafından ne zaman fatura ibraz edildiğinin de belirtilmediği, bu durumda davacı 3.kişinin eldeki dava veya 4.7.2022 tarihli dilekçesi öncesinde istihkak iddiasında bulunmadığı net olarak söylenemez.

Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir.( (Kuru, Baki, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310)

Buna göre, İİK'nun 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılarak istihkak iddiasında bulunmak mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Somut olayda, İflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemez.

O halde, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/7643 Esas ve 2026/1068 Karar

Üçüncü kişi tarafından açılacak iflâsta istihkak davası (İİK m. 228) ve masa tarafından açılacak istihkak davası (TMK m. 683/2) bakımından dava konusu mal üzerindeki mülkiyet hakkının taşınmaz veya taşınır mülkiyeti olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Zira İİK m. 228 veya TMK m. 683/2’de istihkak iddiasıyla ilgili malın türü bakımından herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi, doktrinde veya uygulamada bu yönde farklı bir görüş ileri sürülmemiştir. Bu nedenle her iki davanın konusu da hem taşınmaz hem de taşınır mal mülkiyetine dayanabilecektir (... , İflâsta İstihkak İddiası Ve Çözüm Yolları, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, ..., 2022,s.71).

Bu kapsamda, dava konusu taşınmazın iflas masasından çıkartılmasına ilişkin talebin İİK’nın 228. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetlidir. Bununla birlikte, davacı ile davalı müflisin ... 2. Aile Mahkemesinin 2008/895 Esas ve 2008/904 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına, taraflarca düzenlenen protokolün mal ve eşyalara ilişkin; davaya konu ... İli, ... İlçesi, ... Mah., Pafta 89, 1471 Ada, 1 Parselde kayıtlı 198/16300 arsa paylı C1c Blok, 7. Kat, 22 nolu bağımsız bölümün boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde davacıya devredileceği, şeklindeki maddeleri uygun bulunduğundan onaylanmasına karar verilmiş, karar 29.12.2008 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.

Hemen belirtmek gerekir ki, hacizdekinden farklı olarak iflasta istihkak iddiasının konusu sadece mülkiyet hakkıdır (Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, cilt IV, İstanbul 1997, s.1311).

İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. Davacı, mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz(..., ..., İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara, 2014, s.1624).

Somut olayda; hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün, dava konusu taşınmazın kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde davacı adına tescilini isteme hakkı verdiği, protokolde taşınmazın tapu iptal ve tesciline ilişkin hüküm yer almadığı, taşınmazın mülkiyeti konusunda herhangi bir karar verilmediği, TMK'nın 705/2. maddesi uyarınca tescilden önce mülkiyetin kazanılması söz konusu olmadığı, hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün lehine devir taahhüdünde bulunana dava açarak tapu iptal ve tescil yönünde kişisel hak verdiği, kişisel haklara dayanarak da iflasta istihkak davası açılamayacağı anlaşıldığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/7697 Esas ve 2025/162 Karar

Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir (Kuru, ..., İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310) .

Bu doğrultuda, İİK'nın 97/1. maddesine göre İcra Müdürlüğü tarafından yasal prosedürün uygulanmasını beklemeden, doğrudan istihkak davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığı hususu Yargıtayın yerleşik uygulaması haline gelmiştir. Bu durumda, İİK’nın 97. ve 99. maddelerinde izlenecek yasal prosedüre yer verilmişken doğrudan dava açabileceği hususunda yerleşmiş Yargıtay uygulamasına paralel olarak İİK'nın 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılması mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.

Buna göre, iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemeyeceği, Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/14311 Esas ve 2017/10340 Karar

Mahkemece; İİK'nun 184 maddesi gereğince iflasın açıldığı zamanda müflisin bütün haczi kabil mal ve haklarının bir masa teşkil edilerek alacaklıların alacakları oranında pay almalarının temin edildiği, İflas Dairesi'nin masanın teşekkülü açısından fiilen tüm hak ve alacaklar ile menkul ve gayrimenkul malların tespitine ilişkin işlemleri yapmakla ödevli bulunduğu, İİK'nun 185. maddesinde ise, üzerinde rehin bulunan mallar rehin sahibi alacaklının rüçhan hakkı mahfuz kalmak suretiyle masaya girer hükmüne yer verildiği, yine İİK'nun 219. maddesinde müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun ellerinde bulunduranların o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalmak şartı ile bunları aynı müddet içinde daire emrine tevdii etmeleri, etmedikleri takdirde makbul mazeretleri bulunmadıkça cezai mesuliyete uğrayacakları ve rüçhan haklarından mahrum kalacakları hususunun düzenlendiği, tüm anılan yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının rehin veya hapis hakkına dayanmasına rağmen söz konusu hak ve alacaklar ile malları iflas dairesi emrine tevdii etmekle yükümlü bulunduğu, dolayısıyla İflas Müdürlüğünce yapılan işlemde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. (Kuru, Baki. İcra ve İflas Hukuku sf. 288, Görgün, Şanal. İflasta İstihkak davaları sf. 32.) Davacı mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz, 3. kişinin masaya kayıtlı mal hakkında mülkiyet dışında sınırlı aynı haklara (örn. rehin hakkı) ve tapuya tescil edilen kişisel haklara dayalı olarak ileri sürdüğü istihkak iddiaları sıra cetveline itiraz şeklinde değerlendirilir. (Güneren, Ali. İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları sf. 1624) Temyize konu olayda davacı bankanın rehin hakkına dayandığı görülmekle, sonucu itibariyle doğru olan ret kararının onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/1211 Esas ve 2025/3946 Karar

İflas masasına yalnız borçluya ait mal ve haklar girer. Başkasının bir malı müflisin elinde ise, üçüncü kişi bu malı masadan geri isteyebilir ki, buna masadan çıkarma hakkı denir. İflas masası bu malı üçüncü kişiye vermezse bu takdirde üçüncü kişi masaya karşı istihkak davası açabilir. (İİK.228) iflasta istihkak davasına ilişkin 228. madde, sadece malın masanın elinde bulunması halini düzenlemiştir, malın üçüncü kişinin elinde bulunması halini düzenlememiştir.

Hacizde istihkak davasının konusunu mülkiyet ve mülkiyet dışındaki ayni haklar oluşturabilmesine karşın, iflasta sadece mülkiyet hakkı istihkak iddiasına konu olabilir, mülkiyet dışındaki ayni haklara ilişkin istihkak iddiaları İİK. nun 235. maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz davası olarak ileri sürülebilir.

Somut olayda, İcra Mahkemesinde istihkak davası olarak açılan işbu davada istihkak konusu menkullerin davacı 3. kişinin elinde iken adrese gidilerek tespitinin yapıldığı ve deftere kaydedildiği, davacının istihkak iddiasında bulunması nedeniyle yediemin olarak malların davacıya teslim edildiği görülmüştür.

İİK'da iflasta üçüncü şahsın elinde iken deftere kaydedilen mallarla ilgili icra mahkemesinde görülecek bir istihkak davası hakkında düzenleme bulunmadığı, bu durumda söz konusu malların mülkiyeti ancak genel mahkemelerde açılacak bir dava ile belirlenebilir.

Bununla birlikte, İİK 228. maddesi gereğince iflas dosyalarına ilişkin istihkak davasında davalı sıfatı iflas idaresine ait olup, davalı alacaklı ...'nin iş bu davada taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf teşkilinin kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle mahkemece resen taraf teşkili gözetilerek davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde sonuca gidilmesi, ayrıca davanın reddi halinde davalı iflas idaresi lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi de isabetsizdir.