I- İrtikap Suçu Hakkında Genel Açıklama
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İrtikap” başlıklı 250. maddesine göre;
“(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu gözönünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir”.
Mağdurdan zorla, onu kandırarak veya düştüğü hatadan yararlanarak, menfaat temin etmek veya mağdurun bu yönde vaatte bulunmasını sağlayan fail irtikap suçunu işlemiş sayılır. Fail, irtikap suçunu işlemek suretiyle mağdurdan rızası hilafına menfaat elde eder.
Yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenilebilen irtikap suçu, özgü/mahsus suç niteliğini haiz bir suç türüdür. Bu nedenle, suça iştirak edenler bakımından “Bağlılık kuralı” başlıklı TCK m.40 uygulanır.
İrtikap suçu; özellikle icbar suretiyle irtikap suçu, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ve bu baskı altında manevi cebir ile kişiden menfaat sağlaması veya vaat almasıdır.
İrtikap suçu üç farklı şekilde düzenlenmiş olup, bunları; icbar suretiyle irtikap (TCK m.250/1), ikna suretiyle irtikap (TCK m.250/2) ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikap (TCK m.250/3) suçları olarak sıralayabiliriz. Tüm bu suç tiplerindeki ortak husus, görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması ya da bu yolda vaatte bulunulmasıdır.
Belirtmeliyiz ki; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesinde düzenlenen irtikap suçu, yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü suç niteliğini taşımaktadır. İrtikap suçunun temel özelliği, kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanarak kendisine veya bir başkasına menfaat sağlamasıdır.
İrtikap suçunda kamu görevlisi fail, kendisine veya bir başkasına maddi menfaat temin etmek amacıyla hareket etmelidir. Kamu görevlisinin davranışının hukuka aykırılığı tek başına yeterli olmayıp, bu davranışın özel bir saikle, yani maddi menfaat temin etmek maksadıyla gerçekleştirilmesi gerekir. Bir başka ifadeyle irtikap suçu; yalnızca görevle bağlantılı işlemden veya davranıştan değil, menfaat elde etmeye yönelmiş özel kasttan doğmaktadır. Nitekim irtikap suçunun icbar, ikna veya hatadan yararlanma suretiyle işlenebilen tüm görünüm biçimlerinde ortak unsur; görevin sağladığı nüfuz kullanılarak, kamu görevlisi failin, kendisine veya bir başkasına menfaat sağlanması veya bu yönde vaatte bulunulmasını temin etmesidir. Kamu görevlisinin fiili sonucunda fail veya üçüncü kişi lehine iktisadi değer ifade eden bir yarar oluşmadığı veya bu yönde bir vaatte bulunulmadığı sürece irtikap suçundan bahsedilemez.
Ceza Hukukunun temel prensiplerinden “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine göre; bir fiilin suç sayılabilmesi, ancak kanunda öngörülen unsurların gerçekleşmesine bağlıdır. Ceza normlarında, kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum yapılamaz. Bu sebeple; irtikap suçunun tanımında yer alan, “kendisine veya bir başkasına yarar sağlama” unsuru, suçun maddi ve manevi unsurunun ayrılmaz parçası olup, menfaat temin etme kastının bulunmadığı hallerde, kamu görevlisinin davranışı etik veya idari yönden tartışılsa dahi, Ceza Hukuku bakımından irtikap suçunun oluştuğundan bahsedilemez. Örneğin; icbar, yani zorlama suretiyle irtikapta, kamu görevlisi fail tarafından mağdurun iradesinin baskı altına alınması, onun başka türlü hareket etme yeteneğinin ortadan kaldırılması suretiyle maddi menfaatin temini veya bu yönde bir vaatte bulunmasının sağlanması gerekir. Maddi menfaatin, kamu görevlisi fail tarafından kendisine veya belirli bir kişiye temini gerçekleşmeli veya bu yönde bir vaat elde edilmelidir.
Ceza Hukukunda kast, failin suç tipinde yer alan tüm unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesini ifade eder. İrtikap suçunda aranan kast ise, genel kasttan farklı olarak özel kast niteliğindedir. Failin amacı, kamu gücünü kullanmak suretiyle maddi menfaat elde etmek olmalıdır. Menfaat elde etme iradesi bulunmaksızın gerçekleştirilen davranışlar, suç tipinin tipikliğini ortadan kaldırır.
Dolayısıyla, irtikap suçunun olası/muhtemel kastla işlenebilmesi mümkün değildir.
Yalnızca idari işlem yapılması, toplantı düzenlenmesi, öneri veya teklif sunulması, kamu görevinin icrası kapsamında yürütülen faaliyetler irtikap suçunun oluşması açısından yeterli görülemez. Ceza sorumluluğu; ancak menfaat sağlama yönünde açık, somut ve belirlenebilir bir amaç mevcut olduğunda gündeme gelebilir ki, bu hususun varlığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; irtikap suçunun varlığından bahsedilebilmesi için, yalnızca kamu görevlisinin sıfatı veya göreviyle bağlantı kurulması yeterli değildir. Burada belirleyici ölçüt, kamu görevlisi failin kendisine veya bir başkasına maddi menfaat temin etme kastıyla hareket edip etmediğidir. Bu unsurun bulunmadığı hallerde irtikap suçunun oluştuğu kabul edilemez. Kamu görevlisi failin kendisine veya belirli bir kişiye menfaat temin etmediği veya bu yönde bir vaat elde etmediği bir durumda, irtikap suçu oluşmaz.
II- İcbar, İkna ve Hatadan Yararlanmak Suretiyle İrtikap Suçları
İrtikap suçunun en çok tartışma oluşturan kısmı, suçun hangi alt tür kapsamında değerlendirileceğinin belirlenmesidir. İcbar, ikna ve hatadan yararlanma suretiyle irtikap suçları arasındaki ayırım; failin kusurunun ağırlığı ve mağdurun somut olaydaki durumu olup, bu hususlar uygulanacak cezanın belirlenmesi bakımından doğrudan etkilidir[1].
1- İcbar Suretiyle İrtikap
İcbar suretiyle irtikap suçunda kamu görevlisi; görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak kişiyi baskı altına alır, ancak bu baskı fiziksel cebir olmayıp manevi cebir niteliğindedir. Kişi, haksız bir işleme maruz kalmamak, hakkı olan bir işlemin geciktirilmemesi veya aleyhine sonuç doğuracak bir uygulamanın önüne geçilmesi amacıyla menfaat teminine zorlanmaktadır. Bu durumda mağdur, iradesi serbest olmadan, hukuka aykırı bir davranışa rıza gösterdiğinden değil, daha ağır bir zarardan kurtulmak amacıyla hareket etmektedir. Örneğin; belediyede çalışan yapı denetim müdürü, ruhsat başvurusu yapan müteahhidin “eksik bulur dosyayı aylarca bekletirim, ama işi 1 milyon liraya çözerim” sözü, icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturur.
İcbar suretiyle irtikap suçunda; yağma suçunda kullanılan tehdit aşamasına ulaşmamış, ancak “zorlama” anlamına gelen icbarın hangi anda irtikap suçunun unsuru sayılacağı önemli olup, bunun yanında sırf özgür iradeyi ortadan kaldıran bir zorlamanın ötesinde, mağdurun o an savunulabilir ve kullanılabilir hakkının varlığı, uğradığı baskı ve zorlama nedeniyle hakkını elde edemeyeceğine veya kullanamayacağına dair mağdurda oluşan korku sebebiyle menfaat temin etmeye zorlandığı ve menfaatin para veya para yerine geçen bir menfaat olması gerektiğidir. Kamu gücünün kullanılması suretiyle oluşan icbar suretiyle irtikap suçunun oluşabilmesi için, ortada mağdur bakımından bir zorda kalma halinin varlığı ve fail tarafından yapılan icbarın da mağduru talebin gereğini yerine getirmediği durumda, kendisinin veya yakının ciddi bir zarara veya kayba uğrayacağına dair inanca sahip olması gerekir.
İrtikap suçu; kamu görevlisinin görevinin sağladığı kamu gücü kudretini ve nüfuzu kullanmak suretiyle bir kimseyi menfaat sağlamaya zorlamasıyla meydana gelmekte olup, suçun en ağır görünüm biçimi ise icbar suretiyle irtikaptır. İcbar suretiyle irtikapta kamu görevlisi; fiziksel cebir veya açık bir tehdit kullanmaksızın, görevinden kaynaklanan yetki ve imkanları baskı aracına dönüştürerek mağdurun iradesini sakatlamakta, mağdur bu baskı altında kendisini menfaat sağlamaya mecbur hissetmektedir. Bu suç tipinde icbar unsuru, klasik anlamda cebir veya tehditle sınırlı değildir. Kamu görevlisinin sahip olduğu yetkinin; ima yoluyla veya dolaylı biçimde kullanılması, yapılması gereken bir işlemin geciktirileceği, gereği gibi yerine getirilmeyeceği veya hiç yapılmayacağı yönünde mağdurda korku oluşturması, icbar unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterlidir. Bu doğrultuda icbar; yağma aşamasına varmayan kamu kudretinin, manevi cebir şeklinde kullanılması halinde ortaya çıkmaktadır.
İcbar suretiyle irtikap suçunun en sık karşılaşılan örneklerinden birisi, “bıçak parası” olarak adlandırılan durumdur. Sağlık hizmetinden yararlanma hakkı bulunan birisinin; yapılması gereken bir ameliyat veya tıbbi müdahale için, kendisinin “ameliyat etmem”, “bekletirim” gibi sözlerle korkutularak, menfaat temin etmesine çalışılması halinde, icbar suretiyle irtikap suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Bu tür durumlarda mağdur; sahip olduğu bir hakkı elde edebilmek amacıyla menfaat sağlamaya zorlanmakta, menfaat temini serbest iradeye değil, kamu görevlisinin oluşturduğu baskıya dayanmaktadır. Elbette burada belirleyici olan ölçüt, talep edilen hizmetin meşru ve haklı olmasıdır. Aksi halde; talep edilen işin meşru ve haklı olmadığı bir durumda irtikap suçundan değil, rüşvet suçundan bahsedilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli 2009/5-167 E. ve 2010/70 K. sayılı kararına göre; “Uyuşmazlık konusu olan icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçu incelendiğinde; icbar sözcüğünün sözlük anlamı; zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak şeklindedir. Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2004 gün ve 37-75 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamındadır. Cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacaktır. Maddi cebir kullanılması halinde, eylem yağma suçunu oluşturur. Nitekim, madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulu’nun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi, icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel koşullar nazara alınarak hakim tarafından takdir edilmelidir”. Genel Kurulun bu kararı, icbar suretiyle irtikap suçunda emsal karar özelliğine sahiptir[2].
Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay kararlarının tümünde bu karara atıf yapıldığı, her somut olay nezdinde icbarın varlığı ve yoğunluğunun ayrı ayrı tespit edilmesi gerektiği, bu nedenle mağdurdan zorlayıcı şekilde talep edilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun bilinmesinin icbar unsurunu sağladığı, ancak icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığının somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bununla beraber; yapılması gereken bir işin gerçekleştirilmesi ya da gerçekleştirilmemesi karşılığında menfaat temini, icbarın ciddi, kaçınılmaz ve mağdur iradesini ortadan kaldırıcı nitelikte olduğu somut delillerle ispatlanmadıkça icbar suretiyle irtikap sayılamayacağı da tartışmasızdır.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 18.09.2025 tarihli, 2024/10505 E. ve 2025/9261 K. sayılı kararında; “İlk Derece Mahkemesi: Hatay 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2021 tarihli ve 2020/259 E., 2021/178 K. sayılı kararı ile sanığın icbar suretiyle irtikap suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İstinaf: Duruşmada yapılan inceleme sonucunda; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.02.2024 tarihli ve 2021/963 Esas, 2024/351 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince icbar suretiyle irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükmü kaldırılarak, sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 300 tam gün karşılığı 12.000,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Temyiz: Üniversitesi Hastanesinde doktor olan sanığın, katılan …’un kardeşini ameliyat etmek için 7.500,00-TL isteyerek katılanı para vermeye zorladığı, katılanın ise kardeşinin ameliyat olamayacağı endişesiyle sanığa istediği miktarı verdiği iddiasıyla icbar suretiyle irtikap suçundan açılan kamu davasında; Bölge Adliye Mahkemesince sanığın icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından bahisle atılı suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanığın görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, katılanın kardeşinin hayati tehlikesinin bulunmaması ve hastanede aynı branşta başka doktorların da görevli olması hususları gözönünde bulundurulduğunda, sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere Kanun’un öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından icbar suretiyle irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dosya kapsamından katılanın ilk görüşme sırasında sanığa 5.000-TL para verdiğinin sübuta ermediği, sanığın yapması gereken bir iş için para istemesi şeklinde sübut bulan eyleminin katılanın 2.500 TL’yi vermeden önce Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunup sanığı seri numaraları alınan paralarla yakalatmış olması da nazara alındığında rüşvet alma suçuna teşebbüs olduğu gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur”.
Sayın Daire tarafından bozma kararı verildiği, icbar suretiyle irtikap suçunda icbarın varlığı değerlendirilirken, mağdurun somut olayda başka makul ve etkili bir seçeneğinin bulunup bulunmadığı, kamu görevlisinin konumu ve mağdur üzerindeki nüfuzu ile mağdurun menfaati sağladığı andaki irade serbestisinin dikkate alınacağı, yani mağdurun şikayet imkanının bulunması ve etkili başka bir seçeneğinin bulunması halinde zorda kalma halinden bahsedilemeyeceği, ancak zorda kalmanın mağdurda korku, endişe ve başka seçenek bırakamayacağı durumlarda icbarın varlığının gündeme geleceği ve suçun oluşacağı kanaatindeyiz.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 22.05.2024 tarihli, 2021/3880 E. ve 2024/6032 K. sayılı kararında; “Katılanın, babası ...’ın rahatsızlığı nedeniyle tedavisi için 16.12.2015 tarihinde Muğla … Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdüğü, bu hastanede beyin cerrahı olarak görev yapan sanığın hastayı muayene ettikten sonra hastanın hastaneye yatışının yapıldığı, gerekli tahlil ve takiplerin ardından da hastanın ameliyat edilmesine karar verdiği, ancak ameliyatın gecikmesi üzerine katılanın babasının ameliyatını konuşmak amacıyla 18.12.2015 tarihinde sanığın hastanede bulunan servis odasına gittiği, baş başa görüştükleri, bu sırada sanığın katılana ‘bana gönlünden coşan bir miktar para verirsen ameliyatı yaparız’ dediği, katılanın da bir an önce babasını ameliyat ettirmek ve sağlığına kavuşmasını sağlamak amacıyla sanığın hastanedeki servis odasında şüpheliye 1.000-TL para verdiği, sanığın da ertesi gün bel fıtığı ameliyatını gerçekleştirdiği anlaşılan ve dosyadaki mevcut delillerle sübut bulan somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, mevcut delil durumuna ve olayın oluş şekline göre sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığı gibi hastanın hayati tehlikesinin de olmadığı, bel fıtığı ameliyatının basit ve acil olmayan ameliyatlardan olduğu, bu itibarla icbar suretiyle irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, keza katılanın kendisinden istenilen menfaatin haksız olduğunu bilmesi sebebiyle ikna suretiyle irtikap suçunun da yasal unsurlarının gerçekleşmediği, ancak tüm dosya kapsamından sanığın görevinin gereklerine uygun davranmak için katılandan maddi menfaat temin ettiğinin anlaşılması karşısında eyleminin düzenlenen rüşvet alma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde atılı suçtan beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunarak bozulmasına karar verilmiştir”.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 16.02.2021 tarihli, 2016/4574 E. ve 2021/615 K. sayılı kararında; “Suç tarihinde GATA Komutanlığında klima başteknisyeni olarak görev yapan sanığın, komutanlık soğutma grupları, bina otomasyon sistemi, klima santralleri, hijyenik klima sistemleri ve sistemlere ait yedek parçalı 365 günlük bakım onarım hizmet ihalesini kazanan...San. Tic. Ltd. Şti. müdür ve çalışanlarına zorluk çıkardığı, bu kapsamda firmadan ihtiyaç duyulandan fazla miktarda malzeme talep ettiği, yine firma tarafından arızalara süresinde müdahale edilmesine rağmen geç müdahale edilmiş gibi tutanak düzenlemek suretiyle firmaya cezai yaptırım uygulanmasına neden olacağından bahisle para talep ettiği iddia edilen somut olayda; firma müdürü ve çalışanlarının aşamalardaki beyanlarından da anlaşıldığı üzere sanığın kendilerinden tutanak tutmamak için ısrarla para istemesine rağmen bunu kabul etmedikleri, daha sonra da durumu kolluk kuvvetlerine bildirdikleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, somut olayın oluş şekline göre sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere icbar boyutuna varan davranışının bulunmadığı, bu itibarla cebri irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, mağdurun kendisinden istenen menfaatin haksız olduğunu bilmesi nedeniyle ikna suretiyle irtikap suçundan da bahsedilemeyeceği nazara alındığında, öncelikle sistemde kaç kez arıza iş isteğinin yapıldığı ve mahiyetlerinin neler olduğu, bahsi geçen firmanın ihaleyi almasından önce de bu şekilde arıza bildirimlerinin yapılıp yapılmadığı hususlarına ilişkin belgelerin kurumdan istenilerek incelenip, arıza tutanaklarının tanzimi konusunda bilgi sahibi olduğu anlaşılan sivil memur …’nın tanık olarak dinlenilmesinden sonra mağdurun yasal zeminde olup olmadığı belirlenerek suç vasfının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması sebebiyle kararına bozulmasına karar verilmiştir”.
İrtikap suçunun oluşması yönünden, kamu görevlisinin yapmayı taahhüt ettiği veya engelleme tehdidinde bulunduğu işlemin fiilen gerçekleştirilme aşamasına gelmiş olması zorunlu değildir. Henüz sonuçlanmamış veya devam eden bir işlemin, kamu görevlisi tarafından baskı unsuru olarak kullanılması icbar suretiyle irtikap suçunun oluşması için yeterlidir. Bu durum özellikle imar ve inşaat ruhsatı gibi idari işlemler yönünden önem taşımaktadır. “Senden istenileni yap imar iznini al”, “parayı vermezsen ruhsatı alamazsın”, “gereğini yapmazsan işin uzar” şeklindeki ifadelerle menfaat talep edilmesi halinde, işlem henüz sonuçlanmamış olsa dahi, mağdurun iradesi sakatlanmakta ve icbar suretiyle irtikap suçu gündeme gelmektedir. Belediyelerin; ruhsat, denetim, yıkım ve zabıta yetkileri dikkate alındığında, bu yetkilerin kişi üzerinde sürekli bir baskı ve korku unsuru oluşturması icbarın ağırlığını da artırmaktadır.
İcbar suretiyle irtikap suçunun temel unsurlarından birisi, mağdurun içinde bulunduğu “zorda kalma” halidir. Zorda kalma; mağdurun hukuken haklı olduğu bir işlemin yerine getirilmemesi, geciktirilmesi veya yerine getirilmemesi halinde daha ağır sonuçlara maruz kalacağı yönünde korku duyması nedeniyle menfaat sağlamaya mecbur hissetmesidir. Kanaatimizce; bu durumda mağdurun şikayet yoluna başvurabilme imkanının bulunması, zorda kalma halini ortadan kaldırmaz. Kamu görevlisinin kamu kudretini kullanarak, şikayet halinde daha kötü sonuçlarla karşılaşılacağı yönünde bir baskı algısı oluşturması, mağdurun iradesinin serbestliğini fiilen ortadan kaldırmaktadır, ancak bunun somut olayın özelliklerine göre ciddi bir düzeyde gerçekleşmesi, failin talep ettiği menfaatin gereğinin yerine getirilmemesinin mağdurda ciddi bir endişeye, korkuya ve zarara uğrama endişesine neden olması gerekir.
Mağdurun; özgür iradesinin ortadan kaldırılmadığı ve faili şikayet etme imkanına sahip olduğu, hayatı veya mesleği bakımından tahammülü mümkün olmayan bir zarara uğrama riski ile karşı karşıya kalmadığı durumda, tehdit edildiğini, zorlandığını ve kendisinden haksız menfaat temin edilmeye çalışıldığını gören mağdur, failin menfaat talebini yerine getirmemeli ve konu hakkında yetkili makamlara şikayette bulunmalıdır.
Bununla birlikte; icbarın varlığı değerlendirilirken mağdurun başka makul ve etkili bir seçeneğinin olup olmadığına, kamu görevlisinin konumu ve mağdur üzerindeki nüfuzuna, mağdurun menfaati sağlarkenki serbest iradesine dayanır. Mağdurun “şikayet imkanı vardı” cümlesinden bahisle icbar suretiyle irtikabın olmadığını söylemek, otomatik olarak icbar suretiyle irtikap suçunu bertaraf etmez.
Mağdurun talep ettiği işlemin hukuka uygun olmaması halinde icbar suretiyle irtikap suçundan söz edilemez. İnşaatın kaçak olması, mevzuata aykırılık bulunması ve buna rağmen bu durumun menfaat karşılığında meşrulaştırılmasının istenmesi halinde, mağdur haklı konumda değildir. Bu durumda menfaat temini, kamu görevlisinin baskısı altında gerçekleşmiş olsa dahi irtikap suçunu değil, rüşvet suçunu oluşturur. Nitekim burada hukuka aykırı bir durumun menfaat karşılığında sürdürülmesi veya ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.
Kanaatimizce; hukuken yapılması gereken bir işin veya işlemin, kamu görevlisi tarafından yetkisini kötüye kullanmak suretiyle engellenmesi, geciktirilmesi veya engelleneceği yönünde baskı oluşturulması ve bu baskı altında menfaat temin edilmesi halinde icbar suretiyle irtikap suçu oluşur. İşin veya işlemin henüz sonuçlanmaması, mağdurun şikayet hakkının veya başka başvuru yollarının bulunması, kamu kudretinin oluşturduğu korku ve baskı sebebiyle ortaya çıkan zorda kalma halini ortadan kaldırmaz. Burada esas belirleyici olan husus; kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak, mağdurun iradesini sakatlaması ve menfaat temin etmeye çalışmasıdır.
2- İkna Suretiyle İrtikap
Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlayan veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, ikna suretiyle irtikap suçunu işler. Burada kamu görevlisi; o görevin ifasında yetkili olmalı, görevin kendisine sağladığı güveni kötüye kullanmalı ve bu kötüye kullanma, hileli davranış şeklinde ve mağduru ikna edecek derecede dışa yansımalı, mağdur üzerinde tesir oluşturmalıdır. Mağdur, kamu görevlisinin görevinden kaynaklanan sebeple duyduğu güvenin etkisiyle hileli harekete inanmalı ve faile menfaat sağlamaya ikna edilmelidir. İkna suretiyle irtikapta hileli hareketin yokluğu veya çok basit nitelikte kalması halinde, sırf görevinin sağladığı güveni kötüye kullanan kamu görevlisinin ikna suretiyle irtikap suçundan sorumlu tutulması gündeme gelmez, bunun yerine TCK m.252’de düzenlenen rüşvet suçu veya TCK m.257/1’de tanımlanan görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığına bakılmalıdır.
İkna suretiyle irtikap suçunda kamu görevlisi; kişiyi doğrudan tehdit veya baskı altına almamakta, ancak görevinden kaynaklanan nüfuzunu kullanarak kişiyi menfaat sağlamaya yönlendirmektedir. Burada; mağdurun iradesi tamamen ortadan kalkmamış olmakla birlikte, kamu görevlisinin telkin, yönlendirme ve ikna edici davranışları sonucu menfaat temini vardır. Kanaatimizce; kişinin psikolojik olarak etki altına alınması, görevin sağladığı otoritenin kullanılması ve failin pasif konumda kalmaması halleri ikna suretiyle irtikap kapsamında değerlendirilmelidir. Örneğin; vergi dairesinde çalışan bir memur, “bu inceleme çok zor, ceza milyonlarca lira tutabilir, ama ben dosyayı daha az ceza ile kapatabilirim” sözü, ikna suretiyle irtikap suçunu oluşturur.
3- Hatadan Yararlanmak Suretiyle İrtikap
Hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçunda ise mağdur; kamu görevlisinin görevi gereği talep edebileceğini zannettiği bir menfaati, hataya düşerek kendiliğinden gerçekleştirmekte, kamu görevlisi ise bu hatayı bilmesine rağmen düzeltmeyerek menfaati kabul etmektedir. Bu suç tipinde icbar veya ikna bulunmamakta olup, failin kusuru mağdurun yanılgısından bilinçli şekilde yararlanmasında somutlaşmaktadır. Örneğin; bir vatandaşın, tapu müdürlüğünde işlemler için harç ödediğini sanarak, memura elden 10 bin lira vermesi ve memurun bu hatadan yararlanarak menfaat elde etmesi, hata suretiyle irtikap suçunu oluşturur.
İkna suretiyle irtikap suçunu tanımlayan TCK m.250/2’nin, mağdurun hatasından yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçu gündeme gelir. Mağdur; kamu görevlisi failin görevinin sağladığı güvene inanmakta, hile derecesine varmayan birtakım yönlendirmelerle hareket etmekte ve bu sırada hataya düşüp, ödememesi gereken bir parayı fail kamu görevlisine veya bir başkasına vermekte veya işinin görüleceğine olan inançla menfaat sağlama yönünde vaatte bulunmaktadır. Esasen ortada rüşvet, irtikap olmaksızın, mağdurun meşru ve hukuka uygun bir işinin görülmesi sırasında kendiliğinden vaatte bulunması veya bir menfaat sağlaması durumunda, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince rüşvet, irtikap ve hatta görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması suçlarından bahsedilemez, ancak kamu görevlisinin disiplin mahiyetinde sorumluluğu gündeme gelebilir. İşinin gördürülmesi için bu yönde çaba gösterenin fiilinin TCK m.252/1’de tanımlanan rüşvet verme suçuna teşebbüsün kapsamına girip girmeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir.
III- NETİCE
İrtikap suçu yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suç olup, oluşabilmesi için failin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kendisine veya bir başkasına maddi menfaat temin etme kastıyla hareket etmesi gerekir. İrtikap suçunun alt türleri olan icbar, ikna ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçları, kamu görevlisi failin uyguladığı yöntem ve mağdur üzerindeki etki düzeyi yönünden ayrılmaktadır.
- İcbar suretiyle irtikap suçunda; mağdurun iradesinin baskı ve zorlama ile sakatlanması sonucunda meydana geleceği, bu durumda mağdurun daha ağır bir zarardan kaçınmak amacıyla menfaat sağlamaya mecbur kalacağı,
- İkna suretiyle irtikap suçunda; kamu görevlisi failin görevinin sağladığı güveni kullanarak mağduru hileli bir şekilde menfaat sağlamaya yönlendirmesiyle ortaya çıkacağı, mağdurun iradesi kısmen korunsa bile, yönlendirme ve telkin etkisi ile menfaat temininin sağlanacağı,
- Hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçunda ise; mağdurun hataya düşmesi sonucunda menfaat sağlaması ve failin bu hatadan bilinçli olarak yararlanması suretiyle oluşacağı,
Yazımızda belirtilmiştir.
Elbette somut olayın özelliklerine göre irtikap suçunun varlığının tespitinde; failin kastı, mağdurun iradesinin durumu ve gerçekleştirilen menfaat talebinin hukuka uygunluğu ciddi bir öneme sahiptir. Kanaatimizce; yalnızca idari işlem yapılması, toplantı düzenlenmesi, öneri veya teklif sunulması, kamu görevinin icrası kapsamında faaliyet yürütülmesi, tek başına irtikap suçunu oluşturmayacaktır. Somut olayın tüm unsurları titizlikle değerlendirilmeden veya mağdurun iradesi ve zorda kalma hali dikkate alınmadan, irtikap suçunun varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenle ceza sorumluluğunun yalnızca kamu görevlisi failin kendisine veya bir başkasına maddi menfaat elde etme amacıyla gerçekleştirdiği fiiller bakımından gündeme geleceği izahtan varestedir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Tamer Berk Bayraklı
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
-----------
[1] İcbar suretiyle irtikap suçunu işleyen fail hakkında 5 yıldan 10 yıla hapis cezasına hükmedileceği TCK m.250’de belirtilmiştir. Faile, ikna suretiyle bu suçun işlenmesi halinde 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve kamu görevlisinin kişinin hatasından yararlanarak bu suçu işlemesi halinde ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verileceği TCK m.250’de ayrı ayrı düzenlenmiştir.
[2] Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından verilen 03.05.2016 tarihli, 2014/4463 E. ve 2016/4540 K. sayılı kararda, Sayın Genel Kurulun bu kararı dayanak alınmıştır.