İVAZLI UZLAŞTIRMA RAPORUNUN İCRA TAKİBİNE KONU EDİLMESİ

Abone Ol

Ceza yargılamasında uzlaştırma kurumu, son yıllarda giderek daha fazla uygulama alanı bulan ve mağdurun gerçek anlamda tatminine odaklanan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Ancak uygulamada görülen en kritik sorun, uzlaştırmanın olumlu sonuçlanmasının ardından yaşanmaktadır: Taraflar masaya oturmuş, anlaşmışlar, uzlaştırma raporu imzalanmış; ne var ki şüpheli üstlendiği edimi yerine getirmemiştir. Bu noktada mağdurun avukatı olarak şu soruyla yüzleşmek kaçınılmaz hale gelir: Uzlaştırma raporunu icraya koyacaksak hangi yolu izleyeceğiz? İlamlı icra mı, ilamsız icra mı?

Bu yazıda söz konusu soru kanun ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde, uygulamadan doğan pratik perspektifle ele alınacaktır.

I. Uzlaştırma Kurumunun Özü ve İvazlı Uzlaştırma

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253 ila 255. maddeleri arasında düzenlenen uzlaştırma, şüpheli veya sanık ile mağdur ya da suçtan zarar görenin tarafsız bir uzlaştırmacının yönetiminde anlaşmaya varmasını sağlayan bir süreçtir. Uzlaştırmaya katılım tamamen gönüllülük esasına dayanır ve gizlilik ilkesi çerçevesinde yürütülür.

Uzlaştırma sonucunda taraflar "edimsiz, ivazsız" olarak da anlaşabilir; yani herhangi bir maddi karşılık öngörülmeksizin barış sağlanabilir. Ancak çok daha sık karşılaşılan senaryo, şüphelinin mağdura belirli bir miktar tazminat ödemeyi, belirli bir edimi yerine getirmeyi ya da bir şeyden kaçınmayı kabul ettiği "ivazlı uzlaştırma"dır. İşte asıl hukuki sorun da tam burada başlamaktadır: Bu ivazın ödenmemesi halinde ne yapılacaktır?

II. Uzlaştırma Raporunun Hukuki Niteliği: İlam Mahiyeti

Konuyu düzenleyen temel hüküm, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 19. fıkrasının son cümlesidir. Anılan hükme göre: ‘‘Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.’’

Bu düzenleme son derece açıktır ve hukuki açıdan belirleyici bir sonuç doğurur. Uzlaştırma raporu, edim yerine getirilmediği takdirde mahkeme ilamı ile eş değer hukuki güce kavuşmaktadır. Nitekim Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin ilgili hükmü de bu doğrultuda düzenlenmiş olup uzlaştırma belgesinin "ilam niteliğinde" bir belge olduğunu teyit etmektedir.

2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 38. maddesi mahkeme ilamları dışında kalan ancak kanun tarafından açıkça ilam niteliğinde sayılan belgeleri listelemektedir. Bu maddeye göre ‘‘Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir.’’ Hakem kararları, noter senetleri ve ilgili özel kanunlar çerçevesinde bazı belgeler bu kapsamda değerlendirilmektedir. CMK m. 253/19, uzlaştırma raporunu da bu kategoriye dahil etmiş; kanun koyuncu bilinçli bir tercihle bu belgeyi ilamsız icranın değil, ilamlı icranın konusu haline getirmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 2022/15 Esas, 2022/627 Karar, 11.10.2022 tarihli kararı aynı doğrultuda olup "Son ihtimalde taraflar uzlaştırma sonunda belli bir edimin yerine getirilmesi hususunda anlaşmaya vardıkları takdirde Yönetmelik'in 33. maddesinde belirlenen edimlerden bir ya da birkaçını veya bunların dışında belirlenen hukuka ve ahlaka uygun başka bir edimi kararlaştırabilirler. CMK'nın 253. maddesinin on dokuzuncu fıkrasının son cümlesine göre belirlenen edimin yerine getirilmemesi hâlinde uzlaşma raporu 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır." şeklindedir.

III. Senaryo Ayrımı: Def'aten Ödeme mi, Taksit mi?

Uygulamada uzlaştırma kararının icraya yansıması, tarafların anlaşmanın içeriğine göre farklı görünümler alabilmektedir. Bu nedenle iki temel senaryoyu birbirinden ayırt etmek gerekir.

Birinci senaryo: Şüpheli, edimi def'aten yani tek seferde yerine getirir. Bu durumda CMK m. 253/19'un ilk cümlesi devreye girer ve Cumhuriyet savcısı tarafından "kovuşturmaya yer olmadığına" karar verilir. Edim yerine getirildiği için icra da söz konusu olmaz. İcra meselesi bu senaryoda gündem bulmaz.

İkinci senaryo: Edimin ileriki bir tarihe bırakıldığı, taksitlere bağlandığı ya da süreklilik arz ettiği (örneğin aylık düzenli ödemeler şeklinde kararlaştırıldığı) durumlardır. Bu halde kanun, başka bir mekanizma devreye sokar: Şüpheli hakkında "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı verilir. Erteleme süresi boyunca zamanaşımı işlemez. Süreç tamamlandıktan ve uzlaşmanın gereklerinin eksiksiz yerine getirilmesi üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Ancak şüpheli bu süre içinde edimini yerine getirmezse, ayrıca bir şart aranmaksızın kamu davası açılır. Eş zamanlı olarak mağdur, elindeki uzlaştırma raporunu icraya koyma hakkını kullanabilir.

Uygulamada asıl tartışma işte bu ikinci senaryoda yaşanmaktadır: Şüpheli borcunu ödememiştir, rapor imzalanmıştır, icraya konulacaktır. Hangi yol izlenecektir?

IV. İlamlı İcra Takibi

CMK m. 253/19 son cümlesinin lafzı, sistematik yorumu ve yerleşik uygulama birlikte değerlendirildiğinde cevap tartışmaya yer bırakmayacak biçimde açıktır: İlamlı icra.

İlamsız icrada, borçluya ödeme emri tebliğ edildiğinde itiraz hakkı tanınmakta ve bu itiraz takibi kendiliğinden durdurmaktadır. Alacaklı, itirazın iptali davası açmak zorunda kalmakta; böylece uzun ve külfetli bir yargılama süreci başlamaktadır. Oysa ivazlı uzlaştırma senaryosunda mağdurun bu tür bir yük altına sokulması, kurumun varlık amacıyla çelişir. Zira taraflar bir kez zaten anlaşmışlardır ve bu anlaşma devlet güvencesi altına alınmıştır.

İlamlı icrada ise tablo köklü biçimde farklıdır. Mağdur (alacaklı), yetkili herhangi bir icra dairesine başvurarak uzlaştırma raporuna dayalı ilamlı icra takibi başlatır. Borçluya, itiraz hakkı tanıyan ödeme emri değil; borcunu ödemesi için süre tanıyan "icra emri" tebliğ edilir. İlamın kesinleşmesi beklenmez; ilamlı takip için bu şart aranmamaktadır. Kaldı ki İİK m. 38 kapsamındaki belgelere dayanan takiplerde kesinleşme koşulu zaten söz konusu değildir.

Yine Ceza Muhakemeleri Kanunu 253/15 2. Cümle ‘‘Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır.’’ şeklindedir. Uzlaştırma tutanaklarının ilamlı icra takibine dayanak teşkil edebilmesi, belirli koşulların sağlanmasına bağlıdır. Her şeyden önce, tutanakta somut bir ifaya ilişkin karar bulunmalı ve bu ifanın kapsamı netlik taşımalıdır. İcra dairesi görevlilerinin, ellerine ulaşan belgeyi değerlendirerek borç tutarını kendi takdirleriyle hesaplama yetkileri bulunmamaktadır. Bu nedenle, yerine getirilecek edanın ne olduğu, hangi miktarda olduğu ve ne zaman ifa edileceği hususları, tutanakta hiçbir tereddüt yaratmayacak açıklıkta yer almalıdır.

Belirtmek gerekir ki icra edilebilirlik niteliği taşıyan belgelerin mutlak ve kayıtsız şartsız bir ifa yükümlülüğü içermesi zorunludur. Başka bir deyişle, belgedeki yükümlülük herhangi bir koşulun vukuuna bağlanamaz; aksine, kesin ve somut bir edim ihtiva etmelidir. Uzlaştırma tutanağında yer alan bir ödeme borcunun belirli bir hadisenin meydana gelmesine tabi kılınması halinde bu koşulun yerine gelip gelmediğinin tespiti icra organının görev alanı dışındadır. Böyle bir durumda, söz konusu belgenin ilamlı takip yoluna elverişliliği hukuki açıdan sorunlu bir nitelik kazanır.

Pratik Uygulama: İcra Dosyası Nasıl Açılır?

Mağdurun ya da vekilinin yapması gerekenler sırasıyla şunlardır:

Öncelikle elinde Cumhuriyet savcısının mühür ve imzasını taşıyan uzlaştırma raporunun aslı ya da onaylı sureti bulunmalıdır. Uzlaştırma raporu, uzlaştırmacı tarafından hazırlanıp büro aracılığıyla savcılığa iletildikten ve savcı tarafından onaylandıktan sonra hukuki geçerliliğini kazanır.

Ardından herhangi bir icra dairesinde ilamlı icra takibi başlatılır. İlamlı icrada yetki, ilamsız icradan farklı olarak kesin değildir; Türkiye genelinde herhangi bir icra dairesi yetkilidir.

Takip talebinde "ilam niteliğindeki belgeye dayalı ilamlı icra takibi" olduğu açıkça belirtilmeli ve uzlaştırma raporu eki ile birlikte icra dairesine sunulmalıdır.

Borçluya gönderilecek olan icra emrinde, İİK hükümleri çerçevesinde belirlenen süre içinde borcun ödenmesi ihtar edilir.

Faiz meselesine de değinmek gerekir. Uzlaştırma raporunda faiz kararlaştırılmışsa bu oran esas alınır; kararlaştırılmamışsa yasal faiz uygulanır. Faizin başlangıç tarihi olarak genel kabul gören yaklaşım, edimin yerine getirilmesi gereken tarihten itibaren faizin işlemeye başlamasıdır. Ancak bu hususta da farklı görüşler mevcut olup Yargıtay kararları belirleyici yol gösterici işlev üstlenmektedir.

V. Tazminat Davası Açılamaz Mı?

Başka bir kritik noktayı da vurgulamak gerekir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 19. fıkrasının 4. cümlesi ‘‘Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.’’ şeklindedir. Yine Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 6. fıkrası şöyledir: ‘‘Uzlaşmanın sağlanması hâlinde, soruşturma veya kovuşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.’’ hükmü uyarınca, uzlaşmanın sağlandığı durumlarda soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan ise feragat edilmiş sayılır. Ancak bu yasak mutlak değildir. Kanun, "uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar"ı bu yasağın dışında tutmaktadır. Dolayısıyla mağdur, uzlaştırma raporu mevcut iken ayrıca tazminat davası açma yoluna gidemez; hak arayışını ilamlı icra yoluyla sürdürmek zorundadır.

VI. Değerlendirme

Hukuki açıdan ortada bir tartışma zemini kalmamaktadır. CMK m. 253/19 çok açık bir hükümdür ve ilam mahiyetine ilişkin atfı İİK m. 38'e yapılmış olduğundan, uzlaştırma raporunun ilamlı icranın konusu olacağı kuşkusuzdur. Bununla birlikte uygulamada zaman zaman icra dairelerinin bu belgenin niteliği konusunda tereddüt yaşadığı görülmektedir. Bu nedenle takip talebine mutlaka ilgili kanun maddelerinin açık atfını içeren bir dilekçenin eklenmesi, olası gecikmelerin önüne geçecektir.

Uzlaştırma kurumu, ceza yargılamasındaki cezalandırma odaklı geleneksel yaklaşımın ötesine geçerek mağdurun fiilî tatminini ön plana alan bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu anlayışın hayata geçirilmesi, yalnızca olumlu bir uzlaştırma raporu düzenlenmesiyle tamamlanmaz. Asıl sınav, edimin eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesidir. Getirilmediği takdirde mağdurun elinde güçlü bir hukuki araç mevcuttur: İlamlı icra. Bu aracı doğru ve etkin kullanmak ise avukatın uzmanlık alanına girmektedir.