Kanuni Faizde Sessiz Devrim

Abone Ol

31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun ile kanuni faizin belirlenme usulünde köklü bir değişikliğe gidildi. İlk bakışta teknik nitelikte görünen bu düzenleme, gerçekte Türk faiz hukukunda yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır. Çünkü değişen yalnızca faiz oranı değil, kanuni faizin belirlenmesine hâkim olan anlayıştır.

3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi yeniden düzenlenmiş; sözleşmede faiz oranının kararlaştırılmadığı hâllerde uygulanacak kanuni faizin, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden hesaplanacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca, yıl içinde reeskont oranında beş puan veya daha fazla değişiklik meydana gelmesi hâlinde, yılın ikinci yarısında uygulanacak kanuni faiz de buna göre güncellenecektir.

Böylece kanuni faiz, ekonomik gelişmelerden bağımsız ve uzun süre değişmeyen sabit bir oran olmaktan çıkmış; ekonomik göstergelere göre şekillenen dinamik bir yapıya kavuşmuştur.

Aslında burada değişen yalnızca faiz oranının belirlenme yöntemi değildir. Değişen, hukukun ekonomik gerçekliği dikkate alış biçimidir.

Bugüne kadar uygulanan sistemde kanuni faiz, zaman zaman ekonomik hayatın gerisinde kalabiliyordu. Özellikle yüksek enflasyonun yaşandığı ve finansman maliyetlerinin hızla arttığı dönemlerde sabit faiz oranı, ne alacaklının hakkını tam olarak koruyabiliyor ne de borçlu bakımından gerçek piyasa koşullarını yansıtabiliyordu. Bunun sonucu olarak alacaklı, alacağının reel değerini önemli ölçüde kaybediyor; borçlu ise piyasa şartlarının çok altında bir maliyetle borcunu uzun süre taşıyabiliyordu. Hukukun kurmaya çalıştığı menfaat dengesi de bu nedenle zedelenebiliyordu.

Yeni düzenleme, işte bu dengenin yeniden kurulmasını amaçlamaktadır.

Kanuni faiz, yalnızca mahkemelerin hükmettiği alacaklarda uygulanan teknik bir hesaplama yöntemi değildir. Tarafların faiz konusunda anlaşmadığı borç ilişkilerinde, tazminat alacaklarında, sebepsiz zenginleşmede ve Türk Borçlar Kanunu’nun uygulandığı pek çok hukuki ilişkide doğrudan uygulanmaktadır. Bu nedenle yapılan değişiklik, yalnızca finans sektörünü veya ticaret hayatını değil, günlük yaşamda borç ilişkisi kuran hemen herkesi yakından ilgilendirmektedir.

Şüphesiz yeni sistem uygulamada bazı yeni sorunları ve sorumlulukları da beraberinde getirecektir. Faiz oranının yıl içinde değişebilmesi, özellikle uzun süren davalarda farklı dönemler için farklı faiz hesaplarının yapılmasını gerektirecektir. Bu durum bilirkişilerin hesap yöntemlerini, avukatların dava stratejilerini, mahkemelerin kararlarını ve icra müdürlüklerinin uygulamalarını doğrudan etkileyecektir.

Ancak kanaatimce bu düzenlemenin en önemli yönü, teknik ayrıntılarında değil, hukuk politikası bakımından taşıdığı anlamdadır.

Hukuk, ekonomik gerçekleri görmezden gelemez. Aynı şekilde ekonomi de hukuki güvenliği ve öngörülebilirliği zedeleyecek ölçüde hukukun alanına hâkim olmamalıdır. Hukuk devletinin görevi, ekonomik gerçeklik ile hukuki güvenlik arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurabilmektir.

7589 sayılı Kanun ile getirilen sistem, bu dengeyi kurmaya yönelik önemli bir iradeyi ortaya koymaktadır. Elbette uygulamada reeskont oranındaki değişimlerin devam eden davalara nasıl yansıyacağı, geçiş dönemlerinde hangi tarihin esas alınacağı ve farklı dönemlere ilişkin faiz hesaplarının nasıl yapılacağı yargı kararlarıyla zaman içinde açıklığa kavuşacaktır.

Ancak bugünden söylenebilecek bir husus açıktır: Türk faiz hukukunda artık yalnızca kanuni faizin oranı değil, o oranın belirlenme mantığı da değişmiştir. Kanuni faiz, ekonomik gelişmeleri dikkate alan dinamik bir sisteme bağlanmış; böylece hukuk ile ekonomi arasındaki ilişki yeni bir zemine oturtulmuştur.

Hukuk, yaşayan bir kurumdur. Toplum değiştikçe, ekonomik şartlar farklılaştıkça hukuk da kendini yenilemek zorundadır. Önemli olan, bu yenilenmenin hukuki güvenliği zayıflatmadan, adalet duygusunu güçlendirecek şekilde gerçekleştirilmesidir.

Kanuni faizin reeskont oranına endekslenmesi, bu yönüyle teknik bir değişiklik olmanın ötesinde, Türk faiz hukukunda sessiz ama etkileri uzun yıllar hissedilecek yapısal bir dönüşümün habercisidir.