MAKALE

KAVRAM HUKUKÇULUĞUNA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ

Abone Ol

Giriş

Hukuk, toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar bütünü olmanın ötesinde, insan ilişkilerinin karmaşıklığına adalet ve hakkaniyet temelinde çözüm üretme sanatıdır. Ancak hukuk sistemlerinde kimi zaman karşımıza çıkan "kavram hukukçuluğu", hukuku salt mantıksal bir denkleme, hakimi/uygulayıcıyı ise bu denklemi çözen bir otomata indirgeme tehlikesi taşımaktadır.

Kanun metinlerini, hayatın gerçeklerinden kopuk, kutsal ve değiştirilemez dogmalar olarak gören bu biçimci anlayış; "hukuki güvenlik" maskesi altında, somut olay adaletini şekle kurban etmektedir. Bu çalışmada, hukukun amacının şekli kalıpları korumak değil, çatışan menfaatleri dengelemek olduğu gerçeği, Rona Serozan’ın "menfaatler hukuku" perspektifiyle ele alınacaktır.

I. Kavramların Tahakkümü: Şekilcilik Tuzağı

Kavram hukukçuluğu, hukuki problemleri çözerken yaşamın somut gerçeklerine, tarafların ihtiyaçlarına veya hükmün yaratacağı sosyal sonuçlara bakmaksızın; yalnızca soyut kavramların mantıksal tümdengelimine odaklanır. Bu yaklaşıma göre hukuk, kapalı ve kendi kendine yeten bir matematiksel sistemdir.

Oysa hukuk matematik değildir. İnsan ilişkileri, 2+2=4 kesinliğinde formüle edilemez. İnsan ilişkileri; güvene dayalı, karmaşık ve dinamik bir organizma gibidir. Bir sözleşmeyi, ifa edilmesine rağmen sırf şekle aykırı diye geçersiz saymak, mevzuat hükümlerini amacını göz ardı ederek körü körüne uygulamak kavramlara tapınmak, insanı ise araçsallaştırmaktır. Şekil, hakkın özünü korumak için bir araçtır; hakkın özünü yok eden bir silaha dönüştüğünde, hukuk meşruiyetini yitirir.

II. Lafzın Esareti ve "Ruhsuz" Yorum

Kanun koyucunun iradesi, metnin lafzında (sözünde) değil, o kuralın konuluş amacında (ratio legis) gizlidir. Metne sıkı sıkıya bağlı, literal bir yorum tarzı; kanunun ruhunu öldürür. Hukuk kuralları, laboratuvar ortamında üretilen steril formüller değil, toplumsal ihtiyaçlardan doğan canlı organizmalardır.

Bir hukukçunun görevi, kanun metnini papağan gibi tekrarlamak değil; o metni günün koşullarına, çağın gereklerine ve somut olayın özelliklerine göre yorumlayarak adaleti tesis etmektir. "Kanun böyle emrediyor" diyerek vicdanı yaralayan bir sonuca ulaşmak, hukukçuluğun değil, şekilperestliğin bir tezahürüdür.

Şöyle bir tabela düşünün: "Parka motorlu taşıt girmesi yasaktır."

Bu kuralın amacı, parktaki çocukların güvenliğini ve huzuru sağlamaktır. Peki, parkta kalp krizi geçiren birini kurtarmak için sirenleri çalarak gelen bir ambulansı, sırf "motorlu taşıt" olduğu için içeri almamak hukuk mudur?

Mekanik hukukçu, "Yasa yasaktır dedi" diyerek ambulansı kapıda durdurur ve hastanın ölmesine seyirci kalır. Gerçek hukukçu ise, "Bu yasa can kurtaranı engellemek için konulmadı" diyerek o kapıyı açar. Adalet, kanun maddelerinin satır aralarında değil, o maddelerin yaşamla temas ettiği "hakkaniyet" noktasında aranmalıdır.

III. Menfaatler Dengesi ve Yaşayan Hukuk

Hukuk, çatışan menfaatleri dengeleyen bir terazidir. Rona Serozan hocanın da işaret ettiği gibi, bir hukuk kuralı uygulanırken sorulması gereken ilk soru şudur: "Bu kural hangi menfaati koruyor ve somut olayda hangi menfaat korunmaya daha layıktır?"

Örneğin, usul hukukundaki sürelerin amacı yargılamayı disipline etmektir; ancak bu süreleri, hak arama hürriyetini ortadan kaldıracak kadar katı uygulamak, aracın amaca hükmetmesi demektir. Veya iş hukukunda, işçinin emeğini koruması gereken kuralları, biçimsel eksiklikler nedeniyle işlevsiz kılmak, sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz. Hukukçu, teraziyi kurarken sadece normatif metinleri değil, "hayatın olağan akışını", ekonomik gerçekleri ve insani değerleri de kefeye koymak zorundadır.

IV. Eşitlik Masalı ve "Fil ile Karınca"nın Dansı

Mekanik hukuk anlayışının en büyük yanılgısı ve Serozan’ın deyimiyle "sefaleti", tarafları kağıt üzerinde eşit kabul etmesidir. Hukuk, "taraflar eşittir" varsayımıyla hareket eder. Ancak ekonomik gerçeklikte bu eşitlik koca bir yalandır.

Rona Hoca'nın işaret ettiği gibi; günlük kazancı 20 lira olan somut birey ile holding sahibi olan kişi, "soyut hak sujesi" olarak eşit görünse de gerçekte eşit değildir.

Fil ile karıncayı aynı dans pistine koyup "İkiniz de serbestçe dans edebilirsiniz, kurallar ikiniz için de eşit" demek, karıncanın ezilmesine onay vermektir.

İşçinin işveren karşısında, tüketicinin banka karşısında, vatandaşın idare karşısında "sözleşme özgürlüğü"nü savunmak; filin özgürlüğünü savunmaktır. Aç kalmamak için önüne konulan şartları kabul etmek zorunda olan işçinin iradesi "özgür" değildir. Hukukçu, kağıt üzerindeki imzaya değil, o imzayı attıran ekonomik zorunluluğa bakmak zorundadır. Ekonomik gücü yok sayan bir hukuk, güçlünün tahakkümünü meşrulaştıran bir araçtan ibarettir.

Sonuç

Hukuk kuralları, gökten inen değişmez kutsal metinler değil, insanlar tarafından insanlar için oluşturulmuş, tarihsel ve ekonomik temelleri olan bir çözüm mekanizmasıdır.

Hukukçu, kuralları yorumlarken; şekilci, biçimci ve mekanik birer "kavram memuru" olmamalıdır. Tam aksine güçlü bir empati duygusuyla beraber; kanunun amacını, tarafların içinde bulunduğu ekonomik/sosyal gerçekliği ve vicdani kanaati harmanlayan birer "adalet mimarı" olmalıdır. Esas hakkı şekle feda eden, insanı prosedürlerin/şeklin arasında ezen, yoksul ile varsılı aynı kefeye koyarak gözlerini gerçekliğe kapatarak adaletsizlik üreten yorum tarzı reddedilmelidir. Çünkü hukuk, kavramların saltanatı için veya fil dişi kulesinde kavram fetişizmi yaparak tatmin olmak için değil, insanın onurlu yaşamı için vardır.

Av. Mücahit BEYAZ

KAYNAKÇA

- BUDAK, Ali Cem: Medenî Usul Hukukunda Kavram İçtihadı ve Menfaat İçtihadı, Filiz Kitabevi, İstanbul 2021.

- SEROZAN, Rona: "Hukukun Sefaleti", Hukukta Yöntem içinde, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2015.

- SEROZAN, Rona: Hukukta Yöntem, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2015.

- SEROZAN, Rona / ENGİN, B. İlkay / ATAMER, Yeşim M.: Medeni Hukuk Genel Bölüm Kişiler Hukuku, 9. Bası, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2022.