KONKORDATODA DÜRÜSTLÜK İLKESİ VE BAŞVURU SÜRECİNDE FİNANSAL ŞEFFAFLIK YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Abone Ol

I. GİRİŞ

Özel hukuk ilişkilerinin temelini oluşturan güven ilkesi, kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uygun davranmalarını zorunlu kılmaktadır. Hukuk düzeni yalnızca şeklen kanuna uygun davranışları değil, aynı zamanda dürüstlük kuralına uygun şekilde kullanılan hakları koruma altına almaktadır. Bu nedenle iyi niyet ve dürüstlük ilkeleri yalnızca medeni hukukun değil, borçlar hukuku, ticaret hukuku ve icra-iflâs hukukunun da temel prensipleri arasında yer almaktadır.

Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun'un 3. maddesinde ise iyi niyet karinesi düzenlenmiştir. Buna göre kanunun iyi niyete hukuki sonuç bağladığı hâllerde asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bununla birlikte, somut olayın gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamayacaktır.

Bu hükümler, özel hukukun bütün alanlarında olduğu gibi konkordato hukukunda da uygulama alanı bulmaktadır. Zira konkordato müessesesi, ekonomik güçlük içerisine düşmüş dürüst borçlunun faaliyetlerini sürdürebilmesini ve alacaklıların mümkün olan en yüksek oranda tatmin edilmesini amaçlayan istisnai bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Dolayısıyla konkordatonun varlık sebebi, borçlunun dürüst davranacağı yönündeki hukuki varsayıma dayanmaktadır.

Öğretide her ne kadar "iyi niyet" kavramı genel bir ifade olarak kullanılmakta ise de, konkordato hukukunda esasen uygulanması gereken ilke TMK m.2'de düzenlenen objektif dürüstlük kuralıdır. TMK m.3 anlamındaki sübjektif iyi niyet ise ancak kanunun açıkça hukuki sonuç bağladığı hâllerde uygulama alanı bulmaktadır. Dolayısıyla konkordato yargılamasında değerlendirilmesi gereken husus, borçlunun kötü niyetli olup olmadığı değil, dürüstlük kuralına uygun davranıp davranmadığıdır.

Bu çalışmada, konkordato hukukunda iyi niyet ilkesinin kapsamı, borçlunun dürüst davranma yükümlülüğü, bu yükümlülüğün ihlali hâlinde uygulanabilecek yaptırımlar ile uygulamada karşılaşılan kötüye kullanma örnekleri İcra ve İflâs Kanunu hükümleri çerçevesinde incelenecektir.

II. KONKORDATONUN AMACI VE İYİ NİYET ESASI

Ekonomik dalgalanmalar, finansmana erişimde yaşanan güçlükler, yüksek enflasyon, üretim maliyetlerindeki artışlar ve işletme sermayelerindeki yetersizlikler son yıllarda konkordato başvurularında önemli ölçüde artışa neden olmuştur. Bu gelişmeler, konkordato kurumunun ekonomik hayattaki önemini artırmış olmakla birlikte, uygulamada çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir.

İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiği incelendiğinde konkordatonun temel amacının, ekonomik olarak geçici ödeme güçlüğü yaşayan ancak faaliyetini sürdürebilecek durumda bulunan dürüst borçlunun korunması olduğu görülmektedir. Kanun koyucu, borçlunun ticari faaliyetlerini devam ettirebilmesini sağlarken aynı zamanda alacaklıların da mümkün olan en yüksek düzeyde tatmin edilmesini hedeflemiştir.

Nitekim öğretide konkordato; "Dürüst bir borçlunun, imtiyazsız alacaklılarının çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdikiyle hüküm ifade eden cebrî bir anlaşmadır." şeklinde tanımlanmaktadır (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 1444).

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere konkordatonun ön şartı borçlunun dürüst olmasıdır. Dolayısıyla alacaklılardan korunmak, icra takiplerini durdurmak veya şirket malvarlığını üçüncü kişilere devretmek amacıyla yapılan başvurular konkordato kurumunun kuruluş amacına tamamen aykırıdır.

III. KONKORDATODA BORÇLUNUN DÜRÜST DAVRANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Konkordato talebinde bulunan borçlu, yalnızca mahkemeye başvurduğu anda değil, geçici mühletin verilmesinden konkordatonun tasdikine kadar devam eden bütün süreç boyunca dürüstlük kuralına uygun hareket etmek zorundadır.

Geçici mühlet kararı ile borçlu önemli ölçüde hukuki koruma elde etmektedir. Buna karşılık alacaklıların takip hakları önemli ölçüde sınırlandırılmaktadır. Bu nedenle konkordato sürecinde borçlunun davranışları daha sıkı bir dürüstlük denetimine tabi tutulmalıdır.

Borçlunun; malvarlığını azaltmaya yönelik işlemler yapması, şirket aktiflerini üçüncü kişilere devretmesi, alacaklıların tahsil imkânını azaltacak tasarruflarda bulunması, ticari faaliyet görüntüsü altında mal kaçırmaya yönelik işlemler gerçekleştirmesi, komiserin talimatlarına aykırı davranması, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacak davranışlar olarak değerlendirilebilir.

Bu noktada değerlendirme yapılırken yalnızca işlemin şekli değil, ekonomik sonucu ve alacaklılar üzerindeki etkisi de dikkate alınmalıdır.

Konkordato talebinde bulunan borçlunun dürüst davranma yükümlülüğü, yalnızca geçici mühlet kararının verilmesinden sonraki dönemi değil, mahkemeye yapılan ilk başvurudan itibaren bütün konkordato sürecini kapsamaktadır. Bu nedenle mahkemeye sunulan konkordato ön projesi ile ekindeki mali verilerin gerçeği eksiksiz ve doğru şekilde yansıtması zorunludur. Özellikle stok kayıtlarının fiili stok durumu ile uyumlu olmaması, işletmenin aktifinde gösterilen emtianın gerçekte bulunmaması veya kayıtlı miktarlardan önemli ölçüde farklı olması, ticari defter ve mali tablolarda yer verilen kasa mevcudunun fiili kasa sayımıyla örtüşmemesi, başka bir ifadeyle muhasebe kayıtlarında mevcut görünen nakdin gerçekte işletme kasasında bulunmaması yahut nakit akış projeksiyonlarının işletmenin gerçek ödeme kapasitesini yansıtmayacak şekilde iyimser varsayımlara dayanılarak hazırlanması, konkordato talebinin dayandığı mali verilerin güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Bu tür aykırılıklar, her somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmekle birlikte, borçlunun mahkemeyi ve alacaklıları yanıltmaya yönelik hareket ettiğine ilişkin kuvvetli emare olarak kabul edilebilir. Zira konkordato yargılamasında mahkemenin geçici mühlet kararı verirken yaptığı ilk değerlendirme, büyük ölçüde borçlu tarafından sunulan mali bilgi ve belgelere dayanmaktadır. Gerçeği yansıtmayan mali tablolar üzerinden konkordato korumasından yararlanılması, yalnızca Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmakla kalmayacak; aynı zamanda konkordato kurumunun dürüst borçluyu koruma amacını da ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle konkordato komiserinin, bağımsız denetçinin ve mahkemenin özellikle stok kayıtları, kasa mevcudu, banka hesapları, cari hesap hareketleri ve nakit akış projeksiyonları üzerinde ayrıntılı inceleme yapması, konkordato kurumunun kötüye kullanılmasının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Kanaatimizce konkordato yargılamasında borçlunun dürüstlüğünün değerlendirilmesi yalnızca İİK m. 297 kapsamında mühlet süresince gerçekleştirilen işlemlerle sınırlandırılmamalıdır. Başvuru tarihinden önce düzenlenen mali tabloların gerçeğe aykırı hazırlanması, aktiflerin olduğundan fazla, pasiflerin olduğundan az gösterilmesi, gerçekte mevcut olmayan stokların varmış gibi kaydedilmesi veya kasa hesabının fiktif şekilde şişirilmesi de dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirilmeli; bu tür davranışların tespiti hâlinde mahkeme, İİK m. 287 ve devamı hükümleri çerçevesinde konkordato talebinin samimiyetini yeniden değerlendirmelidir. Aksi yaklaşım, gerçeği yansıtmayan mali verilerle konkordato korumasından yararlanılmasına imkân sağlayarak hem dürüst borçlular ile kötü niyetli borçlular arasında eşitsizlik yaratacak hem de alacaklıların menfaatlerini telafisi güç biçimde zedeleyebilecektir.

Konkordato, borçluya devlet eliyle sağlanan olağanüstü bir cebrî koruma mekanizmasıdır. Devletin cebrî korumasından yararlanabilmenin ön şartı ise dürüst davranmaktır. Dolayısıyla dürüstlük ilkesi konkordatonun yalnızca etik değil, hukuki meşruiyet şartını oluşturmaktadır.

IV. GEÇİCİ MÜHLET DÖNEMİNDE DÜRÜSTLÜK İLKESİNİN GÖRÜNÜMÜ

İİK'nın 287. maddesi uyarınca mahkeme, konkordato talebiyle birlikte sunulan belgelerin eksiksiz olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve borçlunun malvarlığının korunması için gerekli tüm tedbirleri alır. Buna karşılık İİK m.297 gereğince borçlu kural olarak komiser gözetiminde faaliyetlerine devam eder.

Ancak Kanun, mahkemeye daha geniş yetkiler de tanımıştır. Mahkeme; bazı işlemlerin yalnızca komiser izniyle yapılmasına, işletmenin tamamen komiser tarafından yönetilmesine, borçlunun tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasına karar verebilir.

Kanaatimizce özellikle yüksek tutarlı ticari işletmeler bakımından mahkemece verilen geçici mühlet kararlarında komiserin görev ve yetkilerinin genel ifadeler yerine somut ve ayrıntılı şekilde belirlenmesi, uygulamada doğabilecek tereddütleri önemli ölçüde azaltacaktır.

V. BORÇLUNUN TASARRUF YETKİSİNİN SINIRLANDIRILMASI

İİK m.297/2 uyarınca borçlu; rehin tesis edemez, kefil olamaz, ivazsız tasarrufta bulunamaz, işletmenin devamı açısından önem taşıyan taşınırları devredemez, taşınmazlarını mahkeme izni olmaksızın tasarruf konusu yapamaz. Kanun koyucu bu sınırlamaları, alacaklıların menfaatlerinin korunması amacıyla kabul etmiştir.

Buna rağmen uygulamada bazı borçluların görünüşte ticari faaliyet kapsamında işlem yaparak şirket aktiflerini azaltmaya yönelik davranışlarda bulunduğu görülmektedir. Bu tür işlemlerin yalnızca şekli hukuk bakımından değil, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bakımından da değerlendirilmesi gerekir.

VI. DÜRÜSTLÜK KURALINA AYKIRILIĞIN SONUÇLARI

Borçlunun konkordato sürecinde dürüst davranmadığının anlaşılması hâlinde çeşitli hukuki yaptırımlar gündeme gelebilir.

Bunlar; geçici mühletin kaldırılması, kesin mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddi, tasarruf yetkisinin kaldırılması, iflâs kararı verilmesi, tasdik edilmiş konkordatonun tamamen feshi şeklinde ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle İİK m.292 kapsamında borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması hâlinde mahkeme, komiser raporu üzerine konkordato talebini reddederek borçlunun iflâsına resen karar verebilecektir.

VII. KONKORDATONUN TAMAMEN FESHİ

İİK'nın 308/f maddesi, kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun tamamen feshedilebilmesine imkân tanımaktadır. Buna göre her alacaklı, kötü niyet unsurunun varlığı hâlinde tasdik kararını veren mahkemeden konkordatonun tamamen feshini talep edebilir.

Fesih kararının kesinleşmesi üzerine durum ilan edilir ve gerekli mercilere bildirilir. Ayrıca şartlarının oluşması hâlinde mahkeme borçlunun iflâsına da resen karar verebilir. Bu düzenleme, konkordato sürecinde dürüstlük ilkesinin yalnızca tasdik aşamasına kadar değil, konkordatonun uygulanması süresince de korunmasını amaçlamaktadır.

VIII. 13 MAYIS 2026 TARİHLİ YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİN DÜRÜSTLÜK İLKESİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

13 Mayıs 2026 tarihli ve 33252 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, konkordato başvurularında sunulan mali bilgilerin doğruluğu ve güvenilirliğinin artırılmasına yönelik önemli yenilikler getirmiştir. Her ne kadar Yönetmelik değişikliği doğrudan "dürüstlük" kavramına yer vermemiş olsa da, getirilen düzenlemelerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucunun konkordato başvurularında şekli belge denetiminden ziyade gerçeğe uygun finansal raporlama anlayışını güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir.

Özellikle Yönetmeliğin 4. maddesinde yapılan değişiklikle borçlular bakımından uygulanacak finansal raporlama çerçevesinin açık biçimde belirlenmiş olması, konkordato talebine esas alınacak mali tabloların ortak muhasebe standartlarına göre hazırlanmasını zorunlu hâle getirmiştir. Böylece işletmenin mali durumunun farklı muhasebe uygulamalarıyla olduğundan farklı gösterilmesi ihtimalinin azaltılması hedeflenmiştir.

Benzer şekilde Yönetmeliğin 5 inci maddesinde yapılan değişiklik ile konkordato dosyasına eklenecek bağımsız denetim raporunun "makul güvence veren denetim raporu" niteliğinde olması zorunlu tutulmuştur. Bu değişiklik, konkordato hukukunda yalnızca belge sunulmasını değil, sunulan mali bilgilerin doğruluğuna ilişkin yüksek seviyede güvence verilmesini amaçlamaktadır. Başka bir ifadeyle artık denetim faaliyetinin amacı yalnızca muhasebe kayıtlarının varlığını tespit etmek değil; konkordato talebinin dayandığı finansal verilerin gerçeği makul ölçüde yansıtıp yansıtmadığını ortaya koymaktır.

Gerçekten de konkordato talebinin kabulü bakımından önemli olan husus yalnızca İİK m.286 kapsamında gerekli belgelerin şeklen dosyaya sunulmuş olması değildir. Asıl önem taşıyan husus, bu belgelerde yer alan finansal verilerin işletmenin gerçek mali durumunu dürüstlük kuralına uygun biçimde yansıtmasıdır. Gerçeğe aykırı stok kayıtları, fiilen mevcut olmayan kasa mevcudu, gerçeği yansıtmayan nakit akış projeksiyonları veya fiktif aktif kalemleri üzerine kurulan bir konkordato projesi, şeklen eksiksiz görünse dahi dürüstlük ilkesine uygun kabul edilemez.

Bu yönüyle 13 Mayıs 2026 tarihli Yönetmelik değişikliği, konkordato başvurularında şekli belge denetiminden maddi doğruluk denetimine geçiş iradesinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Özellikle makul güvence veren bağımsız denetim raporunun zorunlu tutulması, mahkemenin ve konkordato komiserinin yalnızca muhasebe kayıtlarını değil, bu kayıtların ekonomik gerçeklikle uyumunu da dikkate alması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Ancak belirtmek gerekir ki, söz konusu Yönetmelik değişikliği tek başına konkordato kurumunun kötüye kullanılmasını tamamen önlemeye yeterli değildir. Zira bağımsız denetim raporları büyük ölçüde denetçiye sunulan bilgi ve belgelere dayanılarak hazırlanmaktadır. Bu nedenle gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarının oluşturulması, stokların olduğundan fazla gösterilmesi, ilişkili şirket işlemleriyle aktiflerin şişirilmesi veya kasa hesabının gerçekte mevcut olmayan nakit ile desteklenmesi hâlinde, yalnızca bağımsız denetim raporuna dayanılarak konkordato başvurusunun dürüst olduğu sonucuna varılması mümkün değildir. Bu sebeple mahkeme ile konkordato komiserinin özellikle stok sayımları, banka mutabakatları, cari hesap hareketleri, kasa fiili sayımları ve işletmenin gerçek faaliyet hacmi üzerinde etkin bir maddi inceleme yapmaları gerekmektedir.

Kanaatimizce yeni Yönetmelik, konkordato hukukunda dürüstlük ilkesinin yalnızca borçlunun davranışlarını değil, başvurunun dayanağını oluşturan finansal verilerin doğruluğunu da kapsadığı yönündeki görüşümüzü güçlendirmektedir. Başka bir ifadeyle, konkordato hukukunda dürüstlük ilkesi artık sadece davranışsal bir yükümlülük olarak değil; aynı zamanda finansal şeffaflık, doğru finansal raporlama ve ekonomik gerçekliğe uygun bilgi sunma yükümlülüğü olarak da değerlendirilmelidir.

IX. DEĞERLENDİRME

Konkordato, dürüst borçluların ekonomik hayata yeniden kazandırılması amacıyla oluşturulmuş olağanüstü bir hukuki yeniden yapılandırma kurumudur. Bu nedenle konkordato koruması, yalnızca ödeme güçlüğü yaşayan borçluların değil, aynı zamanda dürüst davranan borçluların yararlanabileceği istisnai bir hukuki imkân olarak değerlendirilmelidir.

Borçlunun geçici veya kesin mühlet kararını alacaklılardan mal kaçırmak, şirket aktiflerini azaltmak ya da icra takiplerini sürüncemede bırakmak amacıyla kullanması, TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi, konkordato kurumunun varlık sebebini de ortadan kaldırmaktadır.

Bu nedenle konkordato hukukunda yapılacak değerlendirmelerde yalnızca borçlunun mali durumu değil, konkordato sürecindeki davranışları, ticari işlemlerinin ekonomik etkileri ve alacaklıların menfaatleri üzerindeki sonuçları birlikte değerlendirilmelidir. Konkordato korumasının, dürüstlük ilkesinden uzaklaşan borçlular bakımından devam ettirilmesi, hem İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiğine hem de Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık oluşturacaktır.

Konkordatoda dürüstlük denetimi yalnızca borçlunun davranışlarının değil, başvuru dosyasında mahkemeye sunulan mali bilgilerin doğruluğunun da yargısal denetimini kapsar. Başka bir ifadeyle konkordatoda dürüstlük, yalnızca davranışsal bir yükümlülük değil, aynı zamanda finansal şeffaflık yükümlülüğüdür. Gerçeğe aykırı mali tablolar üzerine kurulan bir konkordato talebi, İİK m.286'da öngörülen belge sunma yükümlülüğünü şeklen yerine getirmiş görünse bile TMK m.2 anlamında dürüstlük kuralını ihlal edeceğinden konkordato korumasından yararlanmayı haklı kılamaz.

Bu yönüyle konkordato hukukunda iyi niyet, yalnızca başvuru şartlarından biri olmayıp, geçici mühlet kararından konkordatonun infazının tamamlanmasına kadar devam eden ve yargısal denetime tabi bulunan temel bir hukuki yükümlülük niteliği taşımaktadır. Bu nedenle mahkemelerin ve konkordato komiserlerinin, borçlunun dürüst davranma yükümlülüğünü şekli değil maddi anlamda denetlemeleri, konkordato kurumunun amacına uygun işletilebilmesi bakımından zorunludur.

X. GÜNCEL YARGI KARARLARI

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1636 Esas ve 2025/2895 Karar

Talep eden şirket vekili dilekçesinde; müvekkili şirketin ödeme güçlüğü içinde olduğunu ve konkordato ön projesinde yazıldığı şekilde borçlarını ödemek istediğini ileri sürerek, konkordato projesinin tasdikini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile konkordato talep eden şirketin komiser tarafından istenilen bilgilere ulaşması adına gerekli özeni göstermediği gibi komiser tarafından istenilen bilgileri ve belgeleri vermekten kaçınmak suretiyle komiserin talimatlarına aykırı davrandığı, konkordato başvurusunda beyan edilen mali tablolar ve mali veriler kayıtlarla karşılaştırılarak, kayıtların fiili durumla aynı olup olmadığı ve mevcut durumun ön projede öngörülen nakit akım tabloları ve borç geri ödemeleri için yeterli olup olmadığı hususlarında yapılan incelemede tablolar ve fiili durum ile dosyadaki rayiç değer tablosunda farklılıkların olduğu, komiser tarafından talep eden şirketin Ekim/2024 ile Aralık/2024 arasındaki dönemde satış tutarlarıyla toplam ciro bilgilerine ulaşılamadığı ve dolayısıyla sürecin devamı için gerekli performansın gösterilip gösterilmediği hususunda değerlendirme yapılamadığı, talep eden şirketin ön projesinin makul ve uygulanabilir olmadığı, konkordatonun başarıya ulaşma imkanının bulunmadığı, İİK'nın 292/1-b ve c maddeleri gereğince konkordatonun başarıya ulaşamayacağı ve borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği gerekçesiyle talep edenin konkordato talebinin reddi ile iflasına karar verilmiştir.

İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde konkordato talep eden vekili, alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1-Konkordato talep eden vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme ile karar verdiğini, verilen iflas kararının müvekkili ve çalışanlarını zor duruma düşüreceğini, borca batıklığın tespiti yapılırken; şirket varlıkların satış değerleri esas alınarak bir ara bilanço düzenlenmesi ve bu varlıkların borçlarını karşılamaya yetip yetmeyeceğinin araştırılması gerektiğini, borca batıklık bilançosunun ticari bilanço verileri dikkate alınarak hazırlandığını, bu nedenle ticari bilançodaki bilgilerin doğru, tutarlı, anlaşılır ve gerçeği yansıtacak şekilde olması gerektiğini, borca batıklık bilançosu düzenlenirken bütün gizli yedeklerin ve borçların ortaya çıkartılması ve tasfiye halinde şirketin varlıklarının borçlarını ödemeye yetip yetmeyeceğinin tespit edilmesi gerektiğini, şirketin iyileştirme projesine uygun davranıp davranmadığı yönünde ve şirketlerin iyileştirme projesi neticesinde mali zorlukları aşıp; normal ticari faaliyete devam edip etmeyeceği yönünde değerlendirme yapılırken bilirkişi raporunda hatalı inceleme ile bazı bilgi ve belgelerin konkordato komiserine ulaştırılmadığının tespitinin yapıldığını, konkordato geçici mühlet dönemi yıl sonu mali döneme denk gelmesi sebebiyle ticari veriler temininde ve paylaşımında kısmen sorunlar yaşandığını, bu eksikliklerin müvekkili şirketçe giderilebilecekken şirket hakkında iflas kararı verilmesinin usul ve hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir.

2-Alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde, şirketin borca batık durumda olduğu belirtilmişse de, söz konusu raporda İİK'nın 292. maddesinde düzenleme altına alınan iflası gerektiren durumlar denetime elverişli biçimde açıklanmadan, eksik inceleme ile doğrudan davacının iflasına karar verildiğini, kararın bu yönüyle müvekkili ve diğer alacaklıların haklarını ihlal eder nitelikte olduğunu, dava bakımından konkordato şartlarının oluşmadığını, alacaklıları zarara uğratma amacı olan firmanın konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, konkordato talebinde bulunan tarafın şirket kayıtlarının gerçeğe uygun olarak tutulmadığını beyan etmiştir.

3-Alacaklı ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde; iflas şartlarının mevcut olmadığını ve şirketin iflasına karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, konkordato talebinde bulunan şirketin gerçek borçlarını karşılamaya yeter derecede mal varlığının bulunduğunu, üçüncü kişiler uhdesinde saklanan malların tespiti ve alacakların tahsilinde kullanılabilmesinin bu doğrultuda gerçekleştirilecek yasal başvurular ile mümkün olduğunu beyan etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Talep, konkordato projesinin tasdikine ilişkindir.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, yargılama şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, konkordato talep eden vekilince ve alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilince, ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2021/3467 Esas ve 2022/1994 Karar

Konkordatoda amaç, elinde olmayan nedenlerle işleri iyi gitmeyen, mali durumu bozulmuş olan ve borçlarını ödeyip faaliyetlerini devam ettirmek isteyen dürüst borçluyu koruyarak mali durumunun iyileşmesini sağlamak ve alacaklıların, borçlunun muhtemel bir iflasına nazaran, daha fazla ölçüde alacaklarına kavuşma olanağı yaratmaktır. Konkordato ile alacaklılar, alacaklarının bir kısmından vazgeçerler ve/veya borçluya, ödeme konusunda belirli bir vade tanırlar. Bu durumdaki bir borçlunun iflas etmesi, faaliyetlerinin tümüyle sona ermesine ve alacaklıların alacaklarını büyük oranda tahsil edememelerine neden olur. İçinde bulunduğu mali koşullara göre borçluya borçlarını belirli bir oran veya vadeyle ödeme imkanı verilmesi hem borçlu bakımından ve hem de alacaklılar bakımından olumlu sonuçlar doğurur.

Konkordato projesinin tasdikiyle birlikte alacaklılar arasında eşitlik esasına dayalı bir ödeme sağlanır ve borçlu iktisadi faaliyetlerine devam eder. Böylece borçlu, piyasadaki varlığını sürdürürken, piyasadaki istikrar ve istihdam imkanları da korunmuş olur.

Konkordato süreci alacaklılar arasında eşitlik ilkesine dayalı olarak (İİK’nın 308/h maddesindeki rehinli alacaklının durumu ayrık tutulmak suretiyle) yürütülür. Konkordatoda alacaklılar arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil ve dengeli bir ödeme planının ortaya konulması gerekmektedir.

İİK'nın 305. maddesinde hükme bağlanan konkordato koşullarının kümülatif olarak bir arada bulunması halinde mahkeme konkordatoyu tasdik edecektir. Mahkemenin bu aşamada geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır ve tasdik yargılamasında re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Mahkeme, tasdik yargılamasında konkordato projesini kontrol edecek, konkordato sürecinde yapılması gereken işlemlerin zamanında ve kanuna uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyecektir. Şekli inceleme kapsamında yapacağı en önemli tespit, komiserin süresi içinde dosyayı kendisine teslim edip etmediğidir. İçerik olarak dikkatle araştırması gereken husus ise, borçlunun alacaklılar arasında dengeyi koruyup korumadığıdır. (Öztek S./Budak A.C./ Yücel M.T./Kale S./Yeşilova B., Yeni Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s. 539.)

Yukarıda açıklandığı üzere, konkordatoda, alacaklılar arasında mutlak eşitliğin sağlanması şart olmayıp, dengeli ve adil bir ödeme planı ortaya konulması, alacaklıların da buna göre tatmin edilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Somut olayda, tasdik edilen konkordato projesinde davacı şirketten düşük oranda alacağı bulunan ile yüksek oranda alacağı bulunan alacaklılar arasında ayrım yaratacak şekilde bir ödeme planı öngörüldüğü ve eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı görülmektedir. Böyle bir proje kabul nisabını sağlamada etken olacak bir unsur olarak kullanılmaya müsaittir. Bu haliyle eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi belli miktar alacaklının mağduriyetine sebep olabilecektir. Bu nedenle alacaklılar arasında alacak miktarlarına göre sınıf oluşturup vade ve ödeme şartları belirleyen projenin kabulü mümkün değildir.

Öte yandan, borçlunun ancak dürüst olması halinde konkordato teklifinin mahkemece tasdik edileceğini öngören ...mad.298/I-1 hükmü, 17.07.2003 tarihinde kabul edilen 4949 sayılı Kanun ile kaldırılmış, yeni yasal düzenlemede ise konkordatonun mahkemece tasdik edilmesi için borçlunun dürüst olması koşuluna yer verilmemiş ise de, İİK’nın 308/f maddesinde hâlâ kötü niyetle sakatlanmış bir konkordatonun tamamen feshine ilişkin düzenlemenin aynen korunmuş olması nedeniyle konkordatonun tasdiki aşamasında dürüstlük koşulunun gözetilmesi gerektiği, kaldı ki diğer alacaklılar ile eşitsizlik yaratacak şekilde işlemler yapılması, konkordato nisabını sağlamak için fiktif alacak oluşturulması, mühlet talebine yakın tarihlerde mal varlığı devirleri gibi mal varlığını kaçırmaya yönelik davranışlarının da kötü niyetli olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu halde borçlunun konkordato müessesinin sağladığı imkanlardan faydalanmasının mümkün olmadığının gözetilmesi gerekmektedir.

Davacı şirkete ait bilançonun dava tarihindeki ve karar tarihindeki mevcut durumunun tetkikinde, bilhassa verilen çekler hesabında ve alınan sipariş avansları hesaplarında anlamlı ve büyük oynamalar olduğu görülmektedir. Muhasebe bilgisi olmaksızın dahi görülebilen bu durumun, konkordatonun tasdiki amacıyla fiktif alacak yaratılıp yaratılmadığı, bir kısım alacaklılara haricen ödeme yapılıp yapılmadığı ve son tahlilde dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde konkordatonun sakatlanıp sakatlanmadığı yönlerinden irdelenmesi gereklidir.

Bu durumda mahkemece dürüst davranmadığı anlaşılan ve projesi eşitlik ilkesine aykırı olan davacının talebinin reddine veya şartları varsa iflasa karar verilmelidir. Bu itibarla bu ilkelere aykırı olacak şekilde mevcut projenin tasdiki ve 6100 sayılı HMK'nın 297 maddesine aykırı şekilde infazı kabil olmayan hüküm kurulması doğru olmamış, istinaf mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması uygun görülmüştür.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/1049 Esas ve 2024/1882 Karar

2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 292. maddesinde iflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilmesini gerektirecek haller düzenlenmiş olup buna göre; borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa, borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği ve borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse konkordato talep eden hakkında iflas kararı verilebilecektir.

Somut olayda ilk derece mahkemesinin kaldırma üzerine verdiği konkordatonun tasdikine ilişkin verilen ilk karar tarihi 12.03.2021 olup, kararda ödemelerin 12.09.2021 tarihinde başlayacağına hükmedilmiş olup, henüz ödeme tarihi gelmeden bu karar 30.06.2021 tarihinde bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılmış, kaldırma üzerine verilen ikinci tasdik kararında ise karar tarihi 18.11.2021 olmasına rağmen ödemeler geçmiş tarihli olarak 12.09.2021 tarihinde ödenmesine karar verilmiş olduğu gözetildiğinde, konkordato talep eden bakımından proje kapsamında taksit ödeme yükümlülüğünü ihlal ettiği ve komiser talimatlarına uymadığından bahsedilemeyeceği dikkate alındığında İİK’nın 192/1-c maddesi uyarınca iflas kararı verilmesi mümkün değildir.

Diğer yandan İcra İflas Kanunun 292. maddesindeki düzenleme ile kesin mühlet aşamasında konkordato talebinin reddini gerektirir durumların ortaya çıkması halinde tasdik aşamasına geçilmesini beklemeksizin kesin mühletin kaldırılarak borçlunun iflasına karar verilebileceği öngörülmektedir.

Kuşkusuz İİK'nun 292. maddesindeki borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılmasının gerekmesi, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun İİK'nun 297. maddesine aykırı davranması, komiserin talimatlarına uymaması veya alacaklılarını zarara uğratma amacıyla hareket etmesi durumunda gerek kesin mühlet gerekse tasdik yargılamasında olsun konkordato dürüst borçlular için öngörülen ve iflasa nazaran alacaklıların daha iyi durumda bulunmasını öngören bir kurum olduğundan yukarıda sayılan durumların evleviyetle tasdik aşamasında ortaya çıkması halinde de konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasa karar verilmesi mümkündür. Zira borçlunun konkordato talebinde bulunduğu aşamadan başlayarak konkordato sona erinceye kadar dürüstlük kuralını ihlal etmemesi ve konkordato hükümlerine aykırı hareket etmemesi gerekmektedir. Ancak bu durumda kesin mühlet aşaması geçilerek konkordato tasdik aşamasına gelindiğinden tasdik talebinin reddi ile iflasa İİK 'nun 292.maddesine göre değil İİK'nun 308 nci maddesine göre karar verilmelidir.

Somut uyuşmazlıkta konkordato talep eden borçlunun, ticaret siciline kayıtlı olduğu, ticari işletmesinin bulunduğu dolayısıyla tacir olduğu anlaşıldığından iflasa tabi kişilerden olması nedeniyle, mahkeme kararında belirtildiği üzere projede öngörülen ödemeleri yapmaması, talimatlara uymaması ve özellikle konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması ve doğrudan doğruya iflası düzenleyen İİK'nun 177/3. maddesinin İİK'nın 308.maddesine atıf yaptığı gözetilerek konkordato tasdik talebi reddedilen borçlunun İİK'nun 308. maddesi gereğince ve açıklanan gerekçelerle konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasına karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi bozmayı gerektirmiş ise de HMK'nun 370. maddesi gereğince bozmayı gerektiren husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/836 Esas ve 2025/1467 Karar

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın açılmasında hukuki yararlarının olduğunu, davalı taraf ile imzalanan sulh sözleşmesinin göz ardı edildiğini, davalı tarafın asılsız beyanlarla alacağın tahsilini geciktirdiğini, kötüniyetle ve dürüstlük kurallarına aykırı şekilde tasdik edilen konkordatonun fesih edilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, konkordatonun kısmen feshi, mümkün değilse tamamen feshi istemine ilişkindir.

Kural olarak konkordatonun kısmen feshi davasını, konkordato projesinde alacaklı olarak kaydedilen ve kendisine söz konusu proje kapsamında ödemeye yapılmayan alacaklı açabilir. Ancak konkordato mecburi ve bağlayıcı olduğundan, alacaklının alacağın konkordatoya tabi olması halinde, alacaklı konkordatonun feshi davası açabilecektir.

Konkordato hükümleri İİK’nın 308/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre; konkordatonun, tasdik kararıyla bağlayıcı hale geleceği, ikinci fıkrasına göre ise, bağlayıcı hâle gelen konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburi olacağı hususları düzenlenmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı şirket hakkında geçici mühlet kararı 27.12.2018 tarihinde, kesin mühlet kararı 30.05.2019 tarihinde, konkordato projesinin tasdiki kararı ise 20.06.2021 tarihinde verilmiştir. Taraflar arasında tenfiz kararına konu olan alacak ile ilgili sözleşme 28.11.2019 tarihinde imzalanmış olup, söz konusu sözleşme kapsamında olan alacak davacı lehine tahkim tarafından 16.04.2021 tarihinde ilama bağlanmıştır. Dolayısıyla söz konusu alacak konkordato geçici mühletinden sonra ve konkordatonun tasdiki kararından önce doğmuş bir alacaktır. Bu alacak mühlet içerisinde konkordato komiserinin izniyle akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde konkordato açısından bağlayıcı ve mecburi bir alacak olmayıp, konkordatoya tabi olmayacaktır. Konkordato komiserinin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde yukarıda anılan İİK’nın 308/c maddesinin ikinci fıkrası gereğince konkordato projesi kapsamında bağlayıcı ve mecburi bir alacak olacaktır.

Kayyım raporuna göre, dava konusu alacağın konkordato ilan tarihinden sonra oluşan bir alacak olduğundan konkordato kapsamında olmadığı yönünde görüş verilmişse de, alacağın komiserin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden kaynaklandığı anlaşıldığından, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda mühlet içinde komiserin izni olmaksızın akdedilen sözleşmelerden kaynaklanan alacak konkordatoya tabi mecburi alacak olduğundan konkordatonun kendisi bakımından bağlayıcı olan alacaklının ödenmeyen alacağı ile ilgili konkordatonun feshi davası açmasında hukuki yararı bulunduğundan konkordatonun kısmen feshi şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/2477 Esas ve 2025/3248 Karar

Konkordato talep eden... … Şti’nin konkordato istemi 11.02.2021 tarihinde kabul edilmiş ve bu karar 28.12.2022 tarihinde kesinleşmiştir. Borçlunun tasdik edilen proje kapsamında belirtilen şekilde ödeme de yapmaması üzerine alacaklılardan bazıları önce konkordatonun kısmen feshi talebinde bulunmuş, daha sonrada aynı dosya üzerinden konkordatonun tamamen feshi, iflas ve kayyım hakkında cezai işlem yapılmasını talep etmişlerdir. Yerel Mahkeme konkordatonun tamamen fesihi ve iflas isteminin ayrı bir dava ile talep edilmesi gerektiğini belirterek, alacaklı... … A.Ş. vekili ve alacaklı ... Sistemleri Bilgisayar Teknoloji İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd Şti’nin istemlerini 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararları ile usul yönünden reddetmiştir.

Konkordatonun tasdikinden sonra her alacaklı konkordato tasdik kararından önce veya sonraki somut delillerle kötü niyetle konkordatonun sakatlandığını, tasdik kararını veren mahkemeden harcını yatırarak ayrı bir dava açmak suretiyle konkordatonun tamamen feshi ve iflas talep edebilir. (İİK 308/f-3;308)

Somut olayda ek kararları temyiz eden alacaklıların izah edildiği şekilde ayrı bir davaları bulunmadığından mahkemenin temyize konu ek kararlarında bir isabetsizlik görülmemiş ve 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararların onanması gerekmiştir.