KARARLAR

Masumiyetle Sonuçlanan Yargılamadan Arta Kalan Dijital İzler: CMK 134 Kapsamında Verilerin İmha Zorunluluğu ve Hukuka Aykırı Saklama Kararları

Abone Ol

1) Dijital Mahremiyet ve Ceza Muhakemesinde Teknolojiye Uyum

I. Günümüz dünyasında teknolojik gelişmelerin hız kazanması, bilgisayar ve cep telefonlarının ötesinde, yeni teknolojik ürünlerin kullanımını bir gereklilik haline getirmiştir. Günlük yaşamın ve bedenin bir parçası haline gelen teknoloji, bilgisayar, akıllı cep telefonu, tablet, akıllı saat, robot süpürge, akıllı tartılar, akıllı evler hatta arabalar, dijital dünyayla temasımızı giderek artırmaktadır.

II. Günlük yaşamın parçası olan teknoloji, kaçınılmaz olarak ceza hukuku bağlamında ve özellikle ceza muhakemesi alanında teknolojik ve dijital gelişmelere uyum sağlamayı gerektirmiştir. Bu uyumun yakalanması, suçla mücadele ve yargılamanın etkin bir şekilde yürütülmesi için de önemli olmuştur. Kısacası, hızlıca gelişen dijital dünyaya uyum sağlamak adına, ceza muhakemesinde dijital dünyaya etki eden koruma tedbirleri, “sanal dünyayla temas halinde işlenebilecek” suçlara ilişkin yaptırım ve özel güvenlik tedbirleri ihdas edilmiştir.

III. Dijitalleşmenin getirdiği bu muazzam delil çeşitliliği, ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma hızını artırsa da bilişim sistemlerinin özel hayatın en mahrem koridoru olması, CMK 134 tedbirinin 'geçicilik' ve 'ölçülülük' ilkeleri üzerinde ağır bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskının en somutlaştığı nokta ise, muhakeme süreci sona erdiğinde adli makamların elindeki 'kopya verilerin' hukuki akıbetidir.

2) Mevzuat:

I. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda dijital delil elde etme yöntemlerine duyulan ihtiyaç, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. Maddesi ile 140. Maddesi arasında ihdas edilen koruma tedbirleriyle düzenlenmiştir.

II. İşbu makalede özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. Maddesi’nde düzenlenen “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” tedbirinin uygulanması ve bu tedbir kapsamında elde edilen dijital delillerin akıbeti, delillerin elde edilme sebeplerinin sona ermesi halinde muhafazasının hukuka uygunluğu tartışılacaktır.

Koruma tedbirlerinin;

1) Mahkumiyetten önce Anayasal bir Özgürlüğü Sınırlanmasını içermesi (Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlanması Rejimine Tabi Olması),

2) Maddi gerçeğin ortaya çıkması için bir araç olması (Araç Olma İlkesi),

3) Belirli bir zamanla sınırlanması sebebiyle geçici olması (Geçicilik İlkesi),

4) Kanunla düzenlenmek zorunda olması (Kanunilik İlkesi),

5) Şüpheli, sanık veya bir üçüncü kişinin temel hak ve özgürlüğünü sınırlaması sebebiyle tedbir uygulanmasını meşru gösteren olguların olması (Görünüşte Haklılık İlkesi),

6) Tedbire başvurulmadığı takdirde delil elde etmenin imkansız veya güç olacak olması (Zorunluluk İlkesi),

7) Temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil ettiği için ölçülü olma zorunluluğu (Ölçülülük İlkesi),

8) Hâkim veya kanunla belirlenmiş bir merci kararına dayanma zorunluluğu (Kanunla Yetkilendirilmiş Merci Kararına Dayanma İlkesi),

III. Yukarıda sayılan ortak özellikleri ve ön koşulları içerdiği kabul edilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma “başlıklı 134. Maddesi:

“Madde 134 – (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir. (Ek üç cümle: 25/7/2018-7145/16 md.) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir.

(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.

(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.

(4) Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.

(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.”

Şeklindedir. Yukarıda alıntılanan koruma tedbiri, yukarıda sayılan ilkeler doğrultusunda haberleşme özgürlüğü ve özel hayata saygı hakkına müdahale içermektedir. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması, Anayasa Md. 13’te öngördüğü şekilde kanunla düzenlenebilecektir.

IV. Kanunda, CMK m. 134 tedbirinin “bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada” kullanılabileceği öngörülmüştür. Tedbire başvurmak için gerekli şüphe yoğunluğu ise “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” olarak düzenlenmiştir. Yani? Şüphe türlerini yoğunluk bakımından sıraladığımızda: “Basit Şüphe” ”Makul Şüphe” “Yeterli Şüphe” “Kuvvetli Şüphe” arasından “Kuvvetli Şüphe”nin “somut delillere dayanması gerekliliği” temel koşulu ile bu koruma tedbirine başvurmanın mümkün kılındığını görmekteyiz.

V. CMK m. 134 tedbirinin uygulanmasına kural olarak “hakim” karar verebilecektir. “Hakim” teriminden soruşturma aşamasında karar mercii olan Sulh Ceza Hakimliği anlaşılmalıdır. Kanun koyucu, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı’nın CMK m. 134 tedbirinin uygulanmasına karar verebileceğini, Cumhuriyet Savcısı’nın bu yöndeki kararının 24 saat içerisinde “hakimin onayının alınması” gerektiğini, sürenin dolması veya hakimin reddetmesi halinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinlerin derhal imha edileceği ortaya konulmuştur.

3) “Bilgisayar, Bilgisayar Programları ve Bilgisayar Kütükleri” Başlığı ve “Bilişim Sistemi” Önerisi ve Tedbirin Uygulanabilirliğinin Kapsamı

I. CMK m. 134 tedbirinin üzerinde uygulanabileceği konu “şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütükleri”dir. Kanun başlığından tedbirin üzerinde uygulanabileceği konu “açık ve sınırlandırılmış” gibi gözükmekteyse de ilk bakışta anlaşıldığından çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Örneğin; Bilgisayarlar (masaüstü, dizüstü, tablet, iş istasyonu (workstation), sunucu (server) ve mini PC), Bilgisayar Programları (sistem yazılımları, uygulama yazılımları ve programlama yazılımları), Bilgisayar Kütükleri (Sistem Logları, Uygulama Logları, Güvenlik Logları, Ağ Logları, Veritabanı Logları) kanun koyucunun birkaç kelime ile bahsettiği kavramların altına topladığı “çeşitliliği” göstermektedir.

II. T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/353 E. 2020/367 K. Sayılı 22.09.2020 T. Kararı: CMK'nın 134. maddesinde geçen bilgisayar teriminden ne anlaşılması gerektiği konusu CMK'da açık bir şekilde belirtilmemiştir. Bilgisayar; belleğindeki programa uygun olarak aritmetik ve mantıksal işlemleri yapabilen, karar verebilen, yürüteceği programı ve işleyeceği verileri ezberinde tutabilen, çevresiyle etkileşimde bulunabilen araçları ifade etmektedir. Genel olarak 134. maddesinin uygulamada; bilgisayar, akıllı telefonlar, GPS cihazları, donanım ve yan donanımlar, verileri dijital olarak kaydetme ve işleme yeteneğinde olan her türlü dijital cihazları kapsadığı kabul edilmektedir. Aynı şekilde madde kapsamına; içağlar, veri tabanları, sistem odaları, sunucular, yedek üniteler, arşivler, veri iletim hatları, yönlendiriciler vs. dâhilinde bulunan tüm dijital alanlar, veriler ve veri taşıyıcıları da girmektedir. Zira bunlar belleğindeki programa uygun olarak aritmetik ve mantıksal işlemleri yapabilen, karar verebilen, yürüteceği programı ve işleyeceği verileri ezberinde tutabilen, çevresiyle etkileşimde bulunabilen araçlar olan bilgisayarların bileşenleri olarak fonksiyon icra etmektedir. Bilgisayar programı, bir bilgisayar vasıtasıyla belirli bazı görevleri gerçekleştirmek için oluşturulan yazılı talimatlar dizisi olarak tarif edilmektedir. Esasen bilgisayar programları bilgisayarların çalışmasını sağlayan düz metin komutlarıdır. Genelde bilgisayarlar, program olmaksızın fonksiyon icra edemezler. Bilgisayar kütükleri daha çok olay kayıtları anlamında log kayıtlarının karşılığı olarak Türkçe ‘ye çevrilebilirse de CMK'nın 134. maddesinde kastedilen aslında İngilizce "database" olarak bildiğimiz terimin karşılığı olarak "veri tabanı"dır. Hard diskleri veya verilerin saklandığı ortamları ve aynı zamanda her türlü veri taşıyıcıları bilgisayar kütüğü kavramı içerisinde değerlendirilebilir.

Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma CMK'nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup, CMK'nın 116 ve 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. CD, DVD, flash bellek, disket, harici ve dahili harddisk, bilgisayar özelliği içeren noktaları bakımından akıllı telefon ve benzerlerinden elde edilen ve tamamı "dijital delil" olarak adlandırılan, suistimale müsait olan verilerin; sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına, kişisel verilerine yönelik olumsuz tesirleri göz önünde tutularak "özel koşullara bağlı" bir koruma tedbiri olması nedeniyle, genel adli aramadan ayrıksı ve istisnai olarak ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.” demektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu genel olarak bilgisayar ve bilgisayar programları ve kütüklerinden ne anlaşılması gerektiği ilkesel olarak ortaya konulmuştur.

III. Doktrinde “bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütükleri” kavramı konusunda kanun koyucunun uğradığı “çeviri bozgunu” fark edilmiş, Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi’nde yer alan “bilgisayar sistemi” ibaresinin kullanılması önerilmişse de akabinde daha kapsayıcı olan “bilişim sistemi” önerisi getirilmiştir (Ateş Benek, N, ‘Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma’ (2022) 10(2) Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi-Journal of Penal Law and Criminology, 367). Bizler de tedbirin kapsamına giren unsurlar için bilişim sistemikavramının daha uygun olacağı görüşündeyiz.

4) Asıl Olan Kopyalama, İstisna Olan Elkoymadır: Cihaz ve Veri Ayrımı

I. Bilişim Sistemi üzerinde CMK m. 134 uyarınca uygulanan tedbirin “geçicilik ve ölçülülük ilkeleri gereği” bilişim sistemindeki verilerin tamamının kopyasının alınabilmesi halinde elde edilen verilerin tamamının bir kopyasının şüpheliye / müdafisine verilmesi öngörülmüştür.

CMK m. 134 tedbiri kapsamında “bilişim sistemlerinin” şifrenin çözülememesi, sisteme girilememesi, gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması veya işlemin uzun sürecek olması sebeplerinden birinin varlığı halinde maddi gerçeğin ortaya çıkması amacıyla sistemdeki verilerin gerekli kopyalarının alınmasına kadar “bilişim sistemlerine” el konulabilecektir.

CMK m. 134 tedbiri kapsamında gerekli verilerin gerekli kopyalarının ve yedeğinin alınması akabinde cihazların derhal iade edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca tedbire başvurulabilmesi için, başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması gerekmektedir.

CMK m. 134 tedbiri uygulanmasına dair karar, Cumhuriyet Savcısı tarafından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde 24 saat içinde hakim onayına sunması ve hakimin onaması şartıyla veya hakim kararı ile verilebilir.

II. Tedbirin uygulanmasının mülkiyet hakkı, haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yoğun bir müdahale içermesi sebebiyle kanun koyucu tarafından uygulanması sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Zira, bilgisayar, tablet, akıllı telefon, akıllı saat, flash bellek, cd, hard disk ve daha sayamadığımız birçok “bilişim sisteminin” şifresinin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu “bilişim sistemlerine” elkonulması şüpheli bakımından mahkumiyet olmaksızın hakkın özüne “ölçüsüz” bir müdahale teşkil edebilecektir.

Nasıl mı? Tedbir amacına ulaşana kadar el konulan cihazlardan akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi gündelik hayatın içerisinde “parmağımızın ucuyla” (digitus) gerçekleştirdiğimiz onlarca sanal faaliyetin (özellikle çift aşamalı doğrulama gerektiren; E-devlet hizmetlerinden yararlanma, mobil bankacılık sistemlerine giriş, Sim Kartın doğrulanmasının gerektiği mobil onay güvenlikli sistemlere giriş gibi), kısacası kişinin “gündelik hayatının” aksaması durumu söz konusudur.

III. Kanun koyucu da bunun önüne geçmek için, şifre çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde elkonulan cihazların gecikmeksizin iade edilmesi gerekliliğini vurgulamıştır. Nitekim Tedbir kapsamında amaçlanan, soruşturma aşamasında suçla ilgili delillerin ortaya çıkmasını sağlamak olup, cihazlara elkoymak, mülkiyet hakkına müdahale etmek değil, cihazlardan “suçla ilgili” verilere ilişkin gerekli kopyaların alınması ve yargılama makamlarının serbestçe takdir edeceği “deliller” haline yani metin haline getirilebilmesidir.

Soruşturma aşamasında “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” sebeplerine dayanılarak uygulanan CMK m. 134 tedbiri kapsamında elde edilen dijital delillerin mahiyetine ve soruşturma - kovuşturma aşamalarının sonuçlanma biçimlerine göre farklı rejimlere tabi tutulması gerektiği de açıktır.

5) Mahkumiyet Hükmünde Dijital Verilerin Akıbeti Müsadere mi, Muhafaza mı Tartışması - Masumiyet Karinesinin Dijital Yansıması - Beraat ve KYOK Sonrası Verilerin Yok Edilmesi Üzerine Düşünceler

I. Soruşturma aşamasında tedbir uygulanırken “bilişim sisteminin” şifre çözümünün yapılamaması ve gerekli kopyaların alınmasının uzun süreceğinin anlaşılması sebebiyle el konulan “bilişim sisteminde” “suçla ilişkili” olabileceği değerlendirilen bir kısım veri ile “suç teşkil etmeyen” bir kısım verinin birlikte bulunduğunun tespit edildiğini varsayalım.

II. Burada ikili ayrıma gitmek “suç unsuru içeren veri” ile “suç unsuru içermeyen veriyi” ayıklamak gerektiği gibi tedbirin uygulandığı “bilişim sistemi” (bilgisayar, bilgisayar programı ve bilgisayar kütükleri) ile “veri”yi de birbirinden ayırt etmek gerekmektedir.

III. CMK m. 134/2 uyarınca bilişim sistemlerinde yapılacak arama tedbirinde; verilerin kopyalanması 'asıl', cihazın bütününe el konulması ise 'istisna' niteliğindedir. Bu doğrultuda, sistemde gerçekleştirilen arama ve yedekleme işlemleri neticesinde elde edilen 'dijital imaj'ın bir kopyasının şüpheliye veya müdafisine verilmesi kanuni bir zorunluluktur. İmaj alma işleminin ardından, fiziksel cihaz gecikmeksizin iade edilmeli; adli birimlerce muhafaza edilen unsurun cihazın kendisi değil, yalnızca suçla sınırlı verileri barındıran dijital kopyalar olduğu unutulmamalıdır.

Dolayısıyla, suç unsuru içermeyen veya kişilerin özel hayatına dair olan verilerin dosyada delil olarak saklanması, koruma tedbirlerinin 'ölçülülük' ilkesine ve 'sıkı şekil şartlarına' açıkça aykırıdır. Maddi gerçeğin sınırlarını aşan bu tür bir muhafaza işlemi; mülkiyet hakkı, özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğü haklarının ağır ihlali sonucunu doğuracaktır.

IV. T.C. Anayasa Mahkemesi‘nin Ercan Demirbaş [1. B.], B. No: 2018/20608, 15/9/2021 Tarihli Kararında CMK m. 134 kapsamında uygulanan elkoyma tedbirinin temel amacının kopyalama ve inceleme olduğunu, bu işlemler tamamlandıktan sonra cihazın gecikmeksizin iadesinin kanuni bir zorunluluk olduğunu vurgulamıştır. Kararda, hükmün kesinleşmesiyle birlikte dijital materyalin "ispat aracı" olma niteliğinin sona erdiği, dolayısıyla materyalin muhafaza altında tutulmaya devam edilmesinin meşru bir amacının kalmadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak, hukuki bir gereklilik veya kamu yararı bulunmaksızın cihazın iade edilmemesi, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir.

V. T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2025/164 E. 2025/8882 K. Sayılı 16.12.2025 Tarihli Kararında dijital materyallerin iadesindeki gecikmenin devletin tazminat sorumluluğunu doğuracağını ortaya koymuştur. Karara konu olayda; 2016 yılında el konulan cep telefonu, tablet ve hafıza kartları gibi cihazların, 2019 yılındaki mahkumiyet hükmüne kadar iade edilmediği, hatta bu süreçte imajlarının dahi alınmadığı anlaşılmıştır.

Daire, CMK m. 134 kapsamında imaj alınarak cihazların derhal iadesi mümkünken, yıllarca el konulmuş vaziyette tutulmasını "ölçüsüz bir müdahale" olarak nitelendirmiştir. Özellikle, mahkeme kararında "cihazların iadesine, imajların dosyada saklanmasına" hükmedilmesine rağmen, imajların henüz alınmamış olması sebebiyle cihazların bilirkişiye gönderilmesi, sürecin ne kadar hatalı yürütüldüğünün kanıtı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay; bu durumun CMK m. 141/1-j bendinde düzenlenen "eşyanın zamanında geri verilmemesi" kapsamında kaldığını belirterek, davacının tazminat talebinin bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiş ve yerel mahkemenin ret kararını bozmuştur. Kararda, özellikle el koyma işlemleri esnasında davacıya ait telefon ve dijital materyallerden imaj alınması suretiyle işlem yapılabilecekken materyallere el konulmasının CMK 141/1-j maddesindeki tazminat sebebi teşkil edebileceği, ancak bu husus değerlendirilmeksizin tazminat talebinin reddine dair verilen kararın usul ve yasaya aykırılığının altı çizilmiştir.

VI. Soruşturma aşamasında “bilişim sistemlerinden” elde edilen deliller ve sair deliller ile birlikte şüphelinin atılı suçu işlediği konusunda “yeterli şüpheye” ulaşıldığını ve iddianamenin düzenlendiğini, iddianamenin kabul kararı ile kovuşturma aşamasına geçildiğini varsayalım. Artık toplanan delillerin vicdani olarak takdir edileceği kovuşturma aşamasında sanık sıfatını alan (şüpheli) hakkında verilecek kararın türüne göre elde edilen delillerin akıbetine de karar vermek gerekecektir.

VII. Sanık hakkında atılı suçu işlediği kanaatine varılarak mahkumiyet kararının verildiği halde; dijital materyallerin akıbeti konusunda fiziksel cihaz (donanım) ile içerisindeki dijital veri (imaj/kopya) arasında kesin bir hukuki ayrım yapılmalıdır.

VIII. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (T.C. Yargıtay 11. CD 2022/774 E. , 16. CD 2018/3123 , 19. CD 2019/33154 ), mahkumiyet halinde dijital imaj ve kopyaların TCK 54 kapsamında "müsaderesine" karar verilmesi hukuka aykırıdır. Müsadere kararı yerine, elde edilen dijital imaj ve kopyaların “dosyada delil olarak saklanmasına” karar verilmesi gerektiğinin tekrar altı çizilmelidir.

IX. T.C. Yargıtay, 11. Ceza Dairesi’nin 2022/774 E. 2023/5417 K. Sayılı 21.06.2023 T. Kararında: Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin adli emanetteki tüm dijital materyallerin iadesine dair kararını hatalı bularak düzeltme yoluna gitmiştir. Mahkeme; sanığa ait cep telefonu ve sim kart gibi fiziksel cihazlar ile kanun gereği sanığa verilmesi gereken yedek kopyaların iade edilmesini yerinde bulurken, soruşturma makamlarınca "delil olarak kullanılmak üzere" hazırlanan imaj örneklerinin de iade edilmesini hukuka aykırı görmüştür. Bu doğrultuda, fiziksel cihazların iadesine karşın, delil niteliği taşıyan yedek kopyaların dosyada saklanmasına karar vermiştir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi ise Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu ayrımı temel alan düzeltme kararını hukuka uygun bularak temyiz başvurusunu esastan reddetmiştir. Bu onama kararıyla birlikte; CMK 134 kapsamında elde edilen verilerde fiziksel donanımın iadesi ile delil mahiyetindeki dijital kopyanın dosyada muhafazası arasındaki usulî sınır netleştirilmiş, "delil olarak saklama" uygulamasının hukukiliği yüksek yargı nezdinde tescil edilmiştir.

X. TCK 54/4 uyarınca müsadere ancak verinin bizatihi kendisinin suç teşkil etmesi halinde uygulanabilir. İstinaf ve Temyiz mercileri ilk derece mahkemelerinde verilen “bilişim sistemlerinden” elde edilen “veriler” hakkında verilen müsadere kararlarını bozarak veya düzelterek imaj kayıtlarının "dosyada delil olarak saklanmasına" hükmetmektedir.

XI. Aynı yönde düzeltilerek temyiz isteminin reddi ile birlikte bozma kararının birlikte verildiği T.C. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2018/3123 E. 2020/77 K. Sayılı 14.01.2020 T. Kararında: silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin temyiz incelemesinde, sanıkların suçunun sübutuna dair yerel mahkeme tespitlerini genel olarak isabetli bulmakla birlikte, adli emanette kayıtlı dijital materyallerin akıbetine dair kurulan hükmü önemli bir hukuki hata nedeniyle bozmuştur. Yüksek Mahkeme, ceza yargılamasında dijital delillerin toplanma amacının dışına çıkılmaması ve mülkiyet hakkının korunması gerektiğini vurgulamıştır.

Kararın can alıcı noktasını, el konulan cep telefonları, sim kartlar ve hafıza kartlarının doğrudan "müsaderesine" karar verilemeyeceği oluşturmaktadır. Yargıtay; bu cihazların bizzat suçun konusu olmaması veya müsadere şartlarını taşımaması durumunda, mahkemelerin yalnızca söz konusu materyallerin dijital imajları ile bunlara ilişkin inceleme raporlarının "dosyada delil olarak saklanmasına" karar vermesiyle yetinmesi gerektiğini, fiziksel cihazların mülkiyetine müdahale edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu net bir şekilde belirtmiştir.

Bozma gerekçesi doğrultusunda, fiziksel donanımların müsadere edilmesine dair hüküm fıkraları düzeltilerek, dijital verilerin muhafazası ile donanımın iadesi arasındaki usulî sınır netleştirilmiştir. Bu karar, CMK 134 kapsamında gerçekleştirilen tedbirlerin mülkiyet hakkını zedelememesi gerektiğini; dijital delil kavramının "veri" ile sınırlı olduğunu ve suçla doğrudan ilgisi olmayan cihazın kendisini kapsamadığını yüksek yargı nezdinde bir kez daha tescil etmiştir.

Birtakım sanıklar bakımından yapılan temyiz incelemesinde; el konulan dijital materyallerin imajları ile dijital materyallere ilişkin raporların dosyada delil olarak saklanılmasına karar verilmesi gerekirken dijital materyallerin müsaderesine karar verilmesinin bozma sebebi olduğu belirtilmiştir.

XII. Ancak bozma sebeplerinin CMUK m. 322 uyarınca düzeltilmesi mümkün olduğundan düzeltilerek temyiz başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Diğer sanıklar bakımından yapılan temyiz incelemesinde; el konulan dijital materyallerin imajları ile dijital materyallere ilişkin raporların dosyada delil olarak saklanılmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeksizin müsadere kararı verilmesi bozma sebebi olarak kabul edilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.

XIII. Aynı yönde ancak değişik düzeltilerek istinaf başvurusunun reddine dair T.C. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nin 2022/79 E. 2023/931 K. Sayılı 11.05.2023 T. Kararında ilk derece mahkemesinin adli emanette kayıtlı dijital materyallere ilişkin kurduğu "müsadere" hükmünü hatalı bularak mülkiyet hakkını koruyan önemli bir düzeltme yapmıştır. Mahkeme; cep telefonu, sim kart ve hafıza kartı gibi fiziksel cihazların TCK 54/1 uyarınca müsaderesine karar verilmesini kanuna aykırı bulmuş, bu cihazların suçun işlenmesinde kullanılmasından ziyade "ispat aracı" niteliğinde olduğunu vurgulamıştır.

Kararın gerekçesinde, CMK m. 134/2 hükmüne atıf yapılarak bilişim sistemlerinde arama ve el koyma tedbirinin asıl amacının "veriye ulaşmak" olduğu belirtilmiştir. BAM, fiziksel cihazın (donanımın) sahibine iadesinin kanuni bir zorunluluk olduğunu; ancak bu cihazlardan elde edilen dijital imajların ve bu imajlar üzerindeki inceleme sonuçlarını içeren kayıtların dosyada "delil olarak saklanması" gerektiğini ifade etmiştir. Bu ayrım, koruma tedbirinin "ölçülülük" ilkesiyle uyumlu hale getirilmesini sağlamıştır.

Neticede istinaf mercii, yerel mahkemenin müsadere kararını iptal ederek fiziksel materyallerin (telefon, sim kart, SD kart) ilgili kişiye iadesine, suç delili niteliği taşıyan dijital imaj kopyalarının ise dosyada muhafazasına hükmetmiştir. Bu karar, CMK 134 uygulamalarında "cihaz" ile "veri" arasındaki hukuki farkı netleştirerek, dijital delil elde etme sürecinin mülkiyet hakkını ihlal eden bir müsadere işlemine dönüşmemesi gerektiğini yüksek yargı nezdinde bir kez daha teyit etmiştir.

Yani “bilişim sistemlerinden” elde edilen imaj kopyasının dosyada delil olarak saklanması gerekirken “bilişim sistemi”nin müsaderesinin hukuka aykırılığı vurgulanıp, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile hukuka aykırılık giderilmiştir.

XIV. CMK m. 134 kapsamında “şüphelinin kullandığı bilişim sistemleri” üzerinde tedbirin uygulandığı soruşturma sonunda şüpheli hakkında Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verilirse ele geçen “dijital deliller” hakkında ne yapılmalıdır?

XV. CMK m. 134 kapsamında “şüphelinin kullandığı bilişim sistemleri” üzerinde tedbirin uygulandığını, soruşturma sonunda şüpheli hakkında “yeterli şüphe”ye ulaşıldığı kanaatiyle iddianame düzenlendiğini ancak kovuşturma sonunda hakkında Beraat / Ceza Verilmesine Yer Olmadığına dair karar verildiğini varsayalım. Sanıktan “şüpheli sıfatındayken” ele geçen “dijital deliller” hakkında ne yapılmalıdır? Bu sorular kanun koyucu tarafından düzenleme dışı, cevapsız bırakılmıştır.

XVI. Bu soruların cevapları bir başka koruma tedbirini düzenleyen CMK m. 135 kapsamında elde edilen delillerin akıbeti CMK m. 137/3,4. Fıkralarda düzenlenmiştir:

“(3) 135 inci maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir. (Ek cümle:8/7/2021-7331/18 md.) Beraat kararı verilmesi durumunda da tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar, hâkim denetimi altında aynı usulle yok edilir.

(4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma veya kovuşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç on beş gün içinde, Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkeme, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.” denilmektedir.

XVII. Benzer usul ve uygulamanın CMK m. 134 kapsamında elde edilen imajlar / deliller hakkında da öngörülmesi gerekliliği kaçınılmazdır. CMK hükümlerinin “sanık lehine” ve “temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil etmeyen” normlar bakımından kıyasa elverişli olduğu da gözetilmelidir.

XVIII. Zira “suç şüphesi” altında “masumiyet karinesi” kalkanına sığınan şüphelinin, soruşturma aşamasında atılı suçu işlediği yönünde yeterli şüpheye ulaşılamadığı, ya da kovuşturma aşamasında atılı suçu işlediği her türlü şüpheden uzak delille ispatlanamadığı halde “özel hayatına”, “haberleşme özgürlüğüne” ve “mülkiyet hakkına” müdahalenin hukuka uygunluğu ortadan kalktıktan sonra adli makamlarınca etkin bir giderim sağlanmaması anayasal hak ihlallerine sebebiyet vermektedir.

XIX. Bu yöndeki hatalı uygulama, mahkumiyet değil beraat hükümlerinin verildiği kararlara da yansımaktadır. Nitekim; T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 2017/1542 E. 2018/231 K. Sayılı 05.04.2018 T. Kararında sanığın ByLock kullanıcısı olmadığının ve iradesi dışında bu IP adreslerine yönlendirildiğinin teknik verilerle saptanması üzerine, yerel mahkemenin mahkûmiyet kararını kaldırmıştır. Kararda, sanığın örgütle hiçbir organik bağı veya iltisakının bulunmadığı, telefonunda yapılan incelemelerde suç unsuru barındıran hiçbir delile rastlanmadığı vurgulanarak; suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraat hükmü kurulmuştur. Bu karar, masumiyet karinesinin ve dijital delillerdeki teknik gerçeğin yargılamadaki belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.

Beraat kararıyla bağlantılı olarak mahkeme, soruşturma aşamasında el konulan cep telefonu ve diğer dijital materyallerin, karar kesinleştiğinde mülkiyet hakkı gereği sanığa iadesine hükmetmiştir. Ancak fiziksel donanımların iadesi yönünde kurulan bu hükmün yanı sıra; söz konusu materyallerden elde edilen “dijital imajların” dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir. Böylece cihazın kendisi sahibine geri verilirken, sanığın özel hayatına dair tüm dijital verilerin kopyası adli makamların arşivinde bırakılmıştır.

Karardaki bu uygulama, beraat eden ve suçu işlemediği kesinleşen bir bireyin dijital verilerinin neden hâlâ muhafaza edildiği tartışmasını tetiklemektedir. Sanığın örgütle bağlantısız olduğu ve verilerde suç unsuru bulunmadığı bizzat mahkemece tespit edilmesine rağmen, imajların imha edilmek yerine "delil olarak saklanması", özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğüne yönelik müdahalenin haksız yere sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Bu emsal, beraat kararı sonrasında dijital verilerin imha edilmemesinin yarattığı anayasal hak ihlallerini net bir şekilde somutlaştırmaktadır.

Sanık hakkında mahkumiyete esas alınan tek delilin Bylock tespiti olması ancak, sanığın Bylock kullanıcısı olmadığının teknik verilerle belirlenmesi ve cep telefonunda yapılan inceleme sonuçlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili bir delillin bulunmadığının anlaşılması nedeniyle ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı kaldırılarak beraat kararı verilmiştir. Ancak, soruşturma aşamasında yapılan CMK m. 134 incelemesi neticesinde elde edilen “dijital materyallere ait imajların” dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir.

XX. Bu hatalı uygulamayı eleştirerek bozma gerekçesi yapan kararlar da bulunmaktadır. Aynı yönde: T.C. Yargıtay, 3. Ceza Dairesi’nin 2021/11493 E. 2022/1500 K. Sayılı 21.03.2022 T Kararında adli emanette kayıtlı eşyaların akıbeti belirlenirken mahkemelerin titiz bir hukuki denetim yapması gerektiğini vurgulamıştır. Kararda; bir eşyanın muhafaza edilmesi veya müsaderesi için, o eşyanın bulundurulmasının bizatihi suç teşkil edip etmediği, mahkûm olan sanıklarla illiyeti ve TCK’nın 54. maddesindeki müsadere şartlarının oluşup oluşmadığının net bir şekilde tartışılması gerektiği belirtilmiştir. Bu ilkeler ışığında Yüksek Mahkeme; haklarında beraat kararı verilen kişilere ait dijital materyallerin ve bu materyallerden elde edilen imajların, denetime elverişli bir gerekçe gösterilmeksizin "delil olarak saklanmasına" karar verilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Beraat eden sanıkların mülkiyetine veya özel hayatına dair verilerin, hiçbir hukuki gereklilik veya somut delil niteliği tartışılmadan adli arşivde tutulmaya devam edilmesi, kararın bu yönüyle bozulmasına gerekçe yapılmıştır. Kısacası haklarında beraat kararı verilen sanıklara ait imajı alınan dijital materyallerin de dosyada delil olarak saklanmasının ve bunların gerekçelendirilmemesinin bozma sebebi kabul edildiği görülmektedir.

XXI. Mahkeme tarafından sanık hakkında beraat kararı verildiği halde adli emanete kayıtlı dijital materyallerin dosyada saklanmasının bozma nedeni sayıldığı T.C. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/4672 E. 2016/2330 K. Sayılı 21.04.2016 T. Kararında beraat kararı verilen sanıklara ait dijital materyallerin akıbetine dair emsal niteliğinde bir karar vererek yargılama sonucunda ulaşılan "suçsuzluk" kararı ile delillerin saklanması arasındaki mantıksal bağı incelemiştir. Kararda, bir sanık hakkında suçsuzluk hükmü kurulmuşken, o sanıktan elde edilen cep telefonu, harddisk ve sim kart gibi materyallerin hâlâ "delil olarak saklanmasına" karar verilmesinin hukuken kabul edilemez olduğu vurgulanmıştır.

Yüksek Mahkeme'nin bu değerlendirmesi; sadece fiziksel cihazları değil, dijital verilerin toplandığı DVD’ler, ses kayıtlarını içeren CD’ler, iletişim tespit tutanakları ve imaj kayıtları gibi geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Beraat eden bireylerin özel hayatına ve haberleşmesine dair bu yoğun veri setlerinin adli makamlarca muhafaza edilmeye devam edilmesi, suçla bağlantısı hukuken kesilmiş bir kişi üzerinde meşruiyeti kalmayan bir kısıtlama olarak görülmüştür.

Sonuç olarak Yargıtay, beraat hükmü verilmesine rağmen dijital materyallerin dosyada saklanmasını "kabul ile hüküm arasında çelişki" olarak nitelendirmekte ve bu durumu net bir bozma nedeni saymaktadır. Bu karar, beraat eden kişinin üzerindeki şüphe gölgesinin dijital veriler üzerinden sürdürülmesine engel olmakta; maddi gerçeğin beraat yönünde tecelli ettiği her durumda, dijital izlerin de fiziksel cihazlarla birlikte hukuken serbest bırakılması veya imha edilmesi gerektiğini tescil etmektedir. Sonuç olarak yargılama sonunda beraat kararı verilen sanıklardan elde edilen dijital materyallerin ve bunlardan alınan imajların dosyada delil olarak saklanmasının kabul ile hüküm arasında çelişki teşkil ettiğini ortaya koymaktadır.

XXII. CMK m. 134 kapsamında soruşturma aşamasında “suç şüphesi” altındaki şüpheliden elde edilen dijital materyallerin ve bunların imajlarının dosyada delil olarak saklanmasının soruşturmada “takipsizlik” veya kovuşturmada “mahkumiyet” ile sonuçlanmadığı hallerde Yargıtay ve BAM kararlarında eleştirildiği ortaya konulmuştur. Buna rağmen dosyada delil olarak saklanan “dijital materyallerin ve bunların imajlarının” yarattığı bir diğer sakınca ise, kanun koyucunun amaçladığının dışında kullanımı riskidir.

6) Amaçla Sınırlılık İlkesi Bağlamında Dijital Verilerin Disiplin Soruşturmalarında Kullanımı:

I. Nitekim uygulamada bu durum, özellikle memurlar hakkında yürütülen adli soruşturmalarda başvurulan CMK m. 134 koruma tedbirinin ve bu tedbir kapsamında elde edilen delillerin, adli soruşturmanın akıbetine bağlı kalınmaksızın “disiplin soruşturmalarında” kullanılmasıdır.

II. Halbuki CMK m. 134 lafzı açıkça “bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada” başvurulabilen “somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesini” ön koşul olarak arayan, “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde 24 saat içinde hakim onayını alma şartıyla Cumhuriyet Savcısının” normalde “hakimin” karar verebileceği bir koruma tedbiridir. Bu tedbire başvurularak elde edilen dijital materyal ve dijital materyallerden elde edilen imajların disiplin soruşturmalarında kullanılması hukuka aykırılık teşkil edecektir.

III. Nitekim, 4483 kapsamında yahut Adlî bir soruşturmada CMK m. 134 koruma tedbiri kapsamında cep telefonu, bilgisayarı, kısacası mesleki faaliyeti dışında özel yaşamını da barındıran “bilişim sistemleri” incelenen bir devlet memurunun “özel hayatının” deşifre edildiği dijital imajların, disiplin soruşturmalarında kullanılması kanuna açıkça aykırı olsa da bu disiplin soruşturmaları kapsamında memurlar hakkında çeşitli disiplin cezaları uygulanabilmektedir.

IV. Bu uygulamanın hukuka aykırılık teşkil etmediği yönünde önemli bir AYM kararına değinmek gerekmektedir T.C. Anayasa Mahkemesi’nin 12/9/2019 Tarihli 2016/436 Başvuru Numaralı C.E. Başvurusu kararında ceza soruşturması kapsamında üçüncü bir kişinin bilgisayarında usulüne uygun şekilde ele geçirilen dijital yazışmaların disiplin soruşturmasında delil olarak kullanılmasını hukuka uygun bulmuştur. Mahkeme, bu verilerin elde edilişinde herhangi bir keyfilik bulunmadığını ve CMK m. 134 kapsamındaki güvencelerin sağlandığını belirterek; kamu düzenini ilgilendiren bir suçun aydınlatılması amacıyla yapılan müdahalenin, başvurucunun haberleşme hürriyetine yönelik "dolaylı" ancak demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı bir kısıtlama olduğunu tespit etmiştir.

Disiplin soruşturmasına konu olan fiillerin, başvurucunun öğretmenlik sıfatıyla olan bağdaşmazlığı kararın esasını oluşturmaktadır. Kararda, disiplin cezasına dayanak yapılan yazışmaların sadece özel hayat alanında kalmadığı; başvurucunun öğrencisiyle ahlak kurallarına aykırı iletişim kurması ve uygunsuz ilişkilere zemin hazırlamasının, ifa edilen kamu görevinin nitelikleriyle doğrudan çeliştiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda, dijital verilerin içeriğinin öğrenci/öğretmen ilişkisinin mahiyetini ve kamu hizmetinin saygınlığını zedelediği saptanmıştır.

Başvurucunun yazışmaların mesai saatleri dışında gerçekleştiği ve özel hayat kapsamında kaldığı yönündeki iddiaları, öğretmenlik mesleğinin "rol model" olma özelliği karşısında yerinde görülmemiştir. Anayasa Mahkemesi, öğretmenlerin hem okul içinde hem de dışında öğrencilerin davranışlarını etkileyebilecek bir konuma sahip olduklarını hatırlatarak; kurumun itibarını sarsan bu tür eylemlerin disiplin hukuku kapsamında değerlendirilmesinin, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla alınması zorunlu bir tedbir olduğunu ifade etmiştir.

Sonuç olarak mahkeme, disiplin süreci boyunca başvurucunun savunma hakkı ve delil sunma gibi usulî güvencelerden yararlandırıldığını, dolayısıyla yargılama sürecinde adil bir denge kurulduğunu belirtmiştir. İsnat edilen fiillerin mahiyeti ve öğretmenlik mesleğinin toplumsal önemi göz önüne alındığında, uygulanan yaptırımın kamu hizmetinin devamlılığını sağlama amacına uygun olduğu ve Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

T.C. Anayasa Mahkemesi kararı, işbu yazımızda değindiğimiz “bir suçla ilgili soruşturmada elde edilen delilin disiplin soruşturmasında kullanılamayacağı” savını değil “kamu hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesi ve mesleki disiplinin sağlanması amacıyla idarenin takdir yetkisini kullanarak işlem tesis etmesi” ilkesini benimseyerek karar vermiştir. Kararın bu şekilde seyri öğretmen – öğrenci ilişkisi içerisinde “cinsel istismar” iddialarıyla başlamış bir soruşturma kapsamında ele geçen dijital delilin 3. Kişi olan başvurucu hakkında disiplin soruşturması gerektirebilecek nitelikte bulunmuş olması olabilir.

V. Hukuk dünyasında tartışma yaratan asıl husus, bu verilerin disiplin soruşturmalarına sirayetidir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında (örneğin C.E. Başvurusu), kamu görevlisinin 'rol model olma' ve 'kamu hizmetinin saygınlığı' ilkeleri gereği bu verilerin disiplin sürecinde kullanılmasını ölçülü bulsa da; bu yaklaşım KVKK’daki 'amaçla sınırlılık' ilkesini ve CMK m. 134/4’ün amir hükmünü işlevsiz bırakma riski taşımaktadır. Ceza yargılamasında beraat ederek hukuk dünyasında 'suçsuz' kabul edilen bir kişinin, imha edilmesi gereken dijital artıkları üzerinden disiplin cezasına çarptırılması, 'delil yasaklarının sirayeti' ilkesinin açık bir ihlalidir.

VI. Ancak, kanun lafzının açık olduğu yerde, idarenin takdir yetkisinin geniş yorumlanması suretiyle disiplin soruşturmalarında “delil yasaklarına tabi” olması gereken delillerin kullanımına izin vermek, hukuk devleti ilkesini derinden yaralayacaktır. Dijital verilerin beraat veya KYOK kararına rağmen yok edilmemesi, sadece bir usul hatası veya idari bir ihmal olarak kabul edilmeyecektir.

7) Usul Hatasından Suça: TCK 138/2 ve Kamu Görevlisinin Sorumluluğu

I. Türk Ceza Kanunu’nun 138. maddesinin 2. fıkrası, kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri yok etmeyen kamu görevlileri için ceza sorumluluğu öngörmektedir. Dolayısıyla mahkemelerin 'dosyada delil olarak saklanmasına' şeklinde kurduğu ve ucu açık bıraktığı kararlar, haklarında KYOK verilen şüpheliler ile beraat eden sanıklar bakımından mülkiyet ve özel hayatın gizliliği hakkını ihlal ettiği gibi, bu verileri sistemde tutmaya devam eden görevliler bakımından da cezai sorumluluk doğurmaktadır.

Av. Onur KAPLAN

Kaynakça:

T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/353 E. 2020/367 K. Sayılı 22.09.2020 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026 - 17:44

Ateş Benek, N, ‘Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma’ (2022) 10(2) Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi - Journal of Penal Law and Criminology, 367.- Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026 - 21.40

T.C. Anayasa Mahkemesi Ercan Demirbaş [1. B.] B. No: 2018/20608, 15/9/2021 T. Kararı Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026 - 17.50

T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2025/164 E. 2025/8882 K. Sayılı 16.12.2025 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026 –21.44

T.C. Yargıtay, 11. Ceza Dairesi’nin 2022/774 E. 2023/5417 K. Sayılı 21.06.2023 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026- 22.45

T.C. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2018/3123 E. 2020/77 K. Sayılı 14.01.2020 T. Kararı Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026 - 23.11

T.C. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nin 2022/79 E. 2023/931 K. Sayılı 11.05.2023 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 15.03.2026 - 23.15

T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 2017/1542 E. 2018/231 K. Sayılı 05.04.2018 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 17.03.2026 –00.05

T.C. Yargıtay, 3. Ceza Dairesi’nin 2021/11493 E. 2022/1500 K. Sayılı 21.03.2022 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 16.03.2026 –00.20

T.C. Yargıtay, 16. Ceza Dairesi’nin 2015/4672 E. 2016/2330 K. Sayılı 21.04.2016 T. Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 17.03.2026 - 00.27

T.C. Anayasa Mahkemesi 12/9/2019 Tarihli 2016/436 Başvuru Numaralı C.E. Başvurusu Kararı - Erişim Tarih ve Saati: 17.03.2026 –00.59