MEŞRU SAVUNMADA "SİLAH" KULLANIMI ÜZERİNE BAZI NOTLAR

Abone Ol

Meşru savunma amaçlı silah kullanımı, çoğu kişinin merak ettiği bir konudur. Toplum içinde özellikle eve giren bir kişinin ancak yatak odasına girdiğinde vurulabileceğine dair genel bir inanış (veya kulaktan kulağa dolaşan bir söylenti) olduğu da bilinmektedir. Belirtmek gerekir ki meşru savunmada bıçak, sopa gibi diğer savunma araçlarını kullanmayla kıyaslandığında "silah"kullanımı için daha büyük bir merak vardır. Yazımda bu merakı gidermek amacıyla bazı temel hukuki ve pratik bilgileri paylaşacağım.

1- Meşru savunmada silah kullanmak için "mükemmel bir atıcı" olmanız gerekmiyor. Ancak silahınızı, olayın stresi altında orantılı şekilde kullanabilecek düzeyde "iyi bir atıcı" olmanız gerekir. Özellikle atış poligonlarında ve senaryolar üzerinden atış yaparak kısa sürede iyi bir atıcı olmak mümkündür. Üzülerek belirtmek gerekir ki, ülkemizde birçok kişi silah ruhsatına sahip olmasına rağmen atış tecrübesine sahip değildir. Silah rusatı alırken böyle bir zorunluluk olmadığı gibi atıcılık çok az kişi tarafından spor veya hobi amaçlı bir faaliyet olarak görülmektedir. Eğitim almadan gerçek hayatta silah kullanmak, büyük ihtimalle istenmeyen neticelere neden olacaktır.

2- Meşru savunmanın haklılığı "kime" karşı yapıldığıyla açıklanamaz. Örneğin saldırganın suç geçmişi olması, halk arasında katil, hırsız, dolandırıcı vb. olarak bilinmesi bu kişilere karşı doğrudan silah kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Özellikle ölüm neticesinin meydana gelmesi durumunda ölen kişinin yakınlarının dava sürecini yakından takip edeceğinden ve ölen kişinin intikamını almaya çalışacağından emin olabilirsiniz.

3- Meşru savunmada bulunan kişi, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılacağını bilmelidir. Dolayısıyla meşru savunma yapan kişiler, kendilerine yönelik hiçbir soruşturma yapılmayacağı bekletisinde olmamalıdır. Başka bir ifadeyle bu türlü haksız saldırı olaylarında yolun bir tarafında ölmek/yaralanmak diğer tarafında saldırıdan kurtulup soruşturulmak şeklinde iki kötü seçenek bulunmaktadır. Bu nedenle meşru savunma yapılırken adli makamlara "haklılığı" ortaya koyacak şekilde hareket edilmelidir. Her olayın koşulları kendine özgüdür. Ölümcül güç kullanımına ilişkin hiçbir vaka bir diğerinin aynısı değildir. Her davada, mevcut delillere göre koşullar bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Başımıza bir iş geldiğinde ortaya çıkan durumu başkalarına benzeterek iyimser veya kötümser düşüncelere inanmak yerine profesyonel hukuk yardımı almak gerekir. Dolayısıyla silahı olan herkesin, kötü günlerde danışabileceği ve hukuki yardım alabileceği bir avukatı olmalıdır.

4- Meşru savunma yapan kişi olayı tetikleyen ilk haksız hareketi yapmamış olmalıdır. Başka bir ifadeyle meşru savunma olarak kabul edilecek olay önceden kurgulandığı üzere gerçekleştirilen, haksız fiile tepki sonrası savunma görünümünde olmamalıdır. Silah da bu planın bir parçası olarak taşınmamalıdır. Örneğin bir olayda 6. Ceza Dairesi Esas No: 2023/2205, Karar No: 2023/12431 kararına konu olayda "...sanığın olay öncesinde katılanın eşine göndermiş olduğu tehdit içerikli mesaj dökümlerinin tespit edilmiş olduğu, yine aynı bilirkişi raporuna göre olay esnasında katılanın elinde saldırı amaçlı herhangi bir cisim bulunmaksızın elleriyle darp eylemini gerçekleştirdiği görülmekle, ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklanması, sanığın olay öncesi tasarlanmış bir şekilde iş yerine silahı ile birlikte gelmesi ve olay sırasında katılanın üzerinde silah ve benzeri bir cisim bulunmaması hususları göz önüne alındığında, meşru müdafaa hükümlerinin uygulanması şartlarından olan "saldırı ve savunma arasında bir oran" ve "haksız bir saldırı" unsurlarının somut olayda gerçekleştiği yönünde bir kabulün mümkün bulunmadığı anlaşılmakla; sanık lehine meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşulları oluşmadığı halde, yazılı şekilde hükümler kurulması hukuka aykırılık bulunmuştur..." denilmektedir.

5- Meşru savunmanın amacı "saldırıyı def etmek" ile sınırlıdır. Saldırganın saldırma yeteneği ortadan kalktıktan ve saldırı sona erdikten sonra silah kullanmak, savunma kapsamında değerlendirilmeyecektir. Dolayısıyla savunma amacının ötesinde olayı büyüten fiiller, meşru savunma sınırlarını aşacaktır. Saldırı sona erdikten sonra yapılan hareketler de savunma olarak değerlendirilemez. Örneğin bıçaklı saldırgan vurulup yere düşmüş bıçak da elinde değilse artık saldırı sona ermiştir. Bu kişiye bir kez daha ateş edilemez. Saldırı başlamadan önce yapılan şüpheli hareketlerin (örneğin silahı olmasa bile silah çekecek gibi elini beline atma gibi), meşru savunmayı haklı çıkarmak için yeterli olup olmayacağı da olayın koşullarına göre değerlendirilecektir.

6- Meşru savunmada silah kullanmak, doğrudan saldırganı öldürmek anlamına gelmez. Özellikle saldırganın TCK’daki tanıma göre (ateşli silah, sopa vb. dahil) silahsız olduğu durumlarda (saldırganın boğma, ölümcül bölgelere vurma gibi durumları hariç) ölüm neticesi orantılı bir müdahale sayılmayacaktır. Silah taşıyan kişiler silahlarını korkutma, uyarı, yaralama veya öldürme amaçlı olarak kullanabileceklerini bilmelidir. Dolayısıyla savunma amaçlı silah kullanım düzeyi, saldırganın fiiline (bu fiilin savunma yapan kişiyi hangi düzeyde tehdit ettiğine) bağlıdır. Saldırı ne düzeyde ise savunma da saldırıyı def edecek düzeyde olmalıdır.

7- Meşru savunmada ölümcül güç kullanımı, saldırganın ölümcül güç kullanması koşuluyla orantılı kabul edilecektir. Ölümcül güç; makul bir kişinin ölüme veya ağır bedensel zarara neden olabileceğini düşüneceği güç derecesidir. Ölümcül güç sadece son çare olarak kullanılabildiğinden, tehlikeden başka türlü kurtulmanın kaçınılmaz olması gerekir. Ölüm veya ağır yaralanma tehlikesi içeren bu durum, genellikle yetenek, fırsat ve tehlike şeklindeki üç kriterin aynı anda mevcut olmasıyla belirlenmektedir.

8- Yetenek, saldırganın öldürme veya ağır yaralama gücüne sahip olduğu anlamına gelir. Bu güç en açık şekilde bir ateşli silah biçiminde ortaya çıkmaktadır. Silahın oyuncak olması veya şarjörünün boş olması gibi durumlarda da meşru savunma yapan kişinin bunu bilmesi mümkün değildir (hata hükümleri uygulanması gerekir). Bununla birlikte bıçak, kılıç, kırık şişe, jilet gibi kesici ve delici aletler ile sopa gibi eşyalar da öldürücü olarak kullanılabilir. Dolayısıyla sayılan bu aletleri, silahtan daha az öldürücü görmek yanlış bir anlayıştır. Özellikle bıçağın, silahla mukayese edildiğinde, gücü yalnızca onu kullanan kişinin gücü ve hareket kabiliyetiyle sınırlıdır. Bıçak asla sıkışmaz, tutukluk yapmaz. Bıçağın mühimmatı asla bitmez, bıçaklar ucuzdur ve her yerden satın alınabilir. Kanunen, daha önceden mahkum olmuş bir suçluya bıçak satılmasına karşı herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Bıçaklar küçük ve yassı olabilir ve şaşırtıcı derecede kolayca gizlenebilirler. İnsan vücudunda nabzın ölçülebileceği herhangi bir yerde, bıçağın sadece birkaç milimetre derinliğe kadar kesmesi bile kan kaybından ölüme yol açabilir. Hakeza sopa için de benzer değerlendirmeler mümkündür. Neredeyse her ortamdaki her kavgada, hızla kapılıp başka bir insanın başına vurmak için kullanılabilecek bir nesne her zaman mevcuttur. Mesela görünüşte zararsız beyzbol sopası, saldırı ve cinayetlerde sıkça kullanılan bir araçtır. Boynundan tutulan kırık bir şişenin ölümcül, keskin bir silah olduğu da açıktır. Belirtilmesi gereken diğer bir durumda saldırganın veya muhatabın rastgele kalabalığın üzerine araç sürmesidir. Polislerin bu duruma sıradan vatandaşlardan daha sık rastladığı da ayrı bir gerçektir. Böyle bir durumda polisin silah kullanması neticesinde ölüm veya yaralanma meydana gelse polisi, "silahsız" birini öldürmekle veya yaralamakla suçlamak yerine bu saldırganın aracını bir silah olarak kullandığını ve polisin meşru savunma yaptığını kabul etmek gerekir. Üzerine araç sürülen kişi, aracı öylesine büyük görür ki iradi davranma yeteneğini kaybedebilir, eğer kendini bir kenara atarak kurtarmaya karar veremezse içgüdüsel olarak silahla karşılık verebilir. Yetenek bakımından cinsiyet faktörü (kadına saldıran erkek), profesyonel dövüş sporcusu, engellilik durumu, çocuk-yetişkinlik durumu, dezavantajlı konumda olma (örneğin araçta kemeri takılı olan birine camdan saldırılması vb.) gibi faktörler de dikkate alınmaktadır.

9- Fırsat, saldırganın saldırı anında öldürme veya yaralama yeteneğine sahip olduğu anlamına gelir. Fırsat faktörü; mesafe, engeller ve zaman yönünden olayın koşullarının değerlendirilmesidir. Gerek silahlı saldırıda gerekse sopa, bıçak vb. saldırılarda mesafe, meşru savunmanın haklılığını yakından ilgilendirmektedir. Bıçaklı bir saldırgana karşı güvenliği korumak için asgari güvenlik mesafesi en az 6 ila 7 metre olmalıdır. Güvenlik standartlarında bu durum "Tueller Kuralı" (21-Foot Rule) olarak bilinmektedir ve kılıfından silah çekmeye çalışan eğitimli bir personelin bile saldırgan bu mesafeyi koşarak aşmadan önce yeterli tepki süresine sahip olabilmesi için belirlenmiştir. Ortalama bir insan, görsel bir uyarıyı fark edip tepki vermesi yarım saniye sürmektedir. Saldırganın bu mesafeyi koşarak yaklaşık 1.5-2 saniyede kapatabileceği dikkate alındığında güvenlik mesafesi bu sınırın altına indiğinde, saldırıyı fark edip fiziksel olarak kaçmak veya savunma pozisyonu almak neredeyse imkansız hale gelecektir. Bu mesafenin başlı başına ihlal edilmesi, silah kullanmayı doğrudan haklı çıkarmaz ancak saldırganın, saldırı amacıyla bu mesafeyi ihlal etmesi silah kullanmayı haklı kılmaktadır. Polisin veya diğer kişilerin belindeki-elindeki silahın alınması amacıyla hareket etmek de bu mesafeyi ihlal eden meşru savunmayı haklı kılan durumlardır. Fırsat faktörünün zaman yönü ise savunma "o anda, acilen" yapılmazsa saldırgan hedefine ulaşacağı anlamına gelir. Savunma yapan kişi, silah kullanımının "derhal gerekli" olduğuna dürüst ve makul bir şekilde inanmış olmalıdır.

10- Tehlike ise olayın koşullarının makul bir kişiye göre saldırganın bunu yapmayı amaçladığını ve yapmak üzere olduğunu göstermesi anlamına gelir. Özellikle olay esnasında (saldırı anında) söylenen sözlerin failin kastının belirlenmesinde büyük önemi bulunmaktadır. Saldırganın sözleri veya agresif hareketleri öldürme veya yaralama kastını açığa çıkaran ipuçlarıdır. Diğer bir nokta ise gerçek hayatta tehditlerin çoğu zaman küçük başladığı sonradan büyüdüğüdür. Toplumumuzda trafik kavgalarının büyük bir kısmı, ısrarlı takipler, apartmanda gürültü veya yan bakma olayları küçük olaylarla başlayan ancak neticede ölümlere varan saldırı olaylarına örnek verilebilir. (Ancak meşru savunma durumunda savunma yapan ilk haksız hareketi kendisi yapmaması gerektiğinden dolayı sayılan tüm bu olaylar meşru savunma kapsamında değerlendirilmeyebilir. Ceza Genel Kurulu Esas No: 2022/1-279 Karar No: 2025/75 kararında "...Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir…" denilmektedir.)

11- Sonuç olarak hukukumuzda meşru savunmanın kapsamı oldukça geniş tutulmuştur. Malvarlığı hakkı veya diğer hakları korumak için, hatta bu saldırıların üçüncü kişilere yapılması durumunda dahi meşru savunma mümkündür. Meşru savunmada silah kullanımı da bu hak kapsamında diğer koşulların varlığı halinde hukuka uygun olarak kabul edilmektedir. Meşru savunmada silah kullanımında en sorunlu algı, silah kullanmanın saldırganı öldürerek etkisiz hale getirmekle eşdeğer olarak görülmesidir. Elbette silah kullanılan olaylarda ölüm neticesi meydana gelebilir, savunma yapan kişi hedef alma imkanına sahip olmayabilir, olay esnasında mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle hareketlerini yönlendiremeyebilir. Olay neticesinde meydana gelen öldürme veya yaralamanın hukuka uygun olması orantılılık ilkesi kapsamında olayın kendi koşulları içinde değerlendirilir. Olayın koşulları saldırganın yetenek, fırsat ve tehlike koşulları bakımından incelenir, savunma yapanın da kendini savunabilme yeteneği, o anki koşullarda makul bir insanın davranışına göre değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yatak odasına giren kişiye karşı silahla savunma yapmak ile bu kişiyi öldürmeye çalışmak aynı anlama gelmemektedir. Silah kullanmak için de illa ki yatak odasına girilmesi şart değildir.