KARARLAR

MİRAS KALAN MÜLKLERDE MÜLKİYET VE SEMERE AYRIMI: TASFİYE SÜRECİNDEKİ KRİTİK EŞİK

Abone Ol

Türk aile hukukunda boşanma süreçlerinin en karmaşık evrelerinden biri, şüphesiz ki mal rejiminin tasfiyesidir. Toplumdaki genel algı; miras yoluyla intikal eden varlıkların, evlilik birliği içerisindeki tüm mali hak ve alacakların dışında kaldığı yönündedir. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) kurguladığı sistem, mülkiyetin şahsiliği ile o mülkiyetten doğan ekonomik kazançların ortaklığı arasında keskin bir ayrım yapmaktadır. Bu ayrım, boşanma aşamasında mülk sahipleri açısından öngörülemeyen ciddi borç yükümlülüklerini beraberinde getirebilmektedir.

Mülkiyetin Şahsiliği: TMK Madde 220 ve Kişisel Mal Statüsü

Yasal mal rejimi olan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi"nde mülkler; edinilmiş mallar ve kişisel mallar olarak iki temel kategoriye ayrılır. TMK m. 220/2 uyarınca; miras yoluyla veya herhangi bir karşılıksız kazandırma (bağış vb.) yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri, kanunen "Kişisel Mal" sayılmaktadır. Bu hukuki statü gereği, miras kalan bir taşınmazın mülkiyeti, tasfiye sırasında paylaşım masasına dahil edilmez. Diğer bir ifadeyle; miras kalan mülkün tapu kaydı hangi eşin üzerindeyse, boşanma davası neticesinde de o eşin mülkiyetinde kalmaya devam eder. Diğer eşin, bu mülkün aynından (tapu payından) hak talep etmesi hukuken mümkün değildir.

Ekonomik Getirilerin Ortaklığı: TMK Madde 219/4

Mülkiyetin kişisel olması, o mülkten elde edilen her türlü gelirin de kişisel olacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, mülkiyet hakkını korurken, bu mülkiyetin evlilik birliği sürerken doğurduğu ekonomik meyveleri "aile birliğinin bir kazanımı" olarak nitelendirir. TMK m. 219/4 hükmü bu noktada oldukça açıktır: "Kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır." Bu düzenleme ışığında; miras kalan bir konut veya işyerinden tahsil edilen kira bedelleri, miras kalan bir ana paranın mevduat faiz getirileri veya bir şirketteki miras hisselerin kâr payları, hukuk tekniği bakımından artık birer "kişisel mal" değil, "edinilmiş mal" niteliğindedir. Dolayısıyla, evlilik süresince elde edilen bu gelirlerin toplam değeri üzerinden, diğer eşin %50 oranında katılma alacağı hakkı doğmaktadır.

Yargıtay İçtihatları ve Uygulamadaki Yansımalar

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında Yargıtay, kişisel mal ile bu malın geliri arasındaki ayrımı yaparken "nedensellik" ve "zamanlama" kriterlerini esas alır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, bir malın kişisel mal olması, onun evlilik birliği süresince ürettiği ekonomik değerlerin de kişisel kalacağı anlamına gelmemektedir.

Uygulamada, özellikle tasfiye davaları açıldığında mahkemeler, tarafların talebi üzerine ilgili tapu müdürlüklerinden ve bankalardan veri akışı sağlar. Eğer miras kalan taşınmaz bir işyeri ise, vergi dairesinden kira stopaj ödemeleri; konut ise, banka hesap hareketleri mercek altına alınır. Yargıtay’ın bu noktadaki pragmatik yaklaşımı şudur: Kira geliri evlilik birliği devam ederken elde edilmişse, bu para artık "mevcut" kabul edilir. Yargıtay’ın yerleşik kararları, kişisel malın gelirleri konusundaki bu ayrımı katı bir biçimde uygulamaktadır. Mahkeme uygulamalarında, kira gelirlerinin mülk sahibi eşin şahsi banka hesabına yatmış olması veya bu paranın tek başına harcanmış olması, diğer eşin alacak hakkını ortadan kaldıran bir unsur olarak kabul edilmemektedir.

Nitekim kira gelirlerinin konu edildiği Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.02.2022 tarihli, 2021/6900 E. ve 2022/1579 K. sayılı kararında, kişisel mal olan taşınmazlardan elde edilen kira gelirleri ile alınan yeni taşınmazların edinilmiş mal sayılması gerektiğini hükme bağlamıştır. Benzer şekilde, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.10.2023 tarihli, 2022/6160 E. ve 2023/4790 K. sayılı ilamında, miras kalan taşınmazların kira gelirlerine yönelik talebin incelenmemesini bozma nedeni yapmıştır.

Sıklıkla düşülen bir diğer yanılgı ise, miras kalan malın satılması durumudur. Yargıtay, TMK m. 220/4 uyarınca, kişisel bir malın satılmasıyla elde edilen parayı (ikame değer) yine kişisel mal kabul eder. Ancak, satış tarihine kadar birikmiş olan kiralar ile satıştan elde edilen paranın bankada nemalandırılması (faiz geliri) arasındaki farkı keskin bir şekilde ayırır. Satış bedeli kişiseldir; ancak o bedelin bankadaki faiz getirisi yine edinilmiş mal statüsündedir.

Nitekim faiz gelirleri açısından Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.05.2024 tarihli, 2023/316 E. ve 2024/3358 K. sayılı kararında, miras kalan taşınmazın satış bedelinin kişisel mal olduğunu kabul etmekle birlikte, bu bedelin bankada işletilmesiyle elde edilen faiz gelirinin edinilmiş mal olduğuna ve yarısının diğer eşe verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Şirket kâr payları ve temettü açısından ise Hukuk Genel Kurulu, 01.07.2021 tarihli, 2020/458 E. ve 2021/889 Kaynak K. sayılı kararında, evlilik öncesi edinilen şirket hisselerinin kişisel mal olduğunu, ancak boşanma dava tarihine kadar bu hisselere düşen kâr payı ve gelirlerin edinilmiş mal grubuna dahil olduğunu belirtmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 30.05.2024 tarihli, 2023/9450 E. ve 2024/4059 K. sayılı kararında da şirket öz sermayesindeki artışlar ve kâr paylarının reel değerleri üzerinden katılma alacağı hesaplanmasını onamıştır.

Netice itibarıyla Yargıtay'ın genel yaklaşımı, evlilik birliği süresince tarafların "çaba ve şans" dışındaki her türlü ekonomik artışını ortak havuzda toplama eğilimidir. Miras kalan mülk üzerindeki mülkiyet hakkı ne kadar dokunulmaz ise, o mülkten gelen nakit akışı da o kadar "paylaşılabilir" görülmektedir. Bu nedenle, miras mülküne sahip olan eşlerin, gelir yönetimi ve ispat araçları konusunda hukuki bir strateji geliştirmeleri, ileride karşılaşılacak yüksek meblağlı tazminatların önüne geçmek için tek yoldur.

Sözleşme Özgürlüğü ve Korunma Yolları

Türk Medeni Kanunu, eşlere bu genel kuralın dışına çıkma imkânı da tanımıştır. TMK m. 221/2 uyarınca taraflar, noter huzurunda yapacakları bir "Mal Rejimi Sözleşmesi" ile kişisel malların gelirlerinin de kişisel mal sayılacağını açıkça kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşme maddesi bulunmadığı müddetçe, kanunun emredici nitelikteki paylaşım kuralı geçerliliğini koruyacaktır. Hukuk Genel Kurulu (2020/458 E., 2021/889 K.) ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2021/5618 E., 2021/7414 K.) kararlarında belirtildiği üzere, TMK m. 221/2 uyarınca eşler, noter onaylı bir mal rejimi sözleşmesi yaparak kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal sayılmayacağını kararlaştırabilirler. Bu sözleşme bulunmadığı takdirde, gelirlerin paylaşımı zorunludur.

Değerlendirme ve Sonuç

Miras yoluyla intikal eden mal varlıkları, her ne kadar mülkiyet bazında bir koruma kalkanına sahip olsa da, bu varlıkların doğurduğu ekonomik akışın hukuki statüsü çoğunlukla göz ardı edilmektedir. "Miras malı paylaşılamaz" şeklindeki eksik bilgi, boşanma sonrasındaki tasfiye sürecinde ciddi bir yanılgıya ve maddi kayba yol açmaktadır.

Sonuç olarak; aile yadigarı varlıkların mülkiyetini muhafaza etmek ile bu varlıkların getirisini yönetmek hukuken farklı sonuçlara tabidir. Hak kayıplarının önüne geçilmesi adına, mal rejiminin dinamik yapısının ve mülkiyet-gelir ayrımının detaylıca analiz edilmesi, gelecekteki olası hukuki ihtilafları asgariye indirecektir.

Av. Melike Beyza AY

KAYNAKÇA

-​Mevzuat: 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu

-​Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.02.2022 T., 2021/6900 E. ve 2022/1579 K.

-​Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.10.2023 T., 2022/6160 E. ve 2023/4790 K

-​Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.05.2024 T., 2023/316 E. ve 2024/3358 K.

-Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 30.05.2024 T., 2023/9450 E. ve 2024/4059 K.

-Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/5618 E., 2021/7414 K.

-Hukuk Genel Kurulu, 01.07.2021 T., 2020/458 E. ve 2021/889 K.

-Hukuk Genel Kurulu 2020/458 E., 2021/889 K.