MİRASÇILIK SIFATINI SONA ERDİREN NEDENLER: 2. MİRASIN REDDİ

Abone Ol

1. Mirasın Gerçek Reddi

TMK’nın 605/1. maddesinde “mirasın gerçek reddi” düzenlenmiş olup, düzenlemeye göre, “kanuni ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.”

TMK’nın 606/1. maddesine göre, mirası ret üç ay içinde yapılmalıdır. Bu süre TMK’nın 606/2. maddesine göre, “kanuni mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.” Ancak, TMK’nın 607. maddesine göre; “Koruma önlemi olarak terekenin yazımı halinde mirası ret süresi, kanuni ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar.”

Mirasın reddi, mirası ret hakkı olan kanuni ve atanmış bir mirasçının, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yapacağı bozucu yenilik doğuran bir irade açıklamasıyla gerçekleşir.

…murisin en yakın yasal mirasçıları tarafından mirasının reddedildiği, buna göre murisin mirasının iflas hükümlerine göre tasfiyeye tabi olduğu, mirasın kayıtsız ve şartsız reddine ilişkin beyanın Sulh Hukuk Mahkemesine ulaştıktan sonra bu beyandan tek taraflı olarak dönülemeyeceği, ancak mirasçıların tamamının muvafakatiyle veya açılacak olan reddin iptali davasının kabulü halinde dönülebileceği, açılan davada mirasın reddi beyanından dönülmesine ilişkin en yakın mirasçılarının tamamının davacı olarak yer aldığından mirası reddinin iptaline ilişkin talebin kabulüne…[1]

“…mirasın reddi beyanının tespiti ve tescili isteminin çekişmesiz yargı işlerinden olduğu, çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu anlaşıldığından…[2]

2. Mirasın Hükmen Reddi

A. Hükmen Ret İçin Aranan Koşullar

TMK’nın 605/2. maddesinde terekenin borca batık olması nedeniyle “mirasın hükmen reddi” düzenlenmiş olup, düzenlemeye göre, “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.”

Hükmen ret halinde, kanunda sayılan koşulların (mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olmasının) gerçekleşmesi halinde mirasçıların ayrı bir ret beyanında bulunmasına veya dava açmasına gerek olmaksızın mirasın kendiliğinden reddedilmiş olması halidir. Süre söz konusu olmayıp, terekenin borca batık olduğu tespit edildiğinde veya tereke alacaklıların açtıkları davada her zaman ileri sürülebilir. Yani aleyhine açılan davada hükmen reddin savunma olarak ileri sürülmesi mümkündür. Borçlu mirasçının bu yöndeki savunması bir defi değil, bir itiraz niteliğindedir. Bu savunma üzerine mahkemenin bu hususu bir hadise olarak ele alıp incelemesi ve bir sonuca bağlaması gerekir. Yine mirasbırakanın borçlarından dolayı mirasçılar aleyhine yapılacak bir icra takibinde de itiraz olarak ileri sürülebilir.

Mirası hükmen reddin koşulları; mirasbırakanın ödemeden aczinin açıkça belli olması, mirasbırakanın ödemeden aczinin resmen tespit edilmiş olması, hükmen reddeden mirasçının açık veya örtülü olarak mirası kabul etmemiş olması veya mirası kabul anlamına gelecek davranışlarda (olağan yönetim işlerinde) bulunmamış olması gerekir.

“…Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, murisin ölüm tarihi itibariyle terekesinin açıkça borca batık olup olmadığının ve mirasçıların terekeyi kabul anlamına gelen işlemler yapıp yapmadıklarının araştırılması gerekmektedir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 605. maddesinin ikinci fıkrası gereğince mirasın hükmen reddine (terekenin borca batık olduğunun tespitine) ilişkin talepler, süreye tabi olmayıp mirasçıların iyiniyetli ya da kötüniyetli olmalarının bir önemi bulunmamaktadır.

Murisin ödemeden aczi ölüm tarihine göre belirlenir. Ölüm tarihi itibariyle, murisin tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması terekenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir. Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğü v.b. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçlarının zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı göz önünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir…”[3]

B. Mirasın Hükmen Reddinin Açılmış Bir Davada İleri Sürülmesi

Borca batık bir terekenin alacaklıları tarafından tereke mirasçılarına karşı açılmış bir davada, mirasçılar, mirasın hükmen reddedilmiş sayıldığı iddiasını ileri sürebilirler. Bu durum davaya bakan mahkeme için bir ön sorun teşkil ettiğinden, mahkemece hükmen reddin koşullarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekir. Bu konuda açılmış ayrı bir dava varsa bu takdirde o davanın sonucu beklenilmelidir.

“…Mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça, her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir.

Tereke, murisin malvarlığından oluşmakta olup malvarlığı kavramı, aktif ve pasif unsurlarıyla aynı kişiye ait olan hukuki bir bütünlüktür… Murisin vefatı anında kendi borçlarını ödemekten aciz içinde olması, terekenin pasiflerinin aktiflerini aşması halinde mümkün olmaktadır…

Mirasın hükmen reddinde, terekenin bilinen borçları ile birlikte, muhtemel borçlarının da terekenin pasifi olarak kabulü gerekir. Hükmen ret davası hukuki niteliği itibarı ile bir menfi tespit ve borçtan kurtulma davasıdır. Bu davanın öncelikle sonuçlandırılmasında davalıların hukuki yararı vardır. Bu sebeple mirasın hükmen reddi nedeni ile açılmış Asliye Hukuk Mahkemesi'nin dosyasında, eldeki tapu iptali ve tescil davası sonucunun bekletici mesele yapılması doğru değildir. Mirasın hükmen reddinin tespiti halinde, davalıların eldeki davada taraf sıfatı kalmayacaktır. O halde mahkemece, öncelikle mirasın hükmen ret davasının sonuçlanmasının beklenmesi ve buna bağlı olarak davalıların taraf sıfatının olup olmadığı tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken…”[4]

3. Mirasın Reddinin Sonuçları

A. Genel Olarak

Miras reddedildiğinde geçmişe yönelik sonuç doğurur.

TMK’nın 611/1. maddesine göre, mirası reddeden kişi geçmişe etkili olarak (mirasbırakanın ölümü anından itibaren) mirasçı sıfatını kaybeder. Bu durumda tereke, mirası reddeden mirasçı mirasbırakandan önce ölmüş gibi paylaştırılır. Mirası reddeden kanuni mirasçı ve altsoyu da bulunmuyorsa, diğer mirasçıların payı, reddeden mirasçının payı oranında artar. Ancak altsoyu bulunuyorsa payına tahsis edilir. Reddedenin yerini alan altsoy miras bırakana göre saklı paylı mirasçı değilse, reddedenin saklı payı, miras bırakanın tasarruf nisabına eklenir.

TMK’nın 613. maddesine göre ise, “Altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.”

Atanmış mirasçılar mirası reddederlerse, TMK’nın 611/2. maddesi gereği atanmış mirasçılara ayrılan paylar kanuni mirasçılara tahsis edilir.

“…TMK’nın 611/1. maddesi uyarınca mirası reddeden borçlunun miras payının, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi yasal mirasçılarına geçeceği kuşkusuz olmakla, nüfus aile kayıt tablosundan anlaşılacağı üzere mirası reddeden...'nın altsoyu mevcut bulunmaktadır.

İcra Dairesinin dosyasında başlatılan takipte, takip borçlusu...'ın murisi...'dan intikal edecek taşınmaz hisse kaydına haciz konulmuştur. Takip borçlusu tarafından muris ...'a ait mirasın reddedilmesi sebebiyle TMK 611. madde hükmünce miras, altsoyu olan ve mirası reddetmeyen çocuklarına geçecektir. Zira bir önceki zümrede mirasçı bulunması bir sonraki zümrenin mirasçılığına engeldir…[5]

...mirası reddeden (TMK. 605/1) mirasçı veya mirasçılar varsa, düzenlenecek mirasçılık belgesinde, mirasçılık sıfatına sahip olan kişi veya kişiler ile miras paylarının gösterilmesi ve mirası ret durumuna işaret edilmekle yetinilmemesi; mirası ret nedeniyle, mirasçılık sıfatını kaybedenlerin ve bunların payının akıbetinin de (kime kalacağının) gösterilmesi gerekir. TMK’nın 611/1. maddesinde düzenlenen “kanuni mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer...” hükmü uyarınca mirası reddedenlerin miras paylarının diğer mirasçılara intikal şekli kararda gösterilmelidir. Mahkemece, talep, nüfus kayıtları ve mirasçılardan V.’a ilişkin mirası ret kararı değerlendirilerek, mirası reddeden mirasçının paylarının kime kalacağı hususunun açıkça gösterilmek suretiyle mirasçılık belgesinin düzenlenmesi gerekir...[6]

B. En Yakın Yasal Mirasçıların Tümünün Mirası Reddinin Sonuçları

Ancak TMK’nın 612. maddesine göre, en yakın mirasçıların ki, bunlar ölüm anında doğrudan mirasçı olanlardır, tümü mirası reddederse, miras, reddeden mirasçıların yerini alacak kişilere intikal etmez ve tereke mahkeme tarafından tasfiye edilerek tereke borçları ödenir. Tasfiyeden arta kalan bir şey olursa mirası reddetmemişler gibi en yakın yasal mirasçılara verilir.

Bu halde resmi tasfiyeye resen başlanır. Alacaklıların da tasfiyeyi isteme hakları vardır. Tasfiye İİK’nın hükümleri çerçevesinde yürütülür.

Bu madde kapsamında terekenin iflas hükümleri gereği tasfiye ile görevli mahkeme mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesidir. Kesin yetki kuralı olup, resen gözetilmelidir.

…en yakın mirasçılardan maksat, miras bırakanın ölümünde doğrudan doğruya mirasçılık sıfatını kazanan yasal mirasçılardır. Başka bir ifadeyle mirasın birinci derecedeki mirasçıların tamamı tarafından reddi hâlinde miras, daha sonraki zümrede yer alan, ikinci derecedeki mirasçılara geçmez…[7]

“…Bu yasal düzenlemeye göre en yakın mirasçılardan maksat mirasbırakanın ölümünde doğrudan doğruya mirasçılık sıfatını kazanan mirasçılardır. En yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras daha sonraki derecede bulunan mirasçılara geçmez. Başka bir ifadeyle en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras daha sonraki zümrede yer alan hısımlara geçmez. Mirasbırakanın en yakın mirasçısı sıfatını taşımayan kişilere miras intikal etmez.

Bu durumda mirasın en yakın mirasçıların tümü tarafından reddedilmiş olması ile mirasçılardan biri tarafından reddedilmesinin farklı sonuçları bulunmaktadır.

Mirasın Kanunda öngörülen koşullarının gerçekleşmesi üzerine mahkemece yapılan resmî tasfiye; Miras Hukukunda “kendiliğinden resmi tasfiye” ve “isteme bağlı resmi tasfiye” şeklinde düzenlenmiş olup mirasın en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunması kendiliğinden resmî tasfiye kapsamındadır.

O hâlde en yakın yasal mirasçıların mirası reddettikleri anlaşılıyorsa sulh hukuk hâkimi kendiliğinden resmî tasfiye yoluna gitmelidir. Başka bir deyişle en yakın mirasçıların mirası reddettiklerinin belirlenmesi durumunda miras sulh hukuk hâkimi tarafından herhangi bir başvuruya gerek bulunmadan iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.

Ayrıca en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilmeden mirasçılara intikal yapılamaz. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edildikten sonra arta kalan bir değer bulunuyorsa bu kısım mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verileceğinden miras daha sonraki derecede bulunan mirasçılara veya hazineye geçmez. Sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre gerçekleşen tasfiye sonucu arta kalan değerler mirası ret etmiş olan hak sahibi mirasçılara intikal ettirildiğinde mirasbırakandan alacağı bulunanlar alacağı nedeniyle mirasçılara yöneltilerek dava açabilir…[8]

C. Sağ Kalan Eşle Birlikte Mirasçı Olan Altsoyun Tümünün Mirası Reddetmesinin Sonuçları

TMK’nın 613. maddesine göre, “Altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.” Bu hükmün devreye girebilmesi için sağ kalan eşin altsoyla birlikte mirasçı olması, altsoyun tümünün mirası reddetmiş olması ve sağ kalan eşin mirası reddetmemiş olması gerekir. Bahsi geçen altsoy çocuklar olup, ölen çocuklarından olan torunları varsa bu kapsamda değerlendirilmezler. Sağ kalan eş de reddederse artık terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi söz konusu olur.

“…Görülüyor ki m. M.B.'in mirası sağ kalan eşi G. B. dışındaki mirasçıların tamamı tarafından reddedilmiştir. Bu durumda, belirtilen davalılar mirası reddettiklerinden davada taraf sıfatı bulunmadığından davanın bu kişilere karşı yöneltilmesi doğru değildir. Bu nedenle davacı tarafa muris M. B. ile ilgili mirası reddeden mirasçıların durumu da gösterilmek suretiyle yeni bir mirasçılık belgesi alınması için yetki ve süre verilmesi ve davanın alınacak yeni mirasçılık belgesine göre mirasçı olan kişilere karşı yöneltilmesi gerektiği…[9]

“…Türk Medeni Kanunu'nun 613. maddesi uyarınca; "altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde bunların payı sağ kalan eşe geçer." 612. maddesi uyarınca da "en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras Sulh Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir."

Mahmut P. 17.3.2004 tarihinde vefat etmiştir. En yakın mirasçı olan eş ve çocukları mirası ret etmişlerdir.

Mahmut P.'ın mirası en yakın kanuni mirasçı sıfatı taşımayan anne, babasına intikal etmez. Tasfiye sonunda arta kalan değerler mirası ret etmemişler gibi Mahmut mirasçılarına verilir. (TMK.612/2. fıkrası) Bu yasal hükümlerin aksine verilmiş mirasçılık belgesi ve ret kararları sonuca etkili değildir…[10]

D. Kendinden Sonra Gelen Mirasçı Lehine Reddin Sonuçları

TMK’nın 614. maddesi ile en yakın yasal mirasçıların tamamının veya birkaçının, kendisinden sonra gelen ilk derecedeki veya zümredeki mirasçılar lehine mirası reddetmeleri mümkün kılınmıştır. Bu maddenin uygulanabilmesi için en yakın yasal mirasçıların tümünün mirası reddetmiş olması ve reddeden en yakın mirasçılardan en az birinin mirası alt derece lehine reddetmiş olması ve ret hakkının alt derecedeki tüm mirasçıları kapsayacak şekilde kullanılması gerekir. Mirası kabul eden bir mirasçının bulunması halinde bu madde uygulanmaz. O durumda TMK’nın 611. maddesindeki ana kural uygulanır. Kendilerinden sonra gelen mirasçılar ifadesinden kastedilen mirasçılar, mirasbırakandan önce ölmüş olsalardı en yakın yasal mirasçıların yerine mirasçı olacak kişilerdir.

Bu takdirde mirasın TMK’nın 612. maddesine göre iflas hükümleri gereğince tasfiyesi yerine ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir. Bu madde gereği bildirim yapılan mirasçı, bildirimden itibaren bir aylık bir süre içinde mirası kabul edilebilir, reddedilebilir ya da bu süreyi susarak geçirebilir. Susma ret anlamına gelir. Bildirimde bulunulanların mirası tekrar alt derece lehine reddetmeleri mümkün değildir.

“…en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. Mirasçılar, mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu taktirde ret, Sulh Hâkimi tarafından sonra gelen mirasçılara bildirilir, bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. Bunun üzerine miras, yine iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir. En yakın yasal mirasçıların reddi, kendilerinden sonra gelen mirasçılar yararına olmadıkça ve bunlar Yasanın 614. maddesinde gösterilen usul çerçevesinde mirası açıkça kabul etmedikçe miras, sonra gelen mirasçılara geçmez. Bunlar, miras bırakanın borçlarından sorumlu da tutulamaz…”[11]

“…Olayda miras en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunmuş, bunlar kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmediklerinin sorulması yönünde bir talepte bulunmamışlardır. Bu halde miras iflas hükümlerine tasfiyeye tabidir. Miras, mirasbırakanın kardeşine geçmemiştir, bu kişinin ret hakkı bulunmamaktadır. Bu husus gözetilmeden davacının ret beyanının tespit ve tesciline karar verilmesi doğru bulunmamıştır…”[12]

E. Atanmış Mirasçının Mirası Reddetmesinin Sonuçları

Yukarıda da belirtildiği üzere atanmış mirasçılar mirası reddederlerse, TMK’nın 611/2. maddesi gereği “Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın kanuni mirasçılarına kalır.”

F. Vasiyet Alacaklısının Mirası Reddetmesinin Sonuçları

TMK’nın 616. maddesine göre, vasiyetin reddi ile birlikte vasiyet borcu sona erer. Vasiyet edilen şey vasiyet borçlusunun olur. Ret açık olabileceği gibi, vasiyet konusu malın teslimi ile yükümlü mirasçının malı satmasına veya vasiyet alacağının temlikine olur vermesi gibi de olabilir. Bir süreye bağlı olmadığı gibi, sulh hukuk mahkemesine başvurulması da gerekmez.

“…Vasiyetçinin ölümünden sonra, vasiyet alacaklısı E. 13.07.2007 tarihinde noterde düzenlenen sözleşme ile; vasiyetten doğan tüm haklarını ve kanuni miras hakkını mirasçılardan Ş. Ü. ile C. Ü.'e devretmiş, mirasçılardan M. E. ise 15.12.2006 tarihinde noterde düzenlenen "miras payının devri sözleşmesi" ile muris Ş.'den intikal eden terekedeki miras payını C.'e temlik etmiştir.

Miras bırakan ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemeye bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren her ilgili koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir. Koşul veya yüklemeden yararlanacak olanların “ilgili” kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi halinde, miras bırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça bu redden vasiyet yükümlüsünün yararlanacağı da yasa gereğidir. (TMK. md.616)

Vasiyetname şartla bağlanmıştır. Davacı, vasiyet alacaklısı değil, yasal mirasçı olarak vasiyet yükümlüsüdür. Vasiyet alacaklılarından E., kendisine vasiyet edilen taşınmazdaki vasiyetnameden doğan hakkını ve terekedeki yasal miras payını diğer yasal mirasçılardan Ş. ve C.'e 13.07.2007 tarihli sözleşme ile devir ve temlik etmiş olmasına göre bu işlemin vasiyetnamenin bağlandığı koşulu E. yönünden bozduğunun kabul edilmesi durumunda, bundan davacı da yararlanacaktır. Kaldı ki E., 09.10.2007 tarihli oturumda kendisi lehine yapılan vasiyeti istemediğini ifade etmiş olup, bu beyan vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi niteliğindedir.

Bu redden vasiyet yükümlüsü olarak davacının yararlanacağında da kuşku bulunmamaktadır. (TMK. md.616) Bu bakımdan davacının, vasiyetnamenin bağlandığı koşul ve yüklemelerin “ilgili” sıfatıyla yerine getirilmesini istemekte ve vasiyet alacaklılarından da E.'nin vasiyetnameden doğan hakkını devir ve temlik etmiş olması nedeniyle bunun vasiyetnamenin bağlandığı koşulu bozup bozmadığının belirlenmesi açısından bu vasiyetin tenfizini istemekle korunmaya değer hukuki yararı bulunmaktadır…[13]

Aydın Tekdoğan

Avukat

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi

2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı

>> MİRASÇILIK SIFATINI SONA ERDİREN NEDENLER: 1. MİRASÇILIKTAN (ISKAT) ÇIKARMA VE MİRASTAN YOKSUNLUK

------------

* Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Miras İş ve İşlemleri ile Miras Davaları, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ocak 2026, 1608 Sayfa,

[1] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2023/3384 K. 2024/3392 T. 11.6.2024

[2] Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E. 2023/8859 K. 2023/13239 T. 25.12.2023

[3] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2022/4964 K. 2023/6014 T. 6.12.2023

[4] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2023/4285 K. 2023/4761 T. 16.10.2023

[5] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2022/10423 K. 2023/3262 T. 10.5.2023

[6] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2013/13349 K. 2014/9675 T. 15.5.2014

[7] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2023/7-1071 K. 2025/35 T. 12.2.2025

[8] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2020/21-604 K. 2022/1020 T. 22.6.2022

[9] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2015/11303 K. 2015/9596 T. 2.11.2015

[10] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2006/20121 K. 2007/15469 T. 12.11.2007

[11] Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2020/10424 K. 2021/2594 T. 3.3.2021

[12] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2010/16264 K. 2011/5468 T. 28.3.2011

[13] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2008/11865 K. 2009/16910 T. 7.10.2009