ONANAN CEZA SERİ MUHAKEME İÇİN BOZULDU: CEZA GENEL KURULU'NDAN YARIM CEZAYA GERİYE ETKİ

Abone Ol

I. GİRİŞ

28 Mayıs 2015 günü Samsun'da bir olayın ardından açılan soruşturmada, sanıklardan birinin üzerinde yasak nitelikte bıçak bulunuyor. Aynı iddianameyle üç suç birden yargı önüne geliyor: kamu görevlisine hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve bu bıçak. Yerel mahkeme aynı yıl içinde, 3 Aralık 2015'te hükmünü kuruyor; bıçak suçundan 5 ay hapis ve 400 lira adli para cezası.

Dosya Yargıtay'a çıkıyor ve orada yedi yıl bekliyor. 10 Ekim 2022'de onanıyor. Normal şartlarda hikâye burada biter.

Bitmedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, onamadan iki ay sonra itiraz yoluna başvurdu; gerekçe, dosyanın Yargıtay'da beklediği yıllarda Anayasa Mahkemesi'nin sessizce değiştirdiği bir kuraldı. Ceza Genel Kurulu 22 Ekim 2025'te oy birliğiyle itirazı kabul etti, onama kararını kaldırdı ve 2015 tarihli hükmü bozdu (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/172, K.2025/426, T.22.10.2025).

II. SAMSUN 2015: AYNI İDDİANAMEDEKİ ÜÇ SUÇ

Olayın ceza hukuku bakımından sıradan görünen tarafı, on yıl sonra kararı ilginç kılan tarafıyla aynı. Sanık hakkında yasak niteliği haiz bıçak taşımaktan 6136 sayılı Kanun'un 15/1. maddesi uygulandı. Bu fıkra, Kanun'un 4. maddesinde yazılı bıçak ve benzeri aletleri satan, taşıyan veya bulunduranlar için altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi beş günden az olmamak üzere adli para cezası öngörüyor.

Cezanın miktarı küçük. Ama 6136 sayılı Kanun'un 15. maddesinin ilk üç fıkrası, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde sayılan seri muhakeme kataloğunun içinde. Yani bu suç, savcılığın şüpheliye teklif ettiği ve müdafi huzurunda kabul edilmesi hâlinde uygulanan özel usule tabi. O usulün pratik sonucu da şu: savcı temel cezayı belirledikten sonra yarı oranında indirim uygulayarak yaptırımı tespit ediyor.

Bu usul 2015'te yoktu. 7188 sayılı Kanun'la 2019 sonunda getirildi ve 1 Ocak 2020'den itibaren uygulanmaya başlandı. Kanun koyucu, geçmiş dosyaların yeni usulle yeniden ele alınmasını istemediği için Ceza Muhakemesi Kanunu'na bir geçiş hükmü koydu: geçici 5. maddenin (d) bendi, 1 Ocak 2020 itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme ve basit yargılama usullerinin uygulanmayacağını söylüyordu.

Samsun dosyası bu tarifin tam ortasındaydı. Hüküm 2015'te kurulmuştu.

III. GEÇİCİ 5/d ÜÇ AŞAMADA NASIL SÖKÜLDÜ

Bu geçiş hükmünün bugünkü hâline bakan biri, metinde tuhaf bir sadeleşme görür. Sebebi, hükmün tek seferde değil, üç ayrı Anayasa Mahkemesi kararıyla parça parça budanmış olması.

Önce basit yargılama usulü sırasını aldı. Anayasa Mahkemesi 25 Haziran 2020 tarihli E.2020/16, K.2020/33 sayılı kararıyla "kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresini, 14 Ocak 2021 tarihli E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararıyla da "hükme bağlanmış" ibaresini bu usul yönünden iptal etti. Gerekçe her ikisinde de aynı yerde toplanıyordu: basit yargılamada sonuç ceza dörtte bir oranında indiriliyorsa, kural artık salt bir usul tercihi değildir.

Sıra seri muhakemeye 2022'de geldi. Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2022 tarihli E.2020/87, K.2022/44 sayılı kararıyla aynı bentteki "kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış" ibarelerini bu kez seri muhakeme yönünden iptal etti; karar 2 Ağustos 2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Ceza Genel Kurulu'nun kararında aktarılan gerekçenin kilit cümlesi şu:

"...itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesini ihlal etmektedir."

Geriye sadece "kesinleşmiş dosyalar" kaldı. Yani bugün geçici 5/d, yalnızca 1 Ocak 2020 itibarıyla hükmü kesinleşmiş dosyalar bakımından ayakta.

Samsun dosyasının kaderini belirleyen ayrıntı da burada. Hüküm 2015'te kurulmuştu ama 1 Ocak 2020 itibarıyla henüz kesinleşmemişti; temyiz incelemesi sürüyordu. Üstelik onama, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından sonraki bir tarihte, 10 Ekim 2022'de yapılmıştı.

IV. YARIM CEZA, USUL MESELESİ MİDİR

Kararın teorik ağırlığı bu başlıkta. Ceza muhakemesi kurallarında kural derhal uygulanırlıktır; yeni kural, lehe ya da aleyhe olduğuna bakılmaksızın yürürlüğe girdiği andan itibaren yapılacak işlemlere uygulanır ve eski kural zamanında yapılmış işlemleri geçersiz kılmaz. Maddi ceza hukukunda ise Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci fıkrası gereği failin lehine olan kanun geçmişe etkili biçimde uygulanır.

İki rejim arasındaki sınır, kuralın hangi kanunda yazdığına bakılarak çizilemiyor. Ceza Genel Kurulu bu ayrımı doğrudan kuruyor:

"Seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır."

Uygulamada bu cümlenin karşılığı somut. Bir kurum, adı ve yeri itibarıyla muhakemeye ait olsa bile, sonuç cezayı doğrudan ve zorunlu olarak aşağı çekiyorsa artık lehe kanun ilkesinin alanına giriyor. Belirleyici olan kurumun etiketi değil, cezaya dokunup dokunmadığı.

Kurul aynı çizgiyi kısa süre önce trafik dosyasında da işlemişti. 16 Şubat 2016 tarihli bir trafik güvenliğini tehlikeye sokma olayında, hüküm 2022'de onanmış, Başsavcılık aynı Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak itiraz etmiş ve Ceza Genel Kurulu itirazı kabul ederek onamayı kaldırmıştı (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/382, K.2025/14, T.08.01.2025). Samsun kararı, on ay sonra aynı ilkeyi 6136 sayılı Kanun kapsamındaki bir suça taşıyor.

Burada üzerinde durulması gereken bir başka nokta, Özel Daire'nin direnci. 4. Ceza Dairesi, Başsavcılık itirazını 6 Şubat 2023'te yerinde görmeyerek dosyayı Genel Kurul'a yolladı; trafik dosyasında da 12. Ceza Dairesi aynı tutumu almıştı. İki farklı daire, aynı gerekçeyle iki kez ikna olmadı. Kanaatimizce bunun sebebi, dairelerin derhal uygulanırlık kuralını tek başına yeterli görmesi ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geçmişe yürümeyeceğine ilişkin Anayasa'nın 153. maddesindeki hükmü öne çıkarmasıdır. Genel Kurul'un yaklaşımı ise iptal kararının geçmişe yürütülmesi değil; henüz kesinleşmemiş bir dosyada, iptal sonrası yapılacak usul işleminin iptalle ortaya çıkan hukuka tabi olmasıdır. Fark ince ama sonuç bakımından belirleyici.

V. AYNI MANTIĞIN TERS YÖNÜ: 7331 DARALTMASI

Kararın en öğretici kısmı, mahkemenin aynı ilkeyi ters yönde de işletmiş olması.

Seri muhakeme usulü 2021'de daraltıldı. 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin on birinci fıkrasına şu cümle eklendi:

"Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz."

Samsun dosyasında sanık, bıçak suçunun yanı sıra hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından da mahkûm edilmişti ve bu iki suç seri muhakeme kataloğunda yer almıyor. Bugün işlenmiş bir olayda bu hüküm kapıyı kapatırdı.

Kurul bu sonuca varmadı. Eklenen cümlenin kapsamı daralttığını, dolayısıyla sanık aleyhine sonuç doğurduğunu ve bu niteliğiyle ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceğini kabul etti. Suç 2015'te işlendiğine göre, 2021 tarihli daraltma bu dosyaya işlemez.

Böylece tek bir kararda ilkenin iki yüzü de görünüyor: lehe olan geriye yürüyor, aleyhe olan yürümüyor. Muhakeme kuralı sayılan bir hüküm cezayı etkilediği anda, zaman bakımından uygulanma rejimi de maddi ceza hukukununkine dönüyor.

Bu tespitin bugüne bakan bir uzantısı var. 21 Kasım 2024 tarihli 7533 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle, seri muhakeme kataloğunda yer alan 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesine ilişkin ibare "birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları" iken "üçüncü fıkrası" şeklinde değiştirildi; yani 13. maddenin birinci ve beşinci fıkralarındaki suçlar kapsam dışına çıkarıldı. Bu da kapsamı daraltan, dolayısıyla aleyhe bir değişiklik. Ceza Genel Kurulu'nun 7331 için kurduğu mantık aynen geçerliyse, söz konusu değişikliğin yürürlüğünden önce işlenmiş fiiller bakımından eski kataloğun uygulanması gerekir. Elinde bu tarihten önceye ait bir 6136 dosyası bulunan meslektaşın bakması gereken yer burasıdır.

VI. HANGİ DOSYADA BU KAPI AÇIK

Karar, uygulamada üç soruyu peş peşe sormayı gerektiriyor.

Birincisi, suç kataloğa giriyor mu. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin birinci fıkrası tahdidi bir liste veriyor: hakkı olmayan yere tecavüz, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, gürültüye neden olma, parada sahtecilik, mühür bozma, resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, kumar için yer ve imkân sağlama, başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması; ayrıca 6136 sayılı Kanun, Orman Kanunu'nun 93/1, 1072 sayılı Kanun'un 2 ve Kooperatifler Kanunu'nun ek 2. maddesindeki belirli suçlar. Liste kıyasa kapalı.

İkincisi, hüküm 1 Ocak 2020 itibarıyla kesinleşmiş miydi. İptallerden sonra geçici 5/d'nin ayakta kalan tek engeli bu. Kesinleşmemiş dosyada kovuşturmaya geçilmiş veya hüküm kurulmuş olması tek başına engel değil.

Üçüncüsü, aleyhe bir kapsam değişikliği araya girmiş mi ve suç tarihi bu değişiklikten önce mi. 7331 ve 7533 sayılı Kanunlarla yapılan daraltmalar bu soruya giriyor.

Talebin biçimine de dikkat etmek gerekir. Seri muhakeme usulünün uygulanmasını savcılık teklif eder ve teklifin şüpheli tarafından müdafi huzurunda kabul edilmesi şarttır; müdafi bulunmadan verilen kabul beyanı sonuç doğurmaz. Yargılaması süren bir dosyada doğrudan yapılacak iş, mahkemeden dosyanın bu usul bakımından değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığına tevdiini talep etmektir. Mahkemece kurulan hükme karşı itiraz yolu açıktır; ancak itiraz mercii incelemesini 250. maddenin üçüncü ve dokuzuncu fıkralarındaki şartlarla sınırlı yapar.

Usulün kapalı olduğu hâller de var. Yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı hâllerinde uygulanmaz; şüpheliye adresinde ulaşılamaması hâlinde de. Buna karşılık fıkrada yer alan "sağır ve dilsizlik" ibaresi Anayasa Mahkemesi'nin 5 Kasım 2024 tarihli E.2024/66, K.2024/188 sayılı kararıyla iptal edilmiştir; bu grup bakımından artık kanuni bir engel bulunmuyor. Ayrıca suç iştirak hâlinde işlenmişse şüphelilerden birinin kabul etmemesi tüm dosyayı usul dışına çıkarıyor.

VII. SONUÇ

Samsun dosyasında bozma, sanığa doğrudan bir indirim vermiyor. Verdiği şey, hukuki durumunun seri muhakeme bakımından yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu. Dosya mahalline döndüğünde savcılık teklifi yapılacak, sanık müdafi huzurunda kabul ederse mahkeme yarı oranında indirilmiş yaptırım üzerinden hüküm kuracak.

Kararın kalıcı tarafı bu tek dosyanın sonucu değil, kurduğu ölçüt. Bir muhakeme kurumunun sonuç ceza üzerinde zorunlu ve doğrudan bir indirim etkisi varsa, o kurum artık salt derhal uygulanırlık rejimine bırakılamıyor; lehe kanunun geçmişe yürümesi ilkesi devreye giriyor, aleyhe daraltma ise geriye işlemiyor. Ceza Genel Kurulu bu çizgiyi 2025 yılı içinde iki ayrı suç tipinde tekrarladı.

Uygulama açısından çıkarılacak sonuç yalın. Yıllardır Yargıtay'da bekleyen, katalog kapsamındaki bir suça ilişkin ve 1 Ocak 2020 itibarıyla kesinleşmemiş her dosyada bu değerlendirme yapılmalıdır. Onama kararı verilmiş olması da tek başına engel değildir; nitekim bu dosyada Genel Kurul'un kaldırdığı şey, üç yıl önce verilmiş bir onama kararıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

– Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/172, K.2025/426, T.22.10.2025

– Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/382, K.2025/14, T.08.01.2025

– Anayasa Mahkemesi, E.2020/87, K.2022/44, T.21.04.2022 (RG: 02.08.2022, S.31911)

– Anayasa Mahkemesi, E.2020/16, K.2020/33, T.25.06.2020

– Anayasa Mahkemesi, E.2020/81, K.2021/4, T.14.01.2021

– Anayasa Mahkemesi, E.2024/66, K.2024/188, T.05.11.2024

– 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.250, geçici m.5

– 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.7

– 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun m.15

– 7188 sayılı Kanun m.23, m.31; 7331 sayılı Kanun m.22; 7533 sayılı Kanun m.34