SAĞLIK SİGORTASINDA "POLİÇE ÖNCESİ HASTALIK" SAVUNMASININ SINIRLARI

Abone Ol

SAĞLIK SİGORTASINDA "POLİÇE ÖNCESİ HASTALIK" SAVUNMASININ SINIRLARI:

Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü Üzerine Güncel Bir Hakem Heyeti Kararı Işığında Değerlendirme

GİRİŞ

Özel sağlık sigortası uyuşmazlıklarının önemli bir bölümü, sigortacının tedavi giderini "poliçe öncesi hastalık" (mevcut hastalık, eski hastalık) gerekçesiyle reddetmesinden veya poliçede yazılı teminatın çok altında bir tutarla sınırlamasından doğmaktadır. Uygulamada bu gerekçe iki farklı hukuki araçla ileri sürülmektedir: ya sigorta ettirenin sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği savunulmakta ya da poliçe özel şartlarında yer alan bir teminat dışılık veya limit hükmüne dayanılmaktadır. Her iki yolun şartları, ispat rejimi ve sonuçları birbirinden farklı olduğu hâlde, ret yazılarında bu ayrım çoğu zaman silikleşmekte; sigortalının geçmişte aynı organa ilişkin herhangi bir kaydının bulunması, sonradan ortaya çıkan ve tıbben bambaşka bir hastalığın teminat dışı sayılması için yeterli görülmektedir.

Bu çalışmada önce "poliçe öncesi hastalık" kavramının hukuki çerçevesi ve Türk Ticaret Kanunu'nun beyan yükümlülüğüne ilişkin emredici rejimi ortaya konulmakta; ardından Yargıtay'ın konuya ilişkin güncel çizgisi özetlenmekte ve son olarak Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 18.08.2026 tarihli kararı üzerinden "organ bazlı eşleştirme" uygulamasının hukuki geçerliliği tartışılmaktadır. Anılan karar, hipertiroidi öyküsü bulunan bir sigortalının yıllar sonra tanı alan tiroid kanseri ameliyatının "aynı organ" gerekçesiyle 50.000 TL ile sınırlandırılmasını hukuka aykırı bulmuş ve limitsiz ameliyat teminatının tamamını hüküm altına almıştır.

I. KAVRAMSAL ÇERÇEVE: İKİ FARKLI HUKUKİ ARAÇ

"Poliçe öncesi hastalık" ibaresi, tek başına hukuki bir sonuç doğuran bir kavram değildir. Sigortacının bu ibareye dayanarak tazminattan kaçınabilmesi için, somut olayın şu iki rejimden birine girmesi gerekir.

A. Beyan Yükümlülüğünün İhlali

6102 sayılı TTK m. 1435 uyarınca sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Kanun koyucu bu yükümlülüğü iki yönden sınırlamıştır. İlk olarak TTK m. 1436 gereğince sigortacı, cevaplanması için bir soru listesi vermişse, listede yer almayan hususlardan dolayı sigorta ettirene -kötüniyetle saklama hâli dışında- hiçbir sorumluluk yüklenemez; liste dışı sorular ancak yazılı ve açık biçimde sorulabilir. İkinci olarak TTK m. 1438 uyarınca, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen hususun gerçek durumu sigortacı tarafından biliniyorsa, sigortacı beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri süremez.

İhlalin yaptırımı TTK m. 1439'da düzenlenmiştir ve maddenin ikinci fıkrası, riziko gerçekleştikten sonra öğrenilen ihlaller bakımından kademeli bir sistem kurar: ihlal ihmale dayanıyorsa ve tazminatın miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikteyse ihmalin derecesine göre indirim yapılır; kusur kast derecesindeyse ve ihlal ile riziko arasında bağlantı varsa sigortacının borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa sigortacı, ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak (proporsiyon) tazminatı öder. TTK m. 1437, bu bağlantı (illiyet) kuralının tazminat ve bedel ödemelerinin tamamında gözetileceğini belirtmiş; TTK m. 1452/3 ise m. 1433-1449 arası hükümlerin sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemeyeceğini emredici biçimde hükme bağlamıştır. Dolayısıyla özel şartla "bildirilmeyen her hastalık, illiyet aranmaksızın teminat dışıdır" yönünde bir kural konulamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.11.2021 tarihli ve 2018/11-103 E., 2021/1352 K. sayılı kararında bu rejimi sistematik biçimde ortaya koymuş ve hâkimin sırasıyla (i) beyan yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğini, (ii) ihlalin rizikodan önce mi sonra mı öğrenildiğini, (iii) sigorta ettirenin kusurunun derecesini ve (iv) ihlalin tazminat miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edip etmediğini (illiyet bağı) araştırması gerektiğini vurgulamıştır. Aynı kararda, sigorta ettirenin "önemli de olsa bilmediği bir hususu beyan etmemesinin" ihlal sayılamayacağı; ihlalin kasten gerçekleştiğinin kabulü için sigorta ettirenin hem hususu bilmesi hem de bildirilmesi gerektiğinin bilincinde olması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

B. Özel Şartla Teminat Dışı Bırakma veya Limitleme

İkinci yol, beyan yükümlülüğünden bağımsızdır: sigortacı, Sağlık Sigortası Genel Şartlarının tanıdığı çerçevede ve poliçe özel şartlarıyla, poliçe başlangıcından önce var olan belirli hastalıkları teminat dışı bırakabilir ya da bunlar için alt limit öngörebilir. Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği m. 7/6 bu yetkiyi açıkça tanır: şirket, ömür boyu yenileme garantisi içerecek ilk sözleşmede sigortalının "mevcut veya riskli hastalık ve rahatsızlıklarına", özel şartlarda belirleyeceği kurallar dâhilinde hastalık ek primi, limit veya katılım payı uygulayabilir veya bunları teminat kapsamı dışında bırakabilir. Ne var ki aynı maddenin yedinci fıkrası madalyonun öteki yüzünü gösterir: şirket, ömür boyu yenileme garantisi verildikten sonraki dönemde "ortaya çıkan hastalık ve rahatsızlıklardan ötürü" teminat kapsamını daraltamaz, limitini düşüremez, katılım payını artıramaz ve hastalık ek primi uygulayamaz. Yönetmeliğin 8. maddesi, bu kuralların grup sözleşmelerinde de geçerli olduğunu hükme bağlamıştır.

Bu yolun işleyebilmesi için üç şart aranır. Birincisi, istisna veya limit hükmü poliçede açık ve anlaşılır biçimde yer almalı ve sigortalıya bildirilmiş olmalıdır; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, özel şartları da içeren poliçe örneğinin teslim edildiği poliçeye yazılmışsa sigortalının bu şartları bildiğinin (ya da en azından bilmesi gerektiğinin) kabul edileceğini belirtmiştir (16.11.2020, 2019/5279 E., 2020/7042 K.). İkincisi, teminat dışı bırakılan "hastalık" somut olarak belirlenmiş olmalı; sigortalı, hangi rahatsızlığın kapsam dışı tutulduğunu poliçeden anlayabilmelidir. Üçüncüsü ve en önemlisi, rizikonun bu istisna kapsamına girdiğini sigortacı ispat etmelidir; zira TTK m. 1409/2, sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin teminat dışında kaldığını ispat yükünün sigortacıya ait olduğunu emredici biçimde düzenlemiştir.

II. YARGITAY'IN GÜNCEL ÇİZGİSİ

A. "Bilmek" ile "Bulgu Taşımak" Aynı Şey Değildir

Yargıtay, beyan yükümlülüğünün ihlali için sigortalının hastalığı bildiğinin somut delillerle ortaya konulmasını aramaktadır. 17. Hukuk Dairesi, multipl skleroz (MS) tanısı poliçeden sonra konulan ancak semptomları poliçe öncesine uzanan bir dosyada, davacının "hastalığını bildiğine ve gizlediğine dair somut kanıt" ortaya konulmadıkça tazminatın ödenmesi gerektiğini kabul eden yerel mahkeme kararını, yalnızca semptomların poliçede ayrıca teminat dışı bırakılan "tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomlar" kapsamına girip girmediğinin araştırılması için bozmuştur (05.06.2018, 2015/17293 E., 2018/5922 K.). Bu karar, tanı öncesi bulguların ancak poliçede ayrıca ve açıkça istisna edilmişse sonuç doğurabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Daha yakın tarihli ve doğrudan bir sağlık sigortası tahkim uyuşmazlığına ilişkin olan 4. Hukuk Dairesi kararı ise son derece nettir: poliçeden iki gün önce yapılan kan tahlilinde yalnızca kan değerlerinin düşük çıkması, sigortalının kanser olduğunu bildiği anlamına gelmez; kanser tanısı poliçeden sonra konulduğuna göre beyan yükümlülüğünün yerine getirilmediğinden söz edilemez. Daire, "kast derecesinde gizleme" gerekçesiyle başvuruyu reddeden Uyuşmazlık ve İtiraz Hakem Heyeti kararlarını bu gerekçeyle bozmuştur (05.06.2023, 2022/2450 E., 2023/7450 K.). Aynı Daire, bir hayat sigortası dosyasında, poliçe öncesinde tanı kaydı bulunmakla birlikte bu tanıları destekleyen tetkik ve ilaç kaydına rastlanmadığı hâllerde "eski rahatsızlığın bildirilmemesi" olgusunun kendiliğinden kabul edilemeyeceğini, ancak konunun tüm tedavi kayıtları celbedilerek ilgili uzmanlık dallarından oluşan bir heyetçe incelenmesi gerektiğini belirtmiştir (21.03.2022, 2021/10336 E., 2022/5346 K.).

B. İlliyet Bağı Olmadan Tazminat Reddi Olmaz

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 10.03.2025 tarihli kararında TTK m. 1435 ve 1439 hükümlerinin uygulanabilmesi için "sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko arasında illiyet bağının bulunması" gerektiğini, bu tespitin tıbbi ve teknik bilgi gerektirdiğini ve uzman tıp doktorlarından oluşan heyetten rapor alınmadan karar verilemeyeceğini vurgulamış; hastalıkların poliçe öncesine dayandığı savunmasını bilirkişi incelemesi yapmaksızın çözen İtiraz Hakem Heyeti kararını bozmuştur (2023/6691 E., 2025/4011 K.). Hipertansiyon ve diyabet öyküsü bulunan bir sigortalının kalp krizi sonucu ölümüne ilişkin bir başka dosyada ise Adli Tıp Kurumu illiyet bağı konusunda değerlendirme yapamayınca, kasıtlı ihlalin ispatlanamadığı kabul edilerek tazminatın proporsiyon hesabıyla (%50) ödenmesine hükmedilmiş ve bu sonuç onanmıştır (17.04.2024, 2023/5193 E., 2024/3419 K.). Bu karar, illiyetin ispatlanamadığı durumda sigortacının borcunun tamamen ortadan kalkmadığını; en fazla prim oranına göre indirimin gündeme gelebileceğini göstermektedir.

C. Madalyonun Öteki Yüzü: Gerçekten Bilinen ve Sorulan Hastalık

Bu çizgi, sigortalının her koşulda korunduğu anlamına gelmez. Yargıtay, poliçeden önce akciğer kanseri tanısı konulan ve üç kür kemoterapi alan bir sigortalının, yazılı soru formunda kanser sorusuna "hayır" yanıtı vermesini açık bir beyan ihlali saymış; soru formunun matbu olduğu gerekçesiyle davayı kabul eden yerel mahkeme kararını bozmuştur (17. HD, 29.04.2019, 2016/11482 E., 2019/5205 K.). Dolayısıyla ölçüt, sigortalının sözleşme anında hastalığı gerçekten bilip bilmediği ve kendisine açıkça sorulup sorulmadığıdır.

III. "ORGAN BAZLI EŞLEŞTİRME" SORUNU VE GÜNCEL HAKEM HEYETİ KARARI

A. Sorunun Tanımı

Uygulamada sigortacıların en sık başvurduğu yöntem, sigortalının geçmiş kayıtlarında tedavi konusu organa ilişkin herhangi bir tanı kodu bulunması hâlinde, yeni hastalığı "aynı organ ve sistem" gerekçesiyle poliçe öncesi hastalığın "devamı, komplikasyonu veya ilişkili klinik gelişimi" olarak nitelendirmektir. Bu yaklaşım, hastalık bazlı kurgulanmış bir istisna hükmünü organ bazlı bir istisnaya dönüştürmekte; böylece mide ülseri öyküsü mide kanserini, geçirilmiş hepatit karaciğer tümörünü, iyi huylu bir tiroid bozukluğu ise tiroid kanserini teminat dışına taşıyabilmektedir. Oysa ne Sağlık Sigortası Genel Şartları ne de Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği "aynı organ" ölçütünü tanımaktadır; Yönetmelik m. 7/6 ve 7/7'nin tamamı "hastalık ve rahatsızlık" üzerinden kurgulanmıştır. Sigortalı aleyhine genişletici yorum yasağı ve TTK m. 1409/2'deki ispat kuralı birlikte değerlendirildiğinde, iki hastalık arasındaki bağın tıbben ve somut olayda ispatlanması sigortacıya düşer.

B. Kararın Konusu Olay

Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 18.08.2026 tarihli ve 2026.H.213843 başvuru sayılı (K-2026/465259) kararına konu uyuşmazlıkta sigortalı, 2020 yılından itibaren kesintisiz biçimde ömür boyu yenileme garantili bir grup sağlık sigortası poliçesi kapsamındadır ve poliçede ameliyat teminatı yıllık limitsizdir. 2026 yılının Mart ayında yapılan ultrasonografide saptanan nodülün sitolojisi malignite kuşkusu (Bethesda V) göstermiş; sigortalı aynı ay total tiroidektomi ve lenf nodu diseksiyonu ameliyatı geçirmiş, patoloji tanısı papiller tiroid karsinomu (C73) olarak kesinleşmiştir. Sigortacı, sigortalının 2018 tarihli anamnez kayıtlarında antitiroid ilaç kullanımına ilişkin bir not bulunmasından hareketle olayı "poliçe öncesi hastalık" saymış ve limitsiz ameliyat teminatı yerine 50.000 TL ile sınırlı ödeme yapmıştır. Sigortalının 2015-2018 arasındaki tanısı E05 (tirotoksikoz/hipertiroidizm) kodlu, iyi huylu ve fonksiyonel bir bozukluktur; 2017 tarihli bir kayıtta tanının E04 (toksik olmayan guatr) olarak değiştiği ve tedavinin tamamlandığı görülmektedir.

Sigortacı savunmasında, hipertiroidi ile nodüler tiroid hastalıklarının literatürde malignite açısından risk faktörü kabul edildiğini, bu nedenle 2018'deki tiroid hastalığı ile 2026'daki malignite arasında "organik ve klinik süreklilik" bulunduğunu; sağlık sigortacılığında poliçe öncesi hastalık kavramının "birebir aynı tanıyı değil, aynı organ veya sistemde daha önce mevcut olan hastalıkların devamı, komplikasyonu veya ilişkili klinik gelişimlerini de" kapsadığını ileri sürmüştür. Heyetçe görevlendirilen iç hastalıkları uzmanı bilirkişi, hipertiroidi nedeniyle ameliyat edilen hasta serilerinde rastlantısal tiroid kanseri prevalansının %0,5 ile %32,6 arasında bildirildiğine ilişkin istatistiksel verilere dayanarak iki hastalık arasında "illiyet bağı ve klinik süreklilik" bulunduğu görüşünü bildirmiş; itiraz üzerine verilen ek raporda ise kök raporun "dosyadaki sınırlı sayıda belge" üzerinden hazırlandığını, itiraz dilekçesindeki pek çok hususu aydınlatacak tıbbi bilginin bulunmadığını ve bu hastalarda kanserin "rastlantısal (insidental) olarak" gelişebildiğini kabul etmekle birlikte sonucunu değiştirmemiştir.

C. Heyetin Gerekçesi

Hakem Heyeti, bilirkişinin yetkinliğini tartışmamakla ve yeni bir kurul oluşturulmasına gerek görmemekle birlikte, raporun sonucunu benimsememiştir. Gerekçenin omurgası şu tespittir: mevcut bilimsel değerlendirme, hipertiroidi ile papiller tiroid kanseri arasında "bir birliktelik bulunabileceğini" göstermekle birlikte, "somut olayda hipertiroidinin papiller tiroid kanserinin nedeni olduğunu" ortaya koymamaktadır; papiller tiroid kanserinin hipertiroidili hastalarda rastlantısal olarak da ortaya çıkabileceği kabul edildiğine göre, "yalnızca bu iki hastalığın birlikte bulunmasından hareketle illiyet bağı kurulamaz". Heyet ardından TTK m. 1409/2'ye dayanarak sigorta şirketinin teminat dışılığı "kesin olarak" ispat edemediğini belirtmiş; sigortalı vekilinin eksik tıbbi belgelerin celbine yönelik talebi karşısında, 5684 sayılı Kanun m. 30/15 uyarınca hakemlerin yalnızca kendilerine verilen evrak üzerinden karar verdiğini hatırlatarak bu belgeleri dosyaya getirme külfetinin heyete değil, teminat dışılığı iddia eden sigortacıya ait olduğunu vurgulamıştır. Sonuçta 296.641,02 TL'lik bakiye tedavi gideri, sigortacının ret tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte hüküm altına alınmış; yargılama giderleri ve vekâlet ücreti sigortacıya yükletilmiştir. Karara karşı 5684 sayılı Kanun m. 30/12 uyarınca itiraz yolu açıktır.

D. Değerlendirme

Kararın üç yönden önem taşıdığı kanaatindeyiz. İlk olarak karar, "aynı organ" gerekçesiyle yapılan eşleştirmeyi hukuki bir ölçüt olarak kabul etmemiş; poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak önceki hastalık ile gerçekleşen riziko arasında somut olayda illiyet bağının ispatıyla başarıya ulaşabileceğini teyit etmiştir. Bu yaklaşım, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2025/4011 sayılı kararındaki "gizlendiği iddia olunan hastalık ile riziko arasında illiyet" ölçütüyle ve HGK'nın 2021/1352 sayılı kararındaki "sebep-sonuç ilişkisi, sıkı illiyet bağı" anlayışıyla uyumludur.

İkinci olarak karar, epidemiyolojik birliktelik ile hukuki nedensellik arasındaki ayrımı isabetle vurgulamaktadır. Bir hasta grubunda iki durumun sık görülmesi, bireysel olayda birinin diğerine yol açtığını göstermez; kaldı ki bilirkişinin dayandığı serilerin tamamı hipertiroidi nedeniyle ameliyat edilen, yani hastalığı cerrahi gerektirecek ağırlıkta seyreden hastalardan oluşmaktadır ve sonucu "insidental" olarak nitelendiren bir raporun illiyet kurması kendi içinde çelişkilidir. Tıbbi bilirkişi raporlarının hukuki soruyu -uygun illiyetin varlığını- değil, genel risk ilişkisini yanıtladığı dosyalarda karar merciinin rapora bağlı kalmaması, HMK m. 282'nin bilirkişi görüşünü serbestçe değerlendirme yetkisinin doğru bir kullanımıdır.

Üçüncü olarak karar, ispat yükü ve belge celbi külfeti bakımından tahkim yargılamasının yapısal bir özelliğine işaret etmektedir. Mahkeme yargılamasında HMK m. 195 vd. uyarınca üçüncü kişilerdeki belgelerin celbi mümkünken, 5684 sayılı Kanun m. 30/15 hakemleri sunulan evrakla sınırlamaktadır. Bu durumda teminat dışılığı ispatla yükümlü olan sigortacının, savunmasını temellendirecek tıbbi kayıtları kendisi dosyaya sunması gerekir; sunulmayan belgenin riski, iddiayı ispatla yükümlü tarafa aittir. Kaldı ki Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği m. 15'in 20.10.2025 tarihli değişiklikle aldığı yeni şekil, şirketlerin risk değerlendirmesi ve tazminat hesabı için sigortalının sağlık geçmişine Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden erişebilmesine imkân tanımaktadır. Sigortacının sözleşme öncesinde erişebildiği bir bilgiyi riziko gerçekleştikten sonra "sürpriz" bir savunma olarak ileri sürmesinin TTK m. 1438'in ruhuyla ve dürüstlük kuralıyla ne ölçüde bağdaştığı, önümüzdeki dönemin tartışma başlıklarından biri olmaya adaydır.

Kararın eleştiriye açık yönü ise, bilirkişi raporunu "tıbben yeterli ve denetlenebilir" bularak yeni bir uzman kurulu görevlendirmeyi reddetmesi ile raporun sonucunu benimsememesi arasındaki gerilimdir. Sonuç isabetli olmakla birlikte, endokrinoloji, endokrin cerrahisi ve patoloji uzmanlarından oluşan bir kuruldan alınacak raporla aynı sonuca ulaşılması, kararı itiraz aşamasında daha dirençli kılardı. Benzer biçimde, sigortacının ödediği 50.000 TL için temerrüt ile ödeme tarihi arasındaki faizin "nihai fatura bekleniyordu" gerekçesiyle reddedilmesi, sigortacının aynı tutarı sınırlı teminat kapsamında baştan kabul etmiş olması karşısında tartışmaya açıktır.

IV. UYGULAMAYA İLİŞKİN SONUÇLAR

Yukarıda özetlenen içtihat ve karar birlikte değerlendirildiğinde, sağlık sigortasında "poliçe öncesi hastalık" gerekçeli ret veya limit uygulamalarıyla karşılaşan sigortalılar ve vekilleri bakımından şu noktalar öne çıkmaktadır. Ret yazısında hangi hukuki araca dayanıldığı -beyan ihlali mi, özel şart istisnası mı- netleştirilmeli; beyan ihlali iddiasında soru formunun varlığı, soruların açıklığı (TTK m. 1436) ve sigortalının sözleşme anında hastalığı gerçekten bilip bilmediği; istisna iddiasında ise limit veya istisnanın poliçede açıkça yazılı olup olmadığı ve ömür boyu yenileme garantisinin kazanıldığı tarih (Yönetmelik m. 7/7) ilk incelenecek hususlardır. Geçmiş kayıtlardaki tanı kodları (ICD) ile yeni tanının farklılığı, önceki tedavinin tamamlandığına ilişkin kayıtlar ve poliçe sonrası dönemde ortaya çıkan bulgular belgelenmelidir. Bilirkişi raporlarında genel risk ilişkisini ifade eden literatür verileriyle somut olaydaki nedensellik arasındaki fark açıkça ortaya konulmalı; gerektiğinde ilgili uzmanlık dallarından oluşan kurul raporu talep edilmelidir. Son olarak sigortacının, sınırlı teminat kapsamında da olsa ödeme yapmış olması, rizikonun gerçekleştiğini ve tazminat borcunun doğduğunu kabul ettiği anlamına gelir; uyuşmazlık bu noktadan sonra teminatın varlığında değil, poliçede yazmayan bir sınırlamanın uygulanabilirliğinde düğümlenir ve bu sınırlamanın ispatı TTK m. 1409/2 gereğince sigortacıya aittir.

SONUÇ

"Poliçe öncesi hastalık" savunması, sigorta hukukunun iki emredici kuralıyla çevrelenmiştir: beyan yükümlülüğünün ihlali ancak kusur ve illiyet bağı şartlarıyla sonuç doğurur (TTK m. 1439/2, 1452/3) ve teminat dışılığın ispatı sigortacıya aittir (TTK m. 1409/2). Yargıtay'ın güncel kararları, sigortalının hastalığı "bildiğinin" somut delille ortaya konulmasını ve önceki hastalık ile riziko arasındaki illiyetin uzman heyet raporuyla saptanmasını aramaktadır. İncelenen hakem heyeti kararı ise bu ilkeleri "organ bazlı eşleştirme" uygulamasına karşı işletmiş; aynı organda görülen iki ayrı hastalığın salt birlikte bulunmasının illiyet bağı kurmaya yetmeyeceğini ve belge eksikliğinin sonuçlarına ispat yükünü taşıyan sigortacının katlanacağını ortaya koymuştur. Ömür boyu yenileme garantisinin yaygınlaştığı ve sigortacıların sağlık geçmişine erişiminin genişlediği bir dönemde, sözleşme sonrasında ileri sürülen belirsiz "süreklilik" savunmalarının hukuki dayanağı giderek zayıflamaktadır; tartışmanın, özel şartların açıklığı ve sözleşme öncesi risk değerlendirmesinin özeni ekseninde yürütülmesi, hem sigortalı hem de sigortacı bakımından daha sağlıklı bir denge sağlayacaktır.

KAYNAKÇA

- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1423, 1435-1440, 1452.

- 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.

- Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği (RG 23.10.2013/28800; değişik RG 20.10.2025/33053), m. 7, 8, 15.

- Sağlık Sigortası Genel Şartları.

- Yargıtay HGK, 04.11.2021, 2018/11-103 E., 2021/1352 K.

- Yargıtay 4. HD, 10.03.2025, 2023/6691 E., 2025/4011 K.

- Yargıtay 4. HD, 17.04.2024, 2023/5193 E., 2024/3419 K.

- Yargıtay 4. HD, 05.06.2023, 2022/2450 E., 2023/7450 K.

- Yargıtay 4. HD, 21.03.2022, 2021/10336 E., 2022/5346 K.

- Yargıtay 17. HD, 16.11.2020, 2019/5279 E., 2020/7042 K.

- Yargıtay 17. HD, 29.04.2019, 2016/11482 E., 2019/5205 K.

- Yargıtay 17. HD, 05.06.2018, 2015/17293 E., 2018/5922 K.

- Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti, 18.08.2026, 2026.H.213843 başvuru sayılı, K-2026/465259 sayılı karar (itiraz yolu açık).

- Erbaş Açıkel, Aslıhan: Sigorta Ettirenin Sözleşme Öncesi Beyan Yükümlülüğünün İhlaline İlişkin Türk Ticaret Kanunu Hükümlerinin Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanunu'nda ve Avrupa Sigorta Sözleşmesi Hukuku Prensipleri'nde Yer Alan Düzenlemeler Açısından Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası, 79(3).

- Ulaş, Işıl: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012.