Giriş
Marka hukukunda istikrarın sağlanması ve uzun süreli fiilî kullanımın korunması amacıyla geliştirilen “sessiz kalma nedeniyle hak kaybı” kurumu hem Türk hukukunda hem de Avrupa Birliği marka sisteminde önemli bir denge mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kurum, önceki marka sahibinin sonraki tarihli bir markanın kullanımını bilmesine veya bilmesi gerekmesine rağmen belirli bir süre boyunca hareketsiz kalması hâlinde, hükümsüzlük veya tecavüz iddialarını ileri sürememesine yol açmaktadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 25/6. maddesinde düzenlenen bu ilke, Avrupa Birliği Marka Tüzüğü ve ABAD içtihatlarıyla büyük ölçüde paralellik göstermektedir. Ancak uygulamada özellikle sürenin başlangıcı, bilme kriteri ve kötü niyet istisnası bakımından tartışmalar devam etmektedir. Bu yazıda, Türk marka hukukundaki düzenleme AB hukuku ile karşılaştırmalı olarak incelenecek ve uygulamadaki sorun alanları değerlendirilecektir.
1. Türk Marka Hukukunda Sessiz Kalma Nedeniyle Hak Kaybı
SMK m.25/6 hükmüne göre; önceki marka sahibi, sonraki tarihli markanın kullanımını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu kullanıma kesintisiz beş yıl boyunca sessiz kalırsa, kötü niyetli tescil söz konusu olmadığı sürece hükümsüzlük talebinde bulunamaz. Bu düzenleme, marka sahiplerinin haklarını makul süre içerisinde kullanmalarını teşvik eden bir sınırlama niteliği taşımaktadır.
Hükmün amacı, piyasada uzun süre kullanılmış ve ekonomik değer kazanmış işaretlerin sürekli dava tehdidi altında kalmasını önlemektir. Böylece marka hukukunda hem hak sahipliği hem de ticari güvenlik dengelenmektedir.
Türk yargı uygulamasında sessiz kalma nedeniyle hak kaybı değerlendirilirken özellikle şu unsurlar öne çıkmaktadır:
- Sonraki markanın fiilî kullanımının varlığı,
- Önceki marka sahibinin bu kullanımdan haberdar olması veya haberdar sayılması,
- Beş yıllık sürenin kesintisiz şekilde işlemesi,
- Tescilin kötü niyetli olmaması.
Bu kriterler, kurumun yalnızca şekli bir süre hesabından ibaret olmadığını, somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir.
2. Sürenin Başlangıcı ve “Bilme” Kriteri
Türk uygulamasında en çok tartışılan konulardan biri, beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlayacağıdır. Kanun metninde açıkça “tescil tarihi” esas alınmamış; bunun yerine kullanımın bilindiği veya bilinmesi gerektiği tarih vurgulanmıştır.
Yargıtay kararlarında da genel olarak şu yaklaşım benimsenmektedir: Süre, markanın sicilde tescil edilmesinden ziyade, piyasada fiilî olarak kullanılmaya başlandığı ve bu kullanımın önceki hak sahibi tarafından öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu yorum, kurumun amacına uygun olarak gerçek ticari hayatı esas alan bir yaklaşım ortaya koymaktadır.
3. Avrupa Birliği Hukukunda Sessiz Kalma İlkesi
Avrupa Birliği marka hukukunda “acquiescence” olarak adlandırılan sessiz kalma ilkesi, AB Marka Tüzüğü’nde düzenlenmiştir. ABAD içtihatlarında bu kurumun uygulanabilmesi için şu şartların birlikte bulunması gerektiği kabul edilmektedir:
- Sonraki markanın tescilli olması ve gerçek kullanımının bulunması,
- Önceki marka sahibinin kullanım hakkında bilgi sahibi olması,
- Beş yıllık sürenin kesintisiz geçmesi.
ABAD kararlarında özellikle vurgulanan husus, sessiz kalma kurumunun marka hukukunda hukuki güvenliği sağlamaya yönelik olduğudur. Bu nedenle kötü niyetli tesciller bakımından istisna getirilmiş ve kötü niyetin varlığı hâlinde süre sınırlamasının uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
4. Türk Hukuku ile AB Hukuku Arasındaki Paralellikler
Türk düzenlemesi incelendiğinde, SMK m.25/6 hükmünün büyük ölçüde Avrupa Birliği sisteminden esinlendiği görülmektedir. Her iki hukuk sisteminde de:
- Süre beş yıl olarak belirlenmiştir.
- Kullanımın bilindiği veya bilinmesi gerektiği tarih esas alınmaktadır.
- Kötü niyet istisnası korunmuştur.
Bununla birlikte uygulamada bazı farklılıklar dikkat çekmektedir. Türk yargı kararlarında, “bilme” kriterinin ispatı bakımından zaman zaman daha katı bir yaklaşım benimsendiği; AB uygulamasında ise piyasa koşulları ve markanın bilinirliği gibi unsurların daha geniş yorumlandığı görülmektedir.
5. Uygulamadaki Sorunlar ve Doktrinel Tartışmalar
Sessiz kalma nedeniyle hak kaybı kurumu, teoride net görünse de uygulamada çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Özellikle şu hususlar tartışma konusudur:
- Fiilî kullanımın kapsamının nasıl belirleneceği,
- Önceki marka sahibinin “bilmesi gerekme” hâlinin hangi kriterlerle değerlendirileceği,
- Süreyi kesen veya durduran işlemlerin neler olduğu.
Doktrinde bazı yazarlar, kurumun marka sahibinin mülkiyet hakkını aşırı sınırladığı görüşünü savunurken; diğer görüşler ise ticari istikrarın sağlanması açısından bu düzenlemenin zorunlu olduğunu ifade etmektedir.
Sonuç
Sessiz kalma nedeniyle hak kaybı kurumu, marka hukukunda hak sahipliği ile piyasa istikrarı arasında denge kurmayı amaçlayan önemli bir mekanizmadır. Türk marka hukuku ile Avrupa Birliği sistemi arasında bu kurum bakımından büyük ölçüde paralellik bulunmakla birlikte, uygulamada özellikle bilme kriteri ve sürenin başlangıcı konularında farklı yorumlar ortaya çıkabilmektedir.
Yargıtay içtihadı ve ABAD kararları birlikte değerlendirildiğinde, kurumun şekli bir süre kuralı olmaktan ziyade somut olayın koşullarına göre uygulanması gereken esnek bir değerlendirme alanı sunduğu görülmektedir. Bu nedenle marka sahiplerinin, sonraki tarihli markaların kullanımını öğrendikleri andan itibaren haklarını etkin şekilde takip etmeleri; aksi hâlde sessiz kalma nedeniyle hak kaybı riskiyle karşılaşabilecekleri unutulmamalıdır.
Av. Meryem AYIK
Kaynakça
1. Mevzuat
- Sınai Mülkiyet Kanunu. (2017). Resmî Gazete (Sayı: 29944).
- Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (EU Trade Mark Regulation). (2017). 2017/1001 Sayılı Tüzük.
2. Yargı Kararları
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi. (2022). E. 2021/2687, K. 2022/6638, T. 04.10.2022. ("Ünlü bir markanın aynısının veya çok benzerinin tescili kötü niyeti göstermeye yeterli değildir" ilkesine dair karar).
- Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD). (2011). C-482/09 sayılı Budějovický Budvar Kararı (Sessiz kalma ve hak kaybı ilkeleri üzerine).
3. Kitaplar ve Akademik Eserler
- Arkan, S. (2019). Ticari İşletme Hukuku. Ankara: Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü.
- Çolak, U. (2018). Türk Marka Hukuku. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.
- Suluk, C., Karasu, R. ve Nal, T. (2021). Fikri Mülkiyet Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
- Tekinalp, Ü. (2017). Fikri Mülkiyet Hukuku. İstanbul: Vedat Kitapçılık.
- Yasaman, H. (2017). Marka Hukuku: 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi. İstanbul: Vedat Kitapçılık.