Sırtımızı Yasladığımız Dağlar

Abone Ol


Bugün Babalar Günü.

Halk arasında sıkça söylenen güzel bir söz vardır:

"Anne gezindiğin bağ, baba yaslandığın dağdır."

Bu söz, anne ile babanın çocukların hayatındaki yerini birkaç kelimeyle anlatır. Anne; sevgisiyle, şefkatiyle ve merhametiyle insanı kuşatan bir bağ gibidir. Baba ise sırtını dayadığında kendini güvende hissettiğin, zorluklar karşısında sarsılmayan bir dağdır.

Bir çocuk için en büyük zenginlik, anne ve babasının sevgisiyle büyüyebilmektir. Nitekim bir dizede söylendiği gibi:

"Ömrünün en güzel çağı, annen ve babanla olandır."

Babalar hakkında söylenmiş nice güzel söz vardır. Bunlardan biri de:

"Baba çınar gibidir; meyvesi olmasa da gölgesi yeter."

Gerçekten de baba çoğu zaman sevgisini sözlerle değil, fedakârlıklarıyla gösterir. Özellikle bizim kuşağın yetiştiği yıllarda birçok baba çocuklarına karşı mesafeli görünürdü. Onlar sevgilerini sarılarak değil, çalışarak; konuşarak değil, emek vererek anlatırlardı.

Çocukları için gece gündüz çalışır, yoklukla mücadele eder, ailelerini ayakta tutmaya çalışırlardı. Çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını erteler, çocuklarının geleceğini düşünürlerdi.

Ben de yıllar önce kaybettiğim babamı bugün bir kez daha özlemle anıyorum.

Mavi gözlerini, sarışın yüzünü, iri dalgalı saçlarını, vakur yürüyüşünü ve fötr şapkasını hatırlıyorum. Çocukluğumda bana mesafeli görünürdü. Ancak yıllar geçtikçe o mesafenin ardında büyük bir sevgi, derin bir sorumluluk duygusu ve sessiz bir fedakârlık olduğunu daha iyi anladım.

İnsan yaş aldıkça anne ve babasını daha iyi tanıyor.

Onları kaybettikten sonra ise yalnız kendisini değil, köklerini de merak etmeye başlıyor. Ben de bugün hiç göremediğim dedemi düşünüyorum. Keşke babam zaman zaman bize kendi babasını anlatsaydı diyorum. Çünkü aile hikâyeleri yalnız geçmişimizi değil, kim olduğumuzu da anlatır.

Babalarla çocuklar arasında zaman zaman fikir ayrılıkları yaşanır. Her kuşak dünyaya farklı gözlerle bakar. Ancak yıllar sonra insan şunu fark ediyor: Babaların çoğu zaman anlatmak istediği şey, yaşamın içinden süzülmüş deneyimleridir.

Türkülerimiz de babaların sessiz fedakârlığını anlatır. Sözleri ve bestesi Fatih Kısaparmak'a ait olan "Bu Adam Benim Babam" türküsü bunun en güzel örneklerinden biridir. Türküde anlatılan baba, aslında bu ülkenin milyonlarca emekçi babasının ortak öyküsüdür.

Bir işçi maaşıyla çocuklarını büyüten, yokluk içinde ailesini ayakta tutan, bir lokma ekmek için kimseye eğilmeyen, derdini içine atan ama evlatlarının geleceği için uğraş vermekten vazgeçmeyen babaların öyküsü...

Benim babam da öyleydi.

Mert bir adamdı.

Mangal gibi yüreği, yufka gibi kalbi vardı.

Belki büyük servetler bırakmadı. Adına kayıtlı toprakları ya da görkemli evlerini 7 çocuğunu okutmak ve büyütmek için elden çıkarmıştı, harcamıştı.

Ama bana çok daha değerli bir miras bıraktı: Dürüstlüğü, onuru ve başı dik yaşamayı...

Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki babam, meyve vermese bile gölgesi yeter denilen o çınarlardan biriydi.

Üstümdeki kol kanat, sırtımı yasladığım dağdı.

Hayatta olan bütün babaların Babalar Günü'nü kutluyor; aramızdan ayrılmış babaları ise rahmet, saygı ve özlemle anıyorum.

Çünkü bazı insanlar bu dünyadan göçüp gitse de çocuklarının yüreğinde yaşamaya devam eder.

Babalar da onlardandır.