Geçenlerde Baromuzda Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Sempozyumu yapıldı. Öncesinde de Baro Başkanımız Sayın Hocamız Av. Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU hukuk dernekleriyle sempozyumla ilgili görüşlerini almak için toplantı yapma teveccühünü gösterdi. Ben de Galatasaraylı Hukukçular ve Girişimciler Derneği’ni temsilen kendisinden istifade etme fırsatını buldum.
Toplantı notlarından en çarpıcı olanı Engels’in alt yapı üst yapıyı belirler sözünün ete kemiğe bürünmüş halini görmemiz oldu. Depremden, yangından dolayı ölümlerde sorumluları 5237 TCK 83 olası kastla yargıladığımız için Soma maden kazası için de aynısını yapmaya çalışıyoruz, şirket yöneticisi çıkıyor Türkiye’de madencilik sektörü elli milyar dolardır, eğer bu tür kazalarda olası kasta giderseniz bu sektörü bitirirsiniz, bu da Türkiye ekonomisini bitirmek olur diyor.
Ancak yargılama olası kastla yapılıyor. Yargıtay bozuyor üç üyenin aleyhe şerhiyle. Tekrardan Yargıtayın önüne geliyor bu sefer bilinçli taksir TCK 85 ile ancak o olumsuz görüş bildiren Yargıtay üyelerinin tayinleri çıktığı için yerlerine gelenler tarafından onanıyor.
Fark nerede mi derseniz, ilkinde hiç indirim dahi yapılamayabilecekken diğerinde insan başı en fazla altı yıl alınır. Ne kadar kişinin ölümüne sebep olursanız olun on beş yılı aşamaz ceza. İnfazıyla yatarını siz hesaplarsınız artık.
Demek ki bir alt yapı olan ekonomi en üst yapı olan adaleti bile böyle belirliyormuş.
Sempozyumda ise en çarpıcı sunum siyasi dominasyon oldu. Şimdi bizde idari vesayet var ya, hani 2709 AY 127 idari vesayeti meşru kılıyor ya, biz de bunu darbelerle siyasi vesayet haline getirdik ya, konuşmacı seksen darbesi de dahil olmak üzere Türkiye hiçbir zaman bu kadar siyasi vesayet altına girmemiştir, şu anda yaşadığımız artık bir siyasi dominasyondur dedi.
Ya tamam, tek adam rejimi bizi demokrasiden çok uzaklaştırdı da, gene de darbe rejimiyle kıyaslamak, tam bilemedim şimdi.
Şu anda yargıdan Cumhurbaşkanı kararnamesi ya da kendi parti grubunun oluşturduğu iktidarın çıkardığı bir kanuna aykırı bir kararın çıkma ihtimali yüzde birin bile altındadır; matematiksel olarak yüz yirmi sekizde birdir.
Bir dakika o tam olarak öyle değil, AY 146 Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi üyeliği için dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hakim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer diyor. Geri kalan on bir üyeyi Meclis, Yargıtay, Danıştay, YÖK seçiyor.
Hayır, ben asıl sorun olan, AY 37 ile güvence altına alınmış tabii hakimi seçen AY 159 Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun üye yapısının Cumhurbaşkanınca belirlenmesinden bahsediyorum. Kurulun on üç üyesi var. Biri Adalet Bakanı. Cumhurbaşkanının bakanı. Diğeri o bakanlığın müsteşarı. Dört üyeyi zaten direk Cumhurbaşkanı birinci sınıf adli ve idari yargı hakim ve savcılar arasından atıyor. Bu şekilde zaten altı üye reisin adamı. Bir üye daha kendilerine gelse çoğunluğu ele geçirecekler. Geri kalan yedi üye Meclis tarafından seçilecek ve bir üyenin seçilebilmesi için üçte iki çoğunluk gerekiyor. Üçte iki çoğunluk ne demek biliyor musun, AY 175 gereği Meclis Anayasayı bile istediği gibi değiştirebilir, Cumhurbaşkanının tek yapabileceği son bir şans olarak halkoyuna sunmak olabilir.
Zaten pratikte de böyle bir çoğunluk bulunamıyor. O zaman n’oluyor derseniz, ikinci turda beşte üçü yakalayan aday seçiliyor. Ama bu oran da yüksek. Mesela şu anda Meclis böyle bir oranı bulsa, reis Anayasa değişikliğini halka sunabilir.
Geliyoruz o zaman da kura yöntemine. Tombaladan çıkıyor yeni HSK üyemiz. Şansımız yarı yarıya reisin gönlünden geçen aday olmaması için. Öbür üyede de bu ihtimal, nereye kadar tüm yedi üyenin seçimine kadar. Yani iki üzeri yedi olasılığıyla yüz yirmi sekizde bir ihtimal yedi üyemiz de muhalefetin tombalasından çıkacak da Cumhurbaşkanı çoğunluğu ele geçiremeyecek. Böyle bir şansınız varsa zaten sizi Futbolcunun Bahis Hakkı[1]na bekleriz efendim.
----------
[1] https://www.hukukihaber.net/futbolcunun-bahis-hakki-ozgur-turkes