I. GENEL OLARAK
İcra hukuku bakımından takip talebi, alacaklının cebrî icra organlarını harekete geçiren ve icra takibinin başlamasını sağlayan ilk usul işlemi niteliğindedir. Takip talebi, alacaklının devletin cebrî icra yetkisinden yararlanma iradesini ortaya koyduğu temel başvuru olup, hukuk yargılamasında dava dilekçesinin gördüğü fonksiyona benzer şekilde, icra hukukunda takibin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Ancak takip talebi, dava dilekçesinden farklı olarak, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ile İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği kapsamında ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup, kanun koyucu tarafından sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Bu nedenle takip talebinin, kanunda öngörülen zorunlu unsurları eksiksiz şekilde içerecek biçimde hazırlanması, takip hukukunun sağlıklı işlemesi ve icra dairesince gerçekleştirilecek işlemlerin hukuka uygun biçimde yürütülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebi; yazılı veya sözlü olarak icra dairesine yapılabileceği gibi, teknolojik gelişmelerle de uyumlu olarak 2/7/2012-6352/9 md. düzenlemesiyle Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla elektronik ortamda da gerçekleştirilebilmektedir. Böylece kanun koyucu, teknolojik gelişmeleri de dikkate alarak takip talebinin farklı usullerle ileri sürülmesine imkân tanımış, ancak başvurunun şekline bakılmaksızın kanunda öngörülen zorunlu bilgilerin eksiksiz şekilde sunulmasını aramıştır.
Türk icra hukuku sisteminde takip yolları genel olarak ilâmlı icra ve ilâmsız icra olmak üzere iki ana kategori altında toplanmaktadır. Bununla birlikte bu ayrım, takip yollarının hukuki dayanağı ve uygulanma şartları bakımından önem taşımakta olup, her bir takip yolu kendine özgü usul kurallarına tabidir.
Alacaklının elinde bir mahkeme ilâmı veya kanunen ilâm niteliğinde kabul edilen bir belge bulunması hâlinde, cebrî icra faaliyetleri ilâmlı icra hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu kapsamda para alacağı veya teminat verilmesine ilişkin ilâmlar ile ilâm niteliğindeki belgelere dayalı takiplerin yanı sıra; taşınır teslimi, taşınmazın tahliye ve teslimi, bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin eda hükümleri, irtifak haklarının kaldırılması veya kurulması ile gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılması ya da yükletilmesine ilişkin mahkeme kararlarının yerine getirilmesi de ilâmlı icra yoluyla sağlanmaktadır. Ayrıca ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle takip de, kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde bu kapsamda başvurulabilecek özel takip yollarından birini oluşturmaktadır.
Buna karşılık alacaklının elinde cebrî icraya esas teşkil edecek bir mahkeme ilâmı veya ilâm niteliğinde belge bulunmaması hâlinde, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi kaydıyla ilâmsız icra yollarına başvurulabilmektedir. Bu kapsamda genel haciz yolu ile ilâmsız takip, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip, adi iflâs yolu ile takip, kambiyo senetlerine özgü iflâs yolu ile takip, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin takip ile yazılı kira sözleşmesine dayanılarak kira süresinin sona ermesi sebebiyle kiralananın tahliyesine ilişkin takip yolları uygulanabilmektedir.
İcra ve İflas Kanunu (İİK), takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) nazaran özel kanun niteliği taşımaktadır. Bu nedenle takip hukukuna ilişkin meselelerde öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması; İİK'de açık bir düzenlemenin bulunmadığı hâllerde ise, ancak İİK'nin sistematiği, amacı ve temel ilkeleriyle çelişmemesi koşuluyla HMK hükümlerine başvurulması gerekmektedir.
Bu çerçevede, HMK'nın iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. maddesinin takip hukukunda uygulanması değerlendirilirken, cebrî icra hukukunun kendine özgü yapısı ve takip talebinin takip prosedürünü başlatan kurucu işlem niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim takip talebi, takip hukuku bakımından tarafların hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını belirleyen temel işlem olup, takip başlatıldıktan sonra bu talebin genişletilmesi veya değiştirilmesi kural olarak mümkün değildir. Aksi yöndeki bir kabul, takip hukukunun sürat, kesinlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi, takip hukukunun şekli yapısını da zedeleyecektir.
Her ne kadar HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı bakımından ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati istisna olarak öngörülmüş ise de, bu istisnaların takip hukukunda aynı kapsamda uygulanması mümkün değildir. Zira öğretide ve uygulamada baskın olarak kabul edildiği üzere, ıslah kurumu cebrî icra hukukunda uygulama alanı bulmamaktadır. Bunun yanında, kamu düzenine aykırı şekilde düzenlenmiş veya kanunun emredici hükümlerine aykırı nitelikte bulunan bir takip talebinin, borçlunun açık muvafakati bulunsa dahi hukuki sonuç doğurması ve infaz edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen istisnaların, takip hukukunun kendine özgü yapısı ve kamu düzenine ilişkin niteliği karşısında genel anlamda uygulanabilirlik kazanmamıştır.
Dolayısıyla takip talebi, yalnızca icra takibini başlatan şekli bir başvuru olmayıp, aynı zamanda takip yolunun belirlenmesi, tarafların hukuki durumlarının tespiti ve icra dairesinin takip işlemlerini hangi hukuki rejim çerçevesinde yürüteceğinin belirlenmesi bakımından da belirleyici nitelik taşımaktadır. Bu nedenle takip talebinin hazırlanması sırasında, alacağın hukuki niteliğinin, başvurulacak takip yolunun ve kanunda öngörülen şekli unsurların titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
II. TAKİP TALEBİ VE MUHTEVASI
Takip talebinin içermesi gereken zorunlu unsurlar, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, takip talebinin yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımakla birlikte, başvurunun şekline bakılmaksızın belirli bilgilerin eksiksiz olarak gösterilmesini zorunlu tutmuştur. Bu düzenleme, icra takibinin sağlıklı biçimde yürütülmesi, tarafların doğru şekilde belirlenmesi ve icra müdürlüğünün takip işlemlerini herhangi bir tereddüde yer vermeksizin yerine getirebilmesi amacı taşımaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebinde öncelikle alacaklıya ilişkin kimlik ve iletişim bilgilerinin yer alması gerekmektedir. Buna göre alacaklının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı ve soyadı, yerleşim yeri, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka adı ve hesap bilgilerinin gösterilmesi zorunludur. Alacaklının yurt dışında yerleşik olması hâlinde ise Türkiye'de bir yerleşim yeri göstermesi gerekir. Kanun, Türkiye'de ayrıca bir yerleşim yeri gösterilmemesi durumunda, icra dairesinin bulunduğu yerin alacaklının kanuni yerleşim yeri sayılacağını hüküm altına almıştır.
Takip talebinde borçluya ilişkin bilgilerin de eksiksiz şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, yerleşim yeri ile alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarasının gösterilmesi zorunludur. Takibin terekeye karşı yöneltilmesi hâlinde ise tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile yerleşim yerlerinin de takip talebinde yer alması gerekir.
· İcra Takibinde Taraf Sıfatı ve Taraf Ehliyeti
İcra takibinde taraf sıfatı, maddi hukuktaki hak ve borç ilişkisinin takip hukukuna yansımasını ifade etmektedir. Bu nedenle takip talebinde alacaklı sıfatıyla, takip konusu alacak üzerinde hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler; borçlu sıfatıyla ise takip konusu borcun ifasıyla yükümlü bulunan gerçek veya tüzel kişiler gösterilebilir. Takip ehliyetinin belirlenmesinde, kural olarak taraf ehliyetine ilişkin medeni usul hukuku ilkeleri uygulanır. Bununla birlikte, maddi hukukta hak ehliyetine sahip olmayan oluşumların icra takibinde taraf sıfatını kazanması mümkün değildir. Bu kapsamda adi ortaklık, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tüzel kişiliğe sahip olmayıp, bağımsız bir hak süjesi niteliği de taşımamaktadır. Dolayısıyla adi ortaklığın, kural olarak, icra takibinde doğrudan alacaklı veya borçlu sıfatıyla gösterilmesi mümkün değildir. Adi ortaklığa ait hak ve borçlar ortaklara ait olduğundan, takip talebinde ortaklığın ticaret unvanı veya işletme adı yerine ortaklığı oluşturan bütün ortakların ayrı ayrı alacaklı veya borçlu olarak gösterilmesi gerekir. Aksi hâlde takip, taraf sıfatına ilişkin temel bir eksiklik taşıyacağından, takip hukukunun şekli yapısı ve taraf ehliyetine ilişkin kurallarla bağdaşmayacaktır.
· Takip Talebinde Alacağın Miktarı, Faizi ve Yabancı Para Alacakları
Takip talebinde alacağın konusu ve kapsamı da açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir. Bu çerçevede alacağın veya talep edilen teminatın Türk lirası cinsinden tutarı, faiz talep ediliyorsa faiz oranı ile faizin işlemeye başladığı tarih gösterilmelidir. Alacak yabancı para üzerinden talep ediliyorsa, hangi tarihteki döviz kuru esas alınarak talepte bulunulduğu ile yabancı para alacağına uygulanacak faiz bilgilerine de yer verilmesi zorunludur. Bu hususlar, hem icra emrinin veya ödeme emrinin doğru şekilde düzenlenmesi hem de borçlunun takip konusu alacağı açıkça öğrenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Kanun ayrıca takip talebinde alacağın dayanağının da belirtilmesini zorunlu kılmıştır. Buna göre alacak bir senede dayanıyorsa senedin, senet bulunmuyorsa borcun hukuki sebebinin takip talebinde açıkça gösterilmesi gerekir. Bunun yanında alacaklının, başvurduğu takip yolunu da açık biçimde belirtmesi zorunludur.
· Takip Yolunun Seçilmesi ve İcra Müdürünün Denetim Yetkisi
İcra müdürü, takip hukukunda taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak, kural olarak alacaklının takip talebinde belirlediği takip yolu ile bağlıdır. Bu nedenle icra müdürü, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştiremez. Bununla birlikte, seçilen takip yolunun kanuni şartlarının mevcut olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Kanunda öngörülen şartları taşımayan bir takip talebini başka bir takip yoluna dönüştürmesi mümkün olmayıp, gerekli hâllerde talebi reddetmesi veya kanuni eksikliklerin giderilmesini istemesi gerekir.
· Takip Talebine Eklenecek Belgeler
Alacak bir belgeye dayanıyorsa, belgenin aslının veya alacaklı ya da yetkili temsilcisi tarafından onaylanmış örneğinin, borçlu sayısından bir fazla nüsha ile takip talebi sırasında icra dairesine sunulması zorunludur. Bu yükümlülük, borçluya yapılacak tebligatın usulüne uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi ve takip dayanağı belgenin borçlu tarafından incelenebilmesinin sağlanması amacıyla öngörülmüştür.
· Takip Talebinin İçeriğinin Kanunla Sınırlı Olması İlkesi
İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde takip talebinde yer alması gereken bilgiler sınırlı olarak sayılmıştır. Bu nedenle takip talebine, kanunda öngörülmeyen ve takip işlemleri bakımından hukuki bir fonksiyonu bulunmayan bilgilerin eklenmesi mümkün değildir. Bu kapsamda alacaklı veya vekiline ait sosyal medya hesaplarının takip talebinde gösterilmesinin herhangi bir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Aynı şekilde, kanuni düzenlemede öngörülmeyen ve ödeme işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik QR (Quick Response) kodu veya benzeri karekod uygulamalarının takip talebine eklenmesi de mümkün değildir. Bunun nedeni, takip talebinin maddi hukuki irade açıklaması olmayıp, kamu gücünü harekete geçiren şekli bir usul işlemi olmasıdır. Şekli işlemlerin içeriği ancak kanun tarafından belirlenebilir; idarenin veya tarafların bu içeriği genişletmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
III. İCRA MÜDÜRÜNÜN TAKDİR YETKİSİ
İcra müdürünün, kural olarak, kanunda öngörülen zorunlu unsurları taşıyan bir takip talebini esastan inceleyerek reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Zira icra müdürü, maddi hukuka ilişkin uyuşmazlığı çözen bir yargı mercii değil, cebrî icra faaliyetini yürütmekle görevli idarî nitelikte bir icra organıdır. Bu nedenle icra müdürünün görevi, takip talebinin haklı olup olmadığını veya alacağın varlığını değerlendirmek değil; kanunun kendisine yüklediği ölçüde şekli incelemeyi yaparak takip işlemlerini yürütmektir.
Bu ilkenin doğal sonucu olarak, alacaklı tarafından bir mahkeme ilâmına dayanılarak ilâmlı icra yoluna başvurulması hâlinde, icra müdürü ilâmın maddi hukuka uygunluğunu veya kesinleşmesinin gerekip gerekmediğini re'sen değerlendiremez. Alacaklı tarafından kesinleşmesi gereken bir ilâmın kesinleşme şerhi bulunmaksızın takibe konulması hâlinde dahi, icra müdürünün takip talebini reddetmesi veya icra emri düzenlemekten kaçınması hukuken mümkün değildir. Bu durumda icra müdürü, takip talebini kabul ederek icra emrini düzenlemek ve borçluya tebliğ etmekle yükümlüdür. Kesinleşme şartına aykırı olarak başlatılan bu tür takiplerde hukuki denetim, icra müdürlüğü tarafından değil, şikâyet üzerine icra mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. Dolayısıyla borçlunun, İcra ve İflâs Kanunu'nun 16. maddesi kapsamında yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurarak takibin iptalini talep etmesi gerekir.
Bununla birlikte, icra müdürünün takip talebini kabul yükümlülüğü mutlak değildir. Kanunun açıkça öngördüğü hâllerde icra müdürü, takip yoluna özgü şekli inceleme yapmakla yükümlüdür. Özellikle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takiplerde, İcra ve İflâs Kanunu'nun 168 ve devamı maddeleri uyarınca icra müdürü, takibe dayanak belgenin şeklen kambiyo senedi niteliğini taşıyıp taşımadığını ve senedin vadesinin gelmiş olup olmadığını re'sen incelemek zorundadır. Bu inceleme, alacağın esasına ilişkin olmayıp yalnızca kanunun aradığı şekli şartlarla sınırlıdır.
Bu nedenle, takibe dayanak belgenin şeklen kambiyo senedi niteliğini taşımaması veya henüz vadesinin gelmemiş olması hâlinde, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılması mümkün değildir. Böyle bir durumda icra müdürünün kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi, kanunun kendisine yüklediği şekli denetim yükümlülüğü ile bağdaşmayacaktır. Başka bir ifadeyle, kambiyo senetlerine özgü takip yolunda icra müdürü, yalnızca kanunun öngördüğü şekli şartların mevcut olup olmadığını denetlemekle yükümlü olup, bu denetimin sonucunda kambiyo senedi vasfını taşımayan bir belgeye dayanılarak bu özel takip yolunun işletilmesine izin veremez.
Yine, İcra ve İflâs Kanunu'nun 24 ilâ 41. maddelerinde ilamların icrasına ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Anılan hükümler uyarınca icra müdürü, takip talebine dayanak yapılan ilamın hukuki niteliğini resen incelemekle yükümlüdür. Bu çerçevede icra müdürü, mahkemenin kararında yaptığı hukuki nitelendirme ile bağlı olmayıp, ilamın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü niteliği taşıyıp taşımadığını, icrası bakımından kanunen kesinleşme şartının bulunup bulunmadığını ve uygulanacak takip hükümlerini doğrudan kanundan kaynaklanan bağlı yetkisi kapsamında belirlemek durumundadır.
IV. SONUÇ
Takip talebi, icra hukukunda cebrî icra faaliyetini başlatan ve icra organlarını harekete geçiren ilk usul işlemi niteliğini taşımaktadır. Her ne kadar maddi hukuktan kaynaklanan bir alacak hakkının tahsiline hizmet etse de, takip talebi maddi hukuki bir tasarruf işlemi olmayıp, takip hukukuna özgü şekli sonuçlar doğuran tek taraflı bir usul işlemidir. Bu nedenle takip talebinin geçerliliği, alacağın varlığından ziyade kanunda öngörülen şekli şartların eksiksiz olarak yerine getirilmesine bağlıdır.
İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi, takip talebinde bulunması gereken zorunlu unsurları sınırlı sayıda düzenlemiş olup, takip hukukunun şekli karakterinin bir sonucu olarak bu unsurların uygulama veya idari tasarruflarla genişletilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, kanunda öngörülmeyen sosyal medya hesapları, QR kodu veya benzeri bilgilerin takip talebinde yer almasına hukuken imkân bulunmamaktadır. Zira cebrî icra faaliyetinin kamu gücü kullanılarak yürütülmesi, takip talebinin içeriğinin ancak kanun koyucu tarafından belirlenebilmesini zorunlu kılmaktadır.
Takip hukukunda takip yolunun belirlenmesi kural olarak alacaklının tasarrufunda olmakla birlikte, icra müdürü seçilen takip yolunun kanuni şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini resen incelemekle yükümlüdür. Ancak bu inceleme, maddi hukuki uyuşmazlığın çözümüne yönelik olmayıp yalnızca kanunun öngördüğü şekli şartların denetlenmesiyle sınırlıdır. Bu nedenle icra müdürünün alacağın varlığı veya haklılığı konusunda değerlendirme yapması mümkün olmadığı gibi, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştirme yetkisi de bulunmamaktadır. Buna karşılık, kanunun açıkça şekli inceleme yükümlülüğü öngördüğü hâllerde, örneğin kambiyo senetlerine özgü takiplerde senedin kambiyo senedi niteliğini taşıyıp taşımadığı veya ilâmlı icrada ilâmın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü içerip içermediği hususlarının icra müdürü tarafından resen değerlendirilmesi zorunludur.
Takip talebinin hazırlanması sırasında taraf sıfatının doğru belirlenmesi, alacağın miktarı ve fer'ilerinin açıkça gösterilmesi, takip dayanağı belgelerin usulüne uygun şekilde ibraz edilmesi ve başvurulacak takip yolunun isabetli olarak seçilmesi, hem icra müdürlüğünün işlemlerini hukuka uygun biçimde yürütebilmesi hem de borçlunun savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu unsurlardaki eksiklikler, yalnızca takip işlemlerinin gecikmesine neden olmamakta; aynı zamanda şikâyet yoluyla takibin iptali veya düzeltilmesi sonucunu da doğurabilmektedir.
Sonuç olarak takip talebi, uygulamada çoğu zaman yalnızca bir başvuru formu olarak değerlendirilmekte ise de, gerçekte cebrî icra faaliyetinin kapsamını, uygulanacak takip rejimini ve icra müdürünün işlem alanını belirleyen temel usul işlemidir. Bu nedenle takip talebinin hazırlanmasında yalnızca İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde yer alan zorunlu unsurların şeklen yerine getirilmesi yeterli olmayıp, takip hukukunun temel ilkeleri, başvurulan takip yolunun hukuki şartları ve icra müdürünün şekli inceleme yetkisinin sınırları da birlikte değerlendirilmelidir. Böyle bir yaklaşım, hem hukuka uygun bir takip sürecinin yürütülmesini sağlayacak hem de uygulamada sıklıkla karşılaşılan usul hatalarının ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların önemli ölçüde önüne geçebilir.
V. GÜNCEL YARGI KARARLARI
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/3594 Esas ve 2025/5388 Karar
İcra takibinin başlaması için alacaklının icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda bir takip talebinde bulunması gerekir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra müdürünün borçluya ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde bulunması gereken kayıtlara takip talebinin şartları denir. Takip talebinin İİK'nın 58. maddesinin öngördüğü hususları kapsaması zorunludur.
İİK’nın 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği, yine aynı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde ise; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/9538 Esas ve 2026/1836 Karar
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Alacaklı takip talebinde (vade veya takip talebi günündeki rayice göre ödeme yerine) fiili ödeme günündeki rayice (döviz kuruna) göre alacağının Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bunun için alacaklı yabancı para alacağının (takip tarihindeki kur üzerinden) Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi ve ayrıca yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kurdan talep ediyorsa bu hususu da takip talebinde belirtmek zorundadır. Bu halde alacaklı vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar yabancı para üzerinden faiz (3095 S.K. m. 4/a) talep edebilir. (İİK m. 58/3). (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 2010 vd., Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet/Özkan, Sungurtekin Meral; İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2022 s. 95 vd.).
Somut olayda, alacaklı tarafından takip talebinde 46.873,00 EURO asıl alacak, 4.687,30 EURO Çek tazminatı ve 13.053,00 EURO takip öncesi faiz olmak üzere toplam 64.613,30 EURO alacağın takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ile birlikte tahsilinin talep edildiği, ayrıca harca esas değerin Türk Lirası olarak gösterildiği, icra emrinde de yabancı para alacağının takip talebinde belirtildiği şekilde yine EURO olarak talep edildiği, takip talebi ve icra emrinde "fiili ödeme tarihi'' ibaresi yazılmış ise de bu tarihteki Türk Lirası karşılığının istendiğinin belirtilmediği, dolayısıyla alacaklının takip talebinde EURO olarak talep edilen alacak kısmının aynen tahsilini istediği anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafından icra müdürlüğünce harcın hesaplanabilmesi için harca esas değer olarak 532.477,28 TL'nin gösterilmiş olması alacağın Türk Lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmaz.
O halde, mahkemece, takip talebinde İİK'nın 58/3. maddesi uyarınca yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesi hususunun yer almadığı, yabancı paranın aynen tahsilinin talep edildiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemece re'sen de dikkate alınması gerektiği gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/6239 Esas ve 2025/7199 Karar
2004 sayılı İİK'nın 30/1. maddesinde; ''Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24'üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işin yapılmasını emreder.'' hükmüne yer verilmiştir. İİK'nın 30/II maddesi ise bir işin yapılmasına ilişkin ilamların nasıl icra edileceğini düzenler. Bu maddeye göre, yapma borçları ifa şekilleri açısından şahsa bağlı olmayan işler (borcun konusu olan iş, borçlunun kişisel özelliklerini gerektirmiyorsa - örneğin bir duvarın örülmesi edimi- borçlu tarafından yapılmaması durumunda, masrafı borçludan tahsil edilmek üzere üçüncü bir kişiye yaptırılabilir) ve şahsa bağlı olan işler (borcun sadece borçlu tarafından yapılabilecek nitelikte olması durumunda -örneğin bir ressamın tablo yapması edimi- borçlunun edimi yerine getirmeye zorlanması para cezası ve tazyik hapsi gibi yaptırımlarla sağlanır) şeklinde iki temel kategoriye ayrılır.
İcra takibinin konusu olan "kira sözleşmesi yapma borcu", borçlunun bizzat rıza göstermesi, imzalaması ve bu imzayla bir hukuki işlem iradesini açıklaması gereken bir eylemdir. Bu edim, paranın tahsili, taşınır veya taşınmazın teslimi gibi fiziksel olarak gerçekleştirilebilen edimlerden köklü bir şekilde ayrılır İİK m. 30/II'nin öngördüğü tazyik hapsi, borçlunun sadece fiziksel bir eylemi yerine getirmesini sağlamak için bir baskı aracıdır. Bu yaptırım, borçlunun hukuki iradesini zorla beyan etmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.
Diğer taraftan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 15/4 maddesinde "Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hakim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur.
Sözleşme yapma vaadi (ön sözleşme) borcunun cebri icrası ancak ve ancak bir mahkeme kararı ile mümkündür. Eğer borçlu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınırsa, alacaklı (kiracı), mahkemeden aynen ifa davası açarak borçlunun iradesinin mahkeme hükmüyle ikame edilmesini talep edebilir. Bu tür bir mahkeme kararı, inşaî hüküm niteliğindedir; yani yeni bir hukuki durum (sözleşmenin kurulmuş olması) oluşturur. İcra Dairesi, bu tür bir inşaî yetkiye sahip değildir. Arabuluculuk tutanağı, tarafların sadece bir vaadini belgelemektedir; mahkemenin inşaî hükmünü içermemektedir. Bu nedenle, bu yönde hüküm içeren arabuluculuk anlaşma belgesine dayalı icra takibi başlatılarak borçlu kira sözleşmesi yapmaya zorlanamaz. O halde, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin kabulü ile borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2023/4482 Esas ve 2024/2078 Karar
Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası İİK'nın 32 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddede (para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam İcra Dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder…), İİK'nın “ilam mahiyetini haiz belgeler” başlığını taşıyan 38. maddesinde ise (Mahkeme huzurunda sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir…) şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. İlgili yasa maddeleri ile yasa koyucu hangi belgelere dayanılarak ilamlı takip yapılabileceğini, önemine binaen titizlikle düzenlemiş, gerekli gördüğü yerlerde bunu özel kanunlarda belirleyip sınırlandırmıştır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus ise maddede yer verilen ilamların, icrası yorum gerektirmeyecek açık tahsil hükmü (eda hükmü) taşıyan ilamlar olduğu noktasıdır. Bu nedenle eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez. Ancak, kesinleşmeleri halinde bu ilamlardaki vekalet ücreti ve yargılama giderine dayalı likit miktarların icra yolu ile infazı mümkündür.
Somut olayda takibe dayanak yapılan İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.07.2021 tarih ve 2019/437 E.2021/589 K. sayılı kararında “davalı/borçlu şirketin 30.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararlardan; (4) numaralı gündem maddesi ile ... dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve (7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın, ...’a TTK’nın 395. ve 396. maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların ayrı ayrı iptaline” karar verilmiş, ilamda likit bir miktarın ödenmesi yönünde eda hükmü oluşturulmamıştır. Bu durumda ilamın kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerin istenebilmesi dışında icra yolu ile infazı da mümkün değildir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikayetin eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez gerekçesi ile reddine karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz ise de sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/9061 Esas ve 2014/8377 Karar
HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez.
Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır. O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikâyetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2020/4814 Esas ve 2021/693 Karar
Takibe konu senedin tanzim tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 Sayılı TTK'nun 776/1-f maddesi uyarınca; senette düzenlenme yerinin yazılı olması gereklidir. Aynı Kanun'un 777/4. maddesinde ise; düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bononun, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Hukuk Genel Kurulu'nun 02.10.1996 gün ve 1996/12-590 sayılı kararında da benimsendiği üzere tanzim yeri olarak idari birim adının (kent, ilçe, bucak, köy gibi) yazılması zorunlu ve yeterlidir.
Öte yandan, keşide yeri unsuru bulunmayan dayanak belge bono olarak kabul edilemeyeceğinden, TTK'nun 776/1-f maddesinde öngörülen koşulu taşımayan bu belgeye dayanarak borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılması da mümkün değildir.
İİK' nun 170/a-2. maddesine göre; ''İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyla, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı husularını re' sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.''
Somut olayda, takibe dayanak senette düzenleme yeri belirtilmediği gibi, düzenleyenin adının yanında da herhangi bir idari birim adının yazılı olmadığı görülmektedir. Bu durumda, sözü edilen belgenin kambiyo senedi niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.
O halde, İİK' nun 170/a-2. maddesi gereğince, takibe konu 29.01.2015 düzenleme tarihli belgenin kambiyo senedi vasfı taşımadığı hususunun re'sen nazara alınarak takibin iptaline karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.