Hukuk düzeninde gerçek ve tüzel kişiler aralarındaki hukuki ilişkiler sonucunda alacaklı ve borçlu sıfatını kazanırlar. Borcun kendiliğinden ifası kural olmakla birlikte günümüzde çoğu zaman borçlular kötü niyetli olarak bu yükümlülüklerini yerine getirmezler. Alacaklı, alacağını tahsil edebilme umudu ile cebri icraya yoluna başvurarak borçlu aleyhine icra takibi başlatmakta alacağına kavuşmak amacıyla borçlunun mal varlığına haciz tatbik ettirmektedir. Alacaklı, yalnızca borçlunun mal varlığı üzerinde haciz tatbik ettirerek alacağını tahsil etmeye çalışmaktadır.
Günümüzde çok yaygın olarak borçlu, alacaklının alacağına kavuşmamasını engellemek amacıyla kötüniyetli olarak mal kaçırma yoluna giderek malvarlığını pasif hale getirmektedir. Borçlu malını alacaklıdan birtakım tasarruflar ile kaçırdığından alacaklı borçlunun haczedebilecek mal bulamamakta, alacağına kavuşamamaktadır. Alacaklı bu halde alacağına nasıl kavuşacaktır? Bu aşamada, İİK m. 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları karşımıza çıkmaktadır. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre tasarrufun iptali davalarının amacının, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların 'geçersizlik' ya da 'iyi niyet kurallarına aykırılık' nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağının tahsilini sağlamak olduğu ifade edilmiştir.[1]
Tasarrufun iptali davalarının Mahkemece dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde Mahkemece İİK m. 278, 279 ve 280 yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır.
Alacaklı, alacağını tahsil edemediğini aciz belgesi (İİK m. 143) ile ispat etmelidir. Alacaklı, kesin veya geçici aciz belgesi ile iptal davası açabilmektedir. Haciz tutanağı içerisinde borçlunun hacze değer malının bulunmadığı şeklinde ibare bulunmakta ise bu tutanak geçici aciz belgesi niteliğindedir. İptal davasına bakan Mahkeme sunulan haciz tutanaklarının geçici aciz belgesi niteliğinde olup olmadığını kendiliğinden incelemektedir.
Tasarrufun iptali davasına dayanak icra dosyası yerine başkaca icra dosyasından alınan aciz belgesinin alınmasını tasarrufun iptali davasının ön koşulunun gerçekleştiği anlamına gelmemekle, hangi icra dosyasından aciz vesikası alındıysa o icra dosyası dayanak gösterilerek iptal davası ikame edilebilmektedir.[2]
Peki iptal davasını ikame edildikten sonra Mahkemeye aciz vesikası sunulabilir mi? Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatları doğrultusunda davacı, iptal davası açıldıktan sonra aciz vesikası sunabileceği hatta dosyanın istinaf ve temyiz aşamalarında dahi davacının aciz vesikası sunabileceğini açıklamıştır.[3] Yine, davacının hükmün Yargıtay'ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunma olanağı bulunmaktadır. Dolayısıyla aciz vesikası olmadan ikame edilen tasarrufun iptali davasını inceleyen Mahkeme davayı aciz vesikası bulunmadığı gerekçesiyle reddedemeyecektir.
Borçlu hangi halde borcu ödemeyecek durumda sayılır?
Bu soruyu bir örnek ile açıklamak gerekirse, davacı taraf alacağının ödenmemesi üzerine borçluya icra takibi başlatmış; borçlu davalı ise kendi üzerine kayıtlı taşınmazını kızı olan X'e devretmiştir. Davacı tasarrufun iptali davası açarak borçlu ve kızı arasındaki satışın iptali ile taşınmazın borçlu adına tescilini talep etmiştir. Ancak icra dosyasında borçlunun borcunu karşılayacak bir taşınmazı da bulunmaktadır. Bu durumda davalı borçlunun icra takibinde borcu karşılayacak taşınmazın bulunması nedeniyle davacının iptal davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira, borçlu aciz durumda değildir. Bu halde, alacaklı ikame ettiği tasarrufun iptali davasında usulden reddi ile karşı karşıya kalmaktadır. Borçlunun taşınmazları üzerindeki takyidatlar ile taşınmazın kıymeti ayrıntılı biçimde incelenmeli, bu şekilde borçlunun aciz durumda olup olmadığı tespit edilerek tasarrufun iptali davası ikame edilmelidir.
Bir diğer uyuşmazlıkta ise, borçlunun ikamet adresinde haciz yapılmış, 08.11.2004 tarihli haciz tutanağında borçlunun 500TL'lik ev eşyası haczedilmiş, işbu haczedilen ev eşyası dışında başka haczi kabil mal bulunmadığı tanzim edilmiştir. Borçlunun adresine 8.11.2005 tarihinde tekrar hacze çıkılmış borçlunun 08.11.2004 tarihinde yapılan haciz yapılan adresinden taşındığı tanzim edilmiştir. Bu sefer 13.02.2006 tarihinde borçlunun taşındığı adresine hacze çıkılmış, bu adreste borçlunun tanınmadığı ve adreste borçlu ve borçluya ait haczi kabil mal bulunmadığı tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme bu uyuşmazlıkta borçlunun 08.11.2004 tarihli adresinde yapılan haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde bulunduğunu Mahkemenin davanın esasına yönelik inceleme yapması gerektiği değerlendirilmiştir.[4]
Tasarrufun iptali davaları icra ve iflas hukuku kapsamında özel bir uzmanlık alanı oluşturmakta olup, bu davalarda usul ve esasa ilişkin şartların titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir. Hak kaybına uğramamak adına, tasarrufun iptali davaları alanında uzmanlaşmış bir avukat ile sürecin yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Av. Hümeyra ÇELİK
------------
[1] Uyar, Talih/Uyar, Cüneyt/Uyar, Alper, İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, 7. Baskı, Bilge Yayınevi, Ankara 2021, s.6-7; 17. HD. 15.10.2018 T. 4016/9096; 17. HD. 05.04.2018 T. 17130/3875
[2] COŞKUN, Mahmut, İtirazın İptali, Menfi Tespit ve İstirdat, Tasarrufun İptali, İflas ve İflasın Ertelenmesi, Sıra Cetveline İtiraz Davaları, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2016, s.794-795; 15. HD. 23.11.1998 T. 4281/4368