Belediyelerin “birinci sınıf inşaat” olarak görünen bir bağımsız bölümü ya da binayı sonradan “lüks inşaat” sınıfına geçirmesi ve buna dayanarak geçmiş yıllar için ek vergi talep etmesi hukuka uygun mudur? Uygulamada çoğu taşınmaz maliki, bu değişikliği çoğu zaman açık bir tebligatla değil; borç mesajı, tahakkuk ekranı, vezne uyarısı ya da ödeme talebi ile öğrenmektedir. Asıl sorun ise bundan sonra başlar: Mükellef, çoğu kez “vergi/ceza ihbarnamesi tebliğ edildikten sonra 30 gün geçtiği” gerekçesiyle klasik iptal davası açamaz hale gelir. Bu noktada birçok kişi yanlış biçimde artık hiçbir hukuki yol kalmadığını düşünür. Oysa her olayda olmasa da, özellikle açık bir matrah hatası ve hukuka aykırı sınıf değişikliği söz konusuysa, düzeltme-şikayet başvurusu ve bu başvurunun reddine karşı vergi mahkemesinde açılacak dava ciddi bir hukuki imkân sunabilir. Bu tür davalarda esasa ilişkin asıl tartışma şudur: Belediye, bir taşınmazın inşaat sınıfını gerçekten teknik ve hukuka uygun bir inceleme ile mi değiştirmiştir; yoksa somut, bağımsız bölüme özgü, uzman raporuna dayalı bir tespit olmadan genel ve soyut kabullerle mi “lüks sınıf” sonucuna varmıştır? Eğer ikinci ihtimal söz konusuysa, mesele yalnızca verginin yüksek çıkması değildir. Sorun; vergi matrahını doğrudan etkileyen bir idari işlemin, usule ve esasa aykırı şekilde tesis edilmesidir. Böyle bir durumda mükellefin fazladan vergi ödemesi, kültür varlıklarını koruma katkı payının da hatalı artması ve hatta geçmiş yıllara yayılan bir tahsilat yüküyle karşılaşması mümkündür. Danıştay 9. Daire’nin E.2015/3486, K.2019/1791 sayılı kararı da tam olarak bu eksende son derece önemli bir dayanak oluşturmaktadır.
1. İnşaat sınıfı neden bu kadar önemlidir?
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu bakımından bina vergisinin hesabında, taşınmazın vergi değeri belirlenirken bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri ve inşaat sınıfı dikkate alınır. Başka bir ifadeyle, taşınmazın “lüks”, “birinci sınıf”, “ikinci sınıf” ya da başka bir kategoriye alınması salt teknik bir kayıt değişikliği değildir; doğrudan verginin matrahına ve dolayısıyla ödenecek vergi tutarına etki eder. Bu nedenle inşaat sınıfı tespiti, belediyenin keyfi değerlendirmesine bırakılabilecek tali bir işlem olarak görülemez. Özellikle birinci sınıf ile lüks sınıf arasındaki fark, geriye dönük yıllar da devreye girdiğinde oldukça ciddi mali sonuçlar doğurabilir.
2. Belediye bir taşınmazı hangi şartlarda “lüks inşaat” sayabilir?
Uygulamada bazı belediyeler, sitenin bulunduğu bölge, çevre düzenlemesi, güvenlik, havuz, otopark, arsa değeri ya da semtin genel niteliği gibi unsurlardan hareketle taşınmazları topluca lüks sınıfa yaklaştırma eğiliminde olabilmektedir. Oysa hukuki ölçüt bu kadar gevşek değildir. 14 Seri No’lu Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği uyarınca lüks inşaat değerlendirmesinde esas alınan on teknik kriter bulunmaktadır: dış duvarlar, çatı, tavan, iç duvarlar, taban, merdivenler, pencereler, kapılar, banyo-wc ve ısıtma sistemi. Bir yapının lüks sınıfa alınabilmesi için bu teknik unsurların mevzuatta öngörülen düzeyi karşılaması gerekir; üstelik değerlendirme soyut değil, somut olmalıdır. Asıl mesele, bu kriterlerin bağımsız bölüm bakımından ne zaman, kim tarafından, hangi yöntemle ve hangi teknik dayanakla tespit edildiğidir. Bu nedenle belediyenin “lüks inşaat” sonucu, ancak ciddi bir teknik inceleme ve taşınmaza özgü tespit ile savunulabilir. Aksi halde yapılan işlem, sonuç doğuran ama sebebi ispatlanamayan bir idari tasarruf olarak kalır.
3. Uzman bilirkişi incelemesi neden zorunluya yakın önemdedir?
Bu tür davalarda teknik boyut, davanın esasının temelini oluşturmaktadır. İnşaat sınıfı belirlemesi salt vergi tekniği meselesi değil; aynı zamanda yapı malzemesi, işçilik, donanım ve mimari nitelik incelemesi gerektiren bir konudur. Bu sebeple, “yoklama yapıldı”, “tespit edildi”, “cetvele göre değerlendirildi” gibi genel ifadeler kendi başına yeterli kabul edilmemelidir.
Taşınmazın sınıfını belirleyen tespitler teknik bilgi gerektirir; bu nedenle yoklama memuru düzeyinde, uzman olmayan kişilerce yapılan değerlendirmeler vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya koyamaz. Danıştay 9. Daire’nin 2020/5611 E., 2022/4712 K. sayılı kararına atıfla, teknik bilgi gerektiren bu belirlemelerin uzman kişilerce yapılması gerekmektedir. Pratik sonuç şudur: Belediye, bir daireyi ya da binayı lüks sınıfa aldığını söylüyorsa, bunun teknik dayanağını göstermek zorundadır. Sadece masa başı değerlendirme, genel site özellikleri, çevresel prestij, semtin değeri ya da komşu bağımsız bölümlere ilişkin varsayımlar yeterli değildir. Keşif ve bilirkişi incelemesi çoğu olayda davanın kaderini belirler.
4. En kritik usul sorunu: Vergi ihbarnamesine karşı 30 gün geçmişse artık hiçbir şey yapılamaz mı?
Vergi hukuku bakımından en yaygın hata şudur: Mükellef, olağan dava süresini kaçırınca her türlü hukuki imkânın bittiğini sanır; ya da tam tersine, belediyeye dilekçe verince sanki eski dava açma süresi yeniden doğmuş gibi düşünür. Her iki yaklaşım da eksiktir.
Vergi ihbarnamesine karşı olağan dava açma süresinin geçmesi halinde sonradan yapılan başvuruların “sona eren dava açma süresini canlandırmayacağı” açıktır. Buna rağmen, VUK’un vergi hatalarının düzeltilmesi ve şikayet hükümleri çerçevesinde ayrı bir yol gündeme gelecektir. Yani artık dava konusu, doğrudan eski ihbarname değil; düzeltme/şikayet başvurusunun reddi işlemidir. Bu ayrım hayati önemdedir.
Geçmişe dönük tahakkuk ve tahsilatı öğrendikten sonra belediyeye başvuru yapılıp sınıfın düzeltilmesini, buna bağlı tarhiyatın iptalini, bundan sonrası için doğru sınıfa göre işlem yapılmasını ve ödenen fazla vergi ile katkı payının iadesi talep edilebilir. Belediye Başkanlığının cevap vermemesi (zımni ret) ya da ret yazısı üzerine de bu ret işlemine karşı dava açılabilecektir. Bu kurgu, usul bakımından dosyanın bel kemiğidir.
5. Bu aşamada doğru hukuki yol nedir?
Doğru hukuki yol, Belediye Başkanlığına yapılan başvurunun reddine karşı vergi mahkemesinde iptal istemiyle dava açmak ve buna bağlı olarak fazla tahsil edilen tutarların iadesini istemektir. Burada özellikle şu husus net anlaşılmalıdır: Bu dava, klasik anlamda “bir yıl önce gelen vergi ihbarnamesinin iptal davası” değildir. Bu dava; açık hukuka aykırılık taşıyan sınıf değişikliği nedeniyle yapılan fazla tahsilatın düzeltilmesi için idareye başvurulması, idarenin bunu reddetmesi ve bu ret işleminin yargı denetimine tabi tutulması davasıdır.
6. Sınıf değişikliği neden “vergi hatası / matrah hatası” olarak tartışılabilir?
Danıştay 9. Daire kararı bu noktada çok değerlidir. Kararın tam metninde, ilk derece mahkemesinin kabul gerekçesi özetlenirken şu unsurlar vurgulanmaktadır:
· Taşınmaz başlangıçta “1. sınıf inşaat”tır, sonradan “lüks inşaat”a re’sen çevrilmiştir,
· Değişikliğe dayanak yapılan yoklama doğrudan davacının taşınmazına ilişkin değildir,
· Ayrıca bu işlem davacıya ayrıca tebliğ edilmemiştir,
· Sitenin çevre düzenlemesi, havuz, güvenlik, otopark gibi özellikleri inşaat sınıfının belirlenmesinde esas alınamaz,
· Bu haliyle davacının meskeninin lüks inşaat sınıfına dahil olduğu somut olarak ortaya konulamamıştır,
· Bu durum 213 sayılı Kanun’un 117. maddesi anlamında “matrahta hata” olarak değerlendirilmiştir.
7. Danıştay 9. Daire’nin 24.04.2019 tarihli kararı neden bu kadar güçlü bir emsaldir?
T.C. Danıştay 9. Daire, E. 2015/3486, K. 2019/1791, T. 24.04.2019
Bu kararın önemi, yalnızca “mükellef lehine sonuç çıkmış olması” değildir. Daha önemlisi, kararın dayandığı düşünce tarzıdır. Kararda, taşınmazın lüks sınıfa alınmasına dayanak yapılan yoklamanın doğrudan davacının taşınmazına ilişkin olmadığı; ayrıca sitenin çevre düzenlemesi, havuz, güvenlik, otopark gibi özelliklerinin inşaat sınıfı belirlenmesinde esas alınamayacağı; bu nedenle taşınmazın lüks inşaat olduğunun somut biçimde ortaya konulamadığı kabul edilmektedir. Devamında ise bu yanlışlığın 213 sayılı Kanun’un 117. maddesi bağlamında “matrahta hata” niteliğinde olduğu ifade edilmekte ve düzeltme-şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlem hukuka aykırı bulunarak iptal edilmektedir. Ayrıca ödenen tutarın faiziyle birlikte iadesi yönündeki kabul de korunmaktadır. Birincisi, belediyenin re’sen sınıf değişikliği yapmış olması tek başına yeterli değildir; bu değişikliğin somut teknik ispatı gerekir.İkincisi, mükellefe özgülenmemiş veya doğrudan o bağımsız bölümü incelemeyen tespitler zayıf olmamalıdır. Üçüncüsü, çevresel veya siteye ilişkin genel nitelikler, tek başına lüks sınıf sonucuna götürmez. Dördüncüsü, fazla tahsil edilen vergi ve katkı payı yönünden düzeltme-şikayet başvurusunun reddi iptal edilebilir. Beşincisi, iade talebi de hukuken dava konusu yapılabilir.
8. Belediyelerin en sık ileri sürdüğü savunma: “Bağımsız bölümlerin iç özellikleri farklı olabilir”
Bu savunma ilk bakışta makul görünür. Gerçekten de aynı sitedeki dairelerin iç kaplamaları, banyo malzemeleri, pencere doğramaları, ısıtma sistemi ya da kapı kalitesi farklı olabilir. Ancak bu savunma, idarenin lehine otomatik sonuç doğurmaz. Tersine, belediyenin ispat yükünü artırır. Çünkü belediye bu savunmayı ileri sürüyorsa, artık mükellefin bağımsız bölümünde hangi kriterlerin lüks sınıfı karşıladığını somut, uzman destekli ve tarihlendirilmiş biçimde göstermek zorundadır. “Aynı sitede ama farklı olabilir” demek kolaydır; önemli olan, gerçekten farklı olduğunu ve bu farkın lüks sınıf eşiğini geçtiğini ispatlamaktır. Bu eksiklik, savunmanın soyut kaldığını göstermektedir.
9. Geriye dönük 5 yıl için vergi farkı alınabilir mi?
Burada iki farklı konu birbirine karıştırılmamalıdır: Birincisi, idarenin zamanaşımı içinde geçmiş yıllara dönük tarhiyat yapabilme sınırıdır. İkincisi ise, bu tarhiyatın dayanağı olan tespitin geçmiş dönemleri ispat etmeye elverişli olup olmadığıdır. Bir an için idare tarafından yapılan işlemin hukuka uygun bir tespit yapıldığı varsayılsa bile, taşınmazın lüks sınıf özelliklerini ne zaman kazandığı ayrıca ortaya konulmalıdır. Sonradan yapılan güncel bir tespitten hareketle doğrudan geçmiş beş yılın tamamına yayılmış ek vergi çıkarılması, her somut olayda ayrıca ispat gerektirir. Çünkü belediye bugün yaptığı bir gözlemle, taşınmazın geçmiş yıllarda da aynı teknik özellikleri taşıdığını kendiliğinden kanıtlamış olmaz. Bu argüman, özellikle bilirkişi incelemesi ile desteklendiğinde çok değerlidir. Zira iç donanım unsurları zaman içinde yenilenebilir, değişebilir, lüks hale getirilebilir ya da tam tersine yıpranabilir. O halde belediyenin geçmiş yıllara dönük tarhiyatı otomatik kabul edilmemelidir.
10. Vergi ziyaı cezası da istenmişse ne olur?
2002 sonrası emlak vergisi uygulamasında vergi ziyaı cezası yönünden ayrıca tartışma bulunduğu görülmektedir. Belediye yalnızca vergi farkı değil, buna bağlı ceza ve fer’iler de istemişse, bunların her biri ayrıca hukuki denetime tabidir. Çünkü cezanın hukuka uygunluğu da önce dayanak vergilendirme işleminin hukuka uygun olmasına bağlıdır. Taşınmazın lüks sınıfa alınması hukuka aykırı ise, buna bağlı vergi farkı kadar ceza ve katkı payı kalemleri de tartışmalı hale gelir.
11. Fazla ödenen bedelin iadesi istenebilir mi?
Evet, istenebilir; zaten Danıştay 9. Daire’nin kararında da uyuşmazlık, yalnızca işlemin iptalinden ibaret bırakılmamış, fazla tahsil edilen emlak vergisi ve katkı payının iadesi boyutuyla ele alınmıştır. Kararın özeti ve ilk derece mahkemesi kabul gerekçesi, fazla tahsil edilen tutarın faiziyle birlikte iadesini de kapsamaktadır. Danıştay da hükmü onamıştır. Birçok mükellef, “eski vergiyi zaten ödedim, artık geri alamam” zannına kapılmaktadır. Oysa hukuka aykırı matrah üzerinden tahsil edilen verginin iadesi, bu davaların ana sonuçlarından biridir.
12. Belediye başkanlığına başvuru neden bu kadar önemlidir?
Çünkü olağan dava süresi geçtikten sonra yapılacak başvurunun makamı ve niteliği, davanın usulden reddedilip reddedilmeyeceğini belirleyebilir. Belediye vergileri bakımından Belediye Başkanlığı’nın şikayet mercii olarak önemini açıkça vurgulanmaktadır. Ayrıca şikayet yolu tüketilmeden doğrudan dava açılması halinde “idari merci tecavüzü” riski mevcuttur. Bu durumda davanın esasına girilememesi söz konusu olabilecektir.
13. Bu tip ihtilaflarda en güçlü stratejisi nasıl kurulmalıdır?
Güçlü strateji şu ayaklar üzerine kurulmalıdır: İlk olarak, dava konusu işlem doğru tanımlanmalıdır. Eski ihbarnameyi değil, düzeltme/şikayet başvurusunun reddi işlemini hedef alan bir kurgu kurulmalıdır. İkinci olarak, sınıf değişikliğinin teknik dayanağının bulunmadığı ayrıntılı şekilde anlatılmalıdır. Üçüncü olarak, 14 Seri No’lu Tebliğ’deki teknik kriterlerin soyut değil, somut daire özelinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Dördüncü olarak, emsal mahkeme kararları ve bilirkişi raporu etkili biçimde kullanılmalıdır. Beşinci olarak, belediyenin “daire içi farklılık olabilir” savunmasına karşı ispat yükünün idarede olduğu belirtilmelidir. Altıncı olarak, fazla tahsil edilen vergi ve katkı payının faizli iadesi istenmelidir. Yedinci olarak, halen lüks sınıfa göre işlem yapılmaya devam ediliyorsa yürütmenin durdurulması talebi düşünülmelidir.
14. Pratik sonuç: Böyle bir durumda ne yapılmalı?
Eğer belediye taşınmazı sonradan lüks inşaat sınıfına aldıysa, hemen şu sorular sorulmalıdır: Bu değişiklik ayrıca tebliğ edildi mi? Taşınmaza özgü bir teknik tespit var mı? Bu tespit uzman kişilerce mi yapıldı? Belediye hangi kriterlerin lüks sınıfı karşıladığını somut olarak gösteriyor mu? Aynı sitede benzer durumda başka daireler için mahkeme kararı var mı? Geçmiş yıllar için çıkarılan vergi farkının dayanağı gerçekten ispatlanabiliyor mu? Bu soruların çoğuna net cevap verilemiyorsa, belediyenin işlemi ciddi şekilde tartışmalı olabilir. Bu nedenle, belediyenin bir taşınmazı sonradan lüks inşaat sınıfına geçirip yıllar geriye dönük vergi farkı istemesi, otomatik olarak hukuka uygun kabul edilemez. Tam tersine, böyle bir işlem ancak çok sıkı bir teknik ve hukuki denetimden geçerse ayakta kalabilir. Aksi halde mükellefin fazla ödediği emlak vergisi ile taşınmaz kültür varlıklarını koruma katkı payının iadesi gündeme gelir.
Av. Servet AKSOY
İlgili içtihadın tam metni aşağıdadır:
T.C. Danıştay 9. Daire, Esas No: 2015/3486, Karar No: 2019/1791, Karar Tarihi: 24.04.2019
T.C.
DANIŞTAY
9. Daire
Esas No: 2015/3486
Karar No: 2019/1791
Karar Tarihi: 24-04-2019
İPTAL DAVASI - DAVACININ EMLAK VERGİSİ İLE TABİAT VE KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASINA KATKI PAYININ İADESİ İSTEMİYLE YAPTIĞI BAŞVURUSUNUN REDDİNE DAİR İŞLEMİN İPTALİNE KARAR VERİLDİĞİ GÖRÜLDÜĞÜ - HÜKMÜN ONANMASI
ÖZET: Kararın hüküm fıkrasında davacının emlak vergisi ile tabiat ve kültür varlıklarının korunmasına katkı payının iadesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine dair .. tarih ve … sayılı işlemin iptaline karar verildiği görüldüğünden, kararın kültür varlıklarının korunmasına katkı payının iptalini de içermesi nedeniyle davacının temyiz isteminin de reddi gerekmektedir.
(2577 S. K. m. 49)
İSTEMİN KONUSU: İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin 11/11/2014 tarih ve E:2013/3601, K:2014/2455 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı tarafından, ...... adresinde kayıtlı gayrimenkulü nedeniyle 2008-2013 yılları için fazladan ödediği emlak vergisi ve kültür varlıklarının korunmasına katkı payının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair 04/12/2013 tarih ve M.34.6.EYÜ.0.12./1-3672 sayılı işlemin iptali ile ödenen tutarların faiziyle birlikte iadesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davalı idarece davacıya ait "1. sınıf inşaat" olan taşınmazın inşaat sınıfının "lüks inşaat" sınıfı olarak re'sen değiştirilmesine dayanak gösterilen yoklamanın, site yönetimi tarafından yapılan düzeltme başvurusuna istinaden düzenlendiği, re'sen değişikliğe ilişkin bu işlemin davacıya ayrıca tebliğ edilmediği, tutanağın davacıya ait taşınmazla doğrudan ilgili olmadığı, … adlı kişi ile birlikte belediyenin iki yetkilisi tarafından düzenlendiği, ayrıca inşaatın bulunduğu yer,
konum, arsa metrekare birim değeri ve sitenin özelliklerinin (çevre düzenlemesi, havuz, güvenlik, otopark gibi) inşaat sınıfının belirlenmesinde esas alınması imkan dahilinde olmadığı halde yoklamada bu hususlara yer verildiği, bu haliyle davacıya ait meskenin lüks inşaat sınıfına dahil olduğunun idarece somut olarak ortaya konulmadığı, bu durumun 213 sayılı Kanunun 117. maddesinde yer alan matrahta hata olarak değerlendirilmesi icap ettiği ve davacıdan 2008-2013 yıllarına ilişkin olarak fazladan tahsil olunan emlak vergileri ile fazlasının iadesi için düzeltme-şikayet başvurusunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline, ödenen tutarın faiziyle birlikte davacıya iadesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
DAVALI İDARENİN İDDİALARI: İnşaat vasfının tespitinde "Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği ve İnşaat Sınıflarının Tespitine İlişkin Cetvel"in dikkate alındığı, davacının emlak vergisi bildiriminde taşınmazın lüks inşaat vasfı taşıdığını beyan ettiği, site sakinlerinin başvurusu üzerine düzenlenen yoklama doğrultusunda yapılan işlemlerin yerinde olduğu, taşınmazın aynı vasıf ve mahiyette dairelerden oluşan site içerisinde yer aldığı ve çevresel faktörler değerlendirilmeden de lüks inşaat vasfını taşıyacak nitelikte olduğu iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Davanın emlak vergisi ile tabiat ve kültür varlıklarını koruma katkı payına ait tahakkukların düzeltilmesi ve fuzulen tahsil edilen tutarın iadesi istemiyle açılmasına rağmen mahkeme kararının yalnızca emlak vergisine ilişkin olarak verildiği, tabiat ve kültür varlıkları koruma katkı payı ile ilgili herhangi bir karar verilmediğinden, kararın bu kısmının bozulmasına ve fazladan tahsil edilen bu tutarın da iadesine karar verilmesi iddiasıyla kararın kültür varlıklarının korunmasına katkı payına ilişkin kısmının bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI:
DAVALI İDARENİN SAVUNMALARI: Savunma verilmemiştir.
DAVACININ SAVUNMALARI: Yasal dayanaktan yoksun temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ….'NİN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Davalı idare tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Davacının mahkeme kararında tabiat ve kültür varlıklarının korunmasına katkı payına ilişkin olarak hüküm kurulmadığına yönelik temyiz istemine gelince; Mahkeme kararının istemin özeti kısmında "fazladan tahsil olunan emlak vergisi ve ferilerinin yasal faiziyle birlikte iadesine" karar verilmesinin istenildiği, gerekçe kısmında da "fazladan tahsil olunan emlak vergileri ile fazlasının iadesi için yapılan düzeltme-şikayet başvurusunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı" belirtilmiş, bu ifadelerde yer alan "ferileri" ve "fazlasının" sözcüklerinin kültür varlıklarının korunmasına katkı payının yerine kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan kararın hüküm fıkrasında davacının emlak vergisi ile tabiat ve kültür varlıklarının korunmasına katkı payının iadesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine dair 04/12/2013 tarih ve M.34.6.EYÜ.0.12./1-3672 sayılı işlemin iptaline karar verildiği görüldüğünden, kararın kültür varlıklarının korunmasına katkı payının iptalini de içermesi nedeniyle davacının temyiz isteminin de reddi gerekmektedir.
Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Yukarıda gerekçesi özetlenen İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin 11/11/2014 tarih ve E:2013/3601, K:2014/2455 sayılı sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz isteminde bulunanlardan 92,50 TL ilam harcının alınmasına,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/04/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.