Yabancılar Hukuku Kapsamında Sınır Dışı Etme Kararlarının Kaldırılması, Giriş Yasakları ve Türkiye’ye Yeniden Giriş Süreçleri

Abone Ol

Öz

Yabancıların Türkiye’den sınır dışı edilmesi, Türkiye’ye girişlerinin yasaklanması, tahdit kodu uygulanması ve yeniden ülkeye kabul edilmeleri; kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması ile temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması arasında hassas bir denge kurulmasını gerektiren başlıca yabancılar hukuku meselelerindendir. Türkiye’de bu alanın temel düzenleyici kaynağı 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur. Kanun; sınır dışı etme sebeplerini, sınır dışı edilemeyecek kişileri, sınır dışı kararının tebliğini, bu karara karşı yargısal başvuru yollarını, idari gözetimi, geri gönderme yasağını ve Türkiye’ye giriş yasağını düzenlemektedir.

Sınır dışı kararı, giriş yasağı ve tahdit kodu birbirinden farklı hukuki işlemler veya idari kayıtlar niteliğinde olabilmektedir. Bu nedenle sınır dışı kararının iptal edilmesi her durumda giriş yasağının kendiliğinden kalkması sonucunu doğurmayabileceği gibi, tahdit kodunun kaldırılması da sınır dışı kararının hukuka aykırılığını otomatik olarak ortaya koymaz. Uygulamada etkili bir hukuki koruma sağlanabilmesi için her bir işlem veya kaydın dayanağının, süresinin, gerekçesinin ve yabancının temel haklarına etkisinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

Bu çalışmada sınır dışı kararlarının hukuka uygunluk denetimi; kanunilik, ölçülülük, gerekçeli karar, aile hayatına saygı, özel hayatın korunması, geri gönderme yasağı ve etkili başvuru hakkı çerçevesinde incelenmektedir. Ayrıca idari gözetim, tahdit kodları, giriş yasağının kaldırılması, meşruhatlı vize ve Türkiye’ye yeniden giriş imkânı sağlayabilecek idari ve yargısal yollar değerlendirilmektedir.

Giriş

Devletlerin ülkelerine kabul edecekleri yabancıları belirleme, kamu düzenini ve kamu güvenliğini koruma ve hukuka aykırı şekilde bulunan kişilerin ülkeden çıkarılmasını sağlama yetkisi, devlet egemenliğinin bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte çağdaş hukuk düzenlerinde bu yetki sınırsız değildir. Yabancılar hakkında tesis edilen sınır dışı işlemleri, kamu yararı amacı taşısa dahi kanunla öngörülmüş olmalı, somut olgulara dayanmalı, ölçülü olmalı ve ilgili kişinin temel haklarını kullanabilmesine imkân tanımalıdır.

Sınır dışı etme işlemi, yabancının yalnızca Türkiye’de kalma imkânını sona erdiren teknik bir idari işlem değildir. İşlem, kişinin ailesinden ayrılmasına, çocuklarıyla ilişkisinin kesilmesine, tedavisinin yarıda kalmasına, eğitim ve çalışma hayatının sona ermesine veya gönderileceği ülkede ciddi insan hakları ihlalleriyle karşılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle sınır dışı kararları, idare hukuku bakımından yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden incelenirken aynı zamanda anayasal temel haklar ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri bakımından da değerlendirilmelidir.

Uygulamada “deport” olarak ifade edilen sonuç, tek bir işlemden oluşmayabilir. Yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınabilir, ayrıca Türkiye’ye giriş yasağı uygulanabilir, tahdit kodu tesis edilebilir ve yabancı sınır dışı işlemi tamamlanıncaya kadar idari gözetim altında tutulabilir. Bu işlemlerin her biri farklı amaçlara ve farklı başvuru yollarına sahip olduğundan, hukuki mücadelenin doğru işlem üzerinden ve doğru sürede yürütülmesi önem taşımaktadır.

Birinci Bölüm: Sınır Dışı Etme İşleminin Hukuki Çerçevesi

1- Sınır dışı etme kararının hukuki niteliği

Sınır dışı etme kararı, yabancının Türkiye’de kalmasına son verilmesini ve kural olarak ülke dışına çıkarılmasını amaçlayan bireysel, kesin ve icrai bir idari işlemdir. İdari işlem niteliği taşıması nedeniyle bu karar, idare hukukunun temel ilkelerine ve idari yargı denetimine tabidir.

İdarenin sınır dışı yetkisi, kanundan kaynaklanan bağlı veya takdirî yetkinin niteliğine göre farklılaşabilir. Ancak takdir yetkisinin bulunması, idarenin herhangi bir gerekçe göstermeksizin veya somut olguları değerlendirmeksizin işlem tesis edebileceği anlamına gelmez. Takdir yetkisi, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, eşitlik, ölçülülük, hukuki güvenlik ve gerekçeli işlem ilkeleriyle sınırlı olarak kullanılmalıdır.

Sınır dışı kararında yabancının hangi kanuni sebep kapsamında değerlendirildiği açıkça ortaya konulmalıdır. Kararın yalnızca “kamu düzeni bakımından sakıncalı görülmüştür”, “kamu güvenliği açısından tehdit oluşturmaktadır” veya “mevzuata aykırı olarak ülkede kalmıştır” şeklindeki genel ifadelerle kurulması, somut olayın özelliklerine göre gerekçe yetersizliği sorununa yol açabilir. İdare, yabancının hangi fiil veya davranışının sınır dışı sebebi oluşturduğunu, bu fiilin ne zaman gerçekleştiğini ve kamu yararıyla bağlantısını ortaya koymalıdır.

2- Sınır dışı etme sebepleri

6458 sayılı Kanun’da yabancılar hakkında sınır dışı kararı alınabilecek çeşitli durumlar düzenlenmiştir. Uygulamada bu sebepler arasında vize veya ikamet izni ihlalleri, çalışma izni olmaksızın çalışma, kamu düzeni veya kamu güvenliği bakımından tehdit oluşturma, terör veya örgütlü suçlarla bağlantı, sahte belge kullanma ve Türkiye’ye giriş şartlarını ihlal etme gibi durumlar yer almaktadır.

Her sınır dışı sebebinin kendi içinde değerlendirilmesi gerekir. Örneğin vize süresinin aşılması ile kamu güvenliğine yönelik ciddi ve güncel tehdit aynı ağırlıkta değerlendirilemez. İhlalin süresi, yabancının ihlali giderme yönündeki davranışı, kusur durumu, ailevi ve insani koşulları ile kamu düzenine yönelik gerçek riskin ağırlığı arasında makul bir denge kurulmalıdır.

Kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçesine dayanan işlemlerde idarenin değerlendirmesi özellikle önemlidir. Bu kavramlar geniş yorumlanmaya elverişli olmakla birlikte, sınırsız ve soyut gerekçeler hâline getirilemez. Kamu düzeni gerekçesi, yabancının kişisel davranışları ve somut olayla ilişkilendirilmelidir. Aynı şekilde, geçmişte gerçekleşmiş bir olayın sınır dışı tarihinde hâlen güncel ve ciddi bir tehlike oluşturup oluşturmadığı da açıklanmalıdır.

3- Gerekçeli işlem ilkesi

Gerekçeli işlem ilkesi, idarenin karar alma sürecini görünür kılar ve kişinin karara karşı etkili biçimde başvurabilmesini sağlar. Sınır dışı kararının gerekçesi, yalnızca kanun maddesinin numarasını belirtmekten ibaret olmamalıdır. Kararda;

• Yabancının hangi statüde bulunduğu,

• Hangi olay veya belgelerin değerlendirildiği,

• Hangi sınır dışı sebebinin uygulandığı,

• Kamu düzeni veya güvenliği bakımından riskin neden mevcut olduğu,

• Aile, sağlık ve özel hayat bağlarının değerlendirilip değerlendirilmediği,

• Geri gönderme yasağı bakımından herhangi bir inceleme yapılıp yapılmadığı

anlaşılabilir biçimde gösterilmelidir.

Gerekçenin yetersiz olması, yabancının idari ve yargısal başvuru hakkını etkisiz hâle getirebilir. Özellikle kişi hakkında gizli veya istihbari nitelikte bilgilerin bulunduğu ileri sürülüyorsa, bu bilgilerin tamamının açıklanmaması mümkün olsa bile kararın yargısal denetime elverişli bir açıklıkta olması gerekir.

İkinci Bölüm: Sınır Dışı Kararına Karşı Hukuki Başvuru Yolları

1- İdare mahkemesinde iptal davası

Sınır dışı kararına karşı görevli idare mahkemesinde iptal davası açılması temel yargısal başvuru yoludur. Dava süresinin başlangıcı, kararın yabancıya usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesine bağlıdır. Bu nedenle tebliğ tarihi, tebliğin hangi dilde ve hangi usulle yapıldığı ve yabancının kararın içeriğini anlayıp anlamadığı önem taşır.

İptal davasında sınır dışı kararının yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülebilir. Bunun yanında anayasal hak ihlalleri de somutlaştırılmalıdır. Örneğin yabancının Türk vatandaşı eşi ve küçük çocuğu bulunuyorsa, sınır dışı işleminin aile hayatına müdahale teşkil ettiği ve idarenin daha hafif tedbirlerle kamu yararını gerçekleştirme imkânını değerlendirmediği açıklanabilir.

Dava dilekçesinde yalnızca “karar hukuka aykırıdır” şeklindeki genel ifadeler yeterli değildir. Yabancının kişisel durumu, Türkiye’deki ikamet süresi, aile bağları, çalışma veya eğitim ilişkisi, sağlık durumu ve gönderileceği ülkedeki riskler belgelerle ortaya konulmalıdır.

2- Yürütmenin durdurulması talebi

Sınır dışı kararına karşı açılan iptal davasıyla birlikte yürütmenin durdurulması talep edilmesi çoğu durumda önem taşır. Zira sınır dışı işlemi uygulanıp yabancı ülke dışına çıkarıldıktan sonra açılan davanın etkili bir koruma sağlaması güçleşebilir.

Yürütmenin durdurulması bakımından iki temel koşul aranır: işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması. Sınır dışı dosyalarında telafisi güç zarar; geri gönderilen ülkede kötü muamele riski, aile bağlarının kopması, tedavinin yarıda kalması, çocuklardan ayrılma veya uzun süreli giriş yasağı nedeniyle Türkiye’ye dönememe gibi somut sonuçlarla açıklanabilir.

Yürütmenin durdurulması talebinin güçlü olabilmesi için dava dilekçesine aile kayıtları, sağlık raporları, çocukların eğitim ve bakım belgeleri, tehdit veya zulüm iddialarını destekleyen belgeler ve menşe ülkeye ilişkin güncel bilgiler eklenmelidir.

3- Tebligat ve etkili başvuru hakkı

Sınır dışı kararının tebliği, başvuru süresinin başlaması bakımından olduğu kadar etkili başvuru hakkının kullanılabilmesi bakımından da önemlidir. Türkçe bilmeyen bir yabancıya kararın içeriği anlaşılır biçimde açıklanmamışsa veya başvuru yolları bildirilmemişse, tebligatın hukuki sonuçları tartışmalı hâle gelebilir.

Yabancıya avukata erişim, tercüman desteği ve dava açma imkânı sağlanması gerekir. İdari gözetim altında bulunan kişilerin başvuru yapabilmesi için gerekli iletişim ve belge temini imkânlarının sağlanmaması, başvuru hakkını şeklen var fakat fiilen kullanılamaz hâle getirebilir.

Üçüncü Bölüm: Geri Gönderme Yasağı ve Temel Haklar

1- Geri gönderme yasağının kapsamı

Geri gönderme yasağı, yabancının gönderileceği ülkede işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muameleye, ölüm cezasına ya da ciddi ve kişisel bir tehdit oluşturan ağır insan hakları ihlallerine maruz kalabileceği durumlarda koruma sağlayan temel ilkedir.

Bu yasak, sınır dışı kararının kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçesine dayanması hâlinde dahi dikkate alınmalıdır. Yabancının geçmişte siyasi faaliyet yürütmüş olması, belirli bir etnik veya dini gruba mensup bulunması, silahlı çatışma bölgesinden gelmesi, tehdit edilmiş olması veya ciddi sağlık sorunları yaşaması gibi hususlar somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Geri gönderme yasağı iddiasının başarılı olabilmesi için genel ülke koşullarından ziyade, yabancının kişisel ve güncel riskinin ortaya konulması önemlidir. Uluslararası kuruluş raporları, mahkeme kararları, tehdit mesajları, kolluk başvuruları, sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve aile üyelerinin maruz kaldığı olaylar birlikte değerlendirilebilir.

2- Aile hayatına saygı hakkı

Sınır dışı işlemi, yabancının Türkiye’de bulunan eşi, çocukları veya diğer yakınlarıyla ilişkisini etkileyebilir. Bu durumda özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı bakımından ölçülülük incelemesi yapılmalıdır.

Aile hayatı değerlendirilirken yalnızca resmi evlilik kaydı veya aynı adreste bulunma ölçütüyle yetinilmemelidir. Eşler arasındaki fiilî birliktelik, çocukla kurulan kişisel ilişki, bakım ve geçim sorumluluğu, çocuğun yaşı, çocuğun vatandaşlığı ve yabancının aile içindeki rolü dikkate alınmalıdır.

Türk vatandaşı çocuk sahibi olmak, yabancıya mutlak biçimde Türkiye’de kalma hakkı vermese de sınır dışı kararının aile hayatına etkisini ağırlaştırabilir. Özellikle çocuğun bakımında yabancının aktif rolü varsa ve aile hayatının başka bir ülkede sürdürülmesi fiilen mümkün değilse, idarenin sınır dışı yerine daha hafif bir tedbiri değerlendirmesi gerekebilir.

3- Çocuğun üstün yararı

Sınır dışı kararlarında çocuğun üstün yararı ayrıca gözetilmelidir. Çocuğun yabancı ebeveyninden ayrılması, eğitim düzeninin bozulması, sağlık ve bakım ihtiyaçlarının karşılanamaması veya aile hayatının fiilen sona ermesi, kararın ölçülülüğünü etkileyebilir.

Çocuğun üstün yararı değerlendirmesi soyut biçimde yapılamaz. Çocuğun yaşı, sağlık durumu, eğitim düzeyi, bakım ihtiyacı, diğer ebeveynle ilişkisi ve yabancının çocuğun hayatındaki fiilî rolü somut olarak incelenmelidir.

Dördüncü Bölüm: İdari Gözetim

1- İdari gözetimin amacı

İdari gözetim, yabancının sınır dışı işleminin uygulanmasını güvence altına almak amacıyla başvurulan bir idari tedbirdir. Bu tedbirin cezalandırma amacı taşıması mümkün değildir. Dolayısıyla yabancının yalnızca hakkında sınır dışı kararı verilmiş olması, her durumda otomatik olarak idari gözetim altına alınmasını haklı kılmaz.

İdari gözetim kararı verilebilmesi için kaçma veya kaybolma riski, giriş veya çıkış kurallarının ihlali, sahte ya da asılsız belge kullanılması, kabul edilebilir bir mazeret olmaksızın Türkiye’den çıkma talimatına uymama gibi somut nedenlerin bulunması gerekir.

2- İdari gözetimin ölçülülüğü

İdari gözetim, kişi özgürlüğünü sınırladığı için son çare niteliğinde uygulanmalıdır. Yabancının sabit bir adresinin bulunması, aile bağlarının olması, kimliğinin belirli olması, düzenli olarak idareye başvurabilecek durumda bulunması veya seyahat belgesinin temin edilememesi gibi hususlar değerlendirilmelidir.

Yükümlülüklerin belirlenmesi, belirli adreste ikamet, aile temelli bildirim, elektronik izleme veya başka idari tedbirler mümkünse, kapalı merkezde tutulmanın gerekliliği ayrıca açıklanmalıdır.

3- İdari gözetim kararına karşı başvuru

İdari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvuru yapılabilir. Başvuruda;

• Kaçma riskinin bulunmadığı,

• Sabit adresin mevcut olduğu,

• Aile bağlarının bulunduğu,

• Kimlik bilgilerinin açık olduğu,

• Sınır dışı işleminin uygulanabilir olmadığı,

• Sağlık durumunun kapalı merkezde kalmaya elverişli olmadığı,

• Daha hafif tedbirlerin yeterli olacağı

ileri sürülebilir.

İdari gözetimin devamı da belirli aralıklarla incelenmelidir. Sınır dışı işleminin fiilen gerçekleştirilemediği ve yakın zamanda gerçekleştirilemeyeceğinin anlaşıldığı durumlarda gözetimin sürdürülmesi ölçüsüz hâle gelebilir.

Beşinci Bölüm: Tahdit Kodları ve Giriş Yasakları

1- Tahdit kodlarının hukuki görünümü

Tahdit kodları, yabancıların Türkiye’ye girişleri veya Türkiye’deki statüleri bakımından idari değerlendirmeye konu olan kayıt sistemleridir. Ancak “tahdit kodu” tek başına yeterli bir hukuki açıklama değildir. Kodun hangi işlemden kaynaklandığı, hangi idari makam tarafından tesis edildiği, ne kadar süreyle uygulanacağı ve yabancıya hangi sonuçları doğurduğu belirlenmelidir.

Yabancı veya vekili öncelikle kodun tam içeriğini ve dayanak işlemi öğrenmeye çalışmalıdır. Kodun maddi hataya dayandığı, süresinin dolduğu, dayanak işlemin ortadan kalktığı veya kamu düzeni yönünden güncel bir risk bulunmadığı ileri sürülerek idareye kaldırma ya da düzeltme başvurusu yapılabilir.

2- Giriş yasağı ile sınır dışı kararının ayrımı

Sınır dışı kararı yabancının Türkiye’den çıkarılmasına, giriş yasağı ise belirli bir süre Türkiye’ye alınmamasına yöneliktir. Bu iki işlem aynı karar içinde veya birbirinden ayrı biçimde uygulanabilir.

Bu nedenle dava veya idari başvuru hazırlanırken talepler açık şekilde ayrıştırılmalıdır. Sınır dışı kararının iptali talep ediliyorsa bunun yanında giriş yasağının hangi işlemden kaynaklandığı da incelenmelidir. Giriş yasağı bağımsız bir işlem olarak tesis edilmişse, bu işleme karşı ayrıca başvuru yapılması gerekebilir.

3- Giriş yasağının kaldırılması veya kısaltılması

Giriş yasağının kaldırılması ya da süresinin kısaltılması için idareye başvurulabilir. Başvurunun değerlendirilmesinde;

• Yasağa neden olan ihlalin sona ermesi,

• İdari para cezalarının veya diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesi,

• Yabancının Türkiye’de bulunan eşi veya çocuğu,

• Tedavi, eğitim veya çalışma zorunluluğu,

• Türkiye’de yürütülen hukuki veya adli süreç,

• Kamu düzeni bakımından güncel risk bulunmaması,

• Yabancının önceki davranışlarından ders çıkardığını gösteren belgeler

önem taşır.

Başvurunun soyut bir “ülkeye giriş izni” talebi biçiminde değil, yasağın somut nedenini hedefleyen ve bu nedenin neden artık mevcut olmadığını açıklayan bir hukukî gerekçeyle hazırlanması gerekir.

Altıncı Bölüm: Meşruhatlı Vize ve Türkiye’ye Yeniden Giriş

1- Meşruhatlı vizenin işlevi

Meşruhatlı vize, yabancının Türkiye’ye belirli ve özel bir amaçla giriş yapabilmesine imkân sağlayabilecek bir vize türüdür. Aile birliği, tedavi, eğitim, çalışma, adli sürece katılım veya insani nedenler meşruhatlı vize talebinin temelini oluşturabilir.

Bununla birlikte meşruhatlı vize, mevcut giriş yasağını her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Yabancı hakkında tahdit kodu veya giriş yasağı bulunuyorsa, vize başvurusundan önce bu kaydın kapsamı ve kaldırılma imkânı incelenmelidir.

2- Yeniden giriş başvurusunda sunulabilecek belgeler

Başvurunun amacına göre aşağıdaki belgeler önem taşıyabilir:

• Pasaport ve kimlik belgeleri,

• Türkiye’deki eş veya çocukla aile bağını gösteren belgeler,

• Türk vatandaşı aile üyelerinin kimlik ve adres kayıtları,

• Tedavi için hastane kabul yazısı ve sağlık raporları,

• Eğitim kurumu kabul belgesi,

• İş sözleşmesi veya çalışma iznine ilişkin belgeler,

• Davet mektubu,

• Konaklama ve maddi yeterlilik belgeleri,

• Önceki ihlallerin giderildiğini gösteren makbuzlar,

• Giriş yasağının kaldırılması veya kısaltılması talebini destekleyen açıklamalar,

• Türkiye’ye giriş amacının gerçek ve sınırlı olduğunu gösteren belgeler.

Başvuru belgeleri arasındaki çelişkiler, özellikle önceki vize veya ikamet ihlalleri bulunan dosyalarda olumsuz değerlendirmeye yol açabilir. Bu nedenle yabancının önceki süreci açık ve tutarlı şekilde anlatılmalıdır.

Yedinci Bölüm: Hukuki Başvurularda Delillendirme

Sınır dışı ve giriş yasağı dosyalarında deliller, iddianın soyut olmaktan çıkarılıp somutlaştırılmasını sağlar. Delil listesi dosyanın temel iddiasına göre oluşturulmalıdır.

Aile hayatına dayanan başvurularda evlilik belgesi, nüfus kayıt örneği, çocukların doğum belgeleri, birlikte yaşama kayıtları, okul belgeleri, sağlık evrakı, banka ve kira kayıtları kullanılabilir. Sağlık gerekçesine dayanan başvurularda güncel ve uzmanlık alanına uygun raporlar sunulmalıdır. Geri gönderme yasağı bakımından tehdit mesajları, kolluk başvuruları, siyasi veya toplumsal faaliyet belgeleri, ülke raporları ve geçmişteki saldırıları gösteren kayıtlar önem taşır.

Tahdit kodunun kaldırılması talebinde ise kodun maddi hataya dayandığını veya dayanak işlemin artık geçerli olmadığını gösteren belgeler öne çıkarılmalıdır. Örneğin yabancının ülkeye giriş-çıkış kayıtları, ödeme makbuzları, önceki ikamet belgeleri ve idareyle yapılan yazışmalar, değerlendirmede kullanılabilir.

Delillerin yabancı dilde olması hâlinde, ilgili makamların kabul edeceği nitelikte Türkçe tercüme sunulması gerekir. Belgenin yalnızca tercüme edilmesi değil, gerektiğinde onay, apostil veya tasdik işlemlerinin de tamamlanması önem taşıyabilir.

Sekizinci Bölüm: Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, yabancının hakkında hangi işlemin uygulandığını tam olarak öğrenememesidir. Yabancı, yalnızca “deport” edildiğini bilmekte; ancak sınır dışı kararının tarihini, giriş yasağının süresini, tahdit kodunun niteliğini veya idari gözetim kararının dayanağını bilmemektedir. Bu belirsizlik, başvuru süresinin hesaplanmasını ve doğru hukuki yolun seçilmesini zorlaştırır.

Bir diğer sorun, idari işlemlerin standart ve genel ifadelerle gerekçelendirilmesidir. Kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçelerinin somut olayla bağlantısı açıklanmadığında, yabancının hangi olguya karşı savunma yapacağı belirsiz hâle gelir.

Ayrıca sınır dışı kararı ile giriş yasağının birbirinden ayrılmaması da önemli bir uygulama sorunudur. Bir işlem hakkında açılan davanın diğer işlemi otomatik olarak ortadan kaldıracağı düşüncesi, yabancının yeniden giriş bakımından ayrıca başvuru yapmamasına ve hak kaybına neden olabilir.

İdari gözetim bakımından da benzer bir sorun bulunmaktadır. Sınır dışı kararının varlığı, bazı durumlarda gözetimin devamı için tek başına yeterli görülmektedir. Oysa gözetimin amacı, kaçma veya kaybolma riskini önlemek ve sınır dışı işlemini gerçekleştirmektir. Bu amaçların somut olayda gerçekleşmediği durumlarda daha hafif tedbirlerin değerlendirilmesi gerekir.

Sonuç

Sınır dışı etme, giriş yasağı, tahdit kodu ve idari gözetim, yabancılar hukukunda birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte farklı hukuki sonuçlar doğuran işlemlerdir. Bu işlemler bakımından etkili bir hukukî strateji geliştirilebilmesi için öncelikle hangi işlemin tesis edildiği, işlemin dayanağı, tebliğ tarihi, süresi ve yabancıya yönelik somut sonucu belirlenmelidir.

Sınır dışı kararına karşı idare mahkemesinde iptal davası açılması ve koşulları varsa yürütmenin durdurulmasının talep edilmesi, temel yargısal koruma yoludur. İdari gözetim ayrıca sulh ceza hâkimliği önünde incelenmelidir. Tahdit kodu ve giriş yasağı bakımından ise ayrı idari başvurular yapılması ve gerektiğinde bağımsız yargısal yolların kullanılması gerekir.

Yabancının aile hayatı, çocukları, sağlık durumu, Türkiye’deki sosyal ve ekonomik bağları ile geri gönderileceği ülkedeki kişisel riski, sınır dışı işleminin ölçülülük denetiminde belirleyici olabilir. Ancak bu hususların yalnızca soyut biçimde ileri sürülmesi yeterli değildir. Her iddia güncel, somut ve doğrulanabilir belgelerle desteklenmelidir.

Sonuç olarak, deport sürecinde başarılı bir hukuki başvuru; sınır dışı kararına, giriş yasağına, tahdit koduna ve idari gözetime ilişkin işlemlerin birbirinden ayrılmasına; sürelerin dikkatle takip edilmesine; geri gönderme yasağı ve temel hak iddialarının somutlaştırılmasına; ayrıca idari ve yargısal başvuruların birbiriyle tutarlı biçimde yürütülmesine bağlıdır.

Kaynakça ve Mevzuat

1. 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.

2. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.

3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.

4. 5682 sayılı Pasaport Kanunu.

5. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu.

6. 6458 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuat.

7. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.

8. Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme.

9. Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme.

10. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi.

11. Türkiye’de yabancıların sınır dışı edilmesine ve idari gözetimine ilişkin güncel idari uygulama ve yargı kararları.