Bir toplumda insanlar bağış yapmaktan değil, yaptıkları bağışın amacına uygun kullanıldığından emin olamamaktan endişe etmeye başlamışsa, ortada yalnızca birkaç usulsüzlük vakası yoktur. Asıl sorun, toplumsal güvenin zedelenmiş olmasıdır.
Çünkü bağış, yalnızca bir mal veya para transferi değildir; aynı zamanda bir güven transferidir. İnsanlar bağış yaparken sadece maddi bir değeri devretmez; emanet ettikleri değerin, belirledikleri amaca uygun şekilde kullanılacağına duydukları güveni de teslim ederler. Bu güven sarsıldığında zarar gören yalnızca bir dernek ya da yardım kuruluşu değildir. Asıl zarar gören, toplumun çok uzun yıllar içinde oluşturduğu yardımlaşma ve dayanışma kültürüdür.
Hukuk devletinde güven, yalnızca iyi niyetle değil; açık kurallar, şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin denetimle inşa edilir. Bu nedenle mali denetim, yalnızca muhasebe tekniğinin bir unsuru değil; hukuk devletinin toplumsal güveni koruyan en önemli güvencelerinden biridir.
Demokratik toplumlarda dernekler, bireylerin ortak amaçlar etrafında örgütlenmesini sağlayan ve kamu yararına faaliyet gösteren en önemli sivil toplum kuruluşlarıdır. Toplumsal dayanışmayı güçlendirir ve ortak sorumluluk bilincini beslerler. Ancak güven, kendiliğinden oluşan bir duygu değildir; hukuk tarafından korunan ve sürekli güçlendirilmesi gereken kamusal bir değerdir. Hukukun görevi yalnızca ihlaller gerçekleştikten sonra yaptırım uygulamak değil, ihlallerin ortaya çıkmasını önleyecek kurumsal güven mekanizmalarını oluşturmaktır.
Tam da bu nedenle Dernekler Kanunu’nun mali denetime ilişkin hükümlerinin, değişen toplumsal, ekonomik ve teknolojik şartlara uygun şekilde yeniden ele alınması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Çünkü güven yalnızca iyi niyetle değil; güçlü denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlikle korunabilir.
5253 sayılı Dernekler Kanunu, yürürlüğe girdiği dönemde önemli bir reform niteliği taşımış olmakla birlikte, özellikle mali denetime ilişkin hükümleri bakımından günümüzün ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Kanunun kabul edildiği dönemde dijital bağış platformları, sosyal medya aracılığıyla saatler içinde milyonlarca liraya ulaşan bağış kampanyaları, elektronik ödeme sistemleri ve uluslararası kitlesel fonlama modelleri bugünkü yaygınlığa sahip değildi. Bugün ise milyonlarca liralık bütçeleri yöneten, ulusal ve uluslararası fonlardan yararlanan ve çok kısa sürelerde büyük bağış kampanyaları düzenleyebilen derneklerin, yaklaşık yirmi yıl önce şekillenen denetim anlayışıyla etkin biçimde denetlenebilmesi mümkün görünmemektedir.
Denetimin amacı yalnızca gerçekleşmiş ihlalleri tespit etmek değildir. Asıl amaç, ihlaller gerçekleşmeden önce onları önleyecek kurumsal mekanizmaları kurmaktır. Başka bir ifadeyle denetim, cezalandırıcı olmaktan önce önleyici; bürokratik olmaktan önce güven inşa edici bir fonksiyon üstlenmelidir. Bu nedenle mali denetim, derneklerin faaliyetlerini zorlaştıran bir araç olarak değil; dürüst çalışan dernekleri koruyan, bağışçı güvenini güçlendiren ve sivil topluma duyulan itibarı artıran hukuki bir güvence olarak görülmelidir.
Ne var ki mevcut sistem büyük ölçüde şekli uygunluk ve belge incelemesine dayanmaktadır. Oysa çağdaş mali denetim anlayışı; risk esaslı denetimi, bağımsız mali denetimi, dijital raporlamayı, elektronik izleme sistemlerini, iç kontrol mekanizmalarını ve yapay zekâ destekli risk analizlerini esas almaktadır. Mevcut mevzuatın bu dönüşüme uyum sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi, hukuk devletinin ve toplumsal güvenin gereğidir.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus şudur: Denetim eksikliğinin en büyük zararı, ortaya çıkan usulsüzlükler değildir. Çünkü bir hukuk devletinde usulsüzlük tespit edildiğinde sorumlular hakkında gerekli idari ve cezai yaptırımların uygulanması zaten hukukun doğal işlevidir.
Asıl tehlike, toplumun güven duygusunun aşınmasıdır. Çünkü güven kaybolduğunda, usulsüzlük yalnızca bir kurumu değil, bütün sivil toplumu zan altında bırakır.
Son günlerde bazı yardım kuruluşları ve bağış kampanyalarına ilişkin kamuoyuna yansıyan tartışmalar, hukuki sonuçları ne olursa olsun, toplumda bağışların yeterince şeffaf ve etkin biçimde denetlenmediği yönünde ciddi bir güven sorunu oluşturmuştur. Böyle dönemlerde insanlar yalnızca tartışmaların odağındaki kuruluşlara değil, yıllardır dürüstlükle faaliyet gösteren binlerce derneğe karşı da tereddüt duymaya başlayabilmektedir.
Bir bağışın amacına uygun kullanılmadığına veya kötüye kullanıldığına dair oluşan her şüphe, yalnızca ilgili kuruma zarar vermez; bütün sivil toplum alanına duyulan güveni sarsar. Birkaç olumsuz örnek, binlerce dürüst insanın yıllarca emek vererek oluşturduğu güveni birkaç gün içinde zedeleyebilir. Güven inşa etmek yıllar, onu kaybetmek ise çoğu zaman birkaç gün sürer.
İşte bu nedenle etkin mali denetimin temel amacı, yalnızca usulsüzlükleri ortaya çıkarmak değildir. Asıl amaç, usulsüzlüğe fırsat vermeyecek bir sistemi kurmak ve toplumun güvenini korumaktır.
Bir hukuk düzeninin başarısı, yalnızca suç işlendikten sonra failleri cezalandırmasında değil; dürüst insanların güven içinde bağış yapabilmesini sağlayacak sistemi kurabilmesinde ölçülür.
Bu çerçevede Dernekler Kanunu’nun mali denetime ilişkin hükümleri kapsamlı biçimde yeniden ele alınmalıdır. Belirli bir mali büyüklüğün üzerindeki derneklerde bağımsız mali denetim zorunlu hâle getirilmeli; gelir hacmine göre kademeli denetim sistemi benimsenmelidir. Büyük ölçekli bağış kampanyalarında gelir ve giderler belirli dönemler itibarıyla kamuoyuna açıklanmalı; faaliyet raporları, mali tablolar ve bağımsız denetim raporları dijital ortamda herkesin erişimine açık olmalıdır. Risk esaslı denetim modeli benimsenmeli; elektronik muhasebe, dijital belge yönetimi ve yapay zekâ destekli analiz yöntemleri çağdaş mali denetimin ayrılmaz unsurları hâline getirilmelidir.
Bu düzenlemeler, derneklerin faaliyetlerini zorlaştırmak için değil; dürüst çalışan dernekleri korumak, bağışçı güvenini güçlendirmek ve toplumun yardımlaşma iradesini geleceğe taşımak için gereklidir. Güçlü denetim, sivil toplumun rakibi değil; en önemli güvencesidir.
Hukuk, yalnızca ihlaller gerçekleştikten sonra devreye giren bir yaptırım sistemi değildir. Aynı zamanda toplumsal güveni önceden inşa eden ve koruyan kurumsal bir teminattır. Denetlenmeyen bağış, yalnızca kötüye kullanılma riskini artırmaz; güvenin de kaybına yol açar. Güven kaybolduğunda ise en büyük zararı ne devlet ne de dernekler görür. En büyük zararı, yardımlaşma kültürüyle ayakta duran toplum ve o yardımlardan umut bekleyen ihtiyaç sahipleri görür.
Devletin görevi hayır yapmak değildir. Devletin görevi; bağış yapanların güvenini koruyan, dürüst çalışan dernekleri destekleyen ve kötüye kullanımları ortaya çıkmadan önce önleyebilen bir hukuk düzeni kurmaktır.
Çünkü yardımlaşma güvenle yaşar; güven ise hukukla korunur.