İcra ve iflas daireleri tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemlerin, hukuk devleti ilkesinin kamusal bir görünümü ve yargısal faaliyetin devamı niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Zira mahkemeler tarafından verilen kararların hukuk düzeni içerisinde gerçek bir karşılık bulabilmesi, bu kararların doğru, eksiksiz ve zamanında infaz edilmesine bağlıdır.
Bu yönüyle icra ve iflas müdürlükleri yalnızca alacağın tahsil edildiği idari birimler olarak kabul edilemez. İcra müdürlükleri; hukuk mahkemelerince verilen kararlarının infaz edildiği, borçlunun malvarlığına doğrudan müdahalede bulunulduğu, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin gözetildiği, üçüncü kişilerin mülkiyet iddialarının takip hukukuna yansımasının belirlendiği ve mülkiyet hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğün sınırlandırılabildiği önemli bir kamusal görev alanıdır.
Nitekim daha önce kaleme aldığımız “İcra Müdürü’nün Takdir Yetkisi ve Sınırı” başlıklı çalışmada da ifade edildiği üzere, icra müdürünün takdir yetkisinin kanun hükmünün önüne geçirilmesi, uygulama birliğini ortadan kaldırmakta; aynı konuda farklı icra daireleri, hatta kimi zaman aynı karar verici tarafından birbirinden tamamen farklı kararların verilmesine neden olabilmektedir.
Bu nedenle tartışılması gereken husus yalnızca icra müdürlerinin sahip olduğu takdir yetkisinin kapsamı değildir. İcra müdürü ve icra müdür yardımcılarının göreve hangi eğitim ve mesleki yeterlilikle başladıkları, atama sonrasında ne kadar süreyle uygulamalı eğitime tabi tutuldukları ve görev devam ederken değişen mevzuat ile içtihatlar karşısında nasıl desteklendikleri değerlendirilmelidir.
İCRA PERSONELİ SAYISI ARTTI; MESLEKİ EĞİTİM AYNI ÖLÇÜDE GELİŞTİ Mİ?
Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Adalet İstatistikleri esas alındığında, icra müdürü ve icra müdür yardımcısı sayısının 2016 yılında 2.672 iken 2025 yılında 4.657’ye yükseldiği görülmektedir. Buna göre dokuz yıllık dönemde icra müdürü ve icra müdür yardımcısı sayısı 1.985 kişi artmış; sayısal büyüme yaklaşık yüzde 74 olarak gerçekleşmiştir.
Yine ilk defa 2020 yılında ayrı bir kadro ve istihdam yapısına kavuşan icra kâtibi sayısı 3.822 iken, 2025 yılı itibarıyla 5.294 icra kâtibi istihdam edilmektedir. Bu alandaki sayısal artış ise 1.472 kişi ve yaklaşık yüzde 38,5 oranındadır.
Personel sayısındaki değişimin, aynı dönemde icra hukuk mahkemelerine yansıyan şikâyet dosyaları ve yıl içinde işlem gören icra dosyalarının hacmiyle birlikte değerlendirilmesi, icra teşkilatının niceliksel büyümesini daha sağlıklı biçimde ortaya koymaktadır.
Tablo 1. İcra Hukuk Mahkemelerindeki Şikâyet Dosyaları, İcra Personeli ve İşlem Gören İcra Dosyaları (2016–2025)
Kaynak: T.C. Adalet Bakanlığı, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Adalet İstatistikleri (2016–2025), Adalet İstatistikleri Yayın Arşivi
Resmî veriler, 2016–2025 döneminde şikâyet türündeki icra hukuk mahkemesi dosyalarının 58.145’ten 80.078’e yükseldiğini; başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 37,7 oranında arttığını göstermektedir. Aynı dönemde yıl içinde işlem gören icra dosyası sayısı 25,225 milyondan 33,034 milyona çıkarak yaklaşık yüzde 31 oranında artmış; icra müdürü ve müdür yardımcısı sayısındaki artış ise yaklaşık yüzde 74 olarak gerçekleşmiştir.
Bununla birlikte verilerin yıllar itibarıyla doğrusal bir seyir izlemediği görülmektedir. Şikâyet dosyası sayısı 2022 yılında 91.373 ile işlem gören icra dosyası sayısı ise 2023 yılında 36,847 milyon ile dönemin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bununla birlikte milyonlarca dosyanın işlem gördüğü ve her yıl on binlerce şikâyet başvurusunun incelendiği bir sistemde, personel artışının meslek öncesi eğitim, uygulamalı yetiştirme, rotasyon ve sürekli hizmet içi eğitimle desteklenmesinin zorunlu olduğunu somut biçimde ortaya koymaktadır.
İCRA MÜDÜRÜNÜN TAKDİR YETKİSİ SINIRSIZ BİR YORUM YETKİSİ DEĞİLDİR
İcra müdürünün önüne gelen her talebi hiçbir inceleme yapmadan kabul etmesi beklenemeyeceği gibi, kanunda bulunmayan gerekçeler oluşturarak talebi reddetmesi de düşünülemez.
Takdir yetkisi; kanunun açıkça düzenlemediği, uygulayıcıya somut olayın özelliklerini değerlendirme imkânı tanıdığı alanlarda kullanılabilir. Bununla birlikte bu yetki hiçbir şekilde keyfî bir karar verme özgürlüğü anlamına gelmez.
İcra müdürü tarafından verilen kararın; İcra ve İflas Kanunu’na, takip yolunun niteliğine, Anayasa’da düzenlenen ölçülülük ilkesine, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesine, işlemin amacı ve somut olayın özelliklerine uygun olması gerekir.
İcra müdürü, kendisini kanun koyucu yerine koyarak kanunda bulunmayan şartlar meydana getiremez. Kanunun açık hükmünü kişisel hukuk anlayışı doğrultusunda daraltamaz veya genişletemez. Kanunun çözümünü mahkemeye bıraktığı bir uyuşmazlığı kendisi sonuçlandıramaz.
İcra ve iflas müdürlüklerince yapılan işlemlere karşı İİK m.16 kapsamında şikâyet yolunun kabul edilmiş olması da müdürlük kararlarının yargı denetimine tabi olduğunu ve takdir yetkisinin hukuk kurallarıyla sınırlandırıldığını göstermektedir.
Bu bakımdan asıl sorun, icra müdürüne takdir yetkisi tanınmış olması değil; bu yetkinin hangi hâllerde, ne ölçüde ve hangi gerekçelerle kullanılacağının uygulamada yeterince bilinmemesidir.
İCRA DOSYALARINDA DEVİR YÜKÜ VE ELDEN ÇIKARILMA SÜRESİ
Adalet Bakanlığının 2025 yılı verileri, iş yükünün yalnızca yıl içinde işlem gören dosya sayısıyla değil, gelecek yıla devreden dosya stoku ve bu stokun elden çıkarılma süresiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. 2025 yılında icra dairelerinde 33.034.679 gelen dosyaya karşılık 8.959.318 dosya sonuçlandırılmış, 24.075.361 dosya gelecek yıla devretmiştir.
Şekil 1. İcra Dosyalarında Gelen, Çıkan ve Gelecek Yıla Devreden Dosyalar ile Devreden Dosyaların Elden Çıkarılma Süresi
Kaynak: T.C. Adalet Bakanlığı, Adalet İstatistikleri 2025, Tablo 61 (İcra ve İflas Daireleri Dosya Sayıları) ve Tablo 18 (Devreden Dosyaların Elden Çıkarılma Süresi).
2016 yılında 18.054.213 olan gelecek yıla devreden icra dosyası sayısının 2025 yılında 24.075.361’e ulaşması, dokuz yıllık dönemde 6.021.148 dosyalık ve yaklaşık yüzde 33,4 oranında artışa işaret etmektedir. Öte yandan devreden dosyaların elden çıkarılma süresi 2024 yılında 992 gün iken 2025 yılında yüzde 2 artarak 1.012 güne yükselmiştir. Resmî istatistiklere göre 2025 yılında adalet sisteminin evreleri arasında en uzun elden çıkarılma süresi icra ve iflas dairelerinde gerçekleşmiştir.
Bu göstergeler, gecikmenin nedenini veya tek tek müdürlük kararlarının hukuki niteliğini kendiliğinden açıklamaz. Bununla birlikte devreden dosya stokunun büyüklüğü ve elden çıkarılma süresinin uzunluğu; personel planlaması, iş dağılımı, süreç standardizasyonu, meslek öncesi uygulamalı eğitim ve sürekli hizmet içi eğitimin birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Takip talebinin incelenmesi, haciz, satış, sıra cetveli, dosya hesabı ve ilamlı icra gibi alanlarda kararların zamanında ve hukuka uygun biçimde verilmesi, dosyaların gereksiz şekilde sistemde kalmasının önlenmesi bakımından da önem taşımaktadır.
YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLİĞİ BÜROLARI İLE İCRA TEŞKİLATININ KESİŞEN YÖNLERİ
Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından hazırlanan Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber, doğrudan icra ve iflas dairelerinin işleyişini düzenleyen bir metin değildir. Rehberin kurduğu yapı, mahkemeler ve Cumhuriyet başsavcılıkları bakımından yargı hizmetlerinin etkinliğini artırmayı ve makul sürede yargılanma hakkını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Ancak mahkeme kararlarının fiilen sonuç doğurmasını sağlayan cebrî icra aşamasındaki gecikmeler ve uygulama farklılıkları, aynı etkinlik hedefinin icra teşkilatı yönünden de ayrıca ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
HSK REHBERİNDEN - KURUMSAL AMAÇ (s. 2)
“Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının temel amacı; yargılama ve soruşturma süreçlerindeki idari ve organizasyondan kaynaklanan gecikmeleri tespit etmek, bu süreçlerin etkinliğini artırmak ve esas itibarıyla sorunlara mahallinde çözüm üretmektir.”
Rehberde benimsenen bu yaklaşım, icra hizmetleri bakımından yalnızca personel sayısına odaklanmanın yeterli olmadığını teyit etmektedir. Nitekim 2025 yılında icra dairelerinde 24.075.361 dosyanın gelecek yıla devretmesi ve devreden dosyaların elden çıkarılma süresinin 1.012 güne ulaşması; iş akışlarının, görev dağılımının, karar ve işlem bekleme sürelerinin, bürolar arası koordinasyonun ve personelin mesleki yeterliliğinin birlikte değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
HSK REHBERİNİN ÖNGÖRDÜĞÜ ARAÇLAR - ÖZET (s. 3-4, 6-7)
Rehber; objektif ölçütlere dayalı sayısal veriler üzerinden etkinlik ve verimlilik analizi yapılmasını, ortalama görülme ve dosya bekleme süreleri ile hedef sürelere uyumun izlenmesini, uzun süren dosyalardaki yapısal ve uygulama kaynaklı sorunların erken aşamada belirlenmesini, UYAP kayıtları ve istatistikî verilerden yararlanılmasını ve alınan tedbirlerin etkisinin düzenli olarak takip edilmesini öngörmektedir.
Bu araçların icra teşkilatına uyarlanması hâlinde değerlendirme yalnızca toplam dosya veya personel sayısıyla sınırlı kalmamalıdır. Takip talebinin incelenmesi, ödeme ve icra emrinin düzenlenmesi, haciz ve istihkak işlemleri, satışa hazırlık, sıra cetveli, dosya borcu hesabı ve ilamlı icra gibi aşamalarda taleplerin ne kadar sürede sonuçlandırıldığı; hangi müdürlük kararlarının şikâyet üzerine kaldırıldığı ve hangi konularda tekrarlanan hata kümelerinin oluştuğu anonimleştirilmiş ve toplulaştırılmış veriler üzerinden izlenmelidir. Böylece iş yükünden kaynaklanan gecikme ile bilgi veya uygulama eksikliğinden doğan gecikme birbirinden ayrılmalıdır.
HSK REHBERİNDEN - MESLEKİ EĞİTİM VE İHTİSASLAŞMA (s. 4)
Rehber, uygulamaların ve içtihatların düzenli biçimde izlenmesini; teknik ve mesleki konularda personelin eğitim ihtiyacı duyduğu alanların belirlenmesini ve ihtisaslaşmaya ilişkin ihtiyaçların raporlanmasını da yargı hizmetlerinin etkinliğini artıran araçlar arasında göstermektedir.
Bu tespit, icra müdürleri yönünden önerilen uzun süreli meslek öncesi eğitim, uygulamalı yeterlilik sınavı, zorunlu büro rotasyonu ve sürekli hizmet içi eğitim modelini kurumsal bakımdan desteklemektedir. Eğitim programlarının içeriği soyut ve değişmez bir müfredata değil; icra mahkemelerince kaldırılan müdürlük kararlarının konularına, tekrarlanan şikâyet sebeplerine, işlem bekleme sürelerine ve uygulamada en çok tereddüt yaşanan alanlara göre düzenli olarak güncellenmelidir. Hukuk fakültelerinin nitelikli öğretim üyeleri ile tecrübeli icra müdürlerinin katkısı da bu veri temelli eğitim döngüsünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
HSK REHBERİNDEN - YETKİ SINIRI (s. 3, 6)
Rehber, büro faaliyetlerinin yargılama ve soruşturma süreçlerinin içeriğine müdahale edilmeksizin yürütüleceğini; bu faaliyetlerin teftiş, denetim, araştırma, inceleme veya soruşturma niteliği taşımadığını özellikle vurgulamaktadır.
Aynı sınır icra teşkilatı bakımından geliştirilecek etkinlik modelinde de korunmalıdır. Etkinlik ve verimlilik izlemesi, icra müdürünün somut dosyadaki kararının yerine geçmemeli; İİK m.16 kapsamındaki şikâyet denetimine alternatif bir başvuru yolu oluşturmamalıdır. Mevcut Rehber de icra müdürlüğü işlemlerine karşı yeni bir kanun yolu veya doğrudan denetim yetkisi ihdas etmemektedir. Ancak kurumsal izlemenin görevi; tek tek dosyalarda hukuki sonuç doğuran karar vermek değil, gecikme ve hata örüntülerini toplulaştırılmış veriler üzerinden görünür kılmak, ihtiyaç duyulan idari tedbirleri ve eğitim alanlarını belirlemek olmalıdır.
Bu çerçevede yargı hizmetlerinin etkinliğini arttırabilmek adına Adalet Bakanlığı bünyesinde icra ve iflas dairelerine özgü bir “İcra Hizmetlerinin Etkinliği ve Mesleki Gelişimi İzleme Modeli” oluşturulması gerekmektedir. Model; dosya ve talep bekleme sürelerini izlemeli, satış ve ilamlı icra başta olmak üzere gecikmeye açık süreçler için ölçülebilir hedefler belirlemeli, uygulama farklılıklarını raporlamalı, personel ve ihtisaslaşma ihtiyacını somut verilerle ortaya koymalı ve elde edilen sonuçları hizmet içi eğitim programlarına aktarmalıdır. Böyle bir yapı, yargısal denetimin yerine geçmeden uygulama birliği ile hesap verebilirliği güçlendirecektir.
İcra teşkilatında görev yapan personel sayısının artırılması, artan iş yükünün karşılanması bakımından kuşkusuz önemlidir. Ancak personel sayısındaki artışın tek başına icra hizmetlerinin daha nitelikli, daha hızlı ve hukuka daha uygun şekilde yerine getirildiği anlamına gelmeyeceği açıktır.
İcra ve iflas dairelerinde asıl ihtiyaç, yalnızca daha fazla sayıda personelin görevlendirilmesi değil; görev ve yetkisinin sınırlarını bilen, verdiği kararın borçlu, alacaklı ve üçüncü kişiler üzerindeki sonuçlarını öngörebilen, kanun hükümleri ile yüksek yargı içtihatlarını birlikte değerlendirebilen nitelikli uygulayıcıların yetiştirilmesidir.
İcra müdürünün verdiği yanlış bir kararın yalnızca dosya içerisinde kalan basit bir memur işlemi olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Hatalı bir müdürlük kararı nedeniyle ticari işletmenin banka hesapları bloke edilebilir, borçlu olmadığı hâlde üçüncü kişinin malı muhafaza altına alınabilir, kıymetli bir taşınmazın satışı geciktirilebilir, mahkeme ilamının infazı fiilen imkânsız hâle getirilebilir veya taraflar gereksiz yere icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurmak zorunda bırakılabilir. Dolayısıyla personel sayısındaki artış, meslek öncesi ve meslek içi eğitimle desteklenmediği sürece uygulamadaki hukuki sorunların ortadan kaldırılması bakımından yeterli olmaz.
PİLOT İCRA MODELİNİN YETKİN PERSONEL YETİŞTİRME BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Yeni icra dairesi modelinde birden fazla icra dairesi tek çatı altında birleştirilmiş; işlemlerin esas, haciz, satış, mali işlemler, danışma ve arşiv gibi uzmanlaşmış alt bürolar eliyle yürütülmesi benimsenmiştir. Adalet Bakanlığı, bu modelle işlerin hızlandırılmasını, uygulama birliğinin sağlanmasını ve hukuki hataların azaltılmasını amaçlamaktadır.
İş bölümü ve uzmanlaşma, yoğun dosya sayısının yönetilmesi ve işlemlerin belirli standartlar içinde yürütülmesi bakımından önemli faydalar sağlayabilir. Ancak bu modelin hizmetin hızlı yürütülmesi bakımından sağladığı yarar ile yetkin icra personeli yetiştirme kapasitesi birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Bir icra kâtibi veya müdür yardımcısının uzun yıllar yalnızca esas, haciz, satış ya da mali işlemler bürosunda görevlendirilmesi, kişinin takip dosyasını başlangıcından paraların paylaştırılmasına kadar bütün aşamalarıyla öğrenmesini güçleştirmektedir. Yalnızca takip açılışı yapan personel satış ve sıra cetveli uygulamasından; yalnızca haciz taleplerini değerlendiren personel ise dosya hesabı, tahsilat ve harç işlemlerinden uzak kalabilmektedir.
Bu şekilde gerçekleştirilen dar görev uzmanlaşması, belirli bir işlemin hızlı yapılmasını sağlayabilirse de icra ve iflas hukukuna bütüncül biçimde hâkim, dosyanın her aşamasında karar verebilecek yetkin bir icra müdürü veya müdür yardımcısı yetiştirmeye elverişli olmamaktadır.
Nitekim Adalet Bakanlığının devam projesine ilişkin açıklamasında da küçük ve orta ölçekli mahaller için tasarlanan modelin yoğun iş yüküne sahip büyük mahallerde başarı ihtimalinin düşük olduğunun değerlendirilerek farklı bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Faz II projesi, modelin uygulamanın ihtiyaçlarına göre sürekli gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Pilot sistem, yalnızca işlerin bürolar arasında bölüştürüldüğü bir organizasyon modeli olarak uygulanmamalıdır. Aynı zamanda personelin yetişmesini sağlayacak zorunlu rotasyon sistemi kurulmalıdır. İcra kâtibi ve müdür yardımcıları belirli sürelerle esas, haciz, satış, mali işlemler ve sıra cetveliyle ilgili birimlerde görev yapmalı; bir takip dosyasının bütün aşamalarını öğrenmeden sürekli olarak tek bir büroda çalıştırılmamalıdır.
Rotasyon sonunda her personelin; takip talebini inceleyebilmesi, ödeme ve icra emri düzenleyebilmesi, haciz ve istihkak prosedürünü uygulayabilmesi, satış işlemlerini yürütebilmesi, dosya borcunu hesaplayabilmesi, sıra cetveli hazırlayabilmesi, tahsilat ve harç işlemlerini sonuçlandırabilmesi sağlanmalıdır.
Dolayısıyla pilot icra modelinin uzmanlaşma hedefi korunmakla birlikte, bu uzmanlaşmanın personeli yalnızca tek bir işleme mahkûm eden dar bir görev tanımına dönüşmesi engellenmelidir. Etkin bir icra teşkilatı, yalnızca aynı işlemi hızlı yapan personelle değil; takip hukukunu bütün aşamalarıyla bilen, işlemler arasındaki hukuki bağlantıyı kurabilen ve gerektiğinde farklı birimlerde sorumluluk üstlenebilen nitelikli uygulayıcılarla kurulabilir.
Bu çerçevede öncelikle, mevzuata sonradan dâhil edilen başmüdürlük uygulamasının görev, yetki ve sorumlulukları bakımından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. İcra dairelerinin kurumsal yapısı içerisinde hangi somut ihtiyacı karşıladığı ve işleyişe ne ölçüde katkı sağladığı açıkça ortaya konulmayan; görevlendirme ölçütleri mesleki deneyim, liyakat ve uygulama başarısıyla yeterince ilişkilendirilmeyen bu düzenleme, işlevsel bir yönetim kademesi oluşturmaktan ziyade belirsiz bir görev alanı meydana getirmektedir. Bu durum, uzun yıllar boyunca nitelikli hizmet sunan icra müdürleri, müdür yardımcıları ve icra kâtiplerinin mesleki motivasyonunu ve kurumsal aidiyetini zedeleyebileceği gibi, rotasyon ve yetkinlik esaslı personel politikasının amaçlarıyla da bağdaşmamaktadır.
İLK ATAMADA EĞİTİM SÜRESİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
İcra müdürü, müdür yardımcıları ile katiplerinin ilk atamalarından sonra verilen yaklaşık iki haftalık eğitimin, görevin kapsamı ve taşıdığı hukuki sorumluluk karşısında yeterli olmadığı açıktır.
İcra müdüründen göreve başladığı andan itibaren; icra ve iflas hukuku, kambiyo senetleri, şirketler ve ticaret hukuku, borçlar hukuku, tebligat, haciz ve istihkak, konkordato ve iflas, elektronik satış, icra harçları, sıra cetveli, paraların paylaştırılması ve mahkeme kararlarının infazı gibi son derece geniş ve teknik alanlarda yeterli bilgi ve uygulama becerisine sahip olması beklenmektedir.
Bu kadar kapsamlı bir görev alanının iki haftalık yarı teorik eğitimle öğrenilmesi mümkün değildir. Yazılı sınavda başarılı olmak da adayın karmaşık bir icra dosyasını doğru değerlendirebileceğini, uygulanacak prosedürü isabetli biçimde belirleyebileceğini veya tarafların hak ve menfaatleri arasında kanuna uygun bir denge kurabileceğini tek başına göstermemektedir.
Bu nedenle yazılı sınavda başarılı olarak mesleğe kabul edilen icra müdür yardımcısının doğrudan ve tek başına karar verme sorumluluğuyla karşı karşıya bırakılması yerine, Türkiye Adalet Akademisi benzeri kurumsal bir eğitim merkezinde en az altı ay süreyle teorik ve uygulamalı adaylık eğitimine tabi tutulması daha doğru olacaktır. Bu süreçte adaylara yalnızca kanun hükümleri anlatılmamalı; gerçek veya örnek dosyalar üzerinden kambiyo senetlerinin incelenmesi, haciz ve istihkak prosedürü, satış işlemleri, harçların hesaplanması, tebligat, sıra cetveli ve ilamlı takiplerin infazı konularında fiilî eğitim verilmelidir.
Altı aylık eğitim sürecinin sonunda adaylar yeniden yazılı ve uygulamalı bir yeterlilik sınavına alınmalı; mesleğe kesin kabul, yalnızca bu sınavda başarılı olanlar yönünden gerçekleştirilmelidir. İlk değerlendirmede yeterli başarıyı sağlayamayan adaylara belirli bir süre ek eğitim ve ikinci sınav imkânı tanınması; tekrarlanan değerlendirmelerde de gerekli yeterliliği gösteremeyenlerin ise icra müdür yardımcılığı görevine kesin olarak atanmaması düşünülmelidir.
Böyle bir sistemde temel amaç adayları cezalandırmak değil, son derece önemli kamusal yetkiler kullanan kişilerin göreve başlamadan önce gerekli hukuk bilgisine ve uygulama yeterliliğine sahip olduklarını güvence altına almaktır. Bununla birlikte kamu kaynakları kullanılarak uzun süreli ve nitelikli eğitim verilen adayların eğitim sürecine devam etme, sınavlara katılma ve başarı için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri de açıkça düzenlenmelidir.
Adaylıktan haklı bir neden bulunmaksızın ayrılan veya kendisine sağlanan ek eğitim ve sınav imkânlarına rağmen gerekli mesleki yeterliliği kazanamayan kişiler yönünden, eğitime başlanırken açıkça bildirilen ve kanunla belirlenen ölçülü koşullar çerçevesinde, kamu tarafından karşılanan eğitim giderlerinin kısmen ya da tamamen geri istenebilmesi değerlendirilebilir. Böylece hem adayların eğitim sürecine daha ciddi ve sorumlu biçimde katılması sağlanabilir hem de kamu kaynaklarının etkin kullanılması bakımından başarı ve liyakat odaklı bir eğitim modeli kurulabilir.
HİZMET İÇİ EĞİTİMLER UYGULAMAYA UYGUN HÂLE GETİRİLMELİ
İcra ve iflas hukuku, kanun değişiklikleri ve yüksek yargı içtihatlarıyla sürekli gelişen bir hukuk alanıdır. Bir icra müdürünün yıllar önce öğrendiği bilgilerle meslek hayatının tamamını sürdürmesi beklenemez.
Bu nedenle hizmet içi eğitimler istisnai ve şekli bir faaliyet olmaktan çıkarılmalı; zorunlu, sürekli ve ölçülebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Eğitim programlarına hukuk fakültelerinin medeni usul ve icra-iflas hukuku, ticaret hukuku, borçlar hukuku ve mali hukuk alanlarında uzman öğretim üyeleri davet edilmelidir. Akademik bilgi ile uygulama arasında doğrudan bir bağ kurulmalı; eğitimler yalnızca kanun maddelerinin okunmasından ibaret bırakılmamalıdır.
Bunun yanında, icra müdürlüğü görevinde uzun yıllar çalışmış; haciz, satış, kambiyo senetleri, istihkak, sıra cetveli, konkordato ve iflas uygulamalarında önemli birikim kazanmış gerçek uygulayıcılardan mutlaka yararlanılmalıdır.
Uygulamada karşılaşılan sorunları en iyi bilen kişiler, yıllarca bu dosyalar hakkında karar vermiş olan tecrübeli icra müdürleridir. Bu kişilerin mesleki birikiminin yeni atanan personele aktarılmaması önemli bir kayıptır. Ayrıca icra mahkemeleri tarafından kaldırılan müdürlük kararları belirli aralıklarla incelenmeli; hangi konularda daha fazla hata yapıldığı tespit edilmeli ve hizmet içi eğitimlerin içeriği bu sonuçlara göre hazırlanmalıdır.
Takip talebi, kambiyo senetleri, hacizde istihkak, ipoteğin paraya çevrilmesi, konkordato, iflas, satış, harç, ilamlı icra ve tebligat gibi alanlarda ayrı uzmanlık eğitimleri ve sertifika programları oluşturulması da uygulama birliğine katkı sağlayacaktır.