T.C.
Yargıtay
8. Ceza Dairesi
2016/11680 E., 2018/6262 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Parada sahtecilik
HÜKÜM : Sanık ...'a ceza verilmesine yer olmadığına, diğer sanıklar hakkında hükümlülük
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Hükümden önce son söz hazır bulunan sanıklar ..., ... ve ...'a verildikten sonra duruşmaya sonradan geldiğinde kendisine söz verilen sanık ... müdafiinin "Önceki savunmalarımızı tekrar ederiz. Müvekkilimin beraatine karar verilmesini talep ederiz" şeklindeki sözlerinin sanıklar aleyhine bir durum oluşturmadığı, dolayısıyla sanıkların savunma haklarının kısıtlanmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiş ve bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
I) Cumhuriyet Savcısının, sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen ceza verilmesine yer olmadığına kararları usul ve yasaya uygun bulunduğundan Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddiyle hükmün oyçokluğuyla ONANMASINA,
II) Cumhuriyet Savcısı, sanık ..., sanık ... ve müdafiinin sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, Cumhuriyet Savcısının beraate, sanık ...'un eksik inceleme ve verilen cezanın haksız olduğuna; müdafiinin sübuta, ceza miktarında TCK.nun 62. maddesinin uygulanmamasına ve savunma hakkının kısıtlandığına yönelik ve sanık ...'un bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 31.05.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda sanıklardan ... hakkında TCK.nun 201/1 ve CMK.nun 223/4-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, diğer sanıkların TCK.nun 197/1, 52/1-2. maddeleri gereğince üç yıl hapis ve 1200 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin yerel mahkeme kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.
1) 27.07.2013 tarihli yakalama, muhafaza altına alma ve tartı tespit tutanağına göre saat 14:30 sıralarında KOM Şube Müdürlüğü görevlilerince ifa edilen devriye görevi sırasında ... Mahallesi Cezaevi Kavşağında durumundan şüphelenilen sanıklardan ...’tan sorulduğunda üzerinde sahte para olduğunu söyleyerek zoralımına karar verilen sahte olduğu anlaşılan 75 adet sahte banknotu görevlilere teslim etmesi üzerine başlatılan soruşturmada;
Sanık ...’ın savunmalarında, sanıklardan ...’a 1500 TL borcu olduğunu, ödeyemediğini, olay tarihinden iki üç gün önce ... ve ...’in çalıştığı işyerine gelerek parayı istediklerini, kendisinin parası olmadığını söyleyince adı geçen sanıkların İstanbul’a giderek kendisine verilecek hafıza kartlarını getirmesini istedikleri, korktuğu için de kabul ettiğini ve ... isimli şahısta olduğu halde İstanbul otobüsüne bindirdiklerini, İstanbul’da sanık ... ile buluştuğunu ve ...’nın kendisine bir zarf vererek ...’a vermesini istediğini, zarfı aldığını ve hiç kontrol etmediğini, Kahramanmaraş otobüsü olmadığı için Gaziantep otobüsüne bindiğini, Nurdağı’nda indiğini ve Kahramanmaraş’ta yakalandığını beyan etmiş, mahkemece de sanık ...’ın savunması ile HTS kayıtları esas alınarak hüküm kurulmuştur.
Sanık ...’ın savunmaları kendi içinde çelişkili ve kabul edilebilir değildir.
Zira, 1500 TL borcu ödemek için ciddi bir tehdit olmadan İstanbul iline gitmeyi kabulü anlaşılabilir değildir. Diğer yandan, sanıklar ... ve ...’in kendisini ... ile birlikte İstanbul otobüsüne bindirdiklerini ifade etmiş ise de ... sanık ...’ın İstanbul iline gidişinden bilgi sahibi olmadığını beyan etmiştir.
Sanık ...’ın savunması ile sanıklar Selim ve ...’un savunmaları ve tanıklar ... ve ...’ın beyanlarına göre de sanık ... ile sanıklar ... ve ... arasında alacak-borç ilişkisi olduğu da sanıkların kabulü dahilinde olup bu sebeple aralarında tartışma ve münakaşa yaşandığı ve husumet olduğu hususu da tartışmasız bir konudur.
Öte yandan sanık ..., İstanbul ilinde sanık ...’dan bir zarf aldığını, hiç kontrol etmediğini beyan etmiş ancak; 27.07.2013 günlü tutanak içeriğine göre sanığın üzerinde zarf bulunmadığı gibi, zarfı kontrol etmediğini söyleyen sanığın kolluk görevlilerine, kendisine bir şey sorulmadan 75 adet sahte para olduğunu söyleyerek teslimi de ayrı bir çelişkidir.
Yerel mahkemece sanık ...’ın kendi içinde çelişkili, tutarsız ve hayatın olağan akışına aykırı beyanları ile sanıklar arasındaki içerikleri tesbit olunamayan kendi aralarında görüşme yaptıklarına dair baz istasyon bilgilerini içeren HTS kayıtları esas alınarak hüküm kurulmuştur.
Mahkemenin, bir sanığın savunması ile HTS kayıtlarını esas alarak hüküm kurduğu, bu durumun kabulü halinde, maddi ve somut delillerle suçu işlediği sabit olan kişilerin olay öncesi bir şekilde telefonla görüştüğü şahısların isimlerini belirtmeleri durumunda gerçek suç failinin suçtan kurtulması, şüpheden başka delil olmayan kişilerin ise mahkumiyeti gibi bir sonuç doğması kaçınılmazdır.
Özellikle uyuşturucu ticareti gibi yüksek cezalar içeren TCK.nun 188. maddesindeki suçu işleyen ve suçun maddi delilleri ile yakalanan bir şüphelinin, suç tarihinden kısa bir süre önce telefonla görüşme yaptığı şahısların isimlerinin söylenmesi durumunda suçun maddi delilleri ile yakalanan kişinin TCK.nun 192. maddesi gereğince cezadan kurtulması, suçla ilgisi olmayan kişilerin cezalandırılması gibi hakkaniyete ve vicdana aykırı sonuçlar doğabileceği gibi hukuk düzeninde de kaosa yol açacak ve yargıya olan güvenide sarsacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.03.2015 tarih ve 2013/5. MD-247 Esas, 2015/60 Karar sayılı kararında da “Şüpheli veya sanıkların kullandıkları cep telefonlarının hangi baz istasyonundan sinyal verdiğinin belirlenmesi işlemi 5271 sayılı CMK.nun 135/1. maddesi kapsamında olan ve 14.02.2007 gün ve 26434 sayılı Resmi.Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesinde; “İletişimin içeriğine müdahale niteliğinde olmayıp yetkili makamdan alınan karar kapsamında sinyal bilgilerinin iletişim sistemleri üzerinde bıraktığı izlerin tespit edilerek, bunlardan anlamlandırılan sonuçlar çıkarmak üzere gerçekleştirilen değerlendirme işlemleri” şeklinde tanımlanan “sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ” işlemi niteliğindedir.
Baz kelimesi, İngilizce “base” (temel, taban, esas) kelimesinin Türkçe’ye geçmiş şekli olup mobil cihazlarla iletişim sağlamak amacıyla kurulan baz istasyonları; alıcı, verici ve güç ünitelerinden oluşan kabin ile sinyalleri yaymak için kule, direk, çatı, bina yüzeyleri vb. yerlere kurulan, anten ünitelerinden meydana gelen ve mobil cihazlar ile haberleşmeyi sağlayan sistemlerdir. Baz istasyonlarının kapsama alanında olmayan yerlerde mobil iletişim kurmak mümkün olmadığından, bir cep telefonu ile iletişim kurabilmek için o telefonun mutlaka bir baz istasyonunun kapsama alanında bulunması zorunludur.
Cep telefonları ile yapılan görüşmeler, baz istasyonları ile cep telefonları arasında karşılıklı gönderilen elektromanyetik dalgalarla sağlanmaktadır. Özellikleri gereği bir baz istasyonundan aynı anda birçok cep telefonu yararlanmakta ve bu baz istasyonunun vasıtasıyla görüşme yapabilmektedir. Nüfusu kalabalık olan yerleşim bölgelerinde ise bu sayı daha da artmakta, aynı anda pek çok cep telefonu aynı baz istasyonundan sinyal verebilmektedir. Bu nedenle, farklı kişiler tarafından kullanılan cep telefonlarının aynı baz istasyonu kapsama alanında bulunması ve sinyal vermesi tek başına o kişilerin bir araya geldikleri veya buluştukları anlamına gelmeyecektir. Diğer taraftan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk” ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.” denilmek suretiyle cep telefonlarının aynı baz istasyonu kapsama alanında bulunması ve sinyal vermesinin tek başına o kişilerin bir araya geldiklerini ve buluştukları anlamına gelmeyeceği hususu vurgulanmıştır.
Somut olayda da, sanık ... kolluk kuvvetlerince şüphe üzerine durdurulduğunda üzerinde 75 adet sahte 100 TL’lik banknot ile yakalandığı hususu sabit olup diğer sanıkların atılı suça iştirak ettiklerine dair sanık ...’ın suç atmadan öteye gitmeyen ve somut hiçbir yan delille desteklenmeyen soyut iddiası dışında delil bulunmamaktadır. Bu sebeple Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının bu sebeple bozulmasına karar verilmelidir.
2) Hükmün kurulduğu 12.12.2014 gün ve 8 nolu oturumda hazır bulunan sanıklardan savunma ve son sözleri sorulduktan sonra duruşmaya sonradan gelen sanık ... müdafiine söz verilmek suretiyle CMK.nun 216/3. maddesine aykırı hareket edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.10.2015 tarih ve 2013/1-805-2015/307, 03.03.2015 tarih ve 2014/1-170- 2015/20, 01.03.2016 tarih ve 2014/216- 2016/109 karar sayılı kararları ile birçok kararda, yargılamanın bitirilmesinden önce hazır olan sanığa son sözün verilmemesi kesin hukuka aykırılık ve bozma nedeni olduğu vurgulanmıştır.
CMK.nun 216. maddesi uyarıca sanıktan son sözü sorulduktan sonra başkaca bir işlem yapılmaksızın karar verilmelidir. Sanığa son sözü verildikten sonra yeni bir işlem yapılması, müdafii bile olsa bir başkasının beyanının alınması durumunda yeniden ve mutlaka sanıktan son sözü sorulmalıdır.
Savunma hakkı ile doğrudan ilgili olan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Kararın bu nedenle de bozulması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 31.05.2018