Yargıtay Kararı Çerçevesinde Teşhis ve Yüzleştirme

Abone Ol

Bu yazımızda; Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 23.05.2023 tarihli, 2022/123 E. ve 2023/10783 K. sayılı kararında belirtilen teşhis ve yüzleştirme işlemi, bu işlemin tek/yegane delil olup olamayacağı, teşhis ve yüzleştirmenin nasıl yapılması gerektiği ve bu doğrultuda bozmaya konu edilen karar incelenmiştir.

28.07.2025 tarihinde kaleme aldığımız; “Usule Aykırı Teşhis İşleminin Delil Değeri ve Sonuçları[1] başlıklı yazımızda teşhis işleminin nasıl olması gerektiğinden, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek 6. maddesinde yer alan usul kurallarının (failin önceden tarif edilmesi, benzer fiziki özelliklere sahip birden fazla kişinin katılımı, tarafların birbirini görmemesi, işlemin iki defa tekrarı, şüphelinin arada olmayabileceği uyarısı), delilin güvenilirliğini artırmak ve adil/dürüst yargılanma hakkını güvence altına almak için ortaya koyulmuş kurallardan, bu kurallara aykırı olarak gerçekleştirilen teşhis işleminin hukuka aykırı delil niteliği taşıyacağından bahsetmiştik.

Ceza Muhakemesi Hukukunda teşhis ve yüzleştirme işlemleri, amaçları ve tabi oldukları usul kuralları bakımından iki ayrı müessesedir.

- Teşhis: PVSK Ek 6. madde uyarınca yapılan bir delil toplama işlemidir. Temel amacı, gözaltına alınan kişinin suçun faili olup olmadığını belirlemek ve kimliğini tespit etmektir.

- Yüzleştirme: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında düzenlenen bir işlemdir. Yüzleştirmenin amacı, tanıkların ve sanıkların beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmesidir. Gecikmesinde sakınca bulunan veya kimliğin belirlenmesine ihtiyaç duyulan hallerde soruşturma aşamasında da yüzleştirme yöntemine başvurulabilir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 23.05.2023 tarihli, 2022/123 E. ve 2023/10783 sayılı kararında; “Şikayetçinin gece vakti bir üst geçitte yürüdüğü sırada yanına gelen iki kişinin şikayetçiyi silahla tehdit ederek darp edip cebindeki telefonunu alarak olay yerinden ayrıldıkları ilk derece mahkemesi tarafından maddi vakıa olarak kabul edilmiştir.

Suça sürüklenen çocuğun mahkumiyetine esas alınan tek delil 29.08.2017 tarihli ‘olay-yüzleştirme tutanağı’ başlıklı tutanaktır. İlgili tutanağa göre suça sürüklenen çocuk ile şikayetçi yüzleştirilerek şikayetçinin olay günü kendisine silah çeken kişi olarak suça sürüklenen çocuğu tespit ettiği kayıt altına alınmıştır. Suça sürüklenen çocuk ve tanık sıfatıyla dinlenen ve eylemi beraber gerçekleştirdikleri iddia olunan F.K. her aşamada suçlamayı ve vakıayı inkar etmektedir.

Suçun işlenmesinden kısa bir süre sonra faili belirlemeyen eylemlerde, olayın görgü tanıklarının veya yakınanın ifadelerinden ve tanımlamalarından ulaşılan şüphelilerin, tereddütsüz belirlenmeleri için teşhis ve yüzleştirme işlemleri yapılır.

Teşhis, şüphelinin kimliğinin tespit edilebilmesi ve/veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığını saptamak amacıyla yapılır. O halde teşhis, öncelikle kimlik tespit etme amacına yönelir. Öte yandan teşhis aynı zamanda bir delil elde etme yöntemidir. Yargılama bakımından önemli bir delil toplama işi olan teşhis işlemlerinin belirli bir usul çerçevesinde yapılması, söz konusu delillerin güvenilirliği bakımından önemlidir. Zira kanunda belirtilen usule uygun olarak gerçekleştirilen teşhis, hatalı deliller elde edilmesi ve bu hatalı delillere dayalı olarak hüküm tesis edilmesini engeller.

Şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerekir. Şüphelinin yakalanmış olması teşhis için yeterli değildir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmiş bir gözaltı kararının olması gerekir. Öyleyse gözaltı kararı verilmeden yapılmış teşhis işlemleri hukuka uygun değildir. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, teşhis bir ‘Yüzleştirme’ işlemi değildir. ‘Yüzleştirme’ 5271 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre tanıkların veya şüphelilerin çelişkili beyanlarının giderilmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. ‘Teşhis’ ise Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) Ek 6. maddeye göre gözaltına alınan kişinin suçun faili olup olmadığını belirlemek ve kimliğini tespit etmek amacıyla yapılan bir delil toplama işlemidir. Neticede her iki işlemde belirli usul kurallarına uyulmak şartıyla yapılan ceza muhakemesi işlemleridir.

Anılan Yasanın Ek 6. maddesi, Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, teşhis yaptırabileceğini öngörmektedir. Maddede teşhisin bir zorunluluktan kaynaklanması gerektiği bir ön şart olarak belirtilmiş ve işlemin prosedürü ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Buna göre, teşhise başlamadan önce yapılacak ilk iş, teşhiste bulunacak kişinin (mağdur veya tanık) faili tarif eden beyanlarının bir tutanağa bağlanmasıdır. Bununla teşhiste bulunan kişinin keyfi hareketlerinin önlenmesi amaçlanmıştır. Teşhis işleminin gerçekleştirilmesi sırasında da uyulması gereken bir dizi kural vardır. Bunların başında teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gelmektedir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur. Teşhis işlemi ile ilgili önemli kurallardan birisi ise teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir.

Teşhis işlemi ile ilgili kurallar ve prosedür yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Ayrıca işlemin sağlıklı olması amacıyla teşhisin en az iki kez tekrarlanması ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceğinin hatırlatılması gerekmektedir. Teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konulması da gerekmektedir. Bu hususun yargılama sırasında hakim tarafından saptanıp, değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca suça sürüklenen çocuk beyanları, tutanaklar ve tüm anlatımlar delil niteliğine haizdir. Delillerin ise birbirine eşitliği esastır. Ancak önemli olan delillerin sağlam ve güvenilir olmasıdır.

Hal böyle olunca; suça sürüklenen çocuğun tüm aşamalarda üzerine atılı suçu kabul etmemesi karşısında, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması için tek delil olarak kabul edilen teşhis işleminin PVSK Ek 6. maddesinde belirtilen yöntemlerle yapılmaması, duruşmada da yüzleştirmenin olmaması karşısında, şikayetçinin ve suça sürüklenen çocuğun duruşmada hazır edilerek suça sürüklenen çocukla yüzleştirme yapıldıktan sonra hüküm kurulması yerine usulüne uygun olmayan teşhis tutanağı esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında hukuka aykırılık bulunmuştur.” şeklinde karar verilmiştir.

Belirtmeliyiz ki teşhis; delil elde etme yöntemidir, yüzleştirme ise tanıkların, şüphelilerin veya sanıkların çelişkiyi gidermeye yönelik bir muhakeme işlemidir. Soruşturma aşamasındaki teşhisin eksik veya hatalı olması durumunda, kovuşturma aşamasında yüzleştirme yapılması gerekmektedir. Teşhis; soruşturma aşamasında bir delil toplama yöntemi iken, yüzleştirme mahkeme huzurunda sanığın canlı olarak katılana gösterilmesi suretiyle tereddütlerin giderilmesi işlemidir.

Yukarıda yer verdiğimiz Yargıtay kararında da görüleceği üzere; teşhis ve yüzleştirme işlemleri, hem amaçları ve hem de uygulanma usulleri bakımından birbirinden ayrılan ceza muhakemesi işlemleridir. Uygulamada sıklıkla bu iki kavramın birbirine karıştırılması, hatta teşhis yerine fiilen yüzleştirme yapılması, sonrasında da bu işlemin “teşhis” olarak tutanak altına alınması ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır.

Kararda öne çıkan hususlardan birisi, usule aykırı yapılan teşhis işleminin tek/yegane, yani belirleyici delil olarak kabul edilerek mahkumiyete esas alınmasıdır. Ceza Muhakemesi Hukukunda “delillerin serbestçe takdiri” ilkesi geçerli olmakla birlikte, bu ilke hakime, hukuka aykırı delillere dayanma serbestliği tanımaz. Anayasa m.38/6 ve CMK m.206/2-a, m.217/2 uyarınca, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller sanığın mahkumiyetine esas alınamaz.

Yargıtay bu kararında; teşhisin PVSK Ek 6. maddesine aykırı şekilde yapılmasını, teşhis işleminin tek/yegane delil olarak kabul edilmesini, duruşmada yüzleştirme yapılmamasını bir bütün olarak değerlendirerek, maddi hakikat ve gerçeğe ulaşma amacının zedelendiği sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca; özellikle suça sürüklenen çocukların yargılamalarında, delillerin daha hassas değerlendirilmesi gerektiği gözönüne alındığında, yalnızca usule aykırı bir teşhis tutanağına dayanılarak mahkumiyet hükmünün kurulması, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin de açık ihlali niteliğindedir.

Bozmaya konu edilen kararda; suça sürüklenen çocuğun suçlamayı reddettiği, mahkumiyete esas tek/yegane delil olarak olay-yüzleştirme tutanağının esas alındığı, Yargıtay bu kararında; bu tutanağın PVSK Ek 6. maddesindeki yöntemlere uyulmadan düzenlendiğini tespit ederek, PVSK Ek m.6’daki şekil şartlarına uyulmadan yapılan teşhis işlemi hukuka aykırı olduğunu, tek başına hükme esas alınamayacağını, teşhis işleminin sakat olduğu ve sanığın suçu kabul etmediğini, maddi gerçeğe ulaşmak için şikayetçi ve sanığın duruşmada hazır edilerek yüzleştirilmesinin zorunlu olduğunu, somut olayda duruşmada yüzleştirme yapılmadan usulsüz teşhis tutanağına dayanılarak hüküm kurulmasının, savunma hakkını kısıtladığını, bu nedenle bozma kararına konu edildiğini belirtmiştir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Tamer Berk Bayraklı

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

------------

[1] https://hukukihaber.net/usule-aykiri-teshis-isleminin-delil-degeri-ve-sonuclari Erişim Tarihi: 26.01.2026