ZİNCİRLEME SUÇ UYGULAMALARI

Abone Ol

Zincirleme suç kavramı TCK’nın 43. maddesinde şöyle düzenlenmektedir: (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz

Zincirleme suç aynı neviden suçların çokluğu anlamına gelmekte olup yasa koyucu kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçları istisna olmak üzene TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında aynı mağdura yönelik aynı suçun değişik zamanlarda işlenmesi halini zincirleme suç kapsamına almak suretiyle sanığa verilecek cezalarda suç sayısınca değil, belli oranlarda artırım yapılması esasını benimsemektedir. Aynı kapsamda olma üzere TCK’nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında ise aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağını kabul etmiştir.

Zincirleme suç hâlinde aynı suçun birden fazla işlenmiş olması söz konusudur. Ancak, bu suçlar, aynı suç işleme kararı kapsamında işlen­mektedirler, yani, bu suçlar arasında sübjektif bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle, kişiye bu suçların her birinden dolayı ayrı ayrı değil, bir ceza ve­rilmekte ancak cezanın miktarı artırılmaktadır[1].

Bir suçun aynı suç işleme kararı kapsamında olsa da değişik kişilere karşı birden fazla işlenmesi hâlinde, zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Buna göre, örneğin, bir otoparkta bulunan otomobillerin camları kırılarak radyo teyplerin çalınması durumunda, her bir kişiye ait otomobildeki hırsız­lık, bağımsız bir suç olma özelliğini korur ve olayda cezaların içtimaı hü­kümleri uygulanır[2].

Zincirleme suçların aynı mağdura yönelik işlenmesi halinde iddianame düzenleninceye kadar eylem tek suç kabul edilmekte olup iddianame düzenlendikten sonra aynı mağdura yönelik olarak aynı suçun tekrar işlenmesi hali artık zincirleme suç kapsamından çıkarak ayrı bir suç oluşturacaktır. Zincirleme suç halinde tüm suçların ortaya konulması şart olup suç yerlerinin birbirinden farklı olması zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını engelleyemeyecektir.

Zincirleme suç mütemadi yani kesintisiz suçtan farlı olup zincirleme suçta birden fazla suç işlenirken, mütemadi suçta tek bir suç işlenir ancak netice belirli bir süre devam eder[3]. Kesintisiz suç, neticenin devam ettiği suç oluşturan hukuka aykırılığı içermektedir. Örneğin TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda hürriyetten yoksunluk hali devam etmekte olup suç tarihi kesintinin sona erdiği tarihtir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, mağdurun özgürlüğünün kısıtlanmasıyla tamamlanmış olmakla birlikte mağdurun bırakılmasıyla sona erer; bu süre zarfında suç işlenmeye devam eder[4].

Zincirleme suç itiyadi suçtan da farklı olup itiyadi suç için suçların tekrarlanması gerekir. Zincirleme suçta her bir suç birbirinden bağımsız olup tekrar işlenen bir suç hali bulunmamaktadır[5]. İtiyadi suç deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklinin ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işlenmesi hali anlaşılmaktadır.

Zincirleme suç tekerrürden de farlı olup hüküm kesinleştikten sonra aynı suç veya farklı yeni bir suç işlenirse zincirleme suç değil, tekerrür hali bulunmaktadır[6].

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanması için aynı suç işleme kararı kapsamında hareket edilmesi gerekir. Ancak bu aynı suç işleme karanının tespitinin objektif olarak değerlendirilmesi gerekir.

Bir suç işleme kararı yapısı gereği kasttan farklıdır. Kast, bir suçun maddi unsurlarının bilinmesi ve istenmesidir. Oysa zincirleme suçu oluşturan her bir suçun ayrı bir kast ile işlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bir zincirleme suçta birden çok fiil ve bu fiillere ait birden çok kast bulunmaktadır. Buna karşın her zincirleme suçta tek bir suç işleme kararı bulunmaktadır. Bir suç işleme kararı, kastı da içine alan, failin hareketleri arasındaki bağlantıyı sağlayan genel bir sübjektif unsurdur. Zincirleme suçu oluşturan fiiller sübjektif unsur sayesinde birbirinin devamı şeklinde görünmektedir[7].

Zincirleme suçun varlığı açısından işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği yönünde kural düzeyinde bir hüküm koyma ihtimali bulunmamaktadır. Önemli olan husus, suçlar hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suçun başlangıçta verilen aynı suç işleme kararı kapsamında olup olmadığına göre zincirleme suç meydana gelecektir[8].

Zincirleme suçta birden çok suç ve dolayısıyla bu suçlara ilişkin olarak failin münferit kastları olduğundan, zincirleme suçta yenilenen kastlar söz konusudur. Birden fazla suçun işlendiği her halde doğal olarak yenilenen kast vardır. Zincirleme suçun oluşmasına yenilenen kast değil ancak yenilenen karar engel olabilir. Bu açıdan yenilenen kast ile yenilenen karar birbirine karıştırılmamalıdır. Müteselsilen işlenen suçlarda sorun, kararın yenilenip yenilenmediği yani işlenen suçlar arasında failin başka bir karar verip vermediğidir[9].

Adil yargılanma hakkı kapsamında maddi gerçeğin ortaya konulması açısından zincirleme suç işlendiği yönündeki iddia ve savunmaların talep üzerine ve/veya mahkemece re’sen araştırılması gerekir. Yargılama dosyalardaki eylemlerin aynı mağdura yönelik olarak değişik tarihlerde işlenen aynı suç kapsamında olup olmadığı, suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesi kapsamında zincirleme suç oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma ihtimalinin olduğu hallerde dosyaların birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir.

Zincirleme suç hükümleri uygulanırken her suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tüm yönleriyle araştırılması gerekir. Zincirleme suça konu ikinci suçun unsurlarının oluşmaması halinde zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık, amir hükmüne aykırı olarak sanığın iş yerindeki aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş yasak delil niteliğinde olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun'un 206/2-a bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı belirtilmek suretiyle hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınamayacağının açıkça düzenlenmiş olması, aksi yönde bir uygulamanın izah edilen gerekçelerle Anayasa'nın 38/2, 5271 sayılı Kanun'un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına aykırı olacağının anlaşılması karşısında; sanığın iş yerindeki arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulünün gerektiği gözetilmeden, sanığın 12.07.2013 tarihli eylemden beraatı yerine, birleşen dosyadaki sanığın sübuta eren 19.08.2013 tarihli eylemle birlikte 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme suça esas alınması suretiyle hüküm tesisi, hukuka aykırılık bulunmuştur”[10].

Eylemlerinin tek suç mu, iki ayrı suç mu veya zincirleme suç mu olup olmadığının tespitinden sonra, sanığın hukukî durumunun belirlenmesi şarttır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dosya ve UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede; sanık hakkında 12.05.2017 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma eyleminden dolayı 07.06.2017 tarihli iddianame ile temyiz incelemesine konu davanın açıldığı; sanığın 12.05.2017 tarihinde işlediği başka bir uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan dolayı 21.07.2017 tarihli iddianame ile dava açıldığı ve Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin .. esas sırasında derdest olduğu görülmüş olup, her iki dosyanın suç tarihleri dikkate alındığında; belirtilen davaların birleştirilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, eylemlerinin tek suç, iki ayrı suç ya da zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra, sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür”[11]. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Zincirleme suça ilişkin 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin uygulanabilmesi için cezalandırılabilir nitelikte birden fazla eylemin bulunması gerektiği, olay tutanağı içeriğine göre sanığın 12.07.2015 tarihli eylemi sabit ise de; 07.08.2015 tarihinde tanık U..'a uyuşturucu madde sattığına ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığı halde sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, kanuna aykırı, sanık ve müdafisinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, tebliğname'ye uygun olarak hükmün bozulmasına, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi[12]”.

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin değerlendirmenin titizlikle yapılması şarttır. Aynı mağdura yönelik aynı suçun farklı tarihlerde işlenip işlenmediğinin atılı suçların tüm unsurları üzerinden inceleme konusu yapılması gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Sanığın, mahkemece mahkumiyete kabul edilen paylaşımlardan yalnızca 24.08.2017 tarihli paylaşımda geçen sözlerin hakaret suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırı görülmüştür[13]”. Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede, inceleme konusu dava dosyasının iddianame tarihinin 01.07.2020 olduğu, sanığın aynı katılana karşı 01.06.2021 tarihinde işlediği iddia edilen eylemi nedeniyle Edirne 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/.. Esas sayılı dosyasında, 21.10.2021 tarihinde işlediği iddia olunan eylemi nedeniyle de Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/. esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu davaya konu iddianamelerin 01.07.2020 tarihinden sonra düzenlendiğinin anlaşılması, bu kapsamda tüm eylemlerin, hukuki kesinti gerçekleşmeden önce işlenmesi karşısında; İlgili dava dosyaları getirtilip incelenerek mümkün olması hâlinde birleştirilmesi, aksi hâlde tüm deliller birlikte değerlendirilerek 5237 sayılı Kanun'un 43. üncü maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur”[14].

Suç vasfının tayini eylemler üzerinden yapılarak sanığın hangi suçu işlediğinin deliller ışığında ortaya konulması gerekir. Eylemlerin mağdur bazında ayrılıp ayrılmayacağı veya tüm eylemlerin bütünlük arz edip etmediğinin ceza hukukunun gelişmesi açısından önemli olduğu açıktır. Soruşturma aşamasında yapılan yanlış suç nitelendirmesi yargılamayı olumsuz etkileyerek adaletin tecellisini yavaşlatmaktadır. Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı ihbarı üzerine görevli polis memurlarının ihbarın yapıldığı adrese gittikleri, sanığın ruhsatsız tabanca ile görevlilere ateş edip direnerek kaçtığı, mağdur O..'in sanığın peşinden giderek yakalamaya çalıştığı, bu esnada mağdurun aşamalarda değişmeyen anlatımlarına göre; sanığın kendisine yakın mesafeden ateş etmek istediği, ancak silahın tutukluk yapması nedeniyle ateş almadığı ve merminin sürgüye sıkıştığı, akabinde sanığın tekrar silahın sürgüsünü çekerek doldur boşalt yapıp ateş etmeye çalıştığı, bu esnada ise mağdur ve olay yerine gelen diğer polis memurlarınca silahın alınarak etkisiz hale getirildiği olayda; mağdur anlatımının, silahın mekanizmasına ve sürgüye sıkışmış halde 2 adet ..9. Mm ibareli mermilerin bulunduğunu belirten silah inceleme tutanağıyla desteklenmesi karşısında, mağdurun anlatımına üstünlük tanınması gerektiği anlaşıldığından, sanığın, mağdur O..'e yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalmış nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yerinde olmayan gerekçeyle sanık hakkında polis memurlarına yönelik zincirleme şekilde silahla görevi yaptırmamak için direnme suçundan hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini, hukuka aykırı görülmüştür”[15].

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesinin koşulları objektif ve sübjektif unsurların birlikte bulunması olarak kabul edilmektedir. Bir suç işleme kararı zincirleme suçun sübjektif unsurunu oluşturmakta iken diğer koşul ise objektif unsurların varlığıdır[16].

Yargıtay soyut bir kavram olan bir suç işleme kararının tespiti için bazı objektif kriterler belirlemiştir. Buna göre; aynı suç işleme kararının varlığı, her olayda suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, eylemlerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, eylemler arasındaki geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri olay bazında değerlendirilerek belirlenecektir[17].

Yargıtay kararlarında en çok kullanılan objektif kriter suçların işlenme zamanı ve aralarındaki sürenin uzunluğudur[18]. Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Sanığın katılanlara yönelik hakaret sözlerini aynı kasıt ve olay bütünlüğü içerisinde, kısa zaman aralığında gerçekleştirmiş olması nedeniyle hakaret suçundan, zincirleme suç hükümleri gereğince tek hüküm kurulduktan sonra 5237 sayılı Kanun'un 43/2. maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken, ayrı ayrı mahkûmiyetine karar verilerek fazla ceza tayini, hukuka aykırı görülmüştür”[19].

Hukuki kesintinin olup olmadığı ile suç tarihlerinin zincirleme suç hükümlerinin uygulanması açısından araştırılması gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede, sanığın aynı katılana yönelik 06.10.2017 tarihli hakaret eylemi dolaysıyla Ankara 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.09.2023 tarihli 2023/.. Esas ve 2023/711 sayılı kararıyla mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu davaya konu iddianamenin 20.02.2023 tarihinde düzenlendiği, inceleme konusu dava dosyasının iddianame tarihinin ise 21.12.2021 olduğu, bu kapsamda tüm eylemlerin, hukuki kesinti gerçekleşmeden önce işlendiğinin anlaşılması karşısında; ilgili dava dosyası getirtilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması ve mahsup hükümleri de nazara alınıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur”[20].

Özel yasalarda zincirleme suç hükümlerinin TCK’ya uygun olarak düzenlenmesi şart olup uygulamanın kanuna aykırı işlemleri hukuken kabul edilemez. Aynı doğrultuda olmak üzere 15/04/2022 tarih ve 31810 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleriyle, 213 sayılı Kanun'un 359 ve 367. maddelerinde değişiklik yapılarak aynı Kanun'un 359. maddesinde yazılı suçlar yönünden etkin zincirleme suç hükümlerinin uygulanması yönünden özel düzenlemeler yapılmış olup aynı Kanun'un 6. maddesiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na eklenen geçici 34/3. madde ve fıkrasındaki, "Bu maddeyi ihdas eden Kanun'un yayımı tarihinde 359. madde kapsamına giren suçlardan dolayı temyiz veya istinaf kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 359. maddede bu maddeyi ihdas eden Kanun'la yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir." hükmü uyarınca 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi de gözetilerek sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır[21].

Yargılama kapsamında sanığın işlediği veya işlediği iddia edilen suçların Uyap’tan araştırılarak suç tarihleri ve suçlar üzerinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılması gerekir. Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Dava dosyası kapsamına göre, sanığın gizli soruşturmacılara uyuşturucu madde sattığı iddiasına ilişkin olarak; Olay tutanakları, sanık savunmaları, tanık ifadeleri, uzmanlık raporları ve tüm dava dosyası kapsamına göre, olay tarihinde sanığın gizli soruşturmacılara metamfetamin maddesi sattığı olayda, dosya içerisinde yer alan evraklar ile UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemeden de anlaşılacağı üzere sanık hakkında suç tarihi 07.04.2025 olan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2025/.. soruşturma dosyası üzerinden uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan soruşturma yürütüldüğü ve bu soruşturma dosyasının halen derdest olduğu tespit edilmiş olup, bu soruşturma dosyasının akıbetinin araştırılması, dava açılması durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tespit edilmesi bakımından dosyaların birleştirilerek görülmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur[22]”.

Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Sanığın 30.03.2023 tarihli eyleminden dolayı 01.04.2013 tarihinde iddianame düzenlendiği, yapılan yargılama neticesinde sanık hakkında kurulan hükmün temyiz üzerine Dairemizin 20.02.2015 tarihli ve 2014/14640 Esas, 2015/15134 Karar sayılı ilamı ile bozulduğu, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/140 Esas, 2015/340 Karar sayılı ilamı ile temyiz incelemesine konu dosya ile birleştirilmesine karar verildiği, sanığın 21.12.2012 tarihli eyleminden dolayı 08.11.2013 tarihinde iddianame düzenlendiği, her iki dosyanın suç tarihlerine göre bu eylemlerin bir suç işleme kararı icrası kapsamında işlendiğinin anlaşılması karşısında; Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, her bir eylem için ayrı ayrı ceza verilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”[23].

Aynı eylemden dolayı sanık iki kez yargılanamayacağından mükerrer yargılama yapılmaması, sanığın fiillerinin her birinin yenilenen kararla işlenmiş ayrı suçları mı yoksa bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen zincirleme suçu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi açısından; aynı suçla ilgili aynı müştekiye yönelik dava dosyalarının getirtilerek incelenmesi, mümkün olması halinde davaların birleştirilmesi, aksi halde bu dosyayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içine alınması, iddianame ve suç tarihlerine göre hukuki kesinti olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Sanığın üzerine atılı kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunun mağdurunun Sosyal Güvenlik Kurumu olduğu, UYAP kayıtları incelendiğinde ise sanığın katılan Sosyal Güvenlik Kurumu’na yönelik eylemleri nedeniyle Bandırma 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli ve 2008/162 esas, 2010/90 karar sayılı kararı ile kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine hükmedildiği ve Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2023/649 Esas sayılı dosyasının ise halen derdest olduğunun anlaşılması karşısında; mükerrer yargılama yapılmaması, sanığın fiillerinin her birinin yenilenen kararla işlenmiş ayrı suçları mı yoksa bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen zincirleme suçu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi açısından; ilgili dosyaların ve varsa tespit edilebilen benzer nitelikteki dosyalarının getirtilerek incelenmesi, mümkün olması halinde davaların birleştirilmesi, aksi halde bu dosyayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içine alınması, iddianame ve suç tarihlerine göre hukuki kesinti olup olmadığının belirlenmesi, bu şekilde eksiklik tamamlandıktan sonra sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin birinci fıkrasının uygulama şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılarak gerekli değerlendirmelerin yapılması, kesinleşmiş hükümlerin zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması halinde de YCGK'nın 15.03.2016 tarihli ve 2014/847 esas, 2016/128 karar sayılı kararında belirtildiği üzere, tayin olunacak cezadan kesinleşmiş önceki cezaların mahsup edilmesi, tayin olunacak cezanın kesinleşmiş cezaların altında kalması halinde ise ek ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulması, yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle bozulmasına, 04.06.2026 tarihinde karar verildi”[24].

Uyuşturucu madde kullanma eylemlerinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 13.09.2023 tarihli ve 2021/303 Esas, 2023/7673 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, yerleşik uygulamalara göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan yürütülen soruşturmalarda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesinde yer alan "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez" hükmü gereği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının sadece bir kez verilebileceği şeklindeki amir hükme aykırı olarak, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu nedeniyle farklı tarihlerde işlediği eylemlerden dolayı birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş ise, bunlardan usulüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının esas alınması gerektiği kabul edildiğinden, Cumhuriyet Başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip dosya arasına alınıp, derdest ise temyize konu dava dosyası ile birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle ihlal niteliğinde eylem olup olmadığı ya da eylemlerin tek suç, ayrı suç veya zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır[25].

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 2014/462 Esas, 2015/135 Karar ve 2014/848 esas, 2015/136 karar sayılı kararlarında da bahsedildiği üzere; alıcı görevli tarafından sanıktan birden fazla kez uyuşturucu madde satın alınmasının, ayrıca suç oluşturmadığı ve gerçek anlamda bir "alım-satım" söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi ile artırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, hukuka aykırılık oluşturmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesince, eylem hakkında delil değerlendirmesi yapılarak İlk Derece Mahkemesinin maddi vakıayı kabulüne ilişkin tespitini kabul etmeyip sanıklar hakkındaki ilgili hüküm fıkralarından 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde tanımlanan zincirleme suç hükümlerinin çıkartılabilmesi için, aynı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak, delil değerlendirilmesi yapıldıktan sonra hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, aynı Kanun'un 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır[26].

Taksirli suçlarda zincirleme suç hükümleri uygulanamaz[27]. Taksirli yaralama ve taksirle öldürme suçlarında özel bir içtima hali bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, zincirleme suç hükümleri ancak kasten işlenen suçlarda uygulama alanı bulacaktır.

Bir suçun diğerinin unsuru veya ağırlatıcı nedeni olması halinde zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Bu durumda bileşik suç bulunmaktadır. Suçun niteliği olan seçimlik hareketlerin birden fazlasının yapılması eylemi zincirleme suç haline sokmamaktadır[28]. Aynı suçun aynı mağdura aynı gün içerisinde birden fazla kez işlenmesi halinde zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır. Yine aynı suçun aynı gün tek fiil ile birden fazla mağdura yönelik birkaç kez işlenmesi halinde de zincirleme suç nedeniyle ceza artırılmayacaktır.

Koşulları oluşmadığı hallerde sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Öte yandan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri kapsamında olmayan farklı tarihli eylemler yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken zincirleme suç hükümleri uygulanarak eksik ceza tayini de yasaya aykırıdır. Yine suç oluşturan eylemlerinin farklı zamanlarda gerçekleştiğine dair bir kanıt bulunmayışı hususları dikkate alındığında sanık hakkında tek suçtan mahkumiyeti yerine koşulları oluşmayan TCK’nın 43. maddesinde yer alan zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayini hukuka aykırılık oluşturmaktadır.

SONUÇ

Zincirleme suç hallerinin tespiti ve uygulanması çok önemli bir konu olup soruşturma ve yargılamada titizlikle incelenmesi gerekir. Zincirleme suçta birden fazla aynı suç işlenmesine rağmen sanık hakkında tek suçtan cezaya hükmedilmekte ve bu ceza sadece dörtte birinden dörtte üçüne kadar arttırılabilmektedir. Yasa koyucu aynı suçu işleyen sanığa topluma tekrar kazanılması yönünde bir ceza indirimi uygulamak suretiyle suçluların bir anlamda topluma entegrasyonunu amaçlamaktadır. Kanun koyucu kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağını belirterek korunan hukuki yararların ağırlığı gözetilerek zincirleme suç hükümlerinin belirlendiğini ortaya koymaktadır.

Zincirleme suç hali sevk maddesi olarak iddianamede belirtilmemiş ise ek savunma verilerek zincirleme suç hükümleri ancak iddianamede zincirleme oluşturan eylemlerin belirtilmesi şartıyla uygulanabilmektedir. Zincirleme suç hallerinde ek savunmanın sanığa verilmesi gerekir. Sadece müdafiye ek savunma hakkının verilmesi savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmektedir.

Aynı suç işleme kararının tespiti objektif olup uygulamada bu yönde bir araştırma yapılmayarak karine olarak aynı suç işleme kararının varlığı kabul edilmektedir. Uygulamada uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu madde kullanma, cinsel saldırı, cinsel istismar, dolandırıcılık, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kaçakçılık, hırsızlık, hakaret, tehdit, özel hayatın gizliliğini ihlal ve mala zarar verme suçlarının yoğun bir şekilde zincirleme suretiyle işlendikleri gözlemlenmektedir.

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suçun işlendiği yer bakımından bir sınırlama getirmemekte olup Türkiye çapında işlenen suçlar kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının hem ilk derece mahkemesi hem de istinaf mahkemeleri tarafından talep üzerine veya re’sen inceleme konusu yapılmasında hukuki ve fiili yararlar bulunmaktadır.

AVUKAT

CENK AYHAN APAYDIN

----------

[1] TCK’nın 43. Maddesinin gerekçesi.

[2] TCK’nın 43. Maddesinin gerekçesi.

[3] Özbek, Veli Özer / Kanbur, Mehmet Nihat/Doğan, Koray /Bacaksız, Pınar / Tepe, İlker, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Baskı, Ankara, 2014.

[4] Artuk, M. Emin/ Gökcen, Ahmet/Alşahin, M. Emin/ Çakır, Kerim, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Ankara,2019, s. 426

[5] Öbek ve diğerleri, s. 584.

[6] Öbek ve diğerleri, s. 584.

[7] Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt II, 15. Baskı, İstanbul, 2021, s. 19.

[8][8] Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Ankara 2015, s. 499.

[9] Mahmutoğlu, Fatih Selami / Karadeniz, Serra: Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, İstanbul, 2017, s.1073-1074

[10] Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 25. 06. 2026 tarihli, 2023/488 esas ve 2026/7558 sayılı kararı (https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari).

[11] Yargıtay10. Ceza Dairesi’nin 30. 06. 2026 tarihli, 2022/786 esas ve 2026/10292 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[12] Yargıtay10. Ceza Dairesi’nin 16. 06. 2026 tarihli, 2021/6087 esas ve 2026/9329 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[13] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 17. 06. 2026 tarihli, 2024/8499 esas ve 2026/11539 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[14] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 17. 06. 2026 tarihli, 2024/10231 esas ve 2026/11617 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[15] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 16. 06. 2026 tarihli, 2024/5623 esas ve 2026/11457 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[16] Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt II-III, 2. Baskı, İstanbul, 1992, s. 498

[17]. Yar. CGK, E. 2012/9-1475 K. 2013/577, 03.12.2013; Yar. 7. CD., E. 2013/22136 K. 2014/13750, 30.6.2014; Yar. 7. CD., E. 2019/8469 K. 2020/1953, 6.2.2020.

[18] Bulut, İlhan, Zincirleme Suçta “Bir Suç İşleme Kararı” Kavramı ve Yargıtay İçtihatları Çerçevesinde İncelenmesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (İMHFD)  C: 10, S: 1, Mart 2025, s. 45

[19] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 15. 06. 2026 tarihli, 2024/8376 esas ve 2026/11297 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[20] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 11. 06. 2026 tarihli, 2024/9793 esas ve 2026/11172 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[21] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 09. 06. 2026 tarihli, 2025/8033 esas ve 2026/5820 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[22] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 09. 06. 2026 tarihli, 2025/14017 esas ve 2026/7998 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[23] Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 08. 06. 2026 tarihli, 2026/1466 esas ve 2026/8136 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[24] Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 04. 06. 2026 tarihli, 2021/41001 esas ve 2026/6029 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[25] Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 29. 12. 2025 tarihli, 2022/12396 esas ve 2025/14426 sayılı kararı (https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari).

[26] Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 03. 06. 2026 tarihli, 2026/5230 esas ve 2026/7933 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[27] Özbek ve diğerleri, s. 590.

[28] Özbek ve diğerleri, s. 586.