HSYK Üyesi, terfi gerekçesine Bülent Arınç'ın sözlerini örnek göstererek şerh koydu
Bakanlığın aleyhimize karar veriyorlar diye kurula şikayet ettiği İdari yargı hakimlerinin terfilerinin durdurulmasına, HSYK Üyesi Mahmut Şen muhalif kaldı.

Şen muhalefet gerekçesinde, bakanlık tarafından yapılan şikayetle “İdari yargıdan istenilen, hukuku uygulamak değil, davanın şartları ne olursa olsun idare lehine karar vermektir” dedi.


Şerhte AKP eski Milletvekili ve meclis başkanı Bülent Arınç'ın katıldığı bir televizyon proğramında söylediği  "Hakim ve savcılar, tayin olur, nakil olur, meslekten çıkarılırsın, verilen talimatlara uymazsan başına neler gelir denilerek korkutuluyor.’’ sözleri de örnek gösterildi.
 
Anayasanın birçok maddesinin verilen kararla ihlal edildiğinde dikkat çeken Şen, “HSYK’nın bu evrakı işlem yapmadan iade etmek yerine, hakimlerin terfisinde değerlendirmesi, yargı bağımsızlığına yönelmiş bir tehdittir” yorumuna yer verdi.
 
İçişleri Bakanlığı, HSYK’ya aleyhlerine karar veren 78 mahkemede görev yapan hakimleri şikayet ederek işlem yapmasını istemiş, şikayete delil olarak da mahkemelerin verdiği kararları listeleyerek göndermiş, bunun üzerine HSYK 2.Dairesi hakimler hakkında inceleme izni verirken, 2.Daire de bu hakimlerin terfisini durdurmuştu. HSYK 2.Daire Üyesi Mahmut Şen, kurulun hakimler hakkında terfileri durdurmasına muhalif kaldı.
 
 
Şen, muhalefet şerhinde “İdari yargıdan istenilen, hukuku uygulamak değil, davanın şartları ne olursa olsun idare lehine karar vermektir. Bu aşamadan sonra, müşteki idarenin taraf olduğu davalarda idare aleyhine karar vermek hakimler açısından cesaret işidir. Dikkat edilecek olursa, idare aleyhine karar verilen 181 dosyadaki 73 mahkemenin tamamı, yerindelik denetimi yapmak suretiyle yetkisini aşma iddiasıyla şikayet edilmiştir. Bu haliyle, taraf konumda olan idare, işleminin denetlenmesini istememektedir” dedi.
 
 
“Yargı bağımsızlığına yönelmiş bir tehdittir”
 
 
Bakanlığın aleyhinde karar veren mahkemeleri ve kararlarını kurula göndererek şikayet etmesiyle yargı bağımsızlığının tehdit edildiğine dikkat çekilen şerhte Şen, şu tespitlerde bulundu: “Davalı konumda olan idare tarafından yapılan işlem, HSYK eliyle yargısal süreçlerin ve hakimlerin doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahaleye maruz bırakılmasıdır. Bu haliyle, bağımsız yargının teminatı olması gereken HSYK’nın bu evrakı işlem yapmadan iade etmek yerine, hakimlerin terfisinde değerlendirmesi, yargı bağımsızlığına yönelmiş bir tehdittir.”
 
 
 
“Anayasal ve yasal güvencelerin anlamı kalmayacak”
 
 
Şen tarafından kaleme alınan şerhte ayrıca, “Hakimi baskı, telkin ve müdahalelere karşı koruyacak yasal ve anayasal mekanizmalar kurulmuş ve bu yolla hukuki bağımsızlık sağlanmış olsa bile, uygulamada mahkemelerin ve hakimlerin yargı bağımsızlığını zedeleyecek uygunsuz etki ve müdahalelere maruz kalması önlenemiyorsa, anayasal ve yasal güvenceler çok anlamlı olmayacaktır” tespitine yer verildi.
 
Bakanlığın şikayeti üzerine terfi sırası gelen hakimlerin terfisinin durdurulmasına ilişkin HSYK kararına Mahmut Şen tarafından düşülen muhalefet şerhi şöyle:

 
Bir idare tarafından, idare mahkemelerine açılan davalarda Kurumları aleyhine karar veren tüm idare mahkemeleri ve bu mahkemelerin hakimleri hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayette bulunulmuştur. Benzer şikayetler, Valiliklerce de yapılmıştır. Bu şikayetlerde dile getirilen iddia; hakimlerin ve mahkemelerin idarenin takdir yetkisini kısıtladıkları, yerindelik denetimi yaptıkları yönündedir. Şikayet yazısı dikkate alındığında, idare lehine karar veren hakimler hukuku uygulamış, aleyhe karar verenler ise yerindelik denetimi yapmak suretiyle yetkisini aşmıştır.

 
Yazıya ve eki evraka göre, idari yargı nezdinde bugüne kurum aleyhine aleyhinde toplam 1450 dava açılmış olup, bu davalardan 1087’si hakkında “Yürütmenin Durdurulması İsteminin Reddine” karar verilirken, bazı mahkemelerce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27 nci maddesindeki şartlar oluşmamasına rağmen yerindelik denetimi yapılarak yürütmenin durdurulması kararları verilmiştir. 

İdari yargıda açılan davalarda, davalı konumda olan, başka bir deyişle taraf olan idareler tarafından yapılan şikayetler üzerine, yargı tarihinde hiç görülmemiş bir biçimde söz konusu kararlarda imzası olan hakimlerin terfileri durdurulmuştur. Bu durum, anayasa ve evrensel normlar başta olmak üzere bir çok mevzuat hükmünün ağır ihlali niteliğindedir. 

 
1. Verilen Kararlar Evrensel Normlara Aykırıdır.
 

BM Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’nde ‘’ Yargı bağımsızlığı devlet tarafından güvence altına alınır ve anayasada veya iç hukukta yargı bağımsızlığına yer verilir. Yargı bağımsızlığına saygı göstermek ve gözetmek bütün hükümet kuruluşlarının ve diğer kurumların görevidir. Yargı organı, önündeki sorun hakkında her hangi bir tarafın her hangi bir nedenle doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahalesine maruz kalmaksızın, maddi olaylara ve hukuka dayanarak tarafsız bir biçimde karar verir. Yargı organı yargısal niteliğe sahip her konuda yargılama yetkisine ve karar vermesi istenen bir sorunun kendisinin hukuken tanımlanan yetkisine girip girmediği hakkında münhasıran karar verme yetkisine sahiptir.’’ İlkesi yer almıştır.
Davalı konumda olan idare tarafından yapılan işlem, HSYK eliyle yargısal süreçlerin ve hakimlerin doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahaleye maruz bırakılmasıdır. Bu haliyle, bağımsız yargının teminatı olması gereken HSYK’nın bu evrakı işlem yapmadan iade etmek yerine, hakimlerin terfisinde değerlendirmesi, yargı bağımsızlığına yönelmiş bir tehdittir.
 
 

2. Evrensel Hukukun Temel İlkelerine Aykırıdır.
 
Venedik Komisyonu’nun Türkiye Hakimler ve Savcılar Kanunu Taslağı hakkındaki 610/2011 sayılı görüşünde, disiplin ve atama süreçlerinin, hoşa gitmeyen kararlar veren hakimlere karşı kullanılma riskini bünyesinde taşıdığı belirtilmiş ve karar verecek mercilerce bu hükümlerin dar yorumlanması gerektiği ifade edilmiştir. 

Yine Venedik Komisyonu tarafından 20.06.2015 tarihinde ''Türkiye'de Yargı Bağımsızlığına Müdahale'' başlıklı bir karar alınmış ve internet sitelerinden duyurulmuştur. Venedik Komisyonuna göre, “Savcı taleplerinin ve mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi, uzun süre üzerinde çalıştıkları dosyaların savcıların elinden aniden alınması, hâkim ve savcıların keyfi bir şekilde başka mahkemelere tayin edilmesi, hâkimlerin verdikleri kararlar nedeniyle ihraç edilmesi, savcı ve hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı tutuklanması.” yargı bağımsızlığına müdahaleyi sistematik hale getirmiştir. HSYK'nın bu uygulamalarının hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğu belirtilen kararda, yaşananların Türkiye'de yargının bağımsızlığı için yeterli güvenceler bulunmadığını açıkça gösterdiği ifade edilmiştir. Ayrıca, Venedik Komisyonu'nun HSYK'nın devam eden davalarda kararları nedeniyle hakim ve savcıları doğrudan hedef alan tasarruflarından endişe duyduğu belirtilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi kapsamında iç hukukta yürütülen yargısal süreçlerin adil olup olmadığının denetimini yaparken, öncelikle mahkeme ya da hakimin yeterince bağımsız olup olmadığını tespit etmektedir. Bu konuda AİHM, genel olarak yargı sisteminin, özelde ise uyuşmazlığı karara bağlayan mahkemenin bağımsız olduğundan söz edebilmek için taşıması gereken bazı objektif ve sübjektif kriterler aramaktadır. Mahkeme, yargının objektif bağımsızlığına, o ülkenin yargıya ilişkin kurumsal ve anayasal düzenlemelerini değerlendirerek karar vermektedir. 

Gerçekten AİHM, yargı sisteminin yeterince bağımsız sayılıp sayılamayacağını araştırırken hakimlerin atanma ve görevden alınma usulünü, görev sürelerini, hakimlere emir ve talimat verme yetkisine sahip bir makamın bulunup bulunmadığını, haklarındaki itham ve şikayetlerin yargı bağımsızlığı ilkesinin gereği olarak yürütme organından bağımsız yürütülüp yürütülmediğini, bu ithamların zamanında suçlanana bildirilip savunma hakkı tanınıp tanınmadığını, öngörülen usul kuralları ve doğal üyeler yoluyla disiplin süreçlerinde yürütme organının bir etkisinin bulunup bulunmadığını, hakkında itham ve şikayette bulunulan kişilerin her türlü iç ve dış etkiden korunmasına hizmet eden usuli güvencelerin olup olmadığını, inceleme ve soruşturmaların yargı yetkisi kapsamında vicdani kanaate göre özgürce şekillenen yargısal takdir ve kararları hedef alıp almadığını, kanun yolunda düzeltilmesi mümkün olan takdir hatalarının inceleme ve soruşturmaya konu edilip edilmediğini, inceleme ve soruşturmaların yargısal konulara ilişkin olması halinde karar veren mercii tarafından (HSYK) diğer yargı mensupları üzerindeki caydırıcı etkisinin dikkate alınıp alınmadığını, disiplin sürecinin kimin tarafından başlatıldığını, karar veren makamın yeterince bağımsız olup olmadığını vs. dikkate almaktadır. 

AİHM’ne göre, yargının kurumsal ve hakimin kişisel bağımsızlığı ile hakim teminatının anayasal düzeyde garanti altına alınması sözleşmeci devletler açısından pozitif yükümlülükler kapsamında zorunlu olmakla birlikte, yargısal süreçlerin her türlü etkiden arındırılması için tek başına yeterli değildir.
 
 
Hakimi baskı, telkin ve müdahalelere karşı koruyacak yasal ve anayasal mekanizmalar kurulmuş ve bu yolla hukuki bağımsızlık sağlanmış olsa bile, uygulamada mahkemelerin ve hakimlerin yargı bağımsızlığını zedeleyecek uygunsuz etki ve müdahalelere maruz kalması önlenemiyorsa, anayasal ve yasal güvenceler çok anlamlı olmayacaktır.

AİHM, 09/01/2013 tarihli Volkov -Ukrayna Kararında, hakimler ile ilgili disiplin soruşturma ve cezaları hakkında karar veren kurullar üzerinde yürütme organının etkisini, yargı bağımsızlığı ilkesinin ihlali olarak değerlendirmiş ve söz konusu durumun Sözleşmenin 6. maddesine aykırı olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme gerekçesinde, yargılama faaliyetini yürüten hakim hakkındaki disiplin sürecinin kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince devlet yetkisi kullanan diğer organlardan bağımsız yürütülmesi gerektiği, ancak yasama ve yürütmenin etkisini sınırlayamayan bir sistemin bu şartları sağlayamayacağı, kurulda doğal üye olan Başsavcının ve Adalet Bakanının da Ukrayna yargı sistemi açısından çok etkili bir konumda oldukları, bu nedenle bağımsızlık için potansiyel tehdit olarak algılanabilecekleri değerlendirmesi yapılmıştır. AÎHM’ne göre, kurul üzerinde siyaset kurumunun etkisinin azalmadığı ve yargının kendini yönetmesi ilkesi hakim olmadığı sürece yargının kurumsal bağımsızlığından bahsetmek söz konusu olmayacaktır.
 
 
3. Anayasa’nın 138. Maddesi ihlal edilmiştir.
 

Anayasa’nın Mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı 138. Maddesinde; ‘’ Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’’ Kuralı yer almaktadır.
 
Kamu idarelerine düşen, aleyhlerine karar veren hakimleri listeleyip şikayet etmek değil, mahkeme kararlarına uymaktır. Bu karar yanlış ise bunun düzeltileceği yer HSYK değil, kanun yolu aşamasında bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’dır.

Yapılan bu şikayet ve HSYK’nun bu şikayet üzerine aldığı kararlar dikkate alındığında ’Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.’’ Yönündeki anayasa ilkesinin bir anlamı kalmamıştır. 

İdari yargıdan istenilen, hukuku uygulamak değil, davanın şartları ne olursa olsun idare lehine karar vermektir. Bu aşamadan sonra, müşteki idarenin taraf olduğu davalarda idare aleyhine karar vermek hakimler açısından cesaret işidir. Dikkat edilecek olursa, idare aleyhine karar verilen 181 dosyadaki 73 mahkemenin tamamı, yerindelik denetimi yapmak suretiyle yetkisini aşma iddiasıyla şikayet edilmiştir. Bu haliyle, taraf konumda olan idare, işleminin denetlenmesini istememektedir. 
 

 
4.Anayasanın 159. Maddesi ihlal edilmiştir. 
 

Anayasanın 159. Maddesi’nde ‘’Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.’’ Hükmü yer almaktadır. Yine 6087 Sayılı Kanun’un 1. Maddesinde ‘’bu Kanunun amacı, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kuruluşu, teşkilâtı, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.’’, 3/7. Maddesinde ise ‘’Kurul, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarını gözeterek adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkeleri çerçevesinde görev yapar.’’ Kurallarına yer verilmiştir.

Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi'nin 1 no'lu tavsiye kararında da, hakimlerin disiplin işlerini yürütecek olan otoritenin, yasama ve yürütme organından bağımsız kurullar olması gerektiği ifade edilmektedir. Yargı kurullarının oluşturulmasının amacı, yargının kendi kendini yönetecek bir yapıya kavuşturulması yoluyla mahkemelerin ve bireysel olarak hakimlerin bağımsızca karar verebilmesini, dolayısıyla hukukun üstünlüğünü sağlamaktır. 

Venedik Komisyonu’nun cdl( 2012 )035-27 Nisan 2012 tarihli Görüşünde de, yargı politikasının belirlenmesi ve uygulanmasında Bakanlık yoluyla ya da Yargı Kurullarına üye seçimi yoluyla siyaset kurumunun ve yürütmenin gereğinden fazla müdahil olması eleştirilmiştir.
Anayasa ve kanun hükümleri dikkate alındığında, HSYK hem yargı bağımsızlığı hem de hakimlik teminatı açısından bir güvence olmak zorundadır. Yargısal nitelikte kararlar nedeniyle yapılan şikayetlerde HSYK’na düşen hakimlerin arkasında durmaktır. Baskı kimden ve hangi otoriteden gelirse gelsin, bağımsız ve tarafsız karar vermesi beklenen hakim ve savcılara sahip çıkmaktır. Yapılan bu şikayetler ve HSYK’nın tutumu sonrasında idari yargı organları önünde dava açan kişilerin bağımsız bir mahkemeye başvuru haklarına sahip olduğunu söylemek zordur. 
 
 
Bülent Arınç’ın açıklaması da muhalefet şerhinde
 
Şikayete konu kararların verildiği tarihte Başbakan yardımcısı olan sayın Bülent Arınç’ın bir televizyon programında söylediği, “Hakim ve savcılar, tayin olur, nakil olur, meslekten çıkarılırsın, verilen talimatlara uymazsan başına neler gelir denilerek korkutuluyor.’’ Beyanı ile Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi’nin 16 Ekim 2015 tarihli Avrupa Konseyi’ne Üye Ülkelerde Yargı ve Hakimlerin Durumuna İlişkin Rapor’ da yer alan tespitler durumun vahametini ortaya koymaktadır. Rapora göre, hakimlerin istekleri dışında görev yerlerinin değiştirildiğine dair şikayetler bulunmaktadır. Verdikleri kararlar nedeniyle, hakimlerin görev yerinin değiştirilmesi, yargı bağımsızlığı ile birlikte tarafsız bir yargı sistemi bulunduğuna ilişkin kamuoyu güvenini önemli ölçüde zedelemektedir. Verdiği ya da vermesi muhtemel kararlar yüzünden hakimlerin görev ve görev yerlerinin değiştirilmesi kesinlikle kabul edilemez. Özellikle idari yargı hakimlerinin vermiş oldukları bazı kararlar sonrasında idare mahkemelerinden verdi mahkemelerine atanmaları, yargı bağımsızlığına yönelmiş bir tehdittir.’’ tespiti durumun vahametini gözler önünde sermektedir.
 
 
5.2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 97. Maddesi ihlal edilmiştir.
 
İhbar ve şikâyetler başlıklı 97. Maddede ‘’Hâkim ve savcılar hakkında; kanun yollarına başvuru sebebi olarak ileri sürülebilecek veya hâkimlerin yargı yetkisi ve takdiri kapsamında kalan hususlara ilişkin bulunan, ihbar ve şikâyetler işleme konulmaz.’’ Düzenlemesi bulunmaktadır. Bu kurala aykırı olarak, bir yıl içinde davalı idare aleyhine karar veren tüm mahkeme ve hakimler şikayet edilmiş ve HSYK tarafından bu şikayet işleme konularak terfiye ilişkin kararlarda dikkate alınmıştır. 
6. Verilen Kararlar, hukuk devletinde idari yargı mahkemelerinin üstlenmiş olduğu misyona aykırıdır.
 
 
“İdari yargının temel fonksiyonu, güçlü olan idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri karşısında bireylerin temel hak ve hürriyetlerini korumaktır”
 
 
İdarenin yargısal denetimini yapan idari yargının temel fonksiyonu, güçlü olan idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri karşısında bireylerin temel hak ve hürriyetlerini korumak, verilecek kararlarla idarenin hukuka bağlılığının sürdürülmesi sağlamaktır. Bu fonksiyonu nedeniyle yargı denetimi, hukukun üstünlüğü ilkesinin olmazsa olmaz şartlarından birisidir.
Hukukun üstünlüğüne dayanan bütün siyasal sistemlerde kuvvetler ayrılığı ilkesinin tam olarak uygulanabilmesi için yasama ve yürütmenin işlemleri yargı organının denetimine tabi tutulmaktadır. ‘’Denetim ve Denge’’(check and balance) sistemi, bütün çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazlarından biridir. Bu kapsamda üstlendikleri kamu hizmetlerini yerine getirirken yasama ve yürütme organının kendilerine çizilen anayasal sınırlar içerisinde kalıp kalmadığını belirleyecek olan yargısal denetim, kişi hak ve hürriyetlerinin de garantisidir. 

Kamu hizmetini yürütmekle görevli olan idarenin, bu hizmeti yerine getirirken bir takım kararlar alması, eylemde bulunması ya da işlem tesis etmesi gereken durumlarda, anayasa ve kanunla kendisine tanınan yetki dahilinde hareket edip etmediği, eylem ve işlemin kamu yararı amacından başka herhangi subjektif bir amaca ulaşılmasına yönelik olup olmadığı gibi hususlar idari yargı denetimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. 

Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine yargı yolunun açık olduğu belirtilmektedir. Bu yargı yolu aşamasında idari işlemlerin hangi unsurlar yününden denetleneceği 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuki denetime tabi tutulacağı belirtilmiştir. 
 
Şikayet konusu yapılan kamu görevlilerine ilişkin uyuşmazlıklarda Danıştay; idarelere takdir yetkisinin tanınmış bulunduğu, bu takdir yetkisinin de mutlak olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğu, takdire dayanan işlemlerin sebep ve maksat bakımından yargı denetimine tabi bulunduğu hususunun idare hukukunun bilinen ilkelerinden olduğunu ifade etmektedir. 
 

Takdir yetkisine dayanan işlemlerde, mahkeme tarafından bunun kadro, ihtiyaç, hizmet gerekleri ve kişinin kişisel konumu gibi durumlar dikkate alınarak, kullanılıp kullanılmadığının yargı merciince incelenmesi, idari eylem ve işlem niteliğinde karar vermeyi değil, idari işlemin sebep ve maksat yönünden yargı denetimi işlevini sağlamaktır. Danıştay’ın 1965 yılında çıkan Devlet Memurları Kanunu’na göre yapılan atama ve göreve son işlemlerinde 50 yıllık içtihadı bu şekildedir. 
 

Bu içtihat dikkate alınarak, bahsi geçen davalarda işlemi tesis eden idareye somut gerekçeler, mahkeme tarafından ara kararı ile sorulmaktadır. Bu ara kararlarında, ilgilinin geçmiş yıllarda almış olduğu disiplin cezaları, sicil ve performans notları, ödülleri vs. sorulmaktadır. Gelen bilgiler üzerinden kişinin kamu görevini hakkıyla yerine getiremediği yönünde bir kanaate ulaşılırsa idare lehine karar verilmektedir. Ancak, idarece; takdir yetkisine dayanılarak tesis edildiği belirtilen işlem için dayanak belge sunulmadığı, istihbari nitelikteki belgeler haricinde somut belge gönderilmediği ya da gönderilen belgelerin işlem tesisi için yeterli olmadığı durumlarda dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu, takdir yetkisinin kamu yararı amacına dönük değil sübjektif kullanıldığına karar verilmektedir. 

Müşteki idare tarafından şikayet edilen budur. Hukuka ve Danıştay içtihatlarına uygun işlem tesis etmek, mahkeme kararlarını dikkate almak zorunda olan idare tarafından tesis ettiği işlemlerin hepsinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle hakimler ve mahkemeler suçlanmaktadır.
 
“Yargı erki sadece yürütme erki ve idarenin hoşuna giden kararlar veriyorsa, üstlenmiş olduğu fonksiyonu yitirmiş demektir”

Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi’nin “Modern demokraside yargının ve diğer devlet erklerinin yeri” konulu 2015/18 sayılı tavsiye kararında ‘’devletin üç erki, bir bütün olarak toplumun menfaati doğrultusunda birbirlerinden hesap soran denetleme ve dengeleme sistemi ile işlerler. Bu yüzden, demokraside devletin erkleri arasında belirli bir gerginliğin olmasının kaçınılmaz olduğu kabul edilmek zorundadır. Ortada böyle “yaratıcı bir gerginlik” olması, her bir erkin diğer erkler üzerinde gerekli denetlemeyi sağladığını ve dolayısıyla uygun dengenin korunmasına katkıda bulunduğunu gösterir. Üç erk arasında bu şekilde bir gerginliğin olmaması halinde, bir ya da birden fazla erkin diğer erkleri artık bir bütün olarak toplumun menfaatleri doğrultusunda sorumlu tutmadığı ve dolayısıyla erklerden birinin ya da birden fazlasının diğerleri üzerinde baskınlık kurduğu yönünde şüpheler ortaya çıkabilir. Bu yüzden yargı ile diğer iki erkin arasındaki gerginlik durumunun kesin olarak yargıya ya da bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak değil, yargının diğer erklerini bir bütün olarak toplumun menfaatleri doğrultusunda sorumlu tuttuğunun bir göstergesi olarak algılanması gerekir. ‘’ şeklinde ifade edilen görüşü doğrultusunda yargı erki sadece yürütme erki ve idarenin hoşuna giden kararlar veriyorsa, üstlenmiş olduğu fonksiyonu yitirmiş demektir. Belirtilen nedenlerle, davalı idarelerin idare mahkemelerine açılan davalarda Kurum aleyhine karar veren tüm idare mahkemeleri ve bu mahkemelerin hakimleri hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayette bulunması üzerine HSYK 2. Dairesi tarafından terfilerinin durdurulmasına ve dilekçe sonucunun beklenilmesine dair çoğunluk kararına katılmıyoruz.
 
Anahtar Kelimeler:
ArınçHSYK
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Aydın Denizli 11 ay önce

İşte gerçek hukukçu. Kendisini doğruları yazdığı için kutluyorum. İdarenin taktir yetkisi mutlak değildir ve yargı denetimine tabidir. Güçlü olan kamu idaresinin karşısında zayıf olan bireyin hakları çok daha güçlü olarak savunulmalıdır.