Türk Ceza Hukuku’nda faillik, müşterek faillik ve suça iştirak ayırımında suça hakimiyet teorisinin kabul gördüğü, bunun sebebinin, kanun koyucunun faillik ve suça iştirake ilişkin TCK m.37 ila 41 ve gerekçelerinde, 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’na göre yapılan sistem değişikliği ile benimsediği hakimiyet teorisini ölçüt alan tespit ve açıklamalarına dayandığı söylenebilir.

Mülga Türk Ceza Kanunu’nun benimsediği asli, fer’i ve zorunlu fer’i faillik ile maddi ve manevi iştirak sisteminden ayrılan Yeni Türk Ceza Kanunu, suça iştirakte Alman sistemini benimsemiştir.

5237 sayılı Kanunla öngörülen özellikle suça iştirak müessesesinin teorik karşılığı olsa da, pratikte mükemmel veya 765 sayılı Kanunun benimsediği asli ve fer’i ile maddi ve manevi suça iştirak başlıklarına göre daha iyi işletilebilir mi? Bizce bu sorunun cevabı hayır, özellikle uygulamada müşterek faillik ve yardım etme iştirak şekillerinin birbirine çok karıştırıldığı, teorik açıklamalar yapılsa da bu iştirak biçimlerinin hak ve adalete uygun karşılıklar bulamadığı görülmektedir.

Suça iştirak; kasten işlenen suçun birden fazla kişi tarafından anlaşma ve işbirliği ile icra veya suça teşebbüs edilmesi olduğu, bunun türlerinin de müşterek faillik, azmettirme ve yardım etme olarak belirlendiği, bu kapsamda eski asli maddi, asli manevi, fer’i maddi, fer’i manevi ve zorunlu fer’i iştirak türlerinin terk edildiği, hakimiyet teorisi ile daha önce yaşanan sorunların çözüleceğinin düşünüldüğü, bu noktada Alman Ceza Hukuku’ndan faydalanıldığı, ancak pratikte bilhassa müşterek faillik ve yardım etme konularında ciddi sorunlar ortaya çıktığı, müşterek faillik ile yardım etmenin ceza sorumluluğu ağırlıkları düşünüldüğünde, bundan kaynaklı ciddi ceza adaletsizliklerine ve benzer dosyalarda farklı kararlara varıldığı bilinmektedir. Tüm bu sorunların çözümü için, konu ile ilgili temel kriterlerin benimsenip yerleştirilmesi gerektiği ve bunun için de zamana ihtiyaç olduğu ileri sürülebilir. Ancak hayatın canlı ve mahkeme kararları ile beraat ve infazların gerçek olduğu düşünüldüğünde, bu meselede sorunların “zaman” mefhumuna bırakılamayacağı tartışmasızdır.

Suça iştirakte; yasal zorunluluk olmamasına rağmen ve bir kişi tarafından işlenebilmesi mümkün olduğu halde, birden fazla failin anlaşmak ve işbirliği yapmak suretiyle kasten işlenebilen bir suç etrafında birleşmeleri ve suçta müşterek fail, azmettiren veya yardım eden sıfatlarından birisini üstelenerek aldıkları sorumluluk ve taşıdıkları sıfatlarından kaynaklanan ceza sorumluluğunu yüklenmeleri gündeme gelir.

Suça iştirak müessesesinin hukuki esası, ceza normunda suç olarak tanımlanan bir fiilin işlenmesine anlaşma ve işbirliği ile katılan her failin suç işleme kastını ve dolayısıyla tehlikelilik halini ortaya koyması, az veya çok icra ettiği hareketlerle suçun işlenmesine katkı sağlamasına dayanır. Suça iştirakte; ceza normundan kaynaklanan bir zorunluluk olmadığı halde, birden fazla failin, anlaşma ve işbirliği ile kastedilen suç etrafında birleşmeleri hali vardır.

Fiili hakimiyette failin tek başına olduğu durum vardır. Fonksiyonel hakimiyette, yani müşterek faillikte fiili hakimiyet yok, müşterek failler suça konu eylemin birer parçalarına hakim olurlar. Bir parça olmazsa fiil imkansızlaşır veya zorlaşır, yani bir parça eksik olursa fiil zarar görebilir.

Fiilin icrası sırasında sırf “birlikte/olay yerinde bulunma” müşterek faillik için kıstas mıdır? Olay yerinde bulunanların, fonksiyonel hakimiyeti veya en azından Türk Ceza Kanunu m.39 kapsamında yardım etme sayılabilecek destekleyici eylemleri olmalıdır. Ayrıca failin, suça konu eyleme “müşterek fail” sıfatı ile iştirak ettiğini veya olay sırasında yardım ettiğini gösteren ve şüpheyi yenen somut delil bulunmalıdır. Aksi halde, bir şahsın sadece olay yerinde diğer faillerle birlikte bulunması TCK m.37/1’in ve hatta TCK m.39’un tatbiki için yeterli değildir. Bunun için, suç işleme kararı ile birlikte fiili hakimiyetin bulunması gerekmektedir.

Esasında suça iştirakin yukarıda sayılan her üç halinde de, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği ileri sürülebilir, ancak bu düşünce doğru değildir. Suça iştirak, yalnızca suçun yasal tanımında öngörülen fiilin birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi anlamına gelmemektedir. Azmettirme ve yardım etme halleri de; suça konu fiilin birden fazla kişi tarafından birlikte icrası sayılmamakla birlikte, kasıtlı suça anlaşma ve işbirliği ile katılma olarak kabul edilmektedir.

TCK m.37/1’in müşterek faillik ile ilgili gerekçesine göre, “Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulur. Bu durumda, fiilin icrası veya sonuçsuz kalması ortak faillerden her birinin elinde bulunmaktadır… Suç ortaklarının iştirak katkılarının karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamadığı durumlarda da müşterek faillik mümkündür… Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır”.

Tek Başına Fail: Suç tipinde yer alan tüm yasal unsurları bizzat gerçekleştirendir. Kişide fail olma iradesi yeterli bulunmayıp, ayrıca suç için aranan tüm şartları da bu kişi gerçekleştirmelidir. Özgü/mahsus suçlarda fail, ancak suç tipinde tanımlanan sıfatı taşıyan kişi olabilir. Bu durumda kişinin suça konu eylemi gerçekleştirmesi yeterli olmayacak, ayrıca ceza normunun aradığı fail sıfatına sahip olması gerekecektir. Tek başına fail, fiil üzerinde hakimiyet sahibi olan kişidir ve burada fonksiyonel veya ortak hakimiyet yoktur, çünkü tek başına failde başkaları ile failliğin paylaşılması gündeme gelmez.

Birden fazla failin bir araya gelmesi ise, ortak suç işleme iradesinin olmadığı durumda gündeme gelebilir ki, esasında burada her bir fail bağımsızdır ve suçun icrası için kanunda aranan şartları kendi şahıslarında gerçekleştirmelidir, yani suça konu eylemin tamamlanmasında her bir failin hareketi yeterli görülmelidir. Bu tür faillik daha ziyade taksirli suçlar için görülür.

Birlikte/Müşterek Fail: Kanunda tanımlanan suçu, ortak suç işleme kararı kapsamında birlikte işleyen her bir kişiyi ifade eder. Her bir müşterek fail; fiilin icrası üzerinde fonksiyonel, yani ortak hakimiyet sahibi olmalıdır. Bu tür bir hakimiyet; suçun icra hareketlerinin her bir fail tarafından icra edilmesinden doğabileceği gibi, her bir failin işbölümüne dayalı katkılarından da kaynaklanabilir. Her bir müşterek fail fiil üzerinde fonksiyona sahiptir, deyim yerindeyse zincirin halkasının birisinin eksik olması veya kopması halinde, suç da gerçekleşmez, eğer suç kişinin katkısı olmasa da tamamlanabilmekte ise, bu durumda kişinin müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak nitelendirilmesi isabetli olacaktır.

Müşterek (Birlikte) Failliğin Şartları
Faillerde suçu birlikte işleme durumu ve aralarında da ortak suç işleme iradesinin varlığı gerekir. Suçu birlikte işleme suçun maddi unsuru ve ortak suç işleme iradesi ise suçun manevi unsuru ile ilgilidir.

1. Suçu Birlikte İşleme: Birlikte failliğin maddi unsuru, her bir müşterek failin ortak suç işleme kararı ile suça eylemli bir katkıda bulunması demektir. Müşterek fail fiile sunduğu katkı ile suçun icrasını etkilemeli ve bir anlamda suçun gerçekleşmesinin vesilesi olmalıdır. Bu katkının “müşterek faillik” olarak değerlendirilebilmesi için; teorik olarak değil pratik olarak da, yani somut olayın özelliklerine göre “fiil üzerinde ortak hakimiyet” ölçütünün varlığı tespit edilmelidir. Her bir müşterek fail suçun birlikte işlenmesine sağladığı katkı ile suçun gerçekleşmesine sebep olmalı, sunduğu katkı önem taşımalı, fiil üzerinde ortak/fonksiyonel hakimiyetin varlığını göstermelidir. Esasında müşterek faillikte, deyim yerindeyse her bir müşterek failin elindedir. Elbette bu elinde sayılma, mutlak kontrolü de ifade etmeyebilir. Örneğin, ortak suç işleme iradesi ile hareket eden failin suçu birlikte işleme yönünde ortaya koydukları icra hareketlerinin birbirini tamamlaması sonrasında suç işlenebilir veya teşebbüs aşamasında kalınabilir. Kişilerden birisi olay yerinde olmayıp da, sadece azmettiren olarak değil, kararı takviye eden veya suç planına katkı sunan veya vasıta tedarik eden olarak suçun anlaşma ve işbirliğine katılmışsa, bu durumda müşterek faillikten değil, yardım etmeden bahsedilebilir ki, yardım eden anlaşma ve işbirliğine girdiği suç yönünden TCK m.38 kapsamında sorumlu tutulacak, fakat bunu aşacak şekilde müşterek faillikten veya olay sırasında işlenen diğer suçlardan sorumlu kabul edilemeyecektir.

Müşterek fail, fiile katkısı ile suçun tüm şartlarını tek başına veya aynı zamanda icra etmek durumunda değildir. Müşterek faillerin suça sundukları katkıları birbirini tamamlayıcı ve zincirleme şekilde olabilir ki, bu durumda her bir müşterek fail suçun icrası üzerinde “fonksiyonel bir hakimiyet” elde etmektedir. Müşterek faillikte, tek başına faillikte olduğu gibi fiili hakimiyet değil, fonksiyonel, yani ortak hakimiyet hali vardır. Müşterek failin suça sunduğu katkıyı sebep ve sonuç ilişkisi olarak kabul edilen illiyet bağı ile açıklamak doğru değildir. Önemli olan fiilin bir bütün olarak ele alınması suretiyle müşterek failin suça sunduğu katkının objektif bir değerinin ve fonksiyonunun olup olmadığıdır ki, ancak bu hal tespit edildiğinde kişinin müşterek failliğinden bahsedilebilir.

Uygulamada; suça katılanların suçun icrasında rollerine, iştirakin kapsamına, ortak bir hakimiyetin varlığına ve suçun icrasına yapılan katkının önemine bakılarak müşterek failin varlığına veya yokluğuna karar verildiği görülmektedir. Bu kıstaslar teoride anlam ifade etse de, pratikte her zaman fayda sağlamakta ve sorunu da çözememektedir.

Kişi; mutlaka kanunda tanımlanan icra hareketini gerçekleştirmeden de, fiil üzerinde sahip olduğu fonksiyonel hakimiyete göre müşterek fail kabul edilebilir. Kural olarak; hazırlık veya plan aşamasında yapılan katkılar birlikte failliğe neden olmasa da, olay yerinde olmayan, fakat diğer faillerle iletişim kurmak suretiyle suçun icrasına aktif katkı sağlayan kişinin müşterek fail sayılması gerektiği söylenebilir. Esasında bu düşünceye konu örneğin, müşterek faillik olarak değil de yardım etme olarak değerlendirilebileceği, çünkü eski Kanun döneminde olan zorunlu fer’i failliğin kalktığı, bu nedenle ceza sorumluluğunun genişletilmemesi gerektiği, müşterek faillikte mutlaka ceza normunda tanımlanan suça konu maddi unsura her bir fail tarafından fonksiyonel katkının sağlanıp, fiil üzerinde ortak hakimiyetin olması gerektiği fikri ileri sürülebilir.

Söylediğimiz gibi, müşterek faillik ve yardım etme konuları karışıktır; teoride soyut ortak kriterler belirlense bile, bu konunun pratikte her somut olayın özelliklerine göre ayrı değerlendirilmesi gerekir ki, bizce de kişinin sunduğu katkı itibariyle maddi unsura icra hareketi ile katılması zorunluluğu aranmadan, suç üzerinde sahip olduğu fonksiyonel ve ortak hakimiyet suretiyle de müşterek fail sayılması mümkündür.

Bu noktada her bir somut olayın özelliğine göre; suça katılanın sunduğu katkıya bakılması gerekmekle birlikte, katkının önemi, suçun icrası sırasında sahip olduğu fonksiyonel ve ortak hakimiyet dikkate alınmalı, buna göre kişinin müşterek fail mi yoksa yardım eden mi sayılması gerektiğine karar verilmelidir. Örneğin; diğer faille birlikte ortak suç işleme kararı çerçevesinde maktulün öldürülmesini planlayan, diğer sanığa silah veren, yer gösteren, maktule ve olay yerine ilişkin bilgi toplayan, suçun icrası sırasında yakın bir yerde bekleyen, sonra da diğer sanıkla birlikte kaçan kişi müşterek fail olarak kabul edilmelidir.

Her ne kadar suçun plan ve organize aşamasında failin önemli rol oynadığı söylense de, bunun hazırlık aşamasında gerçekleştirilen hareketlerin birlikte failliğin kabulüne yeterli olmayacağı, suçun icrası sırasında süreci etkileyen bir katkının da varlığının gerektiği, suç işlenirken failin olay yerinin yakınında beklemesinin, hatta olay yerinde diğer faille bulunmasının ve sonra korkarak veya başka nedenle kaçmasının müşterek failliğe yol açmayacağı, çünkü ortada fonksiyonel ve ortak hakimiyetin kurulmadığı ileri sürülse de, verdiğimiz örnek karşısında yardım etmenin kabulü ve hatta suça iştirakin olmadığı yönünde bir düşüncenin savunulabilmesi mümkün değildir.

Gerçekten de faille birlikte olay yerine giden, niye gittiğini bilmeyen veya yalnızca konuşmak veya eğlenmek için gittiğini zanneden, failin amacının farkında olmayan ve bu konuda da faille ortak suç işleme iradesine sahip bulunmayan, yalnızca suçun işlendiği araca binen veya aracı sadece kullanan veya olayın gerçekleştiği yerde bulunan kişinin bu hukuki durumu, TCK m.37/1 kapsamında bir müşterek faillik olarak değerlendirilemez. Müşterek faillikte, suçu birlikte işleme ve buna ilişkin ortak suç işleme iradesinin kanıtlanması ve eylem üzerinde fiili hakimiyet gerekir.

Bu ispat; suçun maddi unsuru yönünden mutlaka kişinin suçun kanuni tanımında yer alan icra hareketlerini, yani suçun maddi unsurunu bizzat gerçekleştirmesi şeklinde olmasa da, suçun gerçekleşmesi için gerekli katkı, fiil üzerinde ortak ve fonksiyonel hakimiyet şeklinde tezahür etmelidir. Aksi halde, müşterek faillikten bahsedilebilmesi mümkün olmayacaktır. TCK m.37/1’de, net bir şekilde suçun kanuni tanımında yer alan kişilerden her birisinin fail olarak sorumlu sayılacağı belirtilirken, hükümde suçun maddi unsurunu veya ceza normunda tanımlanan fiilin icra hareketlerinin gerçekleştirilmesinden değil, suça konu eylemin birlikte gerçekleştiren kişilerin müşterek fail sayılacağından bahsedilerek, esasında kanun koyucu sadece hükmün gerekçesinde değil, madde metninde de fonksiyonel ve ortak hakimiyeti, dolayısıyla da müşterek failliğin ne olduğunu tanımlamıştır. Buna göre müşterek faillik, yalnızca suç tipinin tanımlandığı maddede yer alan icra hareketlerine indirgenemez. Failler bakımından önemli olan, suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirme ve buna dair ortak iradeye sahip olmadır.

Doktrinde ve uygulamada “eklenen birlikte faillik” kavramından bahsedildiği, bu durumda suça katılan her bir failde ortak suç işleme kararının varlığının gerekli olduğu, her bir failin suçu kendi eli ile gerçekleştirmeye çalıştığı, ancak hangisinin eylemi ile neticenin gerçekleştiğinin tespit edilemediği durumda, Mülga TCK m.463’e, yani faili belli olmayan insan öldürme suçuna benzer bir durumun TCK m.37/1 için de mümkün olduğu ileri sürülmektedir. Belirtmeliyiz ki; yeni Türk Ceza Kanunu’nda olmayan, mülga TCK m.463 karşısında verilen bu örneği TCK m.37/1’in tam karşıladığını söylemek mümkün değildir.

Eğer somut olayda birlikte hareket eden failler suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirmeye elverişli ortak ve fonksiyonel hakimiyete sahip olup da ortak suç işleme iradesi ile hareket etmişlerse, sorunu TCK m.37/1 kapsamında çözüp müşterek faillikten hareketle her bir faili cezalandırmak mümkün olabilecektir. Bu durum olmayıp da, suçu birlikte işleme derecesinde bir fonksiyonel ve ortak hakimiyetin tespit edilemediği, beş kişinin silahlı olup bunlardan birisinin ateş ettiği ve ateş edenin belirlenemediği, maktulün ölümüne etkili bir katkının sağlanamadığı durumda müşterek failliğin işletilebilmesi isabetli olmayacaktır. Ancak kimisi de; her bir failin silahlı olduğunu, ateş etmese de maktulün öldürülememe ihtimaline binaen işi tamamlamak için beklediğini, diğer failin maktulü öldürmesinin müşterek failliği ortadan kaldırmayacağını ileri sürebilir. Bahsettiğimiz örnek ile bu tespitin bir benzerliği kurulabilir mi? Eğer faillerde ortak suç işleme iradesi var ve gerçekten maktulün öldürülmesi üzerinde etkinliğe sahiplik, bu noktada sonuca ulaşma kabiliyeti varsa müşterek faillikten bahsedilir. Ancak bunların olmadığı durumda örneğin beş silahlı kişiden birisinin ateş edip maktulü öldürdüğü, ortak suç işleme iradesinin de belirlenemediği ve diğer kişilerin suça katkısının net tespit edilemediği durumda, sırf diğer kişileri silahlı olup olay yerinde bulunduğu için cezalandırmak doğru değildir.

Yine örneğin; dört kişinin olay yerine gidip, dördünün silahı çekip ateş ettiği, mağduru birisinin vurup diğerlerinin vuramadığı durumda veya mağdurun kaçmaya çalışıp diğerlerinin kaçmasını engellediği, mağdur kaçarken çelme taktığı durumda, icra hareketlerine katılma ve eylem üzerinde fonksiyonel hakimiyet varlığından bahisle müşterek failliğin oluştuğunda şüphe yoktur. Bununla birlikte, şahsın suçun icra hareketlerine, sonucu gerçekleştirici katkı sağlamadıkça veya fonksiyonel hakimiyet (orada bulunup yönlendirme, silah verme, arabayı alıp kaçırır vs.) kurmadıkça, sadece suç işleme iradesine sahip olduğu ve orada bulunduğu durumda bizatihi müşterek fail olarak sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir.

Suça katılan failler arasında ortak bir suç işleme iradesi yoksa bu tür bir ortak sorumluluğa gidilmesi mümkün olamayacağı gibi, her bir kişi kendi eyleminden sorumlu olacak, suçun kasten işlenmemesi durumunda da ölüm sonucuna neden olan eylemi ve failini tespit etmek gerekecektir.

Örneklerden ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere müşterek faillik gerçekten kendi içinde çetin bir konudur, ayrıca yardım etme ile de karıştığı için birçok soruna sebebiyet verme niteliğine sahiptir.

2. Ortak Suç İşleme İradesi: Müşterek failliğin diğer şartı da ortak suç işleme iradesidir. Müşterek failler arasında, bir suçun işlenmesine dair ortak suç işleme kararının varlığı tespit edilmelidir. Bu tespit, her bir failin diğerleri ile beraber bir suçun işlenmesine katıldığı bilincine sahip olması anlamını taşımaktadır. Birlikte suç işleme kararı, müşterek faillerin suça katkılarını bir araya getirmekte ve her bir failin ceza sorumluluğunun suçun tümü için doğmasını sağlamaktadır. Failler diğer katılanların suça ne şekilde ve derecede katkı sunacaklarını ayrıntılı bilmek zorunda değillerdir. Ortak suç işleme kararı, en azından suça teşebbüs aşamasına kadar kendisini göstermelidir. Bu karar suçun icrası sırasında diğer katılanları kabulü ile de oluşabilir. Ortak suç işleme iradesinin gerçekleşmesinden sonra her katılanın suça fonksiyonel hakimiyeti kazanabileceği katkı sunması şarttır.

Sonuç olarak müşterek faillikte; suçun maddi unsuru bakımından birlikte suç işleme, manevi unsur bakımından ise ortak suç işleme iradesi müştereken gerçekleşmeli, yani bir kişinin müşterek fail sayılabilmesi için, hem suçun icra hareketlerini gerçekleştirme veya suçun icrası sırasında suç üzerinde fonksiyonel hakimiyete ve diğer fail veya faillerle birlikte ortak suç işleme iradesine sahip olmalıdır, bu şartların birisinin eksikliği “müşterek fail” sıfatını engeller.

Dolaylı Faillik: Dolayı faillik, suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişinin fail olarak sorumlu tutulmasıdır. Dolaylı fail suçu icra eden kişi ve hareketi üzerinde hakimiyet kurmalıdır, bu durumda kullanılan kişinin temyiz kudreti varsa fail olarak ceza sorumluluğu olacak ve onu kullanan kişi dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Dolaylı faillik ile azmettirme farklıdır. Dolaylı faillikte, dolaylı failin suçun işlenmesinde bir başkasını ve icra edeceği faili hakimiyeti, yani kontrolü altına alması gündeme gelir. Daha ziyade bu durum psikolojik telkin kusur yeteneği olmayanların suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması durumlarında kendisini gösterir. Kanun koyucu TCK m.37/2’nin 2. cümlesinde, kusur yeteneği olmayanları suçu işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezasının üçte birden yarısına kadar artırılacağını belirtmiştir. Dolaylı faillik, suçu işleyenin iradesi üzerinde hakimiyet olarak da açıklanabilir.

Özetle TCK m.37/1’de düzenlenen müşterek faillik; suçun yasal tanımında öngörülen fiilin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi anlamını taşımakta olup, müşterek faillikten söz edebilmek için, her bir failin somut olayda suç işleme kararı ile birlikte eylem üzerinde fiili hakimiyetinin de bulunması gerekir. Sadece olay yerinde bulunmak TCK m.37/1 uygulanmasını gerektirmez. TCK m.38’de düzenlenen azmettirme; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesine katılmayı değil, suç işleme kararı olmayan faile suçun işletilmesine niyet ettirilip karar aldırılmasını kapsar. TCK m.39/2’de üç bent halinde sayılan yardım etme ise; suçun yasal tanımında yer alan birlikte gerçekleştirilmesine katılmaksızın, faili suç işlemeye teşvik veya failin suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardım vaadi veya faile suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesi sırasında kullanılan araçları sağlamak veya suçun işlenmesi öncesinde veya sırasında faile yardımda bulunmak suretiyle suçun icrasını kolaylaştırmak olarak tanımlanabilir.

 
(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)