Hükümetler gider, anayasa kalır ya da yargı-önyargı!

Bu bir AK Parti ile hesaplaşma değildir. Şayet bunu istiyorsanız hesaplaşmanızı sekiz dokuz ay sonraki seçimlere bırakın. “Evet çıkmasının genel seçimlerde AK Parti lehine müthiş etkisi olur” diyenler bilinçli veya bilinçsiz uyduruyor. Yani AK Parti’nin bir sonraki genel seçimlerde daha güçlü gelmesini önlemek için ‘Hayır’ demenin de bir anlamı yok. “Var” diyenlere sebeplerini sorun. (Bu arada 12 Eylül askeri rejiminin referandumuna ‘Evet’ denmişti, ilk seçimde askeri rejimin partisi kaçıncı oldu?)

Lütfen ne kadar zorlansanız dahi ÖNYARGILARDAN arınıp sadece anayasa reformuna bakın.
Tek tek anlatacak değilim ancak ne yazık ki gördüğüm toplumun çoğu sadece ÖNYARGI ile hareket ediyor. Kimsi “Tayyip Bey dedi” diye ‘Evet’ verecek, kimisi de “Tayyip dedi” diye ‘Hayır’ diyecek!
Tek maddeye kilitlenenler
Misalen pozitif ayrımcılığa imkân getiren bu anayasa reformu hakkındaki referandumda bazı kadın dernek yöneticileri ‘Hayır’ damgasını basmışlar. İnanamıyorum!
Sorulduğunda cevap:
“... içeriğine karşı değilim, ancak ‘bunlar’ çok güçlendi, dikta olacaklar, bu gücü vermek istemiyorum...!!!”
Diğerlerine ise “Hangi madde seni rahatsız etti” diye sorduğumda bula bula tek maddeye kilitleniyorlar, o da yüksek yargının seçim usulü. Diğer maddelerde kimsenin “Hayır” dediği yok, yani tüm koparılan kıyamet tek madde yüzünden!
Peki, yüksek yargının seçiminde parlamentonun da rolünün arttırılmasında sakınca nedir? Dünyanın birçok ülkesinde durum budur, üstelik parlamentoda bugün çoğunluk o beğenmediğin AK Parti’de olabilir, yarın ise beğenebileceğin başka bir partide! Siz şimdiden AK Parti bundan böyle sürekli seçilecek diye mi görüyorsunuz?
“Niye muhalefetin de halk tarafından seçilebileceğine ihtimal vermiyorsunuz? Kaldı ki parlamentoyu da bundan sonra cumhurbaşkanını da halk seçiyor, demek ki siz halkın doğru seçim yapmadığı ve yapamayacağı varsayımından hareket edip halka güvenmiyorsunuz, peki bu ne biçim çifte demokrasi standardı?” dediğimde tatmin edici cevap hakikaten alamadım. En mantıklı, okumuş ve normalde mantık silsilesine göre hareket etmesini beklediğim kişilerde bile bir anda duygu ön plana çıkıyor, konudan konuya atlanıyor, Başbakan’ın şusundan busundan, AK Parti’nin yanlışlarından bahsediliyor... DUYGUSALLIK?

KORKU, ÖNYARGI, VARSAYIMLAR...
Hatırlar mısınız 1994’te Tayyip Erdoğan Belediye Başkanı seçildiğinde etrafta dolaşan faksları, yazıları? İçkili yerler kapanacak, mini eteklilere söyle böyle yapılacaktı hani... Ya da daha yakın 2002 seçimlerinde?

Tarafsız olamam!
Ben tarafsız olamam. Buna sebep AK Parti’yi kuranlardan biri olmam değildir. Buna sebep yargının ne kadar taraflı ve politize olduğunu geçtiğimiz 10 sene zarfında kendi üstümde gördüğümdendir. Bana yapılan tüm iftiralara en yüksek tahminlerinizin en az 10 misli fazla dava açmış biri olup bu davaların çoğunu da kazanmış biri olarak yazıyorum (hatırlarsanız CIA, Mossad, el Kaide, PKK, BND ve CI5’çi... vatanı satan bir hain ve tüm kötülüklerin arkasındaki kişi olarak gösterilmekteydim).

Ancak kazandığım tüm davalar yüksek yargı tarafından geri çevrilmiştir. Kaybettiklerimin de hiçbirinde yüksek yargıda haklı bulunamadım. Avukatlarım “artık boşu boşuna dava açmayalım” demekte ve ben her gün haksızlığa dayanamayıp inatla “hayır açalım” diye onlarla tartışmaktayım.

Nelerle karşılaştım, bir tanesi bayram neşesi için: Bir köşe yazarı beni ismim hariç her şeyimle tarif edip homoseksüel olduğum için milletvekili, bakan vs olmamamı ‘kallavi’ bir homoseksüel olmama bağlamış, yani hem eşcinsel demiş, hem de bu yüzden isteyemiyor demiş. Dava açtım ve kazandım (dikkat ‘eşcinsel değilim’ diye değil, haberin yalan olduğundan açmıştım:-)). Kazandım ama yüksek yargımız ‘Zapsu’ soyadını gördüğünde bunu dahi geri çevirdi. “Kıvırcık saçlı, Başbakan’ın bilhassa yurtdışında sürekli yanında olan danışmanı, market zinciri sahibi, vs... gibi anlatıma karşı “herkes olabilir bu şahıs, C.Z. olması şart değildir” dendi!
Şayet medya doğru yazmışsa daha bugün bir MHP’li eski devlet bakanı Bitlis sigara fabrikasının bana satıldığını ifade etmiş... Hadi bakalım pazartesi avukatlarla yine “boşuna uğraşmayalım” tartışması...

Yargı ve siyasi tavır
Bana hiç kimse yargının çok ama çok uzun zamandır zaten tamamen siyasallaşmış olmadığını söylemesin.
Yani CHP’nin dediği “yargıyı siyasallaştırıyorlar” lafı tam bir karamizah. Yüksek yargı zaten siyasetin içine batmış, üstelik de kendi kendilerini seçmeye devam ettikçe de bu iş aynen sürecek...
O kadar ki, ağabeyimle dedem Abdurrahim Zapsu’nun vasiyeti üzerine belirli aralarla bastırdığımız ‘Büyük İslam Tarihi’ adlı bir kitabını 2.000’den fazla yere hediye ve tanıtım amaçlı yolladığımızda olan bir hadise benim yargıdan bütün ümitlerimi kesti:

Tüm giden kitaplardan bir tek zamanın Yargıtay üyelerimiz kitabı iade etti. İnanın o kadar şaşırıp üzüldüm ki gözyaşlarımı tutamamıştım iade geldiği gün. Çok ağırıma gitti. Türkiye Cumhuriyeti’nin adalet dağıtması gereken en önemli organı kitap kabul etmiyor. Düşünebiliyor musunuz bir kitabı almıyorlar! Bu kitabın yazarının soyadına bakıp, herhalde isminde de ‘İslam’ gördüklerinden almayıp iade ettiler. (Umarım alıp iade etmemiş veya hiç almamış üyelerimizin hakkını yememişimdir.) Halbuki kapağını açsalar kitabın siyasi bir kitap değil, aynen ismi gibi bir tarih kitabı olduğunu anlarlar. Ayrıca da dedemin dindar bir Müslüman olarak ırkçılıkla, yani ayrımcı Kürtçülükle alakası olmayacağını bildiklerini umarım. Umarım biliyorlardır ki İslam dini ırkçı milliyetçiliği reddeder.
Bana “yargıyı siyasallaştıracaklar” demeyin Allah aşkına! Kendi kendilerini seçip al gülüm ver gülüm yerine bırakın halkın gerçek temsilcileri seçsin ve bu kısırdöngü kırılsın.

Hükümeti beğenmiyorsanız, “daha iyi yapacak olan biri var” derseniz de buyrun birkaç ay sonra genel seçim, orada istediğinizi seçersiniz!

İslam, şeriat ve sınıf
Bilhassa bazı entelektüel arkadaşlarımızın önyargılarına ve korkaklığına anlam vermeye çalışıyorum. Lütfen biraz araştırın, okuyun. Bizi İran’la karşılaştıracak kadar tarih ve sosyoloji bilgisinden mahrum kalanlardan olmayın. Bu korkunun temelinde halktan korkmak var; kusura bakmayın, halka güvenmeme, yani demokrasiyi iyice sindirememiş olmak var.

Çok seneler önce söylediğim gibi, mesele İslam, şeriat korkusu değil. O, işin sadece paketlenmesi ve pazarlanmasıdır. Mesele bal gibi sınıf kavgasıdır. Nasıl olur yurtdışında okumamış, lisan bilmeyen bir Kasımpaşalı tarafından yönetiliyoruz?

Nasıl olur da ‘hizmetçi Fatmanım’ (başörtüsüne laf edilmez ya hizmetçilerin) bizim çevremize girebilir, Papermoon’da yemek yer, İstinye Park’ta alışveriş eder, Nişantaşı ve Bebek cafelerinde oturabilir... Oraları bizim inhisarımızda. ‘Hizmetçi Fatmanım’ hizmetçiliğini bilsin, hatta o yüzden üniversitede okumasına gerek de yok, neme lazım...

Yeterince kafanızı şişirdim ama referandum her gün olacak bir şey değildir. Bana sorsalar bu referandumda ‘evet’ mi daha önemlidir, yoksa AK Parti’nin bir dahaki seçimi alması mı?” Kesinlikle ‘referandum’ derim.
Çünkü ancak şu anda 30 senedir yanlış yürüyen bir sistemi değiştirme şansı geldi, seçim ise dört senede bir geliveriyor...

Tekrar hayırlı bayramlar... Sizleri bilemem ama ben herkesi seviyorum. Herkes bibirine alışıp, ilişki saygı ile başlayıp sevgiye dönüşecek. Buna inanıyorum.

H. CUNEYD ZAPSU
: Kıdemli Danışman, Barclays Capital Services, Londra; Kıdemli Ülke Danışmanı, Texas Pacific Group (TPG)






Radikal


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.