'Kendi hakkını savunamayan avukatlar'
FATMA GÜVENEK
Avukat, Hukukçu Hanımlar Derneği Başkanı

Baro seçimlerinde çarşaf listelerin uygulanması ve çoğunluk oyunu alan grubun tek başına yönetimde olması ve sadece yüzde 29 oy alan başkanla birlikte on bir kişinin, kendisine oy vermeyen yaklaşık 20 bini kişiyi yönet(eme)mesi, seçimlerin gayri demokratik olduğu ve seçim sisteminin değiştirilmesi gerektiğine yönelik tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Barolarda tekelin kaldırılarak sendika benzeri bir yapının oluşturulması ve avukatların talep ettikleri baroya kayıt olmasının sağlanması, bu anlamda tartışılan diğer hususlar arasındadır.
 
Zira Türkiye temel hak ve hürriyetler noktasında ilerleme gösterse de yargı kurumlarında sıkıntılar halen devam etmektedir. Avukatlık bağımsız olarak icra edilen bir meslek olmasına karşın, başörtülü avukatlar, halen bağlı bulundukları birliklerin oluşturduğu meslek kuralları nedeniyle kıyafetlerine müdahale edilen kişiler konumundadır. Başörtülü avukatların duruşmalara girmesi, herhangi bir şekilde başörtülü fotoğraflarının kabul edilmesi mümkün değildir. Üstelik başörtülü avukat ve stajyerlerin seminerlere ve baro programlarına katılımları, yemin törenleri, icra dairelerine, baro odalarına girişleri ve hatta baro seçimlerinde oy kullanmaları, baro yönetimlerinin ideolojik yapısına göre değişen şekillerde de sınırlanabilmektedir. Başörtülü avukatların çalışmalarının kısıtlanması, gerçekte “başörtülü kadınların avukat olamayacağına” ilişkin üstten elitist bakış açısından kaynaklanmaktadır. Bir kadına başka bir avukatın ya da bağlı bulunduğu meslek örgütünün müdahale hakkını kendinde görmesi, kimin hangi mesleği yapacağına başkalarının karar vermesi Alman Avukatlar Birliği'nin 1922 yılında “Kadınların bünyesi hakimliğe ve avukatlığa uygun değildir. Yargılamaya karışmaları adaletin zararına olur” kararını hatırlatmaktadır. Hakimlerin avukatların başlarının örtülü olup olmamasına göre farklı karar vere(bile)ceği iddiasının absürtlüğü, “Bu durumda hakim kararını, yasal mevzuata göre değil de, duruşmadaki davacı, davalı ve tanıkların başlarının örtülü olup olmamasına göre mi vermektedir?” sorusu ile netleşmektedir.
 
Sonuçta avukat, adaletin tesisine ve hukukun uygulanmasına katkı sağlayan kişidir. Baroların üyelerinin (avukatların) yargılama içindeki etkinliğini artırmak yerine, ideolojik yaklaşımlarla, farklı siyasi görüşe sahip olan meslektaşlarının avukatlık mesleğini yapmalarını engelleme yoluna gitmektedir. Bu durumun temel insan haklarına aykırılığı tartışmasız olduğu gibi, uygulamanın baro yönetimlerine göre değişkenlik göstermesi ve çeşitliliği de konunun hukuki bir temele dayanmadığını göstermektedir. Nitekim Anayasa'da temel hakların ancak bir kanun ile sınırlanabileceğine ilişkin hükme rağmen, başörtülü kadınların çalışma hakları sadece başın açık olması gerekliliğine ilişkin 28.05.1989 tarihli meslek kuralına dayandırılmaktadır. Halbuki Avukatlık Kanunu'nun 49. maddesinde, “Avukatlar, mahkemelere, Türkiye Barolar Birliği'nin belirteceği resmî kılıkla çıkmak zorundadırlar.” denilmektedir. Bu madde, Türkiye Barolar Birliği'ne resmî kılığı yani “cübbeyi” belirleme yetkisi vermiştir. Yasanın meclis müzakereleri ve yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulaması, Barolar Birliği'nin yetkisinin, “cübbeyle” sınırlı olduğunu kanıtlamaktadır. Avukatların Resmi Kılık Yönergesi'nde de, sadece resmi kılık olan cübbe ve giyileceği yerler belirlenmektedir. Başın açık olacağına dair bir düzenleme yer almamaktadır.
 
GAYRİ DEMOKRATİK MESLEKÎ ÖRGÜTLENME
 
Bu noktada baroların meslektaşlarının çalışma haklarını keyfî olarak kısıtlamaya devam etmesinin, meslek odalarının gayri demokratik yapısından kaynaklandığı tespitini yapmak mümkündür. Bunun için baroların seçim sisteminin değiştirilmesi ve tekelci meslek kuruluşlarının yapısına son verilerek Amerika benzeri aynı ilde birden fazla baronun varlığına izin verilmesinin tartışmaya açılması gerekmektedir. Mevcut sistemde, çarşaf liste olarak seçime girilmekte, en çok oy alan grup yönetim kuruluna seçilmektedir. Bu sistem sadece en yüksek oy alan gruba oy veren seçmenlerin temsil edilmesine, bunun dışında kalan kısmın hiçe sayılmasına yol açmaktadır. Üstelik bütün güç tek grup ve tek kişi tarafından kullanılmaktadır. İstanbul'da da her yıl 2 bin kişi avukatlık yapmaya başlamaktadır. Yönetimse on bir kişiden oluşmaktadır. Değişik resmî ve sivil kuruluşların araştırma raporları ile ortaya konduğu üzere uygulanan bu seçim sistemiyle temsilde adaletin sağlanması, farklı düşüncelerin temsili mümkün değildir. Temsilde adalet sağlanamadığı için barolar seçimde en fazla oyu alan grubun tekeline geçmekte, baroyu oluşturan avukatların genel eğilimine aykırı anti demokratik düşüncelerin oybirliği ile savunulması mümkün olmaktadır. Halbuki grupların aldıkları oy oranında temsil edilmesi demokrasinin bir gereğidir.

Meslek kuruluşlarının, mesleki sorunların gelecekteki risklerin ve alınması gereken tedbirlerin görüşülüp tartışıldığı bunlara alternatif çözüm önerilerinin geliştirildiği platformlar olarak işlev görmesi için, her gruba temsil hakkı sağlanmalıdır. Nitekim Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun (TÜRMOB) 15. maddesinde değişiklik yapılarak nispi temsil sistemi getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nce de kanunun Anayasa'ya uygunluğu denetlendiği için, barolar açısından da aynı şekilde nispi temsilin getirilmesi ve her grubun aldığı oy oranında yönetimde temsili, avukat sayısına göre yönetimdeki üye sayısının artması  uygulanabilecek bir sistemdir.
 
Avukatların meslekî faaliyetlerini icra edebilmek için barolara üye olma mecburiyeti olması her ilde tek bir baro olması sonucunu doğurmaktadır. Ülkemizde meslek kuruluşları yasa ile kuru­lan “kamu kurumu niteliğindeki” kuruluşlar olup faaliyet gösterdikleri alanda tekel ko­numundadırlar. Bireylerin mesleklerini icra edebilmek için bu örgütlere üye olmaları zorunlu olup, meslek kuruluşunun uygulamalarını beğenmemeleri halinde üyelikten ayrılıp başka bir meslek örgütüne üye olma imkânı yoktur. Türkiye'de belli bir mesleğe mensup tüm çalışanları kendi çatısı altında topladığı için meslek kuruluşları, mesleğe ilişkin konularda muhatap alınması gereken yegane örgüt konumuna yükselmektedirler. Mes­lekî alanda farklı kurumsal görüşleri ifade etme imkânını ortadan kaldıran böylesi bir durumun demokrasinin gerekleri ile bağdaştırılması mümkün değildir. Artık bu bakış açısında değişiklik yapılmalı, benzer görüş, düşünce, tespit, problemlerin çözümünde anlaşabilen meslektaşların ayrı bir birlik kurmasına imkân verilmelidir. Alternatif örgütlenmelere imkân tanınması ile bireyler, üyesi olmaktan hoşnut olmadıkları meslek kuruluşundan “çıkış hakkı”nı alarak kendi fikirlerine en uygun veya en “tarafsız” olduğunu düşündükleri meslek kuruluşuna üye olabilme fırsatına kavuşacaklardır. Bu aynı zamanda üyelerine en iyi hizmeti teminle daha fazla sayıda üyeyi kazanma doğ­rultusunda meslek kuruluşları arasında rekabetin de doğma­sına neden olacaktır.
 

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ismail yurtoğlu 4 yıl önce

terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler ama, sorunun çözümü kendimizde.