Manevi İşkence
Dr. Selami Demirkol

“Hukuk Devleti İlkesi”ne 2. maddesi ile Anayasada yer verilmiştir.
 
Bu ilkenin inşası yolunda, 125. madde ile de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu vurgulanmıştır.
 
Danıştay–İdari Yargı düzenlemesinin hükmolunduğu 155. maddede adli yargı-idari yargı ayrımı benimsenmiştir.
 
İdarenin yargısal denetiminin, idari rejim gereği olarak ihtisas mahkemeleri tarafından gerçekleştirileceği öngörülmüştür.
 
Yine, Anayasanın 36. maddesinde ‘‘Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.’’ hükmü yer almıştır.
 
Bu hüküm doğrultusunda, idari eylem ve işlemlerden dolayı idari yargı yoluna başvurmanın bireyler için bir hak olduğu belirtilmiştir.
 
Anayasa ile çizilen bu ana arterlere uygun olarak 2577 sayılı Yasa ile de idarenin yargısal denetiminin usul ve esasları ayrıntılarıyla gösterilmiştir.
 
İdari otoriteye verilen icrai karar alma ve bunu gerektiğinde zor kullanarak yerine getirme ayrıcalığı çok önemli ve güçlü bir mekanizmadır.
 
Hukuk içinde kalması beklenilen idarenin bu ayrıcalığa dayanarak hukuk dışına çıkma eğiliminde ve pratiğinde olduğunu idari yargı yerleri, önlerine gelen davalar ile ilgili yargılamada görmekte, hukuka aykırılık tespitleri yapmaktadırlar.
 
Bu tespitler uyarınca yürütmenin durdurulması, iptal veya tazminata hükmetme kararları verilmektedir.
 
Ancak uygulamada, bu kararların yerine getirilmemesi veya gereği gibi yerine getirilmemesi durumlarının oluştuğuna tanıklık etmekteyiz.
 
Hukuka duyarlı idare ve idarecileri ayrı tutarak, hukuka duyarlı bireylerin böylesi hukuk dışı tablolardan rahatsız olduklarını bilmekteyiz.
 
Yerine getirilmeyen veya gereği gibi yerine getirilmeyen kararlar verme yetkisi tanınan idari yargı yerlerinin bu şekilde saygınlığı ayrı bir tartışma konusudur.
 
Bizim bu çalışmada tartıştığımız idari yargı kararlarının yerine getirilmesinde güçlük çıkaran idarelerin, bu eğilimlerinin, bireyler için manevi işkence bağlamında onur kırıcı sonuçlar doğurduğudur.
 
Bu yaklaşımımızdan hareketle, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasaklanan işkencenin; maddi ve fiziki müdahalenin dışında kalan ve bireyin sırf dava açmış olması sonucu verilen karar sonrası aşamaların onun onurunu, hukuki mücadele direncini ve azmini kıran, adeta onun için manevi işkence boyutunda olduğu görüşümüzü aktaracağız.
 
ANAYASA İLE YAPILAN DÜZENLEMELER
 
2709 kanun numaralı 1982 Anayasasının ‘‘ Kişinin Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlığı’’ başlıklı 17. maddesinin 3. fıkrasında, ‘‘Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.’’ hükmü öngörülmektedir.
 
Yine Anayasanın ‘‘Mahkemelerin Bağımsızlığı’’ başlıklı 138. maddesinin 4. fıkrasında ‘‘Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’’ hükmü yer almaktadır.
 
Anayasa yapıcı aktarılan 17/3 madde hükmü ile işkenceyi anayasal düzende yasaklamıştır.
 
Bu yasaklamanın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleleri de kapsadığını önemle belirtmiştir.
 
Biz insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleleri, onur kırıcı işlemler olarak alıp çalışmamızı bu eksende oluşturacağız.
 
Aynı şekilde Anayasa yapıcı, 138/4 madde hükmü ile de konunun önemini Anayasal düzeyde hüküm kurmak suretiyle vurgulayarak mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirilmesini, değiştirilmemesini ve geciktirilmemesini işaret etmiştir.
 
Anayasa yapıcı mahkeme kararlarının yerine getirilmesi konusunda bu denli duyarlılık içerisinde iken, uygulamada idarecilerin duyarsızlıkları ve hatta vurdumduymazlıkları çoğu zaman davacılar bakımından onur kırıcı ve manevi işkenceye varan sonuçlar oluşturmaktadır.
 
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ İLE GETİRİLEN YASAKLAMA
 
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1)’nin ‘‘İşkence Yasağı’’ başlıklı 3. maddesinde ‘‘Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.’’ ilkesine yer verilmiştir.
 
Bu ilkeyi daha da etkin kılmak amacıyla Avrupa Konseyi tarafından ‘‘İşkence veya Gayriinsani ya da Onur Kırıcı Ceza ve Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesini’’ 26.11.1987 tarihinde imzaya açılmıştır.
 
01.02.1988 tarihinde yürürlüğe giren ve ülkemizin de katılmış olduğu bu sözleşme önleyici ve takviye niteliğine sahiptir. (2)
 
İşkence Yasağı başlıklı 3. madde ile getirilen ilke aynı içerikle yukarıda da aktarıldığı üzere Anayasamızın 17/3 maddelerinde de vurgulanmış ve kabul edilmiştir.
 
Burada önem arz eden husus, ulusal üstü sözleşmede de onur kırıcı işlemlerin yasaklanmış olduğu ve onur kırıcı işleme maruz kalan bireyin ulusal yargı makamlarından ulusal üstü sözleşme uygulayıcısı olan ulus üstü mahkeme taşıyabileceğidir.
 
2577 SAYILI YASADAKİ DÜZENLEMELER
 
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ‘‘Kararların Sonuçları’’ başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında ‘‘Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre İdare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.’’ hükmü,
 
3. fıkrasında ‘‘Danıştay, bölge idare mahkemeleri idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açabilir.’’ hükmü
 
4. fıkrasında ‘‘Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili idare aleyhine dava açılabileceği gibi kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.’’ hükmü yer almaktadır.
 
Anayasanın 138/4 maddesi ile yetinmeyen yasa yapıcı adeta bir öngörüde bulunarak idarecilerin Anayasa hükmünü görmemezlikten gelebilecekleri düşüncesiyle 2577 sayılı yasanın 28.maddesinde ayrıntılı bir düzenleme yaparak idari yargı kararlarının yerine getirilmemesi durumunun yaptırımlarını açıklamıştır.
 
Ancak uygulamada bunun da fayda etmediğini, caydırıcı olmadığını görüyoruz, görmekteyiz.
 
                                                          
ONUR KIRICI İŞLEM (MUAMELE) YASAĞI
 
Gerek Anayasa 17/3. gerekse Sözleşme’nin 3. maddesi ile getirilen yasak mutlaktır.
 
Bunun anlamı, istisna getirilemeyeceği ve yine Sözleşme’nin ‘‘Olağanüstü Hallerde Askıya Alma’’ başlıklı 15. maddesi kuralı ile de askıya alınamayacağıdır.(3)
 
Amaçlanan; bireyin beden bütünlüğü ve kişilik onurunu mutlak surette korumaktadır.(4) Şartlar ne olursa olsun…
 
Anayasamız ve sözleşme ile getirilen bu yasakta üç ayrı husus ifade edilmektedir.
 
Bunlar; işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele olarak ayrılabilmektedir.
 
Çalışmamızın konusu bakımından onur kırıcı muamelenin ne olduğu ve idari yargı kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi veya gereği gibi yerine getirilmemesinin bir çeşit onur kırıcı işlem (muamele) olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile vermeye çalışalım.
 
Muamele deyimi, diğer her türlü egemenlik yetkisine dayanarak gerçekleştirilen işlemleri ifade etmektedir.
 
İrlanda Cumhuriyeti’nin İngiltere aleyhine yaptığı başvuru üzerine önce Avrupa Komisyonu ve sonra da İnsan Hakları Mahkemesince işkence, insanlık dışı muamele ve onur kırıcı işlemler yorumlanmıştır.(5)
 
Mahkeme bahse konu üç tür muamele arasındaki farkı, nitelikten ziyade bir yoğunluk farklılığı olarak görmektedir.
 
Her işkence insanlık dışı ve onur kırıcı olmakla beraber, her onur kırıcı işlem işkence yahut insanlık dışı muamele olmayabilir.(6)
 
Onur kırıcı işlem, bireyi, başkalarının ya da kendisinin gözünde küçük düşüren tasarruflar olarak nitelendirmektedir. (7)
 
Nitekim bireye uygulanan teşhir yahut sürgün muameleleri 3. maddede kapsamında değerlendirilmiştir. (8)
 
Ayrıca, bireyi aşağılayan, küçük düşüren, kendilerinde bedensel ve manevi dirençlerini yok eder cinsten bir korku, kaygı ve aşağılık duygusu uyandırılması sonucunu doğuran işlemler de onur kırıcı tasarruflardır. (9)
 
Belirtmekte fayda var ki 3. madde uygulamasında muamelenin yoğunluğun göz önünde tutulmasından çıkarılan bir başka sonuç da, her kötü davranışın, bireye rahatsızlık ve sıkıntı veren her durumun, ahlak ve hukukun kınadığı cinsten de olsa, muhakkak 3. maddedeki anlamında ‘‘insanlık dışı’’ yahut ‘‘onur kırıcı’’ sayılmayabilecektir. (10)
 
Yeri gelmişken, Sözleşme’nin 3. maddesi ile yasaklanmış olan tasarrufların mutlaka maddi zor kuvvet ve şiddet niteliğinde olması gerekmediği, bunların bireyin zihni melekeleri de dahil olmak üzere kendisine verilen her türlü manevi ızdırabı da kapsadığını belirtmek isteriz.
 
Kaldı ki onur kırıcı işlemlerin bir bütün ya da bir sistem oluşturur şekilde birbiriyle bağlantılı olarak tekrarlanan, bir çeşit geleneksel ve alışılmış duruma gelmiş bulunması ve üst resmi makamların da şunları önlemek için hiçbir girişimde bulunmayıp, uygulamaya bile bile göz yummuş olmaları gerektiği sonucuna varmaktadır. (11)
 
Yine, kasıtlı olarak yapılan zalimane eylemler de insanlık dışı muamele kapsamına girmektedir. Güvenlik güçleri tarafından başvuru sahiplerinin evlerinin harap edilmesi, söz konusu kişileri sığınacak yerden mahrum, ızdırap ve acı içinde bırakarak, kişilerin emniyet ve refahı gözetilmeksizin gerçekleştirilen bir şiddet ve kasıtlı yıkım eylemi insanlık dışı eylem olarak değerlendirilmiştir. (12)
 
Bütün bunların sonucu olarak mağdurun fiziksel ya da manevi direncini kırmak için yapılan işlemler insanlık dışı ve onur kırıcı olarak görülmektedir.
 
Mağdurun, başkalarının gözünde olmasa da kendi gözünde onurunun rencide edilmesi yeterli olmaktadır.
 
Denilebilir ki sözleşmenin 3. maddesi ile getirilmiş olan bu ilke-garanti uyarınca devlet her türlü kötü muameleden kaçınma yükümlülüğündedir.
 
Devlet, otoritesi altında bulunan kişilerin ve aynı zamanda üçüncü kişilerin işkence ve kötü muameleye başvurmalarını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri almak zorundadır.
 
Bu tedbirler arasına yasa çıkarma, etkili kovuşturma yapmak girmektedir. (13) 5

YARGITAY İÇTİHAT KARARI GEREKÇESİ
 
İdari yargı kararları gereğinin yerine getirilmemesi hususunda Anayasa ve yasa ile getirilmiş olan aktardığımız bu düzenlemelerin yanı sıra, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.10.1978 günlü ve E:1978/7, K: 1979/2 sayılı kararı(14)’ında ‘‘Danıştay’ca verilen yürütmenin durdurulması veya iptal kararının yalnızca uygulanması, bu kararları uygulamayan kamu görevlilerinin tazminatla sorumlu tutulması için yeterlidir. Sorumluluk için ayrıca kin, garez, husumet ve benzeri duyguların etkisi altında hareket etmelerinin araştırılması gerekmez.’’ gerekçesine yer verilmiştir.
 
Bunun anlamı, Anayasa ve yasal düzenlemelere rağmen idari yargı kararları gereğinin yerine getirilmeme durumunun var olduğudur.
 
Bu duruma idari yargı yerlerince tazminata hükmetme kararları verilmesi de caydırıcı olmamıştır.
 
Karar gereğini yerine getirmeyen ilgili kamu görevlileri hakkında Ceza Mahkemelerince ve Yargıtay Ceza Dairelerince verilmiş mahkûmiyet sonuçlu kararlar çoğunluktadır.
 
Nitekim konu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kuruluna taşınmış ve çok belirgin gerekçe ile hüküm kurulmuştur.
 
Ancak bütün bu caydırıcı ve cezalandırıcı kararlara karşın halen daha da yargı kararlarının yerine getirilmediği, bu hususta sorunlar çıktığını görüyoruz. (15)
 
Yeri gelmişken belirtelim ki, Anayasa Mahkemesi kararları gereğinin yerine getirilmesinde Parlamentonun çok geç yasa yapma yoluna gittiğinin ve kimi durumlarda hatta Mahkeme iptal kararları gerekçesi doğrultusunda yasa yapmadığını da bilmekteyiz.
 
Aynı şekilde, adli yargı ile ilgili olarak da; infazlarının bir türlü gerçekleştirilememesi, yakalama veya tutuklamaların yapılamaması, hatta bazen yapılmaması, hükmolunan tazminatların tahsilinin sağlanamaması durumlarını gözlemlemekteyiz.
 
Bu sonuçtan anlaşılacağı üzere, adli, idari veya anayasa yargısının hangisi olursa olsun verilen kararların orijini ile ilgisi yoktur oluşan bu tablo ile.
 
Yargıyı ve hukuku özümsememek, kabul edilebilir görmemek, yargıdan öksünmekle ilgilidir.
 
Yargı yerlerinin de verdikleri kararların niteliklerinin ve yargıçların tutumlarında etkili olduğunu söyleyebiliriz.
 
Bunlarla birlikte yeri gelmişken belirtmeden edemeyeceğimiz, aleyhine karar verilen davalı idareden karar gereğini yerine getirmesini beklemenin, idari yargı için ayrı bir infaz kurumunun bulunmayışını da bu oluşumu tetiklemektedir, düşüncesindeyiz.
 
İdari yargı kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi durumlarında etkin bir çözüm yolu olarak oluşturulacak idari savcılık kurumunu önerdiğimizi burada yinelemekteyiz. (16)
 
SONUÇ YERİNE
 
Tartıştığımız konu, idari yargı kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi veya gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu ile ilgili olarak, çözüm önerileri gibi konular değildir.
 
Bireylerin haklarını aramak için tek çare olarak Anayasa ve yasa ile gösterilen idari yargı yerlerinden aldıkları iptal veya dava kabul kararlarının aynı davanın davalısı tarafından yerine getirilmemesinin birey için manevi varlığında doğurduğu sonuçtur tartıştığımız.
 
Bu onur kırıcı bir muameledir, işlemdir. İdarece uygulanan veya işlem yapılmayıp hareketsiz kalınan…
 
Mahkeme kararı gereği yerine getirilmeyerek bireyin mahkemeye olan güveni sarsılmakta, adeta boşuna bir uğraşı içerisine girmiş olduğu hissi oluşturmaktadır.
 
Birey kendisini güvencesiz, donanımsız, sahipsiz olarak görmektedir.
 
Dava açmasının davanın lehine sonuçlanmasının adeta hiçbir sonuç oluşturmaması, bireyi karamsarlığa sürüklemektedir.
 
Kendisine olan saygısı azalmakta, çevresine anlatamayacağı veya izah edemeyeceği gibi bir tablo oluşmaktadır.
 
İşte idarenin mahkeme kararları gereğinin yerine getirilmemesi tutumu birey için onur kırıcı muameleler, işlemler dizinidir.
 
Onur kırıcı işlem ise bu çerçeve içerisinde bizce manevi işkencedir.
 
Manevi işkence de bir çeşit işkencedir. İşkence Anayasamız madde 17/3hükmü ve
 
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 3. madde ilkesi ile yasaktır.
 
Bu yasak, tartışılmayacak şekilde de mutlaktır.



İstanbul Barosu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.