Üç temel anayasal mesele
 
Eser Karakaş

-Seçimlere üç ay kaldı ama bir açıdan tarihimizin en önemli seçimi olmaya aday 12 Haziran seçimleri öncesi tartışmalar, tartışma konuları çok yetersiz bir düzeyde seyrediyor. 12 Haziran seçimlerinin tarihimizin muhtemelen en önemli seçimleri olacağı iddiam, oluşacak parlamentonun tarihimizde ilk kez kalıcı bir sivil anayasa yapma ihtimaline dayanıyor. Yeni TBMM, 12 Haziran sonrası oluşacak TBMM zaten şayet yepyeni bir anayasa yapmanın gereklerini yerine getirmeyecek ise, en azından kendi adıma konuşuyorum, 12 Haziran seçimlerinin de büyük bir önemi kalmayacaktır. Mevcut 1982 Anayasası, üzerinde yapılan tüm az ya da çok önemli değişikliklere rağmen, Kenan Evren Anayasası olma özelliğini ve ruhunu çok büyük ölçüde taşımayı sürdürüyor. Böyle bir anayasanın, meşruiyetini demiyorum ama yasallığını sürdürmesinin sayısız sakıncası mevcut. Her şeyden önce, kelimeleri seçerek kullanıyorum, böyle bir anayasanın ülkemizin en üst hukuk normu olması tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için, ama en başta da bu metni değiştirebilme potansiyelini taşıyanlar için büyük bir utanç kaynağıdır; bendeniz yaşamımın otuz senesini böyle bir anayasa ile geçirmiş olmaktan utanıyorum, böyle bir anayasayı yapan ve bu ülkeye reva görenleri lanetliyorum ama bu hissiyatım 1983'ten günümüze bu metni değiştirme olanağı olup da bu olanağı fiiliyata dönüştürmeyenler için de geçerlidir.

Bu metnin bir utanç kaynağı olmasından da öte sakıncaları var; bu anayasa metni ülkemizin her açıdan düşük standartlı bir ülke olmasının da temel nedeni. Mevcut anayasa, demokrasi standartlarının düşüklüğünün temel nedeni; bu anayasa yürürlükte kaldığı sürece Türkiye'nin bir 'ileri demokrasi' olması mümkün değil. Düşük standartlara sahip bir demokrasinin de orta ve uzun vadede yüksek iktisadi büyüme oranları üretmesi hiç mümkün değil; sürdürülebilir yüksek büyüme oranlarının ön koşulunun ileri bir demokrasi olduğunu da artık biliyoruz ama hâlâ düşük standartlı bir demokrasi içinde yüksek büyüme oranlarının kalıcı olabileceğine inanma hatasını da işleyebiliyoruz.

1982 Kenan Evren Anayasası'nın her maddesi sorunlarla dolu; bu metnin tümüyle çağdaş bir metinle değiştirilmesi şart ama meselenin özünde, anayasal ruh olarak, üç temel sorunu gözlemlemek mümkün. Bu üç temel soruna çözüm üretmeden zaten başka maddelerde ilerleme sağlamak da mümkün olamayacaktır.

Bu üç madde, benim değerlendirmelerim doğrultusunda ve en genel ifade ediliş tarzıyla şunlar: Anayasa'da bir resmî ideolojinin hâkimiyeti (Kemalizm), vatandaş-devlet ilişkilerinin yanlış tanımlanmış olması (laiklik ve yurttaşlık) ve kamu hizmetleri arasında hiyerarşi öngörülmüş olması (sivil-asker ilişkileri); bu üç konuyu da olabilecek en soyut şekliyle ele almaya çalışalım ama öte yandan da bu üç konu radikal bir biçimde liberal-demokrat bir çizgide çözüme ulaştırılmadan, yeni bir anayasa yapılsa bile, anayasal ilerlemenin mümkün olamayacağını, çok iyi bilelim, çok iyi görelim.

Birinci temel konu Kemalizm ideolojisinin, anayasanın resmî ideolojisi olması sorunudur; bir ideolojinin, temel insan hakları ideolojisi dışında, bir anayasaya resmî ideoloji olarak yazılmasının çok düşük standartlı bir anayasal sistem üretmenin yeterli koşulu olduğunu belirtelim. Mesele Kemalizm ideolojisine karşı olup olmamak meselesi değildir, mesele bir ideolojinin, başka ideolojilerle beraber siyasi rekabete girmeden, hepsinin üzerinde bir anayasal konuma gelmiş olması meselesidir. Kemalist ideoloji de, başka ideolojilerle beraber, liberal, devletçi, sosyalist, sosyal demokrat, muhafazakâr, vs. ideolojilerle eşit olarak siyasi yarışa girmeyi kabullenmeli, taşıyıcısı olan siyasi parti iktidara gelirse de yasama ve yürütme erklerine hâkim, ama anayasaya dokunmayan bir ideoloji olarak ülke yönetiminde söz sahibi olmayı bilebilmelidir. Yukarıda kısaca saydığım ideolojilerden farklı olarak insan hakları ideolojisinin tersi meşru olarak kabul edilemeyeceği için 21. yüzyılda çağdaş anayasalara egemen olabilmesi mümkün yegâne ideoloji insan hakları ideolojisidir.

İkinci temel mesele vatandaş-devlet ilişkilerinin baştan aşağıya yanlış tanımlanmış olmasıdır; vatandaş-devlet ilişkisi tümüyle hukukî bir ilişkidir, çağdaş toplumlarda öyle de olmalıdır, bu nedenden de devletin her vatandaşa, ırkı, dini, mezhebi, ideolojisi ne olursa olsun, eşit mesafede duruyor olması şarttır. Ancak, mevcut 1982 Anayasası'na baktığımızda Atatürk milliyetçiliği şapkası altında Anayasa'nın 66. maddesinde ifadesini bulan yurttaşlık sıfatı (Türk), yine ayın Anayasa'nın 136. maddesinde ifadesini bulan Diyanet İşleri Başkanlığı nedenleriyle bizim ülkemizde devletin vatandaşa eşit mesafede durduğunu öne sürebilmek mümkün olamamaktadır. Anayasa, Atatürk milliyetçiliği adı altında bir resmî Türk kimliğini vatandaş olarak tanımlamakta, 136. madde ve ilintili yasal sistemle de genel bütçe kaynaklarının din hizmeti adı altında belirli bir inanç kitlesine gitmesini öngörmektedir. Bu mevcut yapı devlet-vatandaş ilişkilerinde devlet aparatının her vatandaşa eşit mesafede durduğunu söylemeyi olanaksız kılmaktadır. Daha vatandaşlık tanımında, ırk, din ve mezhep gibi ölçütlerle hukuki vatandaşlık tanımını karıştırdığımız için anayasal vatandaşlığa giden sürecin daha başlarında olduğumuzu görmek zorundayız. Bu temel mesele aşılmadan da daha üst standartlara sahip bir demokrasiye geçişimiz olanaksız olabilmektedir.
 
Üçüncü temel konu da kamu hizmetleri arasında anayasanın belirli bir hiyerarşi tanımış olmasıdır; bu anti demokrasi hiyerarşisinin en belirgin örneği de sivil-asker ilişkilerinin anayasal konumudur. Demokratik bir hukuk devletinde silahlı kuvvetlerin yegâne fonksiyonu vatandaşın ödediği vergilerin karşılığı olarak aynı vatandaşa dış güvenlik hizmeti üretimidir, bu tanım, dış güvenlik için olduğu kadar tüm kamu hizmetleri için de geçerlidir ve kamu hizmetleri arasında hukuksal bir hiyerarşinin tanımlanamaz oluşu hukuk devletinin özüdür. Oysa 1982 Kenan Evren Anayasası'nda ayrı yargılama sistemiyle, bürokratik mantığı çarpıtan siyasi otorite-TSK ilişkisiyle, TSK'ya anayasal olarak tanınan tuhaf ayrıcalıklarla vs, TSK, ürettiği kamu hizmetini anayasal düzeyde diğer kamu hizmetlerinden ayrı bir yere konumlamaktadır ve bu durum kökten düzeltilmeden sivil bir anayasadan bahsetmek mümkün olamayacaktır.

Seçimlere üç aydan az bir süre kalmıştır ve benim, bir vatandaş olarak seçimlere katılacak partilerden temel beklentim bu konulara ilişkin ne gibi düzenlemeler öngördüklerini, şayet yeni bir anayasa yapmak istiyorlar ise, görmektir.

Ancak, hâlâ, tartışmalar maalesef bambaşka konular üzerine odaklanmaktadır.




Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.