Uluslararası hukuk açısından Suriye'ye müdahale mümkün mü?
YRD. DOÇ. DR. MEHMET DİREKLİ
Kanuni Üniversitesi


PKK'nın uzantısı olarak görülen ve PYD'nin silahlı kolu olan YPG güçlerinin IŞİD ile savaşta başarı elde etmesi neticesinde PYD, hâkim olduğu Cezire, Kobani ve Afron kantonlarında özerklik ilan etti.  Böylelikle Türkiye güney sınırında hiç beklemediği bir muhatapla karşı karşıya kalmış oldu. Kürt güçlerinin alan hâkimiyeti sebebiyle demografik yapıyı değiştirmeye çalışarak bölgedeki Türkmen ve Arapları göçe zorlaması Türkiye'nin çekincelerini artırmıştır. Bu gelişmeler neticesinde Türkiye'nin Suriye'ye askerî müdahalesi hükümete yakın bazı medya kuruluşlarında ciddi bir şekilde dile getiriliyor. Müdahaleyi tartışan taraflar konuyu askeri açıdan ele almakta, böyle bir müdahalenin hukuki dayanağının ne olacağı çok az tartışılmaktadır.

Uluslararası hukukta kuvvet kullanımı ilkesinin prensipleri açık ve nettir. İnsanlık tarihinin gördüğü en yıkıcı savaş olan II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan yeni sistemin temel dayanağı olan Birleşmiş Milletler Anayasası'nda kuvvet kullanılmasını meşrulaştıran istisnalar net bir şekilde ortaya konulmuştur. Dört  istisnadan oluşan başlıkların ikisi günümüzde geçerliliğini korumaktadır. Bunlar BM Anayasası'nın 51. maddeye konu olan Meşru Müdafaa halinde kuvvet kullanımı ile yedinci  bölüme konu olan Güvenlik Konseyi kararıyla kuvvet kullanımıdır.  Meşru müdafaa hakkının en önemli kıstası sadece silahlı bir saldırıya maruz kalma durumunda meşru müdafaa hakkına başvurulabileceğidir. Bu gibi durumlarda silahlı bir saldırıya maruz kalan devlet BM Güvenlik Konseyi karar alana kadar meşru müdafaa hakkını kullanarak saldırıya silahlı karşılık verebilir. Ancak özellikle 11 Eylül saldırıları neticesinde ABD kendi doktrinini ortaya çıkarmış ve küresel terörizm sebebiyle, topraklarına karşılık verme hakkı doğuracak herhangi bir saldırı olmadan veya bir saldırı olsa bile Güvenlik Konseyi kararını beklemeden önleyici saldırı adı altında ulusal güvenliğini tehdit edici unsurları barındıran ülkeleri vurabileceğini teyit etmiştir. ABD özellikle Irak ve Afganistan'a müdahalelerini bu doktrine dayandırmıştır. Ancak bu durumun uluslararası hukukta sağlam bir yer edinmesi henüz söz konusu değildir.

Hal böyleyken Türkiye'nin Suriye'ye olası müdahalesi uluslararası hukuk açısından dayanaksız kalacaktır. Birincisi eğer muhatap Suriye ise Türkiye topraklarına bu devlet tarafından herhangi bir saldırı veya sürekli taciz söz konusu değildir. Bu söz konusu olmadığından meşru müdafaa hakkı seçeneği ortadan kalkmaktadır. İkincisi, BM'den konuyla ilgili herhangi bir silahlı müdahale kararı da çıkmamıştır. Esad yönetimi altındaki Suriye, BM'de halen üye devlet olarak temsil edilmekte ve arkasında Rusya ve Çin desteğini (Bu ikisi Güvenlik Konseyi Daimi üyesidir) güçlü bir şekilde hissetmektedir.  Kısa bir süre önce Rusya devlet başkanı Putin ile Suriye Dışişleri bakanı Muallim Moskova'da görüşmüş, görüşme sonrası yapılan açıklamada Rusya'nın Esad'ın arkasında olduğu bir kez daha kuvvetlice vurgulanmıştır. Stratejik ortağımız ABD ise bütün dikkatini IŞİD ile mücadeleye yoğunlaştırarak neredeyse Esad hükümeti ile ittifak yapmanın yollarını aramaktadır. Vatan sınırlarında çok şükür dış kaynaklardan gelen herhangi bir terör saldırısı da gerçekleşmediğinden uluslararası sistemde pek kabul görmeyen ABD doktrinini de kullanabilmemiz olasılık dışıdır.  Geriye akla PKK ile mücadele ederken yaptığımız sınır ötesi harekâtlar gelmektedir. Ancak o durumunda Türkiye sınırları dışından gelen teröristler tarafından uğradığı terör saldırılarının hemen akabinde sınır ötesi takip hakkını kullanarak ABD önderliğindeki koalisyonun Irak'a saldırısı sonrası yolgeçen hanına dönen Kuzey Irak sınırında kısa süreli askeri harekâtlara girişebiliyordu. Günümüzde PKK veya YPG tarafından Suriye sınırından böyle bir saldırı düzenlenmediğinden o dönemde Kuzey Irak'a yapılan askeri müdahalelerin bir benzeri için de makul bir sebep görülmemektedir.

Sonuç olarak Türkiye, Suriye iç savaşının neticesinde ortaya çıkmaya başlayan sonuçlardan memnun değil. PYD'nin sınır bölgesindeki oluşumunun gelecekte Türkiye sınırlarının içine etki etmesi kronik korkularımızın geri gelmesine yol açabilir. PYD'ye bağlı güçlerin dış yardımlar neticesinde ağır silahlar elde etmesi, bu güçlerin açık alan savaş tecrübesi kazanması, o bölgede gücü elde eden Kürtlerin Türkmenleri göçe zorlaması, demografik yapının değişmesi haklı endişelerdir. Ancak acı duyulması gereken bunları daha iç savaş patlar patlamaz ön göremeyen basiretsiz dış politika yönetimidir. O dönemde biraz daha sabırlı olunup daha iyi analizler yapılabilseydi bugün Türkiye'nin eli çok daha rahat olabilecekti.

Yapılması gereken ABD ve özellikle AB ile ortak bir proje üretip Türkiye'nin sınır güvenliğinin bir an önce güvence altına alınmasıdır. Ve tabii ki geçmiş dönemde yapılan majör hatalar bir an önce restore edilmeli.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.