Bozdağ: Ne yaptığımızı biliyoruz

Fadime ÖZKAN

17 Aralık'tan beri Türkiye yolsuzluk ve rüşvet iddialarına sarmalanmış yeni ve seyreltilmiş bir darbe girişimiyle karşı karşıya. Halk ne düşündüğünü 30 Mart'ta söyleyecek. O vakte kadar yürütme erki "paralel devlet örgütü"ne karşı devletin, siyasetin alanını ve toplumun hakkını hukukunu korumakla yükümlü. Bu mücadelenin hukuki çerçevesini, yaşananların anlamını Adalet Bakanı Bekir Bozdoğ ile konuştuk. Bunca zor ve zorlayıcı duruma rağmen Bozdağ, taşıdığı sıfatın sınırlarını aşmamak konusunda hayli dikkatliydi. Hükümetin ne yaptığını, sürecin yürüyüşünü anlattı.

Bozdağ, 'Operasyonun hedefi sadece AK Parti'yi 30 Mart'ta milletin gönlünden düşürmek değildir, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önünü kesmektir. Ama halkımız her zaman duası ve desteğiyle yanımızda. Hukuk dışına çıkana karşı hukuk işliyor.' dedi.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ: 'BİZİ EN GÜÇLÜ OLDUĞUMUZ YERDEN VURMAYA ÇALIŞIYORLAR'

17 Aralık'ta Türkiye yeni bir durumla karşı karşıya geldi. Devletin başı olarak Cumhurbaşkanı, Hükümetin başı olarak Başbakan paralel devletin varlığına vurgu yapıyor. Başbakan "mücadele edeceğiz" dedi. Adalet Bakanı olarak söyler misiniz paralel devletle mücadelenin hukuki çerçevesi nedir?

17 Aralık ve devamında yaşananlar nedeniyle Türkiye'nin yolsuzluk kılıfıyla kamufle edilmiş siyasi bir operasyonla karşı karşıya olduğu gerçeği bütün kesimlerce kabul edilmektedir. Biz yolsuzlukla etkin mücadele etmiş bir hükümetiz. Bu sayededir ki Türkiye'de her alanda yatırımlar ve imkanlar katlanmıştır. Elde ettiğimiz başarının altındaki en önemli nedenlerden biri de, şüphesiz milletimizin hakkını yememe ve kimseye yedirmeme hususundaki samimi mücadeledir
.

Yolsuzlukla etkin mücadele ettik

-Özellikle 90'lı yıllar Türkiye'de bankaların boşaltıldığı, devletin her kurumunda yolsuzlukların yaşandığı yıllardı. Türkiye bundan temizlenmeye çalışıyor. AK Parti hükümetlerinin de mühim çalışması oldu ama iddiaların hükümet içine uzandığı durum ilk midir?

AK Parti, on milyona yakın üyesi olan büyük bir parti. Böylesine büyük bir toplulukta eksiği ve yanlışı olan hiç kimse yoktur demek yanlış olur. AK Parti'nin yönetimi ve AK Parti Hükümetleri, her zaman yanlışın karşısında olmuştur. Artan yatırımlar, artan bütçeler, artan kişi başına milli gelir vesaire bunların hepsi, iyi yönetim yanında yolsuzlukla verdiğimiz etkin mücadelenin de bir sonucudur. Yolsuzluğun olduğu yerde 25 olan hava alanı 50'ye, 76 olan üniversite sayısı 180'e, 230 milyar dolar olan milli gelir 800 milyar doların üstüne, 6100 km. olan bölünmüş yol 18 bin km. üstüne, 43 bin olan toplu konut 500 bine çıkar mı, çıkarılabilir mi? Biz "yolsuzluk yapan evladım dahi olsa evlatlıktan onu reddederim" diyen bir liderin arkasından gidiyoruz. Başbakanımızın bu yaklaşımı, yolsuzluk karşısında bizim hem hukuki hem de ahlaki duruşumuzun ifadesidir.

Yetim hakkı yemeyiz yedirmeyiz

-AK Parti 12 yılda hükümete yönelik çeşitli müdahalelerle karşılaştı. Bu defa müdahalenin yolsuzluk temalı olmasını neye bağlarsınız? Para pul işlerinin AK Parti'nin en zayıf noktası olduğunu söyleyenler de var?

Katılmıyorum. Aksine AK Parti'nin en güçlü olduğu yönlerin başında yetimin hakkını, milletin hakkını yememe ve yedirmeme konusundaki samimiyeti ve bu konularda verdiği samimi ve etkin mücadele gelir. Yolsuzlukla üzerimize gelindiği doğrudur. Bunun nedeni bana göre en zayıf noktasından AK Parti'yi vurmak değil; aksine AK Parti'nin en güçlü noktası ve milletten en yüksek oy alma nedenlerinden biri olan "Bunlar kul hakkı yemez ve yedirmez" imajını, halkımızın bize olan güven ve desteğini yok etmek istiyorlar. Ama müfteriler boşa kürek çekiyor. Çünkü halkımız; Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ın milletin ve yetimin hakkını yemediğini, yedirmediğini ve de hiç kimseye yedirmeyeceğini, milletin hazinesine uzanan elleri kırdığını, bundan sonra da kıracağını bilmekte ve ona güvenip inanmaktadır. 17 Aralık sürecinin ana hedefi, bu güven ve inancı yok etmektir. Ama halkımız her mücadelemizde duası ve desteğiyle hep yanımızda olmuştur.

Kavgayı Çankaya için çıkardılar

-Nihai hedef Hükümet düşürmek midir?

Bu operasyonun hedefi sadece AK Parti'nin 30 Martta milletin gönlünden düşmesini sağlamak değildir. Daha büyük hedefi Ağustos'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü yerel seçimlerin iktidar değiştirmediğini herkes bilir. Burada hedef, yerel seçimler öncesinde hükümeti AK Parti'yi yıpratmaktır. Rahmetli Özal iktidardayken, 89 seçimlerine giderken ortaya bir jaguar çıkardılar ve Özal'a dua eden destek veren kesimleri Özal'ın karşısında saf tutmaya zorladılar. Aynı senaryoyu bugün bir mahalli seçimler öncesinde yeniden kullanmak istiyorlar. Yeni müttefiklerinin biraz dini konularda vatandaşla ilişkileri nedeniyle hem aşağıda hem yukarıda halkla AK Parti arasında duvar örmek gönül bağını koparmak çabasındalar. Muvaffak olmaları imkansız.

Kılıçdaroğlu'nun yaptığı gayri ahlaki

-Olayların ritmi hızlandı. 30 Mart'a bir buçuk ay, Ağustos'a aylar var. Neler olacak?

CHP grup toplantısında Sayın Kılıçdaroğlu bir tapeyi canlı yayında yayınladı. İlk defa Türkiye parlamento tarihinde bir genel başkan soruşturmanın gizliliği esasına rağmen -içeriğinden bağımsız olarak söylüyorum- bu kaseti grup toplantısında bütün Türkiye'ye yaydı. Bu haberleşme hürriyetini, özel hayatı, soruşturmanın gizliliğini, adil yargılanmayı ihlaldir, suçtur. Bu hiç ahlaki değildir. Bu milletin ahlakı insanların gizli yönlerinin araştırılıp kasete çekmeyi izlemeyi dinlemeyi ahlaki görmez. Bu hukuki de değildir. Hukuk bunu suç sayar. Bu kötü bir yol açtı. Bu yol devam ederse birileri de kalkar başka şeyler yapar. Birileri de Baykal'la, MHP'den bazı insanlarla veya başkaca kişilerle ilgili kasetleri getirseydi büyük kanunsuzluk ahlaksızlık işlemiş olurlardı.

Hedefte Başbakanımız ve Türkiye var

-Bu dinlemeleri yapıp böyle bir zamanlamayla sızdıranların siyasi hesabıyla, kendisine sızdırılan bu kasetleri Meclis'te yayınlayan Kılıçdaroğlu'nun siyasi hesabı örtüşüyor mu?

Kılıçdaroğlu'nun derdi belli, belediyelerde başarılı olmak ve arkasından iktidara gelmek. Ama bu operasyon dediğimiz şeye baktığımızda bir numaralı hedefi Başbakanımızdır. Sebebi şu: Türkiye'nin 35 milyar dolarlık ihracatı 152 milyar dolar, 230 dolarlık milli geliri 850 milyar dolar olmuş. İçeride yatırımlar dışarıda büyük bir itibar büyük bir güç, her alanda söz sahibi bir Türkiye. Bakıyorlar; yahu Türkiye bunu on yılda neyle başardı? AK Parti ile. AK Parti bu gücü nereden alıyor? Milletten. Nasıl oy alıyor? Milletin Tayyip Bey ile kurduğu gönül bağından. Peki, biz Türkiye'yi eskisi gibi krizlerle kaoslarla kargaşayla boğuşan, memuruna maaş veremeyecek hale gelen ülke haline nasıl getiririz? AK Parti'yi iktidardan götürerek dediler ve denediler: Darbe teşebbüsleri olmadı, kapatma davası olmadı, 367 olmadı, bir sürü olay yaşandı olmadı. O zaman halkla bunların arasını bozalım dediler. Onun için de bütün oyun Sayın Başbakanımızı hedefe koyacak şekilde planlanıyor. Halbuki Başbakanımızın 1994'ten bu yana her anı kameralar önündedir. Eğer Erdoğan'ın böyle şeyler yaptığına dair ellerinde bir şey olsaydı şimdiye dek bunu kimse tutmazdı. Buradan sonuç almak isterlerdi. Yoktu, beceremediler. Kirli kampanyaların devam edeceğini ama milletin bu oyunu gördüğünü düşünüyorum.

Hükümet olarak görevimizi yapıyoruz

-17 Aralık'ta görünür olan ve hukuk dışına çıktığı, suç işlediği düşünülen paralel devlet yapısıyla ilgili hukuki süreç başladı mı?

Yargı yürütmenin dışındadır, bağımsızdır. Şu anda kamuoyunda yapılan tartışmalar, medyada yapılan yayınlar, siyasetçilerin yaptığı açıklamalar elbette ki yargı tarafından da takip edilir ama bunlarla ilgili bir soruşturma başlatıp başlatmama, soruşturmalar sürdürüldüğü takdirde iddianameye dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği tamamen yargının tasarrufunda olan bir konudur.

-Sizin bir bilginiz yok yani?

Bizim bilgimizin olması mümkün değildir. Bu yaşananlar kamu görevlilerinin görevlerini yasalar çerçevesinde yapması ve daha titiz olması konusundaki gerekliliği daha net ortaya koyuyor. Devlet içinde devlete hakim olmak isteyenler olursa hükümet elbette buna karşı yapılması gerekenleri hukuken yapar. Bundan sonra kamu görevlileriyle ilgili durumlarda da daha titiz davranır ve ülkenin her bir ferdinin objektif kurallarla bu devlette kamu görevini yapması sağlar.

'Keşke o dönem sesimizi daha gür çıkarsaydık'

-Kaset yayınıyla ilgili "kamu yararı var" da deniyor. Sizce?

Özel hayatın, soruşturmanın gizliliği, kişi hürriyeti, güvenliği anayasada niçin var? İnsanların onurunu hukukunu korumak için. Soruşturma sürerken alenileştirdiğinizde kişi haysiyetini ayaklar altına alırsınız. Belki takipsizlik kararı verilecek belki kişi mahkemede aklanacak. Dosyayı servis ederseniz bütün savcılar bir araya gelse o kişileri kamuoyunun gözünde aklayabilirler mi? Bu linçtir.

-Benzeri bir durum Ergenekon Balyoz davalarında yaşanırken, kasetler havada uçuşurken sizin buna bakışınız nasıldı?

Keşke o dönemde sesimizi daha yüksek ve gür çıkarsaydık daha doğru olurdu. Ama insanların haysiyetinin korunmasında aynı tavrı gösterdik. Başbakanımız Başbuğ ile ilgili terör örgütü nitelemesi yapıldığında kabul edilemez dedi, Cumhurbaşkanımız, bizler söyledik.

'AK Parti yargıyı Cemaate mi teslim etti?'

-AK Parti "alnı secde görenlerin hukuka, vicdana aykırı işi olmaz" diye mi itimat etti paralel yapıya? Askeri vesayetçilerin yargılanma işini yani "adaleti" cemaate mi teslim etti?

Türkiye'de insanların farklı siyasi dini görüşlerinin olması veya farklı gruplarda yer alması normaldir. Ama kamu görevi yapıyorlarsa kanuna ve mevzuata uygun yapmaları bağlantıları işe katmamaları gerekir. Biz siyasi partiyiz. Başbakanımız, bakanlar, görevini yaparken dikkat ettiğimiz en önemli şey anayasaya ve yasalara uygunluktur. Meclis'ten onay alarak hükümet programını hayata geçiriyoruz. Bu önemli. Bir yerde görevli kişiler başka yerlerden aldıkları talimatları uygulamaya koyarlarsa burada hukuk çiğnenir. Hukuk da kendisini korur. Biz kamu görevlilerinin görevlerini anayasa ve yasalar çerçevesinde yapmasına inandık ve öyle de inanıyoruz.

'Hasta tutuklular için yasal düzenleme geliyor'

-Hasta tutuklu ve hükümlülerle ilgili bir çalışma var mı?

Bu hakikaten vicdanları rahatsız eden bir konu. Biz 6411 sayılı bir kanun çıkardık. Kişi tek başına ceza infaz kurumunda hayatını idame ettirecek durumu yoksa ve toplum güvenliği bakımından bir tehdit unsuru taşımıyorsa şartlı tahliyesine imkan veren bir düzenleme bu. Bugüne dek 963 kişi talepte bulunmuş. 257'sinin işlemi sürüyor. 706 kişiye sağlık raporu verilmediği için ret denmiş. Rapor almış adli hükümlü sayısı 154, tutuklu sayısı 19. 187 kişi bundan istifade etmiş. TMK'dan tutuklu ve rapor alan 6 kişiye ret kararı çıkmış, toplum güvenliği gerekçesiyle. Uygulamadaki bu aksaklıkları düzeltecek yasal bir çalışma yapıyoruz şimdi. Kişinin kendiyle değil ailesiyle ilgili gerekçeler nedeniyle ret, suç ve cezanın şahsiliği ilkesine ters. Şu an bu düzenlemeye çalışıyoruz. Seçimden sonra çıkar.

Star

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.