MAKALE

11. Yargı Paketi Sonrası Nitelikli Dolandırıcılık Suçunda Görev, Tutukluluk Süresi ve Lehe Kanun Sorunu

Av. İbrahim Eymen TOPAL yazdı;

Abone Ol

Özet

7571 sayılı Kanun (11. Yargı Paketi) ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanından çıkarılarak Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına alınmıştır. Kanun koyucu, devam eden yargılamalara ilişkin açık bir geçiş hükmü öngörmemiştir. Bu durum, özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 102. maddesinde düzenlenen azami tutukluluk süreleri bakımından aynı suçu işleyen sanıklar arasında ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır.

Bu makalede söz konusu değişiklik; ceza hukukunun evrensel ilkeleri, kanunların zaman bakımından uygulanması, lehe kanunun uygulanması, eşitlik ve ölçülülük ilkeleri ile doktrinsel görüşler ve Anayasa Mahkemesi – Yargıtay içtihatları ışığında ele alınmakta; ortaya çıkan sorunun çözümüne yönelik akademik ve normatif değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

I. Normatif Çerçeve ve Kanun Değişikliğinin Kapsamı

A. 5235 Sayılı Kanun’da Yapılan Değişiklik

5235 sayılı Kanun’un 12. maddesi, Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanını belirleyen temel normdur. 7571 sayılı Kanun ile bu maddede yer alan “nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158)” ibaresinin madde metninden çıkarılmasıyla birlikte, söz konusu suç genel görevli mahkeme olan Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına dâhil edilmiştir.

İkincil kaynaklarda yer alan Yargıtay kararları (örneğin Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2024/5736 K. ve Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2018/4897 K. sayılı ilamları), bu değişiklik öncesinde 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçunun açıkça Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevinde olduğunu ve bu durumun kamu düzenine ilişkin olduğunu teyit etmektedir. Ancak yeni düzenleme ile bu suç tipi için öngörülen görevli mahkeme rejimi köklü bir değişikliğe uğramıştır.

Bu değişiklik, suçun maddi unsurunda veya yaptırım rejiminde bir farklılık yaratmamakla birlikte, yargılama rejimi bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Zira ceza muhakemesinde görevli mahkeme, yalnızca yargılamanın usulünü değil; tutuklama, tutukluluğun devamı ve azami süresi gibi kişi özgürlüğüne doğrudan etki eden koruma tedbirlerini de belirlemektedir.

B. CMK m. 102 ve Azami Tutukluluk Süreleri

CMK m. 102’ye göre;

· Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçlarda azami tutukluluk süresi 1 yıl (zorunlu hâllerde 6 ay uzatma ile toplam 1 yıl 6 ay),

· Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise azami 2 yıl (zorunlu hâllerde 3 yıl uzatma ile toplam 5 yıl)

olarak düzenlenmiştir.

Bu hüküm, görevli mahkeme değişikliğinin sanığın kişi özgürlüğü üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır.

II. Ceza Hukukunda Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması

A. Zaman Bakımından Uygulama ve Lehe Kanun İlkesi (TCK m. 7)

TCK m. 7/2 uyarınca, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. Bu ilke, yalnızca maddi ceza normları için değil; sonuçları itibarıyla sanığın hukuki durumunu etkileyen tüm düzenlemeler için geçerlidir.[1]

Doktrinde genel kabul, lehe kanun ilkesinin fail lehine sonuç doğuran tüm normatif değişiklikleri kapsadığı yönündedir.[2]

B. Usul Hükümlerinin Derhal Uygulanması ve Sınırları

Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak usul hükümleri derhal uygulanır. Ancak öğretide, kişi özgürlüğüne doğrudan müdahale eden tutuklama ve tutukluluk sürelerine ilişkin hükümler, “karma nitelikli normlar” olarak değerlendirilmektedir.[3]Bu bağlamda, CMK m. 102’nin salt usul normu olarak değerlendirilmesi ve sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanması, lehe kanun ilkesini işlevsiz hâle getirecektir.

III. Görev Değişikliğinin Tutukluluk Rejimine Etkisi

A. Aynı Suçtan Yargılanan Sanıklar Arasında Eşitsizlik

Kanun değişikliği sonrası ortaya çıkan tabloya göre;

· Kanunun yürürlük tarihinden önce hakkında dava açılan ve yargılaması Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden sanıklar,

· Kanunun yürürlük tarihinden sonra hakkında dava açılan ve Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanan sanıklar

aynı suçu işlemelerine rağmen farklı azami tutukluluk sürelerine tabi tutulmaktadır.

Bu durum, Anayasa m. 10’da güvence altına alınan kanun önünde eşitlik ilkesini ve Anayasa m. 19’da düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını doğrudan ilgilendirmektedir.

B. Ölçülülük ve Hukuki Güvenlik İlkeleri

Ölçülülük ilkesi, temel haklara yapılan müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olmasını gerektirir. Sırf yargılamanın hangi mahkemede başladığına bağlı olarak tutukluluk süresinin iki katına çıkması, ölçülülük ilkesinin “orantılılık” unsuruyla bağdaşmamaktadır.

Ayrıca hukuki güvenlik ilkesi, bireylerin hukuki durumlarını önceden öngörebilmelerini gerektirir. Aynı suçu işleyen kişiler bakımından öngörülemez ve farklı sonuçlar doğuran bu uygulama, hukuki güvenliği zedelemektedir.

IV. Doktrinsel Görüşler

Ceza hukuku öğretisinde tutukluluk, ceza muhakemesinin en ağır koruma tedbiri olarak nitelendirilmektedir. Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, tutuklamanın fiilen özgürlüğü ortadan kaldıran bir müdahale olduğunu ve bu nedenle maddi ceza hukuku ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Centel/Zafer/Çakmut’a göre, tutukluluk sürelerine ilişkin normlar, şeklen muhakeme hukukuna ait olsa da sonuçları itibarıyla ceza normuna yaklaşan düzenlemelerdir ve lehe kanun ilkesinin kapsamı dışında bırakılamaz.

Özgenç ise, kanun koyucunun bir suçun görevli mahkemesini değiştirmesinin, suçun toplumsal tehlikeliliğine ilişkin değerlendirmesinde bir değişikliği yansıttığını; bu iradenin sanık aleyhine yorumlanamayacağını ifade etmektedir.

V. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay İçtihatları

A. Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ilişkin bireysel başvurularda, tutukluluk süresinin makul, ölçülü ve öngörülebilir olması gerektiğini vurgulamaktadır. Mahkeme, aynı hukuki durumda bulunan kişiler arasında farklı muamele yapılmasını, nesnel ve makul bir gerekçeye dayanmadığı sürece ihlal olarak değerlendirmektedir.

B. Yargıtay

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında, lehe kanun ilkesinin yalnızca cezanın miktarıyla sınırlı olmadığı; sanığın hukuki durumunu etkileyen tüm normatif değişiklikleri kapsadığı kabul edilmektedir. Tutukluluğun fiili ceza benzeri etkisi dikkate alındığında, daha hafif tutukluluk rejiminin esas alınması gerektiği yönündeki yaklaşım, Yargıtay içtihatlarıyla uyumludur.

VI. Kaynakça

Aşağıda makale boyunca atıf yapılan görüşler ve içtihatlar, akademik hukuk yazınına uygun dipnot sistemi esas alınarak gösterilmiştir. Metin içi atıflar numaralı dipnot mantığına göre düzenlenmiştir.

VII. EK–1: Tahliye Talep Dilekçesi (Akademik ve Doktrinel Gerekçeli)

… AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

Dosya No: …/…

SANIK :

MÜDAFİİ : Av. …

KONU : Müvekkilin tahliyesine karar verilmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR

1. Müvekkil, TCK m. 158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçundan tutuklu olarak yargılanmaktadır. Ancak 7571 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda söz konusu suç, Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına alınmıştır.

2. CMK m. 102 uyarınca Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçlarda azami tutukluluk süresi 1 yıl olarak belirlenmiştir. Tutukluluk, fiili sonuçları itibarıyla ceza benzeri bir müdahale olup, kişi özgürlüğüne doğrudan etki etmektedir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu).

3. Aynı suçtan yargılanan sanıklar arasında, yalnızca yargılamanın başladığı mahkemeye bağlı olarak farklı tutukluluk rejimlerinin uygulanması, Anayasa m. 10 ve m. 19’a aykırıdır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarında da ölçülülük ve eşitlik ilkeleri bu bağlamda açıkça vurgulanmıştır (AYM, B. No: 2013/1649).

4. Lehe kanun ilkesi (TCK m. 7/2) uyarınca, sanık lehine olan tutukluluk rejiminin uygulanması zorunludur.

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, müvekkilin derhal tahliyesine, aksi kanaatte olunması hâlinde adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesini saygıyla talep ederiz.

Tarih

Müdafi

KAYNAKÇA

1. İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2023, s. 102 vd.

2. Nur Centel / Hamide Zafer / Özlem Çakmut, Ceza Muhakemesi Hukuku, 20. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2022, s. 405 vd.

3. Nurullah Kunter / Feridun Yenisey / Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 19. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2021, s. 1023 vd.

4. Anayasa Mahkemesi, B. No: 2013/1649, K.T. 17.07.2014.

5. Anayasa Mahkemesi, B. No: 2014/9122, K.T. 06.01.2016.

6. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/16-956, K. 2019/511, T. 15.10.2019.

7. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2020/12-123, K. 2021/456, T. 09.11.2021.

8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Letellier / Fransa, 26.06.1991.