MAKALE

AYM İptal Etti: Devlet Dijital Hayatımıza Ne Kadar Uzanabilir? Dijital Çağda Ceza Yargılamasının Yeni Sınırı

Abone Ol

Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesine ilişkin önemli bir iptal kararı verdi. Karar, 25.05.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. İptalin yürürlüğü dokuz ay ertelendi. Böylece bugünden itibaren dijital materyallere el konulamayacağı gibi bir sonuç doğmadı; ancak kanaatimizce kanun koyucuya açık bir süre ve daha önemlisi açık bir uyarı bırakıldı.

CMK m.134, 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun içinde, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirini düzenliyordu. 2018 yılında yapılan değişiklikle Cumhuriyet savcısı kararının hâkim onayına sunulması ve onay verilmemesi hâlinde kopyalarla çözümü yapılan metinlerin imha edilmesi gibi bazı ek güvenceler getirildi. Fakat 2004’ten 2026’ya, hatta 2018’den bugüne, dijital dünyanın ağırlık merkezi bütünüyle değişti.

Artık mesele, yalnızca bir bilgisayarın içinde belge aramaktan ibaret değildir. Mesele, kişinin bütün dijital hayatına temas edilmesidir. Çünkü bugün “dijital materyal” dediğimiz şey, çoğu zaman basit bir eşya ya da veri taşıyıcısı değildir; kişinin hafızasıdır, mahrem alanıdır, gündelik yaşam arşividir, hatta bir anlamda dijital evidir.

Bir telefonun, bilgisayarın ya da bulut hesabının içinde artık yalnızca dosyalar bulunmaz. Mesajlar, fotoğraflar, banka hareketleri, konum geçmişi, sağlık bilgileri, iş sırları, aile hayatı, kimseye söylenmemiş notlar, arama kayıtları, korkular, planlar ve artık bütün bu mahremiyeti içinde taşıyan yapay zekâ sohbetleri vardır. Bu nedenle dijital arama, teknik bir inceleme işleminden çok daha fazlasıdır; kişinin kapalı tuttuğu hayat alanına, tek bir hamlede girilmesi anlamına gelir.

Bu sebeple kanaatimizce gecikmiş olan bu iptal kararı isabetlidir. Ancak kararın doğru okunması gerekir. Anayasa Mahkemesi, dijital delile ulaşılmasını baştan hukuka aykırı görmemiştir. Devletin suçla mücadele etmesi, kamu düzenini koruması ve maddi gerçeğe ulaşması ceza muhakemesinin temel amacıdır. Bu gerçeği görmezden gelemeyiz.

Diğer taraftan, bugün birçok suç izinin dijital delillerde saklı olduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Dolandırıcılık, tehdit, şantaj, bilişim suçları, ekonomik suçlar, kaçakçılık, örgütlü suçlar ve daha pek çok dosyada gerçeğe ulaşmanın yolu dijital kayıtlardan geçmektedir. Bu nedenle kanuni sınırlar içinde dijital verilerden delil toplanmasına kategorik olarak karşı çıkmak mümkün değildir. Aksi halde böyle bir yaklaşım ceza muhakemesini işlemez hâle getirir.

Kanaatimizce kanun koyucu da bu alanı boş bırakmayacaktır. Bırakmamalıdır da. Çünkü modern ceza yargılamasında dijital delil çoğu zaman yardımcı unsur değil, dosyanın omurgasıdır.

Fakat bu zorunluluk, sınırsız bir yetki anlamına gelmez. Devlet bir suçu araştırırken, kişinin bütün hayatını araştırma yetkisine sahip değildir. Dijital delile ulaşmayı becerebildiği kadar, yalnızca dosyayla ilgili veride kalmayı da becerebilmelidir.

Örneğin, bir suçla ilgili yazışmanın incelenmesi başka şeydir; kişinin bütün dijital geçmişinin kopyalanması başka şeydir. Bir tarihteki banka hareketinin araştırılması başka şeydir; yıllara yayılan özel hayat arşivinin dosyaya taşınması başka şeydir. Bir delile ulaşmak başka şeydir; insanın dijital evini baştan sona arşivlemek başka şeydir.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi de burada düğümlenmektedir. Mevcut düzenleme dijital verilerin elde edilmesine imkân tanıyordu; ancak bu verilerin sonrasında ne olacağını yeterince düzenlemiyordu.

Veriler nerede saklanacak? Kim erişecek? Ne kadar süre tutulacak? Yargılama bittikten sonra silinecek mi? Beraat eden kişinin dijital kopyaları ne olacak? Suçla ilgisi olmayan özel veriler nasıl ayrıştırılacak?

Bu soruların cevabı kanunda açık değildi.

İşte bu belirsizlik, pratikte ciddi açıklar yaratıyordu. Dijital materyale el konuluyor, imaj alınıyor, kopya çıkarılıyor, bilirkişi incelemesi yapılıyor; fakat dosyanın konusuyla ilgisiz kişisel verilerin akıbeti çoğu zaman görünmez hâle geliyordu. Kişi beraat etse de hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilse de suçla ilgisi bulunmayan verilerinin gerçekten silinip silinmediğini, kimlerin erişimine kapatıldığını, hangi kopyaların nerede kaldığını denetleyemiyordu.

Bu yalnızca teorik bir mahremiyet sorunu değildir. Yargılamanın kalbine temas eden bir sorundur.

Çünkü dijital veriler bağlamından koparıldığında kolaylıkla yanıltıcı hâle gelebilir. Bir mesaj tek başına başka, bütün konuşma içinde başka anlam taşır. Bir ekran görüntüsü, bir arama kaydı, bir not, bir konum verisi veya bir yapay zekâ sohbeti; bağlamı kurulmadan dosyaya girdiğinde masum bir hareketi şüpheli gösterebilir.

Mevcut sistemin en büyük açıklarından biri budur: Çok fazla veri toplanmakta, fakat bu verinin hangisinin delil, hangisinin özel hayat kırıntısı olduğu her zaman özenle ayrıştırılmamaktadır.

Oysa ceza muhakemesi veri yığma faaliyeti değildir. Ceza muhakemesi, maddi gerçeğe hukuka uygun yollarla ulaşma faaliyetidir.

Olası yeni düzenleme bu nedenle eski metnin makyajlanmış hâli olmamalıdır. Hangi dijital materyale, hangi suç isnadıyla, hangi tarih aralığında, hangi veri türü bakımından ve hangi zorunluluk nedeniyle müdahale edileceği açıkça gösterilmelidir. Arama kararları somut olmalıdır. Genel, sınırsız ve torba nitelikli kararlarla kişinin bütün dijital geçmişi taranmamalıdır.

Kopyalama işlemi bakımından da ölçü getirilmelidir. Her durumda cihazdaki tüm verilerin kopyalanması olağan yöntem hâline gelmemelidir. Mümkün olduğu ölçüde hedefli arama, veri ayıklama ve suçla ilgisiz verilerin ayrıştırılması esas alınmalıdır.

Çünkü delil başka şeydir. Dijital hayat başka şeydir.

Bu ayrım özellikle yeni teknolojiler bakımından daha da önemlidir. Kanun koyucu, yalnızca klasik bilgisayar ve kayıt kavramlarıyla yetinmemelidir. Akıllı cihazlar, bulut hesapları, mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya arşivleri, e-posta kutuları, giyilebilir teknolojiler ve benzeri dijital alanlar aynı torbaya atılmamalıdır. Her veri aynı değildir. Her kayıt aynı yoğunlukta mahremiyet içermez. Her dijital alan aynı usulle aranamaz.

Yeni dönemin en kritik başlıklarından biri de yapay zekâ sohbetleridir.

Bugün insanlar yapay zekâ sistemleriyle yalnızca bilgi almak için konuşmuyor. Kişisel meselelerini anlatıyor. Hukuki ihtimalleri tartışıyor. İş planlarını kuruyor. Kaygılarını, korkularını, pişmanlıklarını, taslak düşüncelerini, aile meselelerini, finansal planlarını ve bazen kimseye söylemediği iç konuşmalarını bu sistemlere yazıyor.

Yapay zekâ sohbeti her zaman sıradan bir dijital kayıt değildir. Bazen not defteridir. Bazen taslaktır. Bazen zihinsel prova alanıdır. Bazen kişinin kendi kendisiyle yaptığı dijital konuşmadır.

Bu nedenle yapay zekâ sohbet geçmişlerinin ceza soruşturmasında nasıl ele alınacağı ayrıca düşünülmelidir. Bu kayıtların otomatik olarak incelenebilir ve kopyalanabilir kabul edilmesi, ceza muhakemesini davranışlardan düşünce taslaklarına doğru tehlikeli biçimde genişletebilir.

Elbette suçla doğrudan bağlantılı bir yapay zekâ kaydı varsa, bu verinin hiçbir şekilde incelenemeyeceği söylenemez. Ancak burada eşik yüksek tutulmalıdır. Hangi sohbetin, hangi suçla, hangi somut bağlantı nedeniyle incelendiği açıkça ortaya konulmalıdır. Hangi kısmın kopyalanacağı belirlenmelidir. Suçla ilgisiz mahrem içerikler korunmalıdır.

Bu sorular cevapsız kalırsa yapılacak düzenleme yine aynı anayasal sorunla karşılaşır. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ilkeleri açıktır: Sınırlama kanunla yapılmalı, meşru amaca dayanmalı, ölçülü olmalı ve hakkın özüne dokunmamalıdır. Dijital arama ve el koyma bakımından da ölçü budur.

Fakat burada yalnızca dijital arama ve el koyma hükümlerini yeniden yazmak da yeterli değildir. Daha temel bir sorun vardır: hukuka aykırı delil yasağı.

Ceza Muhakemesi Kanunu, yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğini açıkça söyler. Ne var ki pratikte bu kural gereği gibi uygulanmadıkça, dijital arama ve el koymaya getirilecek her sınırlama sembolik kalma tehlikesi taşır.

Çünkü sınırın anlamı, ihlalin yaptırımı varsa vardır.

Eğer hukuka aykırı elde edilen dijital veri dosyada kalmaya, tartışılmaya, kanaat oluşturmaya ve hükme etki etmeye devam ediyorsa, kanunda yazan sınırlama kâğıt üzerinde kalır. O zaman sorun yalnızca dijital arama sorunu olmaktan çıkar; ceza yargılamasının delil kültürü sorunu hâline gelir.

Bu nedenle olası yeni düzenleme iki ayaklı düşünülmelidir. Birincisi, dijital materyallerden hangi şartlarda delil elde edilebileceği açıkça belirlenmelidir. İkincisi, bu şartlara aykırı elde edilen dijital verilerin yargılamada kullanılmaması konusunda uygulama gerçekten kararlı olmalıdır.

Aksi hâlde kanun koyucu ne kadar ayrıntılı düzenleme yaparsa yapsın, uygulama eski alışkanlıklarını sürdürür. Soruşturma makamı geniş kopyalar alır. Dosyaya ilgisiz veriler girer. Mahremiyet ihlali yaşanır. Sonra da bütün bunlar ‘maddi gerçeğe ulaşma’ gerekçesiyle normalleştirilir.

Oysa maddi gerçek, hukuka aykırılığın içinden çıkarılamaz. Hukuk devleti, suçla mücadele ederken kendisini askıya alamaz.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi’nin CMK m.134’e ilişkin iptal kararı doğru yönde atılmış, hatta gecikmiş bir adımdır. Ancak bu karar, dijital delillerin tamamen yasaklanması anlamına gelmez. Böyle bir sonuç hem gerçekçi değildir hem de ceza muhakemesinin ihtiyaçlarıyla bağdaşmaz.

Asıl mesele, dijital delile ulaşırken insanın bütün dijital varlığını ele geçirmemektir.

Kanaatimizce kanun koyucu bu alanda yeni bir düzenleme yapmaktan geri kalmayacaktır. Ancak yapılacak düzenleme, yalnızca soruşturmanın ihtiyaçlarını değil, bireyin dijital mahremiyetini de merkeze almalıdır. Verinin türünü, kapsamını, süresini, saklanmasını, silinmesini, erişimini, denetimini ve hukuka aykırı elde edilmesi hâlindeki yaptırımı açıkça düzenlemelidir.

Aksi hâlde aynı tartışma yeniden yaşanır. Aynı madde, başka cümlelerle yeniden iptal konusu olur.

Bugünün meselesi artık sadece bilgisayarda arama değildir. Bugünün meselesi şudur: Devlet suçun izini ararken, insanın bütün dijital hayatını kendi arşivine çevirebilir mi?

Kanaatimizce cevap açıktır.

Delil aranabilir. Ama insanın dijital evi yağmalanamaz.

Av. Tuğba ŞEN

Karar bilgisi: AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12.02.2026; Resmî Gazete: 25.05.2026, Sayı: 33264.

https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine