Olaylar

Başvurucuların murisleri olan polis memurları C.B. ve S.S. ile birlikte polis memuru V.B.E.nin de aralarında olduğu dört kişilik bir ekip, emniyet müdürlüğüne atanan şube müdürünü havaalanına giderken korumak maksadıyla görevlendirilmiştir.  Görevlendirmeye ilişkin yazıda "Muş-Bitlis karayolunda gerçekleşen yol kesme ve mayınlı saldırılar gibi terörist eylemler de gözönünde bulundurularak yol güvenliğinin sağlanması" amacına yer verilmiştir. Koruma ekibi havaalanına giderken içinde bulundukları resmî araç, tırla çarpışmış; polis memurları C.B., S.S. ile V.B.E. olay yerinde şehit olmuştur.

Başvurucuların murisleri 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında vazife malulü olarak kabul edilmiş ve mirasçıları olan başvuruculara anılan Kanun kapsamında aylık bağlanmıştır. C.B. ve S.S.nin vârisleri olan başvurucular; murislerin terör saldırısını önlemek amacıyla görev yaptığı sırada ölmeleri nedeniyle şehit kabul edilmelerine bağlı olarak, vazife malullüğünün 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. Her iki başvuru da vefatların 3713 sayılı Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucular; anılan ret işlemlerine karşı ayrı ayrı dava açmış, idare mahkemeleri ret işlemlerini hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. SGK’nın kararlara karşı yaptığı istinaf başvurularını inceleyen bölge idare mahkemesi, istinaf taleplerini kabul ederek davaları kesin olarak reddetmiştir.

Öte yandan başvuruya konu trafik kazasında başvurucuların murisleri haricinde F.E. ve A.L.E.nin murisi olan V.B.E. de şehit olmuştur. Başvurucular gibi F.E. ve A.L.E.nin de vazife malullüğünün 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine yönelik başvurusu SGK tarafından reddedilmiş ve işleme karşı dava açılmıştır. İdare mahkemesinin işlemi iptal eden kararına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge idare mahkemesi, mahkeme kararını kaldırarak davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiş ve iş mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Anılan karar uyarınca F.E. ve A.L.E. iş mahkemesinde dava açmış, iş mahkemesi davacıların murisi ile birlikte dört personelin terörle mücadele kapsamında bir görevin icrası esnasında kaza geçirdiklerini belirterek 3713 sayılı Kanun'un somut olayda uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Karara karşı yapılan istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince reddedilmiş, bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

İddialar

Başvurucular, vazife malullüğüne ilişkin iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Başvuruya konu uyuşmazlık, olası terör saldırısının önlenmesi amacıyla verilen görevin yerine getirildiği sırada meydana gelen trafik kazası sonucunda gerçekleşen vefatların 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir.

Danıştay, görevin icrası esnasında gerçekleşen benzer nitelikteki olaylara ilişkin içtihadında meydana gelen olayın terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız olarak gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini dikkate almıştır. Yaşanan trafik kazasının temelinde bir şekilde terör olaylarının önlenmesi amacı yatıyorsa bu durumda söz konusu olayın 3713 sayılı Kanun'dan ayrı düşünülemeyeceğine hükmetmiştir. Yargıtay da Danıştay ile benzer şekilde somut olayın meydana geliş şeklini değerlendirerek terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler veya bu görevlere gidiş dönüşler sırasında kaza olması durumunda 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Bu bağlamda terörle mücadele için hazırlık aşamasının dahi terörle mücadeleden ayrılamayacağını söyleyerek 3713 sayılı Kanun'un kapsamını belirlemiştir.

Derece mahkemeleri, gerçekleştirilen araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususları hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde somut olayın özelliğini dikkate alarak gerekçeli kararda ortaya koymalıdır. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli olmayıp aynı zamanda kararda yer alan gerekçenin ilgili ve yeterli olması şartı aranmaktadır. İlgili ve yeterli gerekçeden anlaşılması gereken ise mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır. Bu nedenle olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında olmadığı değerlendirilirken hangi sebeple bu sonuca varıldığının açıkça ortaya konulması önemlidir. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, olayın neden terör faaliyetini önleme amacı taşımadığını açıklamasıdır. Somut olayda bölge idare mahkemesi kararında, yaşanan olayın neden 3713 sayılı Kanun kapsamında olmadığı ilgili ve yeterli bir gerekçe ile tartışılmamış, yaşanan olayın terör faaliyetinin önlenmesinden neden bağımsız kabul edilmesi gerektiği ortaya konulamamıştır.

Sonuç olarak olayın neden 3713 sayılı Kanun kapsamına girmediği hususunun bölge idare mahkemesi kararlarının gerekçesinde yer almadığı görülmüştür. Bölge idare mahkemesi; kararlarında başvurucuların murislerinin görevlendirilme amacını değerlendirmemiş, kazanın terör faaliyetini önleme amacı taşımadığına ilişkin kendi değerlendirmesini açıkça ortaya koymamıştır. Yalnızca havaalanına gidiş sırasında yol güvenliğinin sağlanmasından bahsetmiş, söz konusu görevlendirmenin arkasında yatan nedenleri gözönünde tutmadığı gibi bu nedenleri neden kabul etmediğini de söylememiştir. Diğer bir ifadeyle başvurucuların olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında olduğuna ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturulmamıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

---

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

AZİZ BANKUR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/25145)

 

Karar Tarihi: 14/6/2023

R.G. Tarih ve Sayı: 8/11/2023-32363

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucular

:

1. Aziz BANKUR

 

 

2. Emine BANKUR

 

 

3. Fatma SAKA

 

 

4. Zeynep SAKA

Başvurucular Vekili

:

Av. Ali ÖMÜRLÜBAY

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, vazife malullüğüne ilişkin iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/8/2018tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/25147 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle 2018/25145 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/25145 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

7. İkinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Bitlis Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde şube müdürü olarak görev yapan R.Ç. İzmir Emniyet Müdürlüğüne atanmıştır. R.Ç. İzmir'e gitmek üzere Bitlis'ten ayrılmak için Muş'taki havaalanına gideceği sırada 15/9/2015 tarihinde koruma talep etmiştir. Bitlis Valiliğinin 17/9/2015 tarihli yazısıyla, başvurucuların murisleri olan polis memurları C.B. ve S.S. ile birlikte polis memuru V.B.E.nin de aralarında olduğu dört kişilik bir ekip koruma için görevlendirilmiştir. Görevlendirmeye ilişkin yazıda "Muş-Bitlis karayolunda gerçekleşen yol kesme ve mayınlı saldırılar gibi terörist eylemler de gözönünde bulundurularak yol güvenliğinin sağlanması" amacına yer verilmiştir. 17/9/2015 tarihinde koruma ekibi havaalanına giderken içinde bulundukları resmî araç, tırla çarpışmış; polis memurları C.B., S.S. ile V.B.E. olay yerinde şehit olmuştur. Olaya dair 2/10/2015 tarihli şehitlik durum belgesi düzenlenmiştir. Belgede şu tespitlere yer verilmiştir:

"... değişik tarihlerde alınan istihbari bilgilerde rütbeli polis ve askeri personele, eş ve çocuklarına yönelik saldırı, suikast ve kaçırma eylemleri yapılabileceği, ... terör örgütünün polis ve asker eşlerine yönelik eylem planlamaları, terör örgütü mensuplarının karayolları üzerinde sözde yol çalışması yapıyor gibi gözükerek yol üzerinde işaretlemeler yapıp suikast tarzı eylem planı hazırlığında olmaları, 7/8/2015 tarihinde Bitlis-Muş karayolu Kolbaşı mevkiinde terör örgütü mensuplarının yol kesme ve menfeze patlayıcı madde yerleştirerek patlama yaptıkları, 17/9/2015 tarihinde saat 00.30 sıralarında 3 terör örgütü mensubunun Muş ili Hasköy ilçesi Karakütük Köyü yol ayırımı ile Eşmepınar Köyü arasındaki Muş-Bitlis karayolunun kenarında görüldüğü bilgisi alınması ve terör örgütünün personelimizin kullanmış olduğu resmi ve sivil araçlara yönelik keşif faaliyetlerini tamamladıkları yönündeki istihbari bilgiler nedeniyle, Bitlis-Muş karayolu üzerinde personelimize karşı yapılabilecek herhangi bir terör saldırısını önlemek amacıyla, ... 17/9/2015 tarihinde Muş iline gidip gelmek üzere görevlendirilmiş olup; görevifa edilirken ... tır ile çarpışması sonucu ... polis memuru V.B.E. ve ... polis memuru C.B. olay yerinde, ... polis memuru S.S. tedavi için götürüldüğü Muş Devlet Hastanesinde şehit olmuştur..."

10. C.B. şehit olması nedeniyle 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında vazife malulü olarak kabul edilmiş ve mirasçıları olan başvuruculara anılan Kanun kapsamında aylık bağlanmıştır. Birinci ve ikinci başvurucu, murisleri C.B.nin terör saldırısını önlemek amacıyla görev yaptığı sırada ölmesi nedeniyle şehit kabul edilmesine bağlı vazife malullüğünün 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek 18/2/2016 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. Başvuru, vefatın 3713 sayılı Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle 9/3/2016 tarihli işlemle reddedilmiştir. Benzer şekilde S.S.nin şehit olması nedeniyle üçüncü ve dördüncü başvuruculara da 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanmıştır. Söz konusu başvurucular da S.S.nin terör saldırısını önlemek amacıyla görev yaptığı sırada şehit olması nedeniyle vazife malullüğünün 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek SGK'ya başvurmuş, başvuruları 25/4/2016 tarihli işlemle benzer gerekçeyle reddedilmiştir.

11. Başvurucular, vazife malullüğünün 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesine yönelik başvurularının reddine dair işlemlerin iptali talebiyle ayrı ayrı dava açmıştır. Dava dilekçelerinde özetle murislerinin şehit olduğu esnada terör olaylarının engellenmesi amacıyla görevli olduğunu, terör olaylarının etkisinden ötürü her türlü kazaya bağlı olarak meydana gelen olayların 3713 sayılı Kanun kapsamına girdiğini, bu nedenle murislerinin 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

12. Ankara 17. İdare Mahkemesince 20/12/2016 tarihinde, Ankara 11. İdare Mahkemesince de 22/12/2016 tarihinde dava konusu işlemler iptal edilmiştir. Kararlarda, başvurucuların murislerinin terör eylemlerinin önlenmesi amacıyla yol güvenliğinin sağlanması için görevlendirildiği ve trafik kazasının terör bölgesinde meydana geldiği ifade edilmiştir. Ölüme sebebiyet veren görevin terörle mücadele kapsamında ve rutin bir görev olarak nitelendirilemeyecek olması nedeniyle dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

13. SGK, kararlara karşı istinaf yoluna başvurmuş; istinaf dilekçelerinde özetlevefat eden kişinin 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü sayılabilmesi için terör olayının engellenmesi amacıyla görevlendirilmesinin yeterli olmadığı, aynı zamanda ölümünün de terör olayının engellenmesi sırasında gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucuların murislerinin vefatına neden olan trafik kazasının terör olayının engellenmesine yönelik görevin ifası sırasında değil trafik ve yol güvenliğine yönelik görevin ifası sırasında meydana geldiğini, bu sebeple 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir.

14. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi (Daire) 22/6/2018 tarihinde verdiği kararlarıyla istinaf taleplerini kabul ederek davaları kesin olarak reddetmiştir. Kararlarda; trafik ve yol güvenliğine yönelik görevler sonucu oluşan maluliyetlerin 2330 sayılı Kanun kapsamında olduğunu, terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında ya da bu görevlere gidiş ve dönüşler esnasında meydana gelen kazaların ise 3713 sayılı Kanun kapsamında yer aldığını belirtmiştir. Başvurucuların murislerinin Bitlis Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube müdürünün İzmir'e atanması nedeniyle havaalanına gidişi sırasında yol güvenliğini sağlamakla görevlendirildiğini, bu görevi ifası sırasında geçirdikleri trafik kazası sonucu vefat ettiklerini açıklamıştır. Mahkeme; olayın terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görev esnasında gerçekleşmemesi nedeniyle 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır. Kararların gerekçelerinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu itibarla, davacılar murisinin bir terör olayının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacına yönelik göreve gidiş-dönüş esnasında değil, Bitlis İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürünün İzmir'e atanması nedeniyle Muş Havaalanına gidişi sırasında yol güvenliğini sağlamakla görevlendirildiği sırada geçirdiği trafik kazası sonucu vefat ettiği dikkate alındığında, davacılar murisinin ölüm olayının 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından, davacıların bu konudaki taleplerinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

15. Nihai kararlar 31/7/2018 ve 2/8/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 31/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Öte yandan başvuruya konu trafik kazasında başvurucuların murisleri haricinde F.E. ve A.L.E.nin murisi olan V.B.E. de şehit olmuştur. Başvurucular gibi F.E. ve A.L.E.nin vazife malullüğünün 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine yönelik başvurusu SGK tarafından reddedilmiş ve işleme karşı dava açılmıştır.

18. Ankara 16. İdare Mahkemesi 5/1/2018 tarihinde işlemi iptal etmiş; kararda trafik kazasının terör eylemlerinin önlenmesi amacıyla yol güvenliğinin sağlanması için yapılan görevlendirme nedeniyle meydana geldiğini belirtmiştir. Karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Daire 18/12/2019 tarihinde mahkeme kararını kaldırarak davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiş; kararda V.B.E.nin 21/6/2015 tarihinde göreve başlaması, ilk defa bu tarihten itibaren 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4-c maddesi kapsamında sigorta tescilinin yapılması nedeniyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamında iştirakçiliğinin bulunmadığını belirtmiş, bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde 5510 sayılı Kanun uyarınca iş mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Ankara 16. İdare Mahkemesi 21/2/2020 tarihinde bozma kararına uyarak davayı görev yönünden reddetmiştir.

19. Anılan karar uyarınca F.E. ve A.L.E. 17/3/2020 tarihinde Ankara 27. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) dava açmıştır. İş Mahkemesi 9/2/2021 tarihinde davayı kabul etmiş; kararda, davacıların şehit olan murisi ile birlikte dört personelin olası suikast, kaçırma, yol kesme ve bombalı saldırılar gibi terör eylemlerinin önlenmesi ve yol güvenliğinin sağlanması amacıyla görevlendirildiğini belirtmiştir. Kazanın bu görevin icrası esnasında meydana gelmesine bağlı olarak görevin terörle mücadele kapsamında olduğu ve 3713 sayılı Kanun'un somut olayda uygulanması gerektiği sonucuna varmıştır. Karara karşı yapılan istinaf başvurusu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) tarafından 30/9/2021 tarihinde reddedilmiş, bu karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından 10/5/2022 tarihinde onanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

20. 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"…kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca;

...

(Ek fıkra: 4/7/2012-6353/75 md.) Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır."

B. Danıştay Kararları

21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/5/2015 tarihli ve E.2013/1887, K.2015/1896 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Ankara 9. İdare Mahkemesinin 22/02/2007 günlü, E:2006/832, K:2007/244 sayılı kararıyla; davacının trafik kazasında şehit olan kardeşinin ölümünün de terör olaylarının önlenmesi kapsamında değerlendirilerek 3713 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinin (a) bendinde sayılan haktan yararlandırılmak suretiyle durumuna uygun bir işe yerleştirilmesi gerektiği açık olup, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiştir

Anılan karar Danıştay Onikinci Dairesinin 12/07/2011 günlü, E:2009/1354, K:2011/3898 sayılı kararıyla; davacının kardeşinin Sivas İl Jandarma Komutanlığında askerlik görevini yapmakta iken 12/06/2000 tarihinde Kayseri Jandarma Bölge Komutanlığınca yapılan emniyet, asayiş ve terör ile ilgili değerlendirme ve planlama için Tokat İlinde bulunan İl Jandarma Komutanını almak üzere görevlendirilen aracın şoförü olarak görevli iken meydana gelen trafik kazası sonucu şehit olduğu, davacının, şehit olan kardeşinin durumunun 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmek suretiyle kendisine iş imkanı sağlanması istemiyle yaptığı başvurusunun, ölüm olayının trafik kazası sonucunda meydana gelmiş olması nedeniyle 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle reddi üzerine bakılan davanın açıldığı; olayda, davacının Sivas İl Jandarma Komutanlığında askerlik görevini yapmakta olan kardeşinin, trafik kazası sonucu hayatını kaybettiği, olayın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun Ek 1. maddesinde tanımlanan terör eylemleri nedeni ve etkisiyle gerçekleşmediği, trafik kazası sonucu olduğu, bu durumda, davacının istihdamı için 3713 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından, davacının işe alınma istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak, dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir

...

Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Ankara 9. İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddine...oyçokluğu ile karar verildi."

22. Danıştay Onikinci Dairesinin 8/12/2021 tarihli ve E.2018/2846, K.2021/6423 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Ankara 7. İdare Mahkemesince, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Ödenmesi Hakkında Kanun ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda yer alan hükümler uyarınca, terör olaylarının önlenmesi amacıyla kurulan üs bölgelerinde görevli askeri personelin, üs bölgeleri arasındaki intikal faaliyetlerinin yürütülen görevin bir parçası olması nedeniyle, davacılar murisinin görevi esnasında askeri araçla seyir halindeyken geçirdiği trafik kazası sonucu vefat etmesi olayının terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız düşünülemeyeceği gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."

23. Danıştay Onikinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2018/3121, K.2021/5528 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Ankara 2. İdare Mahkemesinin 19/11/2015 tarih ve E:2014/1717, K:2015/1604 sayılı kararıyla; terörle mücadele kapsamındaki operasyonlarda uzun süre kar üstünde kalması nedeniyle rahatsızlanan davacının, rahatsızlığının tedavisi için hastaneye gittiği ve hastaneden birliğine yani görev yerine dönerken trafik kazası geçirdiği görüldüğünden, davacının maluliyetine sebep olan olayın görevin dışında kabul edilmesine imkan olmadığı gibi maluliyetin terör olaylarının neden ve etkisi ile meydana geldiği ve davacının terörle mücadele görevi kapsamında malul olduğu anlaşıldığından, 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılması gerekirken aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının başvuru (17/07/2014) tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."

24. Danıştay Onikinci Dairesinin 14/10/2021 tarihli ve E.2018/3110, K.2021/4920 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Ankara 4. İdare Mahkemesince verilen 24/02/2016 tarih ve E:2015/182, K:2016/470 sayılı kararla; davacının terör bölgesinde göreve yeni başlayan polis memurlarına bölgeyi tanıtmak ve bölgede bulunan hassas noktaları göstermek amacıyla ringgörevini icra ederken meydana gelen trafik kazası sonucu yaralandığı, kazanın terör bölgesinde meydana gelmesi ve yaralanmaya sebebiyet verilen görevin terörle mücadele kapsamında bulunduğunun açık olduğu, bunun bir rutin devriye görevi olarak nitelendirilemeyeceği ve 3713 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştiğinin kabulü gerekeceğinden, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."

25. Danıştay Onikinci Dairesinin 10/6/2020 tarihli ve E.2018/4644, K.2020/2257 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Ekte gönderilen,

1-25/11/1995 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağında; Siirt-Batman karayolu 22. km'de meydana gelen trafik kazasında Kurtalan ilçesinden Siirt istikametine seyir halinde olan davacıların murislerinin içerisinde olduğu aracın sol ön lastiğinin patlaması nedeniyle aracın kontrolden çıkması sonucunda karşı yönden gelen araca çarpması neticesinde meydana geldiği, her iki araç sürücülerinin hiç bir kusur ve kabahatlerinin olmadığı belirtilmiştir.

2- Siirt Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü'nün 17/11/1995 tarih ve 2914sayılı olurları ile; davacıların murisleri [K.A.]'ın Kurtalan İlçe İstihbarat Grup Amirliğinde geçici olarak görevlendirildiği, adı geçenin 24/11/1995 tarihinden itibaren İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde göreve başladığı anlaşılmıştır.

3- Şehitlik Durum Belgesinde ise; davacıların murisi olan [K.A]'ın olay anında görevli olduğu belirtilmiştir.

Bu duruma göre, 04/07/2012 tarih ve 6353 sayılı Kanun'un 75. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesine eklenen fıkra ile terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, sakatlanan, hastalanan veya hayatını kaybedenlerin, 3713 sayılı Kanun'un durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılacakları kurala bağlanmış olduğu göz önüne alındığında, davacıların murislerinin ölüm olayının 3713 sayılı Kanun kapsamında olduğu açıktır."

26. Danıştay Onbirinci Dairesinin 5/5/2015 tarihli ve E.2012/2570, K.2015/1919 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Diyarbakır İlinden, atanmış olduğu Hakkari İline gitmek için Van Kabul ve Toplanma Merkezince güvenlik sebebiyle emniyetli gün olarak belirlenen 2.6.2008 tarihinde diğer askeri personel ile birlikte seyir halinde iken meydana gelen kazada yaralanan davacının, Türk Silahlı Kuvvetler mensubu olarak güvenlik ve asayişin temininden sorumlu olduğu tartışmasızdır. İç güvenlik ve asayişin temininden sorumlu olan davacının söz konusu sorumluluğu devam ederken yaralanmış olması nedeniyle 2330 sayılı Kanun kapsamında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ayrıca davacının, her ne kadar terör örgütüyle bilfiil mücadele esnasında yaralanmadığı açık ise de, yeni görev yeri olan Hakkari İli, Çukurca İlçesindeki birliğine gitmeye çalıştığı sırada geçirdiği trafik kazası sonucunda yaralanması olayının terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız olarak düşünülemeyeceği açıktır. Bu durumda; terör eylemlerinin neden ve etkisiyle oluştuğu kanaatine ulaşılan yaralanma olayı nedeniyle, davacının yukarıda değinilen 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek aylık bağlanması gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde ve bu işleme karşı açılan davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

27. Danıştay Onbirinci Dairesinin 5/5/2015 tarihli ve E.2012/2567, K.2015/1918 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden, davacının 5.4.2006 tarihinde Sivas İl Jandarma Komutanlığı emrinde görev yapmakta iken, Erzurum İl Jandarma Komutanlığının mesaj emriyle Erzurum ilinden Hınıs-Varto-Muş istikametine ring aracı ile 6 terör hükümlüsü ile 1 adi tutuklunun sevk edilmesi esnasında muhafız olarak Hınıs İlçe Jandarma Komutanlığınca görevlendirildiği, Varto ilçe sınırına kadar görevini ifa ettikten sonra dönüş esnasında içinde bulunduğu aracın Hınıs ilçe merkezinde bulunan yolun ıslak ve kaygan olması nedeniyle virajı alamayarak kontrolden çıkıp takla atması sonucu meydana gelen trafik kazasında yaralandığı, Jandarma Genel Komutanlığının 6.10.2006 tarihli yazısı ekinde gönderilen raporlar ile davacının maluliyetinin tespit edilmesinin istenilmesi üzerine ilgili hakkında Erzurum Mareşal Çakmak Asker Hastanesince düzenlenen 9.8.2006 günlü, 478 sayılı sağlık kurulu raporunun Emekli Sandığı Sağlık Kurulunca incelenmesi sonucu 9.11.2006 günlü, 3762 sayılı karar ile davacının sürekli olarak vazife malulü olduğuna karar verildiği ve aylık bağlandığı, daha sonra davacı tarafından davalı idareye yapılan başvuru ile kendisine 3713 sayılı Kanun hükümleri uyarınca aylık bağlanması isteğiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda; davacının, her ne kadar terör örgütüyle bilfiil mücadele esnasında yaralanmadığı açık ise de, 6 terör hükümlüsü ile 1 adi tutuklunun sevk edilmesiyle ilgili görevli bulunduğu sırada geçirdiği trafik kazası sonucunda yaralanmasının, terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız olarak düşünülemeyeceği açıktır. Bu durumda; terör eylemlerinin neden ve etkisiyle oluştuğunun kabulü gerekli olan yaralanma olayı nedeniyle, davacının yukarıda bahsi geçen Kanun kapsamında değerlendirilerek aylık bağlanması gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde ve bu işleme karşı açılan davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır."

28. Danıştay Onbirinci Dairesinin 16/4/2013 tarihli ve E.2010/8709, K.2013/3814 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden; davacının Hakkari İli Özel Harekât Şube Müdürlüğü emrinde görev yapmakta iken geçici görevli olarak gittiği Şemdinli İlçesinden dönerken, içinde bulunduğu aracın teknik arıza yapması nedeniyle meydana gelen trafik kazası sonucu yaralandığı, davacı tarafından, 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmak istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda; davacının, her ne kadar terör örgütüyle bilfiil mücadele esnasında yaralanmadığı açık ise de, görevli bulunduğu sırada geçirdiği trafik kazası sonucunda yaralanması olayının terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız olarak düşünülemeyeceği açıktır. Bu durumda; terör eylemlerinin neden ve etkisiyle oluştuğunun kabulü gerekli olan yaralanma olayı nedeniyle, davacının yukarıda bahsi geçen Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde ve bu işleme karşı açılan davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

29. Danıştay Onbirinci Dairesinin 8/2/2013 tarihli ve E.2010/2290, K.2013/1059 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden; davacılar murisinin askerlik görevini yapmakta iken 30/6/2000 tarihinde sürücüsü olduğu askeri araç ile terörist faaliyetlerden tümgenerali korumak için eskortlama görevi yaptığı sırasında meydana gelen trafik kazası sonucu vefat ettiği, davacılar tarafından, oğullarının vefatı sebebiyle, 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmak istemiyle yaptıkları başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda; davacının, her ne kadar terör örgütüyle bilfiil mücadele esnasında vefat etmediği açık ise de, görevli bulunduğu sırada geçirdiği trafik kazası sonucunda vefat etmesi olayının terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız olarak düşünülemeyeceği açıktır. Bu durumda; terör eylemlerinin neden ve etkisiyle oluştuğunun kabulü gerekli olan ölüm olayı nedeniyle, davacının yukarıda bahsi geçen Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde ve bu işleme karşı açılan davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

C. Yargıtay Kararları

30. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13/10/2022 tarihli ve E.2022/8804, K.2022/12428 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine .... gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi."

Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA... karar verildi.'

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın ilgili kısmı ise şöyledir:

'Somut olayda; 14/6/2012 tarihinde piyade uzman çavuş olarak TSK de 4/1-c kapsamında görev yapan davacının 14/11/2014 te Rahmo tepe üst bölgesi Yüksekova Hakkari de bulunan üst bölgesindeki su deposu inşaat faaliyetlerinde kullanılmak üzere getirilen kum ve kilit taşlarının taşınması loder ile kamyona yüklenmesi, bu amaçla kamyonun yolda ilerlemesi için dozer aracının yolun tasfiyesini yapması aşamasında, EMNİYET ALMAK amacıyla piyade er [R.Ç.] ile birlikte görevlendirildiği, 6/11/2014 tarihinde de yapılacak inşaat ile ilgili genel bir emir yayınlandığı, davacının bu kapsamda görevlendirildiği, bu işte kullanılan kepçenin yolda stop etmesi sırasında geri kaydığı yan yatması sonucu meydana gelen kazada yaralanarak beyin hasarı meydana geldiği ve GATA 'ne ait 10/10/2016 tarih 12330 sayılı rapor ile TSK da görev yapamaz kararı verildiği, 15.06.2017 tarihinde emekliye sevk edilerek 15.07.2017 tarihinden itibaren 5510 sayılı kanunun 47. Maddesi uyarınca vazife malullüğü aylığı bağlandığı, 21.07.2017 tarihli 3713 sayılı Yasadan yaralanma talebinin ise zımnen reddedildiği, davacının 3713 sayılı Yasanın 21. Maddesinin j-2. Bendi uyarınca terör olaylarının önlenmesi amacıyla yol emniyetini sağlamak için görevli olduğu sırada kaza geçirdiği gerekçesiyle 3713 sayılı Kanunun malullük aylığına ilişkin hükümleri uygulanması gerektiğinden mahkemenin kabule dair maddi vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.' "

31. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20/2/2023 tarihli ve E.2023/355, K.2023/1410 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının uzman çavuş olarak Jandarma Komando Özel Hareket Tabur Komutanlığı Diyarbakır emrinde görevli iken 05.10.2018 günü terörle mücadele harekatı kapsamında görevlendirilen timin operasyona hazırlığı maksadıyla yaptığı silah bakım faaliyet sırasında yaralandığını, olay sonrasında davacının engel durumunun %59 olarak belirlendiğini, 14.10.2019 günlü dilekçe ile kuruma başvuru yapılarak vazife maluliyeti yönünden talepte bulunulduğunu ancak talebin zımnen red edildiğini, kurum işleminin yerinde olmadığını, davacının görevinin ayrıca 3713 sayılı Kanun kapsamında olup, bu kapsamda terör önleme faaliyeti içeresinde iken yaralandığını, bu sebeple vazife malullüğü aylığının 3713 sayılı Kanun kapsamında bağlanması gerektiğini, bu kabul edilmezse dahi 2330 sayılı Kanun kapsamında görevde bulunduğunu, bu kapsamda aylık bağlanması gerektiğini, Ankara 4. İdare Mahkemesi' ne açılan dava sonucunda 2019/2372 E, 2020/535 K sayılı karar ile iş mahkemesinin görevli olduğuna karar verildiğini, bu nedenle davacının askerliğin sebep ve tesiri ile malul hale geldiğinin tespit edilerek davacıya öncelikle 3713 sayılı Kanun gereği vazife malullüğü aylığı bağlanması, bu talep kabul görmez ise 2330 sayılı Kanun gereğince vazife malullüğü aylığı bağlanması ve olay tarihinden itibaren bağlanacak aylık ve yapılacak ödemelerin yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

...

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Somut olayda, davacının bulunduğu askeri birliğin o an operasyonda bulunan birliğin ihtiyati olarak görevlendirilmiştir. Birlik operasyona hazırlık işlerini icra ederken davacı yaralanmıştır. Operasyonun hazırlık aşaması, terörle mücadelenin bir parçasıdır. Törörle mücadelenin sadece fiilen salt operasyon olarak ele alınması hatalıdır. Çünkü operasyonun icrası için hazırlık aşaması zorunlu bir unsurdur. Dolayısıyla davanın kabulüne yönelik mahkeme kararıyerinde olmuştur." gerekçeleriyle davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

...

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, ... karar verildi."

32. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2/11/2022 tarihli ve E.2022/4850, K.2022/13586 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, 3713 sayılı kanun kapsamında vazife malulü olduğunun tespiti ile bu kanun kapsamında vazife malulü aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

....

Ankara 37. İş Mahkemesi hükmünün ... DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ... oybirliğiyle karar verildi."

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın ilgili kısmı ise şöyledir:

Somut olayda, Suriye sınırında mayınlı bölgeden kaçak giriş yapmaya çalışan bir grubun varlığının tespiti üzerine söz konusu bölgeye intikal eden davacının toprak set nedeniyle araç içinden söz konusu grubu göremediğinden görüş açısını genişletmek amacıyla araç üzerine çıktığı ve nereden geldiği anlaşılamayan bir mermiyle yaralandığı, davacının görev yaptığı sınır bölgesinde terör olaylarının yoğun olduğu ve sınır ötesinde yaşanan olaylar göz önüne alındığında davacının terör riski çok yüksek bir bölgede görev yaptığı hususunda kuşku bulunmadığından, meydana gelen yaralanma olayının terörle mücadele görevinden kaynaklandığı anlaşıldığından mahkeme kararının vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmakla davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Anayasa Mahkemesinin 14/6/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

34. Başvurucular, murislerinin terör eylemlerinin önlenmesi amacıyla görevlendirildiği açık olduğu hâlde 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmamaları üzerine açtıkları davanın Danıştayın yerleşik içtihadına aykırı şekilde reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddiası adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

38. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da belirtildiği üzere Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

39. Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).

40. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerinin ve demokratik bir toplumda kendileriyle ilgili verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

41. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarının incelendiği gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

42. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermesini gerektiren usule veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline yol açar (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

43. Başvurucuların murislerinin emniyet müdürünün havaalanına gidişi sırasında terör saldırılarına karşı yol güvenliğinin sağlanması amacıyla görevlendirildikleri ve görevlerini yerine getirirken meydana gelen trafik kazası nedeniyle şehit oldukları hususunda tartışma bulunmamaktadır. Tartışma, söz konusu olayda 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasındadır. İlk derece mahkemeleri görevlendirmenin amacının yaşanabilecek terör saldırılarının önüne geçilmesi olduğunu dikkate alarak olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında sayılması gerektiğini değerlendirmiştir. Buna karşılık Daire; yaşanan olayın yol güvenliğinin sağlanması esnasında meydana geldiğini, terör saldırılarının önlenmesi ile ilgisi olmadığını belirterek 3713 sayılı Kanun kapsamına girmeyeceği sonucuna varmıştır (bkz. §§ 12, 14).

44. Adli yargı mercileri ise yaşanan trafik kazasının olası suikast, kaçırma, yol kesme ve bombalı saldırılar gibi terör eylemlerinin önlenmesi ve yol güvenliğinin sağlanması amacıyla yapılan görevlendirmeden kaynaklanması nedeniyle terörle mücadele kapsamında olduğunu söylemiştir. Buna bağlı olarak da 3713 sayılı Kanun'un somut olayda uygulanması gerektiği sonucuna varmıştır (bkz. § 19).

45. Somut olayda başvurucuların murisleri vazife malulü olarak değerlendirilmiş ve başvurucular 2330 sayılı Kanun kapsamındaki haklardan yararlandırılmıştır. Bununla birlikte başvurucuların 3713 sayılı Kanun kapsamında tanınan haklardan yararlanmak amacıyla eldeki başvuruya konu süreci işlettikleri görülmüştür. 3713 sayılı Kanun'un ilgililere daha geniş sosyal ve ekonomik haklar sağladığı anlaşılmıştır. Başvuruya konu uyuşmazlık, terör olaylarının söz konusu dönem itibarıyla yaygın olduğu bölgede olası terör saldırısının önlenmesi amacıyla verilen görevin yerine getirildiği sırada meydana gelen trafik kazası sonucunda gerçekleşen vefatın 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir.

46. Uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanmasında öncelikli yetkinin derece mahkemelerine ait olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir. Anayasa Mahkemesinin kendi yorumunu derece mahkemelerininkinin yerine koyması söz konusu olamaz. Bununla birlikte derece mahkemelerinin yorumlarının etkilerinin adil yargılanma hakkıyla çelişip çelişmediğini incelemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındadır (Sebiha Kaya, B. No: 2018/34124, 20/5/2021, § 48).

47. 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasında; kamu görevlilerinin görevlerini icra ederken terör eylemlerine muhatap olarak yaralanmaları, engelli hâle gelmeleri, ölmeleri veya öldürülmeleri durumunda 2330 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca 21. maddenin birinci fıkrasına eklenen bentlerle 2330 sayılı Kanun hükümlerinin yanında ilgililerin durumlarına uygun olmak üzere ilave olarak ekonomik ve sosyal haklardan yararlandırılmaları öngörülmüştür. Bir başka deyişle olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi hâlinde 2330 sayılı Kanun'da verilmeyen ilave bazı hakların da ilgililere sağlanması amaçlanmıştır. 21. maddenin ek ikinci fıkrasında ise kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenlerin birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlanacağı belirtilmiştir(bkz. § 20).

48. Danıştay; içtihadında, olayın meydana gelişinin terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler ya da bu görevlere gidiş dönüşler sırasında yaşanan kaza sonucu oluşup oluşmadığını dikkate alarak değerlendirme yapmıştır. Bu değerlendirmeyi yaparken meydana gelen olayın terör eylemlerinin önlenmesi faaliyetinden bağımsız olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkate almıştır yani yaşanan trafik kazasının temelinde bir şekilde terör olaylarının önlenmesi amacı yatıyorsa bu durumda söz konusu olayın 3713 sayılı Kanun'dan ayrı düşünülemeyeceğine hükmetmiştir (bkz. §§ 21-29).

49. Yargıtay da Danıştay ile benzer şekilde somut olayın meydana geliş şeklini değerlendirerek terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler veya bu görevlere gidiş dönüşler sırasında kaza olması durumunda 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda terörle mücadele için hazırlık aşamasının dahi terörle mücadeleden ayrılamayacağını söyleyerek 3713 sayılı Kanun'un kapsamını belirlemiştir (bkz. §§ 30-32).

50. Derece mahkemelerince gerçekleştirilen araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususların hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde somut olayın özelliği dikkate alınarak gerekçeli kararda ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli olmayıp aynı zamanda kararda yer alan gerekçenin ilgili ve yeterli olması şartı aranmaktadır. İlgili ve yeterli gerekçeden anlaşılması gereken ise mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır (bkz. §§ 38-42).

51. Bu nedenle yaşanan bir olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında olmadığı değerlendirilirken hangi sebeple bu sonuca varıldığının açıkça ortaya konulması önemlidir. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, olayın neden terör faaliyetini önleme amacı taşımadığını açıklamasıdır. Daire kararında, yaşanan olayın neden 3713 sayılı Kanun kapsamında olmadığı ilgili ve yeterli bir gerekçe ile tartışılmamıştır. Başvurucuların murisleri, yol kesme ve mayınlı saldırılar gibi terörist eylemler nedeniyle yol güvenliğini sağlamak için görevlendirilmiştir. Şehitlik durum belgesinde ise yapılabilecek herhangi bir terör saldırısını önlemek amacının önüne geçilmesi için görevlendirme yapıldığı açıkça belirtilmiştir (bkz. § 9). Havaalanına giderken yol güvenliğinin sağlanmasının altında terör faaliyetinin önlenmesinin olduğu hem görevlendirme yazısında hem de şehitlik durum belgesinde belirtilmesine karşın Daire, görevlendirmenin yalnızca yol güvenliğinin sağlanması için yapıldığını gerekçe göstererek 3713 sayılı Kanun'un uygulanamayacağı kanaatine varmıştır. Yaşanan olayın terör faaliyetinin önlenmesinden neden bağımsız kabul edilmesi gerektiğini ise ortaya koyamamıştır.

52. Sonuç olarak olayın neden 3713 sayılı Kanun kapsamına girmediği hususunun Daire kararlarının gerekçesinde yer almadığı görülmüştür. Daire, kararlarında başvurucuların murislerinin görevlendirilme amacını değerlendirmemiş; kazanın terör faaliyetini önleme amacı taşımadığına ilişkin kendi değerlendirmesini açıkça ortaya koymamıştır. Yalnızca havaalanına gidiş sırasında yol güvenliğinin sağlanmasından bahsetmiş, söz konusu görevlendirmenin arkasında yatan nedenleri gözönünde tutmadığı gibi bu nedenleri neden kabul etmediğini de söylememiştir. Diğer bir ifadeyle başvurucuların olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında olduğuna ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların gerekçeli karar haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

54. Başvurucular, Daire tarafından davanın kesin olarak reddedilmesi nedeniyle temyiz yoluna başvuramadıklarını belirterek hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerse de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialar hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden bir inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

55. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

56. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

57. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (E.2017/8624 ve E.2017/7426 sayılı kararlarla ilgi ) iletilmek üzere Ankara 17. İdare Mahkemesine (E.2016/2282) ve Ankara 11. İdare Mahkemesine (E.2016/2131) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 589,40 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.489,40 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.