TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET BEYAZYÜZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/23249)

 

Karar Tarihi: 9/1/2024

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Mehmet BEYAZYÜZ

Vekili

:

Av. Engin YILMAZEL

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu 20/1/2006 tarihinden itibaren Türkiye Vakıflar Bankası Bahçelievler şubesinde en son şef olarak çalışmakta iken 12/8/2016 tarihinde başvurucunun iş sözleşmesi feshedilmiştir.

3. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle 8/9/2016 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde on bir yıldır aynı şubede çalıştığını ve son üç yılında şef olarak görev yaptığını, çalışma süresi boyunca başarılı şekilde terfi aldığını, uyarı ve disiplin cezasının bulunmadığını, buna rağmen hiçbir gerekçe olmaksızın işine son verildiğini ifade etmiştir.

4. Bakırköy 27. İş Mahkemesi (Mahkeme) 6/3/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) finans desteği sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Bank Asyada 2014 yılının Ocak ayı sonrasında destek amacıyla hesap işlemleri olduğu belirtilmiştir. İşverenin bağlılığından şüphe duyduğu personeli çalıştırmak istememesinin işveren açısından geçerli neden oluşturduğu ifade edilmiştir.

5. Karara karşı başvurucu 8/3/2017 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, Bank Asya hesabındaki paranın babası tarafından satılan evin parası olduğunu ve Bank Asyanın faizsiz bir kurum olması nedeniyle parayı söz konusu Bankaya yatırdığını, bir süre sonra parayı çekerek hesabını kapattığını, herhangi bir terör örgütüyle bağı olmadığını, hakkında hiçbir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını belirtmiştir.

6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 4/4/2018 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek mahkeme kararının kaldırmış, delillerin toplanması ve davanın görülmesi için dosyayı Mahkemeye iade etmiştir. Kararda, başvurucu hakkında yürütülen savcılık soruşturmasının, ceza dosyasının, adli makamlardan sorulmak suretiyle gelen belgelerin değerlendirilerek ayrıca varsa tarafların tanıkları da dinlenerek karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

7. Mahkeme 17/1/2019 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucunun FETÖ/PDY'ye finans desteği sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Bank Asyada 2014 yılının Ocak ayı sonrasında destek amacıyla hesap işlemleri olduğunun tespit edildiği, hesap hareketlerine ilişkin olarak banka kayıtlarının istendiği belirtilmiş, söz konusu kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonucunda başvurucu açısından duyulan şüphenin geçerli nedene dayandığının, buna bağlı olarak işveren açısından başvurucu ile aralarındaki güven ilişkisinin bozulduğunun anlaşıldığı değerlendirmesine yer verilmiştir.

8. Başvurucu karara karşı 15/2/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde 8/3/2017 tarihli istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrarladıktan sonra Bölge Adliye Mahkemesi kararı uyarınca yapılan araştırma sonucunda hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığını Mahkemenin öğrendiğini, bundan da anlaşılacağı üzere hiçbir terör örgütüyle bağlantısı bulunmadığını ifade etmiştir.

9. Bölge Adliye Mahkemesi 11/4/2019 tarihinde istinaf başvurusunu esastan kesin olarak reddetmiştir.

10. Nihai karar başvurucuya 29/5/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu karara karşı 27/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu, hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmamasının terör örgütü ile bağlantısının olmadığını gösterdiğini ifade etmiştir. Bank Asyadaki hesabını 17-25 Aralık olaylarından çok önce 2012 yılında ve sadece babasının sattığı dairenin parasını faizsiz banka olması nedeniyle bu Bankaya yatırılmasını istediği için açtığını, Bankayı finansal açıdan destekleme amacı olmadığını, 3/3/2014 tarihinde parasını çekerek hesabını kapatmasına rağmen yeterli araştırma yapılmaksızın davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucu hakkında yürütülen işe iade davasına ilişkin sürece yer verildikten sonra kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Olayda başvurucunun terör örgütüyle irtibatına veya iltisakına ilişkin bir kısım tespitlerde bulunularak iş sözleşmesinin feshedildiği, yapılan şüphe feshinin hukuka uygun olduğuna karar verildiği ifade edilmiştir. Hukuk kurallarını yorumlama yetkisinin derece mahkemelerine ait olduğu, derece mahkemelerinin iş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda hangi nedenlerin haklı olduğuna ve geçerli fesih nedeni oluşturduğuna ilişkin yorum ve değerlendirmesinin mevzuata uygun olup olmadığını denetlemenin Anayasa Mahkemesinin görevinde olmadığı, öte yandan başvurucu hakkındaki tedbirler olağanüstü hâl (OHAL) döneminde alındığından yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Somut olayda başvurucunun temel iddiası, Bank Asya hesap hareketlerinin derecece mahkemelerince yeterli şekilde araştırılmamasıdır. Bu nedenle başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

16. Somut olayda başvurucunun iş sözleşmesi, terör örgütü ile irtibatı bulunduğu şüphesiyle feshedilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliği ve işe iadesi talebiyle dava açmıştır. Mahkeme, başvurucunun FETÖ/PDY'ye finans desteği sağlamak için Bank Asyada 2014 yılının Ocak ayı sonrasında hesap işlemleri yaptığından feshin geçerli nedene dayandığını ifade etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de aynı görüşü paylaşarak başvurucunun istinaf başvurusunu reddetmiştir.

17. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de Yargıtay içtihadında kabul edildiği üzere şüphenin işçinin kişiliğinde bulunan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir (çok sayıda karar arasında bkz. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı; 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararı). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir.

18. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013). Bu noktada gerekçeli karar hakkı hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin tesisinde önemli bir araç konumundadır. Zira kişiler ancak gerekçeli karar vasıtasıyla somut olayın hukuk kuralları karşısında nasıl konumlandırıldığını öğrenebilmekte ve buna karşı etkili bir savunma geliştirme imkânı bulabilmektedir.

19. Öte yandan Yargıtay, şüphe feshi kapsamında açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağını belirtmiştir. Bu itibarla şüphe feshi kapsamında açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Yani derece mahkemelerinin tarafların ileri sürdüğü ya da ortaya koyduğu tespitlerden bağımsız olarak ayrıca araştırma yapması ve yine tarafların iddia ve itirazlarını bu kapsamda değerlendirerek bir sonuca varması gerekmektedir.

20. Derece mahkemelerince gerçekleştirilen araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususların hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde somut olayın özelliği dikkate alınarak gerekçeli kararda ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli değildir, aynı zamanda gerekçenin makul olması şartı aranmaktadır. Makul gerekçeden anlaşılması gereken mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır.

21. Bu itibarla, şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda, özellikle işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda şüpheye neden olan durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi, keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. Söz konusu kıriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması, hem işçi yönünden hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap etmektedir.

22. Derece mahkemeleri başvurucunun iş akdinin geçerli nedene dayalı olarak feshedildiği sonucuna ulaşırken Bank Asyada 2014 yılının Ocak ayı sonrasında destek amacıyla hesap işlemleri yaptığı kabulüne dayanmıştır. Mahkeme, başvurucunun Bank Asyadaki hesap hareketlerini dosyaya getirtmiş ve duruşmada okumuştur. Bununla birlikte Mahkeme kararından iş akdinin neden geçerli nedenle feshedildiği anlaşılamamaktadır. Zira karara göre başvurucunun hesap hareketinin 2012 yılında bankaya yatırdığı parayı 2014 yılında iki ayrı hesaba bölmekten ibaret olduğu anlaşılmış, anılan tarihten sonra yeni hesap açtığı veya para yatırdığı tespit edilememiştir. Öte yandan başvurucu 2014 yılı Şubat ayından sonra hesaplardan parasının büyük kısmını çektiği gibi 2015 yılı itibarıyla hesaplarda para bulundurduğu da belirlenememiştir. Dolayısıyla söz konusu hesap hareketlerinin yukarıda belirtilen bağlamda güven ilişkisini bozacak mahiyette, terör örgütünü destekleyici bir hesap hareketi olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin belirlenmesinde bu hususun irdelenmesi, aydınlatılması önem arz etmektedir. Ancak Mahkeme kararı bu bağlamda herhangi bir değerlendirme içermemektedir.

23. Kural olarak derece mahkemesi kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde istinaf merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. İlk derece mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise başvurucular tarafından ileri sürülen esaslı itirazların istinaf mercii tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. Somut olayda başvurucunun temel iddialarının ilk derece mahkemesince kararda tartışılmamasına ve gerekçe oluşturulmamasına rağmen başvurucu tarafından ileri sürülen esaslı iddiaların Bölge Adliye Mahkemesince de karşılanmadığı görülmüştür.

24. Sonuç olarak gerekçeli kararda, işveren yönünden başvurucu ile aralarındaki güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair yeterli açıklamanın yapılmadığı görülmüştür. Diğer bir ifadeyle iş akdinin feshinin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığı, tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek gerekçelendirilmemiştir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

26. Başvurucunun, haksız bir şekilde iş akdinin feshedilmesi nedeniyle çalışma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden çalışma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

III. GİDERİM

27. Başvurucu; ihlalin tespitine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucunun tazminat talebi bulunmamaktadır.

28. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 27. İş Mahkemesine (E.2018/159, K.2019/6) GÖNDERİLMESİNE,

E. 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.