TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

S.K.E. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/36211)

 

Karar Tarihi: 23/11/2022

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Muhammed Cemil KANDEMİR

Başvurucu

:

S.K.E.

Vekili

:

Av. Oktay DOĞAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Kara Harp Okulundan ilişiğinin kesildiği 2005 yılındaki durum değerlendirilmeden 2017'de açılan davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve okul hayatının haksız bir şekilde sonlandırılması nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/10/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 2001-2002 eğitim-öğretim döneminde Kara Harp Okulunu kazanarak eğitime başlamıştır.

10. Başvurucu, 4. sınıf öğrencisi iken disiplinsizlik nedeniyle Kara Harp Okulu Yüksek Disiplin Kurulunun 2/3/2005 tarihli ve 3 sayılı kararıyla okuldan çıkarılmıştır. Bu karar Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından 22/4/2005 tarihinde onaylanmıştır. Millî Savunma Bakanlığının derece mahkemeleri aşamasında sunduğu belgelerde başvurucunun ilişiğinin 19/7/2005 tarihinde kesildiği bilgisine yer verilmiştir.

11. Başvurucu bu işleme karşı 2005 yılında iptal ve tazminat talepleriyle açtığı davaların reddedildiğini beyan etmiştir [Başvurucunun 28/9/2005 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) açtığı iptal ve tam yargı davalarının AYİM İkinci Dairesinin 2005 ve 2006 yıllarında verdiği kararlarla reddedildiği görülmüştür.].

12. Başvurucu, Milli Savunma Bakanlığına 2/1/2017 tarihli dilekçe ile başvuru yapmıştır. Başvurucunun dilekçesinde belirttiği hususlar şunlardır:

i. Okul döneminde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) mensubu kişilerce istifaya zorlanmak için baskı gördüğünü, eğitim ve sicil notlarının düşük verildiğini, okulda sıralı olarak bulunan amirlerinin FETÖ/PDY üyesi olmak suçundan tutuklandığını, Kara Harp Okulundan ilişiğinin kesilmesinden sonra tazminat ödemek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.

ii. Başvurucu, uğramış olduğu maddi ve manevi zararlarının tazminini, kaybettiği itibarının iade edilmesini, dönem arkadaşlarının sahip olduğu sosyal haklardan faydalandırılmasını, kamu kurum ve kuruluşlarında uygun kadrolarda istihdamının sağlanmasını ve kendisiyle aynı durumda olanlara verilen diğer hakların tarafına verilmesini talep etmiştir.

13. Millî Savunma Bakanlığı, başvurucunun dilekçesine cevap vermemiştir.

14. Başvurucu; yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak okuldan çıkarılması nedeniyle ödemiş olduğu tazminatlar için 1.000 TL, yeni öğrenimine harcadığı para için 1.000 TL, yeni işe girene kadar alamadığı subay maaşları gibi maddi zararları için 1.000 TL ve faizle karşılanamayan munzam zararları için 1.000 TL olmak üzere toplam4.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminatın ödenmesine, kaybettiği itibarının iade edilmesine, dönem arkadaşlarının sahip olduğu sosyal haklardan faydalandırılmasına, kamu kurum ve kuruluşlarında uygun kadrolarda istihdamının sağlanmasına karar verilmesi talebiyle 4/5/2017 tarihinde dava açmıştır.

15. Ankara 14. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 13/2/2019 tarihli kararıyla davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Mahkeme kararında;

i. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde, bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceğinin hükme bağlandığı,

ii. Davacının söz konusu baskı eylemlerini en geç öğrenme tarihi olarak kabul edilebilecek 22/4/2005 tarihli okuldan çıkarılmasına ilişkin karardan itibaren 1 yıl ve her hâlde 5 yıl içinde idareye başvurması gerekirken bu süreler içerisinde idareye başvuru yapılmaksızın, 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan çok sonra 2/1/2017tarihinde yapılan idari başvuru üzerine zımnen ret işlemi gerçekleştiğinden bahisle 4/5/2017 tarihinde açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı belirtilmiştir.

iii. Kararda ayrıca başvurucunun dava dilekçesinde, eylemlerin idariliğinin 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY mensuplarınca gerçekleştirilen hain darbe girişimi sonrasında anlaşıldığını iddia ettiği, bahsi geçen eylemlerin FETÖ/PDY mensuplarınca yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın davacıda meydana gelen maddi ve manevi zararın oluştuğu tarihten yola çıkılarak eylemin sonlandırıldığı tarih olarak kabulü gereken okulu ile ilişiğinin kesildiği 22/4/2005 tarihinden itibaren2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine istinaden 1 ve 5 yıllık zamanaşımı süreleri içerisinde başvuruda bulunulması gerektiğinden davacının bu iddiasının yerinde görülmediği belirtilmiştir.

16. Başvurucu istinaf başvurusunda, 2005 yılında Harp Okulundan ilişiğinin kesilmesine ilişkin olarak açtığı maddi ve manevi tazminat davasının reddedildiğini belirtmiş ve sonuç ve istem kısmında dava dilekçesindeki taleplerini tekrarlamıştır. Başvurucunun istinaf talebi Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 18/9/2019 tarihli kararıyla kesin olmak üzere reddedilmiştir.

17. Nihai karar başvurucu vekili tarafından 1/10/2019 tarihinde öğrenilmiştir.

18. Başvurucu 30/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 2577 sayılı Kanun'un "Dava açma süresi" kenar başlıklı 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür."

20. 2577 sayılı Kanun'un "İptal ve tam yargı davaları" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."

21. Başvuruya konu derece mahkemelerinin kararlarının verildiği tarihte 2577 sayılı Kanun'un "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

23. Sözleşme’de açıkça yer almasa da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkını adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olarak nitelendirmektedir (Roche/Birleşik Krallık [BD], B. No: 32555/96, 19/10/2005, § 117; Stanev/Bulgaristan [BD], B. No: 36760/06, 17/1/2012, § 229). AİHM, mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini vurgulamaktadır (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).

24. Bununla birlikte AİHM; dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesini, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği olarak kabul etmekte ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmayacağını belirtmektedir (Perez de Rada Cavanilles/İspanya, B. No: 28090/95, 28/10/1998, § 45). Ne var ki öngörülen süre koşullarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamaları söz konusu olduğunda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir (Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, § 35).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Anayasa Mahkemesinin 23/11/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucu; daha önce yaptığı başvurulardan sonuç alamadığını, bu dönemde FETÖ/PDY'nin hem Millî Savunma Bakanlığında hem de adalet mekanizmasında etkili olduğunun dikkate alınması gerektiğini, FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünün ortaya çıkmasından sonra üyelerine işlem yapıldığını, davalı idarenin sorumluluğunun göz ardı edildiğini, maddi ve manevi olarak zarara uğradığını ileri sürerek adil yargılanma hakkının, silahların eşitliği ilkesinin, sosyal devlet ilkesinin ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde; başvurucunun Kara Harp Okulu öğrenciliğinden çıkarılmasının 22/4/2005tarihinde kesinleştiği, başvurucunun işlemin idariliğini yeni öğrendiğinden bahisle anılan işlem dolayısıyla uğradığını iddia ettiği zararın tazmini talebiyle idareye başvuruda bulunduğu tarihin ise 6/1/2017 olduğu belirtilmiştir.

28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği cevapta, işlemin tesis edildiği tarihten sonraki 5 yıl içinde açacağı davadan sonuç almasının mümkün olmadığını, nitekim bu süre içinde açtığı davanın yargı içerisindeki FETÖ üyelerinin etkisiyle reddedildiğini, davasının sadece süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin hak ihlali olduğunu ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda yer verilen adil yargılanma hakkına, silahların eşitliği ilkesine, sosyal devlet ilkesine ve hak arama hürriyetine ilişkin şikâyetlerinin özünün davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesi olduğu değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvuru, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

34. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

35. Somut olayda, başvurucu tarafından açılan davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu görülmüştür.

36. Mahkemeye erişim hakkı yönünden bir müdahalenin varlığının kabul edilmesinden sonra bu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaline sebebiyet verecektir.

37. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Mahkemeye erişim hakkına yönelik bu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve son olarak ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.

39. Başvurucunun Millî Savunma Bakanlığına yaptığı başvurunun zımnen reddedilmesi nedeniyle açtığı iptal ve tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine dayandığı görülmektedir.

40. Mahkemenin başvurucunun iptal talebine ilişkin hüküm kurmadığı, süre aşımı kararını ise doğrudan doğruya tam yargı davası açılmasına ilişkin 13. maddeye dayandırdığı anlaşılmaktadır.

41. Başvurucunun Bölge İdare Mahkemesine yaptığı istinaf başvurusunda iptal talebine ilişkin Mahkemece hüküm kurulmadığı iddiasını açıkça ileri sürmediği görülmektedir. Başvurucunun bireysel başvuruda da iptal talebine ilişkin hüküm kurulmadığı iddiası bulunmamaktadır. Bu sebeplerle davanın iptal talebine ilişkin kısmına ilişkin Mahkemece hüküm kurulmamış olması değerlendirilmemiştir.

42. Mahkeme, başvurucunun tazminat talebini ise 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi çerçevesinde doğrudan doğruya açılan tam yargı davası olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim haklarına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

43. Kanuni dayanağı bulunan bir müdahalenin, ayrıca, meşru amacının var olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne olduğu hususu Anayasa Mahkemesi tarafından birçok defa benzer nitelikteki başvurularda incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Hatice Acar ve Yunus Acar, B. No: 2019/26660, 3/2/2022, § 36 ; ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Fatma Altuner, B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

44. Mahkemeye erişim hakkına yönelik olarak kanuni dayanağı ve meşru amacı bulunan bir müdahalenin varlığı kabul edildikten sonra son olarak bu müdahalenin ölçülü olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

45. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, § 52).

46. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).

47. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, derece mahkemelerinin dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban, § 66).

48. Tazminat hukukunun idari yargıda genel kabul gören prensiplerine göre idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davası açılabilmesi için üç koşul bulunmaktadır. Bunlar idari eylem, zarar, zarar ile idari eylem arasında illiyet bağının bulunması koşullarıdır. Buna göre tam yargı davası açılabilmesi için eylemin idariliğinin, yol açtığı zararın ve illiyet bağının ortaya konulması zorunludur. Bu bağlamda başvurucunun da eylem nedeniyle ne zaman zarara uğradığını ve oluşan bu zararı ne zaman öğrendiğini açıkça ortaya koyması gerekir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da zarar ile idari eylem arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hatice Acar ve Yunus Acar, B. No: 2019/26660, 3/2/2022, § 41).

49. Başvurucunun okulla ilişiğinin kesildiği 22/4/2005 tarihinde işlemin idariliğini bildiğinde tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucu bu tarihte eylem, zarar ve eylemin idariliğini bilmektedir.

50. Buna göre başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olduğu, Mahkeme kararının gerekçesinin açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası içermediği, mahkemeye erişim hakkını sınırlandıran katı bir yorum olduğundan bahsedilemeyeceği, netice olarak ileri sürülen şikâyet bağlamında mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Eğitim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

52. Başvurucu, eğitim hayatının haksız bir şekilde sonlandırılması nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

53. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi" kenar başlıklı 42. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”

54. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’un anılan hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Anayasa Mahkemesi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınmaları gerekir.

55. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Anayasa Mahkemesinin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, § 18, 25/12/2012).

56. Bir hükme karşı başvurulabilecek kanun yolunun kalmaması veya baştan böyle bir yolun bulunmaması ile hüküm şeklî anlamda kesinleşir. Kesinleşme olağan kanun yollarının tüketilmesi veya tüketilmesi için öngörülen zamanın geçmesi ile gerçekleşmektedir (Ahmet Melih Acar, B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 17).

57. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 63. maddesi uyarınca, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin daireleri veya Daireler Kurulu kararları verildikleri tarihte kesin olup kesin hükmün bütün sonuçlarını doğurur. Dolayısıyla kararın tebliğinin hükmün kesinleşmesi üzerinde bir etkisi bulunmayıp tebliğ, tarafların kararlardan haberdar olmalarını sağlar (Ahmet Melih Acar, B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 18).

58. Başvuru konusu olayda, Ulusal Yargı Bilişim Ağı (UYAP) üzerinden yapılan incelemede başvurucunun 28/9/2005 tarihinde açtığı iptal davasının AYİM İkinci Dairesinin 22/2/2006 tarihli kararıyla süre aşımı nedeniyle reddedildiği, tam yargı davasının ise aynı Dairenin 28/12/2005 tarihli kararıyla açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmüştür. Başvurucunun iptal davasına ilişkin karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 31/5/2006 tarihli kararıyla süre aşımı gerekçesiyle reddedilmiştir.

59. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu olayda 2005 yılında açılan davalarda verilen kararların bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 gününden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/11/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.