TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

F. A. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/10545)

 

Karar Tarihi: 3/5/2023

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

F. A.

Vekili

:

Av. Çağlar ARSLAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle memuriyet görevine başlatılmama işlemine karşı açılan iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/2/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. 1/5/1979 doğumlu olan başvurucu 1.45 cm boyunda ve doğuştan %46 ortopedik engellidir. 2017 yılında Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı'na girerek İzmir Katip Çelebi Üniversitesine memur olarak yerleştirilmiştir.

7. Başvurucu hakkında 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (676 sayılı KHK) 74. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine eklenen (8) numaralı alt bent uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yaptırılmıştır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması nedeniyle başvurucunun göreve ataması gerçekleştirilmemiştir.

8. Başvurucu, söz konusu işlemin iptali istemiyle 16/2/2018 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, kendisinin ve oğlunun fiziksel durumuna ilişkin bilgi verdikten sonra hakkında açılmış herhangi bir dava olmadığını belirtmiştir. Herhangi bir terör örgütü ile ilgisi bulunmadığını, ByLock kaydının ve Bank Asyada hesabının olmadığını ifade etmiştir. Hakkında başlatılan ceza soruşturmasında adli kontrol şartı ile serbest bırakıldığını söylemiştir. İdareye başvurarak güvenlik soruşturmasının içeriğine dair bilgi almak istemesine rağmen herhangi bir bilgiye ulaşamadığından yakınmıştır. Suçluluğu sabit oluncaya kadar masum olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulayarak tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

9. İzmir 3. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 4/1/2019 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan başlatılan ceza yargılaması bulunduğu belirtildikten sonra terör örgütüne üye olma suçundan devam eden yargılama nedeniyle güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak sonuçlanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.

10. Başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan yargılamada Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi 19/3/2019 tarihinde başvurucunun beraatine karar vermiştir. Karara karşı kanun yoluna başvurulmaması nedeniyle 27/3/2019 tarihinde karar kesinleşmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın aşamalardaki beyanlarda belirttiği evlerinde kalma ve yurt müdürlüğü yapma eylemlerinin 1999-2002 yıllarını kapsadığı, aksini gösterir bir delilin dosyada yer almadığı, bu nedenle sanığın beyanının ötesine geçilemediği,

Ayrıca atılı suç özel kast gerektiren bir suç olup bu suçtan mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için sanıkla örgüt arasında organik bağın oluştuğunun tespit edilmesi gerektiği, bununda sanığın amaç suçu benimsemesi ve benimsediği amaç suçun icrası için örgütün içerisindeki hiyerarşik yapı içerisinde konumlanması ile oluşacağı, sanığın yapıya ait ya da müzahir kurum kuruluşlarla kalma, üyelik ve çalışma gibi temaslarının olması, sanıkla örgüt arasında organik bağın kabulünü sağlamayacağı, zira bu kurumların devletin izniyle faaliyet gösterdiğinin açık olduğu, bu nedenle bu eylemlerin örgüt üyeliği suçuna kanaat ötesinde doğrudan delil olabilmesi için sanığın bu kurum ve kuruluşlarda faaliyette bulunurken örgütün hukuka aykırı yönüne vakıf olarak, amaç suç için eylem ve icralarda bulunduğuna ilişkin bir tespitin bulunması gerektiği, sanığa ilişkin böyle bir tespit de olmadığı,

Bu tartışmalar ışığında, sanığın savunması belirttiği hususlar dışında dosyada atılı eylemin delili olarak bulunan hususların sanıksavunmasına itibar edilmemesi ve sanığın üzerine atılı suçtan kurtulmak gayesiyle beyanda bulunduğunun kabulünün yapılmasına yeterli olmadığından sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığının kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiştir."

11. Başvurucu, mahkeme kararına karşı 29/3/2019 tarihinde istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, hakkında terör örgütüne üye olmak suçundan başlatılan yargılama sonucunda beraat kararı verildiğini ve kararın kesinleştiğini ifade etmiştir. Hakkında ceza davası olsa bile suçluluğuna dair herhangi bir hüküm kurulmadığı müddetçe ceza davasının bulunmasının kamu görevine girmeye engel teşkil etmeyeceğini belirtmiştir. Kendisinin ve oğlunun engelli durumuna ilişkin bilgilere yer verdikten sonra güvenlik soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgeler incelenmeden, davaya ilişkin deliller toplanmadan hukukun temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi gözardı edilerek karar verilmesinden yakınmıştır.

12. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 23/5/2019 tarihinde istinaf talebini, temyiz yolu açık olmak üzere gerekçeli bir şekilde reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"Olayda; davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2018/467 sayılı dosyasında görülen davada beraat ettiği görülmüş ise de, davacının anılan ceza yargılaması sırasında, öğrencilik döneminde bir yıl FETÖ ile iltisaklı Zirve Öğrenci Yurdunda kaldığını, akabinde ikinci yıl bu yapıya ait öğrenci evinde kalmaya başladığını, okulu bitirince yine aynı yapıya ait dershanede çalıştığını, dershanede çalışırken esnaf evlerinde ve üst kattaki yurtta kaldığını, bir süre sohbetlere katıldığını beyan ve ikrar ettiği görülmektedir.

Bu durumda; KPSS sonucuna göre memur kadrosuna yerleşen davacının atamasının yapılabilmesi için, hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanması gerektiği, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2018/467 sayılı dosyasında görülen davada beraat ettiği görülmüş ise de, anılan ceza dosyasında bulunan davacının ifade ve beyanları bir bütün olarak birlikte dikkate alındığında, yapılan tespitlerinin davacının güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına neden olabilecek nitelikte olduğu, davacının atamasının yapılmaması yönünde kullanılan takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri dışında kullanıldığından bahsedilemeyeceği anlaşıldığından, davacının güvenlik soruşturması arşiv araştırması sonucunun olumsuz olduğundan bahisle atama işleminin gerçekleştirilmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

13. Başvurucu, karara karşı 17/7/2019 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, ceza yargılamasında yer alan tespitlerden hareketle Bölge İdare Mahkemesince aleyhine karar verilmesinin ceza yargılamasında verilen beraat kararının sorgulanması anlamına geleceği ve hakkında beraat kararı verilmesi nedeniyle memuriyete engel bir durumun bulunmadığını ifade etmiştir. Bölge İdare Mahkemesince güvenlik soruşturmasına esas belgeler incelenmeden sadece ceza mahkemesi nezdinde gerçekleşen yargılamada yer alan bilgi ve belgelerden hareket edildiğini belirtmiştir. Başvurucu yine kendisinin ve oğlunun engelli durumuna ilişkin bilgilere yer verdikten sonra haksız bir şekilde atamasının gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.

14. Danıştay Onikinci Dairesi 14/11/2019 tarihinde, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 48. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca temyiz istemini reddetmiştir. Kararda, temyiz başvurusuna konu kararın istinaf incelemesi üzerine kesinleşmesi nedeniyle istinaf incelemesinden geçtikten sonra temyiz incelemesine tabi tutulamayacağı ifade edilmiştir.

15. Nihai karar başvurucuya 21/1/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. 657 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatla bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını sadakatla uygulamak zorundadırlar"

17. 657 sayılı Kanun’un 48. maddesi şöyledir:

"Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.

A) Genel şartlar:

1. Türk Vatandaşı olmak,

2. Bu Kanunun 40 ncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak,

3. Bu Kanunun 41 nci maddesindeki öğrenim şartlarını taşımak,

4. Kamu haklarından mahrum bulunmamak,

5. Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.

6. Askerlik durumu itibariyle;

a) Askerlikle ilgisi bulunmamak,

b) Askerlik çağına gelmemiş bulunmak,

c) Askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya

yedek sınıfa geçirilmiş olmak,

7. 53 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel

olabilecek (…) akıl hastalığı (…) bulunmamak.

8. [Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73; K.2019/65 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.]

B) Özel şartlar:

1. Hizmet göreceği sınıf için 36 ve 41 nci maddelerde belirtilen öğretim ve eğitim kurumlarının birinden diploma almış olmak,

2. Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak."

18. 676 sayılı KHK'nın 74. maddesiyle 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine eklenen ve Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararıyla iptal edilen (8) numaralı alt bent şöyledir:

"Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Anayasa Mahkemesinin 3/5/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

20. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

21. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucu, güvenlik soruşturmasına esas belgeler istenerek araştırma yapılmadan eksik incelemeyle davasının reddedildiğini belirtmiştir. Mahkemenin ceza mahkemesi nezdinde süren yargılamanın sonucu beklemeden karar verdiğini ifade etmiştir. Hakkında ceza yargılamasının beraat ile sonuçlanmasına bağlı olarak güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak sonuçlanmasına neden olabilecek herhangi bir durum bulunmadığını söylemiştir.

23. Bakanlık görüşünde; başvurucunun yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu iddialardan ve üzerine atılı eylemlerden haberdar olduğu, işleme karşı iptal davası açarak anılan işleme yönelik bilgi ve kanıtlar ile iddia ve savunmalarını yargı mercilerine sunma fırsatı elde ettiği, derece mahkemelerinin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen delilleri ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirmek suretiyle sonuca ulaştığı belirtilmiştir. Başvurucunun çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine aykırı bir uygulamaya maruz kalmadığı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunun olumsuz olmasına neden olabilecek durum hakkında dayanaklarını, idare tarafından bilgilendirilmemişlerse dahi iddia ve delillerini ileri sürebilecek kadar bilgi sahibi olduğu ifade edilmiştir. Bireysel başvuru kapsamında yapılacak incelemede aktarılan hususların dikkate alınması gerektiği söylenmiştir.

24. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında yerleştirildiği bölümün ülke güvenliği ya da savunması ile ilgisi olmadığını, gizlilik ihtiva eden bir görevde yer almadığını belirtmiştir. Hakkında başlatılan ceza yargılamasının beraat ile sonuçlandığını bir kez daha vurgulayarak buna rağmen FETÖ/PDY ile iltisaklı olabileceğinin değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığını ifade etmiştir. Beraat kararı olmasına rağmen Bölge İdare Mahkemesince ceza yargılamasında verilen beyanlar baz alınarak davasının reddedilmesinde bariz takdir hatası bulunduğunu söylemiştir.

2. Değerlendirme

25. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun temel şikâyetinin Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen karardaki değerlendirmeye yönelik olması nedeniyle başvurunun adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

28. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).

29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

30. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfîlik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).

31. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olan bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, § 24).

32. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

33. Somut olayda üniversiteye memur olarak yerleştirilen başvurucu hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması nedeniyle başvurucunun ataması yapılamamıştır. İşleme karşı açılan davada Mahkeme, başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan devam eden ceza yargılaması olmasını gözeterek güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını haklı bulmuştur. Daha sonra başvurucunun beraatine karar verilmiş, başvurucu bu hususu istinaf dilekçesinde ileri sürmüştür. Bölge İdare Mahkemesi; başvurucunun beraat ettiğini kabul etmekle birlikte ceza yargılaması sırasında verdiği beyanlarda öğrencilik döneminde bir yıl FETÖ/PDY ile iltisaklı Zirve Öğrenci Yurdunda kaldığını, akabinde ikinci yıl bu yapıya ait öğrenci evinde kalmaya başladığını, okulu bitirince yine aynı yapıya ait dershanede çalıştığını, dershanede çalışırken esnaf evlerinde ve üst kattaki yurtta kaldığını, bir süre sohbetlere katıldığını söylediğini belirtmiştir. Yapılan tespitlerin başvurucunun güvenlik soruşturmasını olumsuz sonuçlandırabileceğini ifade ettikten sonra atamama yönünde tesis edilen işlemin kamu yararına ve hizmet gereklerine yönelik olması nedeniyle hukuka uygun olduğunu söylemiştir.

34. 657 sayılı Kanun'un 48. maddesine eklenen "güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak" biçimindeki alt bendin başvurucunun yerleştirildiği kadro da dâhil olmak üzere tüm devlet memurluğu kadrolarına atanabilmek için güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılması şartı getirdiği açıktır. Bu sebeple üniversitede memur kadrosuna yerleştirilen başvurucunun güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulacağının öngörülebilir olduğundan kuşku duymayı gerektirecek bir neden bulunmamaktadır. Bireysel başvuruya konu kararın gerekçesinden Mahkemenin 657 sayılı Kanun'un 48. maddesine eklenen alt bentteki şartı güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması biçiminde yorumladığı anlaşılmıştır.

35. 657 sayılı Kanun'un 48. maddesine eklenen alt bendin Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararıyla iptal edilmesi de bu neticeyi değiştirmemektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararında özel hayata saygı hakkıyla sınırlı bir inceleme yaptığı dikkatten kaçırılmamalıdır. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu bireylerin kişisel verilerinin toplanmasının, işlenmesinin ve kullanılmasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul ederek bu müdahaleye dayanak oluşturan Kanun'un hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği kriterleri karşılayıp karşılamadığı irdelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesinin Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddeleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır (Sebiha Kaya, B. No: 2018/34124, 20/5/2021, § 45).

36. Uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanmasında öncelikli yetkinin derece mahkemelerine ait olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir. Anayasa Mahkemesinin kendi yorumunu derece mahkemelerininkinin yerine kaim etmesi söz konusu olamaz. Bununla birlikte derece mahkemelerinin yorumlarının etkilerinin adil yargılanma hakkıyla çelişip çelişmediğini incelemek Anayasa Mahkemesinin görevindedir. Bu bakımdan bireysel başvuru kapsamında yapılacak değerlendirmede derece mahkemelerinin söz konusu fıkranın güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanmasını gerektirdiği biçimindeki yorumu veri kabul edilecektir (Sebiha Kaya, § 48).

37. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması şartının aranmasının kuralı belli ölçüde muğlaklaştırdığı söylenebilir. Zira güvenlik soruşturmasının olumlu neticelenip neticelenmediği konusunda ulaşılacak sonucun atamaya yetkili konumda bulunan kişi veya kişilere bağlı olarak değişmesi riski bulunmaktadır. Bu da keyfî ve ayrımcı uygulamaların gelişmesine, dolayısıyla bireylerin devlete olan güvenlerinin zedelenmesine sebep olabilecektir (Sebiha Kaya, § 49).

38. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013). Bu noktada gerekçeli karar hakkının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin tesisinde önemli bir araç olarak işlev gördüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Zira kişiler ancak gerekçeli karar vasıtasıyla somut olayın hukuk kuralları karşısında nasıl konumlandırıldığını öğrenebilmekte ve buna karşı etkili bir savunma geliştirme imkânı bulabilmektedir.

39. Derece mahkemelerince yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususların hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde, somut olayın özelliği dikkate alınarak gerekçeli kararda ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli değildir, aynı zamanda gerekçenin makul olması şartı aranmaktadır. Makul gerekçeden anlaşılması gereken, mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır.

40. Bu nedenle güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasına bağlı olarak atanmamaya dair tesis edilen işleme karşı açılan bir davada, davacının hangi sebeple güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığının ve güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen verinin kişinin yapacağı görevi neden olumsuz etkilediğinin açıkça ortaya konulması önemlidir. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen güvenlik soruşturması sonucunda elde edilen bilgilerin neler olduğunu kararında belirtmesi ve söz konusu bilgiyi, davacının yerleştirildiği kurumu ve alacağı görevi gözönünde bulundurarak değerlendirmesidir. Burada önemli olan husus güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını doğuran tespitlerin davacının şahsından kaynaklanması ya da davacının şahsıyla güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olmasıdır. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçilebilmesi adına önem arz etmektedir.

41. Başvuruya konu olayda başvurucunun güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması Mahkeme tarafından terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan yargılamaya dayandırılmıştır. Daha sonra başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması beraat ile sonuçlanmıştır. Bölge İdare Mahkemesi, başvurucunun beraat ettiğini kabul etmekle birlikte ceza yargılaması sırasında başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı dershane ve öğrenci evinde kaldığını, daha sonra dershanede çalıştığını ve sohbetlere katıldığını beyan ettiğini, bu tespitlerin güvenlik soruşturmasını olumsuz olarak sonuçlanmasına neden olabileceğini belirtmiştir.

42. Öncelikle Bölge İdare Mahkemesinin başvurucunun ceza yargılaması sonucunda beraat etmesinin aksini düşündürecek bir değerlendirme yapmadığının altını çizmekte yarar vardır. Bölge İdare Mahkemesi ceza yargılaması sırasında elde edilen verileri güvenlik soruşturması kapsamında değerlendirerek sonuca varmıştır. Kararda başvurucunun suçlu olduğuna dair saptamada bulunmamıştır.

43. Bölge İdare Mahkemesi başvurucu hakkında elde edilen tespitleri aktarmakla yetinmiştir. Yapılan bu tespitlerin güvenlik soruşturmasını hangi nedenle olumsuz sonuçlandırdığına ve başvurucunun yapacağı göreve nasıl bir etkisinin olduğuna yönelik herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Başvurucunun engelli olduğu ve üniversitede memur olarak görev yapacağı düşünüldüğünde başvurucu hakkındaki tespitlerin görevi ile ilişkilendirilerek irdelenmesi ve güvenlik soruşturmasının neden olumsuz kabul edildiğinin açıkça ortaya konması gerekmektedir.

44. Sonuç olarak istihbari bilgilerin idari işlemi neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesinde yer almadığı görülmüştür. Bölge İdare Mahkemesi başvurucu hakkında elde edilen bilgileri herhangi bir şekilde değerlendirmemiş, bilginin tesis edilen işleme ulaşmadaki hukuki etkisi ve benzeri boyutları ile işin esası ile ilgili kendi değerlendirmesini ortaya koymamıştır. Diğer bir ifadeyle güvenlik soruşturmasının sonucuna ilişkin olarak başvurucunun iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

46. Başvurucu, terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan ceza yargılaması sonucunda verilen beraat kararının dikkate alınmaksızın davasının reddedilmesi ve görevine başlamasının haksız şekilde engellenmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden masumiyet karinesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

48. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 150.000 TL maddi tazminat ile 150.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

49. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesine (E.2019/440, K.2019/607) iletilmek üzere İzmir 3. İdare Mahkemesine (E.2018/278, K.2019/19) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 9.900 TL vekâlet ücretinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/5/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.