TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

DİLEK ORMAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/10663)

 

Karar Tarihi: 5/10/2023

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Çağlar ÖNCEL

Başvurucu

:

Dilek ORMAN

Vekili

:

Av. Abbas KOCAKAYA

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu 16/6/2017 tarihinde sağ el orta parmağının kırılması nedeniyle Denizli Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine müracaat etmiştir. Ortopedi bölümüne konsülte edilen başvurucunun muayene ve grafisi sonucunda parmağına atel takılıp alçı yapılarak aynı gün taburcu edilmesine karar verilmiştir.

3. Başvurucunun ağrı şikâyeti nedeniyle gittiği hastanede yapılan muayene sonucunda parmağındaki kırığın açılı şekilde kaynama ihtimalinin bulunması nedeniyle cerrahi müdahale gerektirdiği anlaşılmıştır. Akabinde yapılan 21/6/2017 tarihli tıbbi müdahale sonucunda başvurucu, fizik tedavi önerisi ile aynı gün taburcu edilmiştir. Başvurucunun fizik tedavi sürecinin sonunda sağ el orta parmağının eklem açıklığında %13 oranında kısıtlılık bulunduğu belirlenmiştir.

4. Başvurucu, hatalı tıbbi müdahaleler nedeniyle parmağında hareket kısıtlılığı bulunduğunu belirterek maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla 24/11/2017 tarihinde Denizli İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 10.000 TL manevi, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100 TL maddi tazminat talepli dava açmıştır.

5. Mahkeme dosyayı bilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK 7. İhtisas Kurulunun 31/12/2018 tarihli raporunda; bu tür ameliyatlardan sonra açılı kaynamanın ortaya çıkabilen bir komplikasyon olduğu dolayısıyla somut olayda hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun nitelik taşıdığı bildirilmiştir. Başvurucu bu rapora itiraz ederek yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir. Mahkeme 17/5/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; ATK raporuna atıfta bulunularak parmak kırıklarından sonra yapılan tedaviler sonucunda açılı kaynamanın ortaya çıkabilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, dolayısıyla başvurucunun tedavisini yürüten hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası ve hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

6. Başvurucu tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Başvurucu istinaf dilekçesinde; parmağında meydana gelen hareket kısıtlılığının atel ve alçı işlemi sonucu oluşması nedeniyle tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren hekimin açık bir şekilde kusurlu hareket ettiğini, idarenin en hafif kusurda bile sorumluluğu olduğunu beyan etmiştir.

7. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi (Daire) 23/1/2020 tarihinde Mahkemenin kararının usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.

8. Başvurucu, nihai kararı 15/2/2020 tarihinde tebliğ aldıktan sonra 9/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu, tıbbi standartlara uygun olmayan hatalı işlemler nedeniyle sağ el orta parmağında hareket kısıtlılığı meydana geldiğini, iş gücü kaybına uğradığı gibi fiziken ve psikolojik olarak mağdur olduğunu belirterek kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, süreçte verilen kararların gerekçelerine ve ilgili mevzuat ile içtihada yer verilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

11. Başvuru, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmiştir.

12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

13. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete, negatif yükümlülükler yanında egemenliği altındaki kişilerin yaşamlarının korunması için bazı pozitif yükümlülükler de yükler. Anılan pozitif yükümlülükler sağlık alanında yürütülen faaliyetler için de geçerlidir. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimindeki ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır. Bu sebeple devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu ister özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır. Şüphesiz anılan düzenlemeler, sağlık personellerinin sahip olmaları gereken yüksek mesleki standartları da içermelidir (Ayhan Keçeli ve diğerleri, B. No: 2019/24231, 23/2/2022, §§ 80-81).

14. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

15. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).

16. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, tıbbi müdahalede bulunan hekimin gerekli mesleki özeni göstermemesi sonucunda sağ el orta parmağında hareket kısıtlılığı oluşmasına ilişkindir.

17. Somut olayda ATK 7. İhtisas Kurulundan bilirkişi raporu alındığı görülmüştür. Uzman bilirkişi raporunda başvurucuya yapılan tıbbi girişim ve uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğunun belirlendiği ve söz konusu raporun mahkeme kararına dayanak yapılarak idarenin kusurlu olmadığının tespit edildiği gözönünde bulundurulduğunda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılandığı görülmektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır.

18. Sonuç olarak yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen başvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara başvurabildiği, bu suretle meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar edildiği anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği söylenemeyeceğinden kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.