TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

RAHİME AKTAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/22431)

 

Karar Tarihi: 10/1/2024

R.G. Tarih ve Sayı: 31/5/2024-32562

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Mehmet Sadık YAMLI

Başvurucu

:

Rahime AKTAŞ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, idari para cezasına karşı açılan davada usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmama nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Ankara'nın Çankaya ilçesinde "B... Kuruyemiş" isimli bir işyeri işletmektedir. Başvurucuya ait işyerinde Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından 4/8/2019 tarihinde saat 22.25 civarında yapılan denetimde içki satışı yapıldığı tespit edilmiş ve durum tutanak altına alınmıştır.

3. Kolluk görevlileri tarafından tutulan tutanakta, bir kadın ve bir erkek şahsınbaşvurucuya ait işyerinden çıkarak 06F... plakalı araca binerken işyeri çalışanının elinde siyah bir poşetle gelerek aracın sağ ön kapısından poşeti verip ayrıldığının ve işyerine döndüğünün görüldüğü belirtilmiştir. Tutanakta, polisin kimlik kartlarını göstererek sürücü İ.Ç. ye poşette ne olduğunu sorduğu ve şahsın poşetin içindekileri gösterdiği, içinde 500 ml C. marka üç kutu ve 500 ml C. marka iki şişe bira ve W. marka sigara bulunduğu belirtilmiş; şahsın 87 TL ödeme yaptığını ve B... Kuruyemiştenayrıldığını beyan ettiğinin, böylece B... Kuruyemişte kanunda belirtilen saatler dışında alkol satışı yapıldığının tespit edildiğine yer verilmiştir. Tutanak İ.Ç. tarafından da imzalanmıştır. Aynı saatte Bilgi Alma Tutanağı düzenlenmiş ve bu tutanakta İ.Ç.nin iletişim ve kimlik bilgilerine yer verilmiştir. Tutanakta işyeri yetkilisinin ya da çalışanının isim veya imzasına yer verilmemiştir. Tutanak imza saati 22.50 olarak gösterilmiştir.

4. Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü, söz konusu tutanağı 27/8/2019 tarihinde Ankara Tarım Orman Müdürlüğüne bildirmiştir. İl Müdürlüğü konuyu Tarım ve Orman Bakanlığına iletilmiştir. Tarım Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı (İdare) 19/12/2019 tarihli işlemle başvurucudan otuz gün içinde konuyla ilgili savunmasını vermesini istemiş, başvurucu savunmasını vermiştir.

5. Başvurucuya İdare tarafından 27/1/2020 tarihli işlemle 8/6/1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Alkollü içkiler, 22.00 ila 06.00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle aynı Kanun'un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca 52.060 TL idari para cezası uygulamıştır.

6. Başvurucu, idari para cezasına karşı Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) başvurmuştur. Dilekçesinde başvurucu özetle tutanakta belirtilen saatte, bir akrabasının düğünü nedeniyle dükkânı kapattığını, nitekim bu durumun gün sonu raporundan anlaşılabileceğini belirtmiştir. Tutanakta ismi geçen İ.Ç.nin verdiği ek dilekçesinde de birayı daha erken saatte aldığını, polislerin söz konusu tutanağı saat 22.00'den sonra tuttuğunu beyan ettiğini belirtmiştir. İtiraz dilekçesinde tanık deliline de dayanılmıştır.

7. İtiraz dilekçesine eklenen İ.Ç. tarafından hazırlanıp imzalanan dilekçede İ.Ç. özetle anılan tarihte saat 21.40 civarında alışveriş yaptıktan sonra aracıyla hareket hâlinde iken polislerce durdurulduğunu, tutanak işlemlerinin uzun sürmesi sonucu saatin 22.00'yi geçmiş olduğunu, dolayısıyla 22.00'den sonra içki almadığını, ayrıca tutanağı polislerden korkması nedeniyle okumadan imzaladığını ifade etmiştir.

8. İtiraza cevap veren Tarım ve Orman Bakanlığı; alkol satış vakıasının alkol satın alan kişi nezdinde tutulan tutanakla ispatlandığını, itiraz edenin iddialarının temelinin olmadığını belirtmiştir.

9. Hâkimlik 27/5/2020 tarihli kararla itirazı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, tüm dosya içeriğinden idari yaptırım kararının dayanağını oluşturan kamu görevlilerince yapılan tespitlerin aksini ispata yarar bilgi ve belgenin muteriz tarafından sunulmadığı, bu itibarla muteriz tarafından ileri sürülen gerekçelerin idari yaptırımdan kurtulmaya yönelik olduğu, idarece uygulanan yaptırımın hukuka uygun olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

10. Başvurucu, bu karara karşı Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinde itiraz etmiştir. İtirazında, işyerinde tutanak tutulmadığına ve tutanakta imzası bulunan İ.Ç.nin verdiği dilekçede baskı altında söz konusu gerçeğe aykırı tutanağı imzaladığını beyan ettiğine dikkat çekmiştir. Başvurucu ayrıca Mahkemece İ.Ç.nin ifadesine başvurulmadan karar verilmesinin kabul edilemez olduğunu dile getirmiştir. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 15/6/2020 tarihli kararla Hâkimlik kararının kanuna uygun olduğu, kararda herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle itirazı kesin olarak reddetmiştir.

11. Nihai karar 9/7/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/8/2020 Pazartesi günü bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Komisyon, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, diğer ihlal iddialarının kabul edilemez bulunduğuna karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

13. Başvurucu; gıyabında tutulan tutanağın gerçeğe aykırı olduğunu, tutanakta imzası bulunan İ.Ç.nin aksi yöndeki beyanına ve tanık deliline dayanılmasına rağmen İ.Ç.nin Mahkemece dinlenmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca idari para cezasına karşı açtığı davada adil yargılanma hakkının güvencelerinin ihlal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.

14. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

16. Somut olayda İdare tarafından başvurucu, saat 22.00'den sonra içki satışı kabahatinden dolayı 52.060 TL tutarında idari para cezası ile cezalandırılmıştır. İdari para cezası ile cezalandırma neticesinde başvurucudan tahsili istenen paranın başvurucunun mal varlığına dâhil olduğu ve verilen idari para cezasıyla mal varlığında eksilmeye yol açıldığı kuşkusuz olduğuna göre bu paranın başvurucu açısından mülk teşkil ettiği açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Elif Dursun Doğan, B. No: 2017/26141, 10/12/2019, § 34).

17. Başvurucuya saat 22.00'den sonra içki satışı nedeniyle idari para cezası verilmiştir. Buna göre müdahaleyle içki satışının belirli şartlar dâhilinde düzenlenerek kontrol edilmesi amaçlanmaktadır. Bu durumda başvuru konusu olayda başvurucunun idari para cezası ile cezalandırılması yoluyla yapılan müdahalenin sonuçları yanında özellikle amacı dikkate alındığında başvurunun mülkün kamu yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkin kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (Elif Dursun Doğan, § 35).

18. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).

19. Başvuruya konu idari para cezası 4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin beşinci fıkrası, 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrasının (k) bendi hükümlerine göre verilmiş olup söz konusu Kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığı kuşkusuzdur.

20. Başvuruya konu idari para cezasını gerektiren kabahat düzenlemesiyle içki satışı yapılması gece vakti belirli saatler dâhilinde yasaklanmış ve belirlenen yeni hükümler çerçevesinde cezai müeyyideler tayin edilmiştir. Nitekim Anayasa'nın 58. maddesinin ikinci fıkrasında devletin gençleri alkol düşkünlüğü ve benzeri kötü alışkanlıklardan korumak için gerekli tedbirleri alacağı hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucunun da bu anayasal ödev çerçevesinde alkol kullanımının sınırlandırılması için alınan tedbirler çerçevesinde söz konusu düzenlemeyi yaptığı anlaşılmaktadır. Kanunla yapılan düzenlemelerin etkili bir şekilde hayata geçirilebilmesi bakımından, öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve yasaklanan fiillerin işlenmesini önlemek çerçevesinde kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisi olup somut olayda da müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının olduğu kabul edilmelidir (Elif Dursun Doğan, § 39).

21. Son olarak kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.

22. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

23. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Anayasa Mahkemesi; müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

24. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin sağlanabilmesi için öncelikle malike; uygulanan tedbirlere karşı savunma ve itirazlarını etkin biçimde ortaya koyabilme imkânının tanınması, söz konusu iddia ve savunmaların makul biçimde karşılanması gerekmektedir (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir savunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89; buna karşılık aynı güvencenin yargılama sürecinde sağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için bkz. Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven, §§ 57-72).

25. Somut olayda başvurucunun işlettiği büfenin olay günü saat 22.00'den sonra içki satışı yaptığı kolluk görevlilerince tespit edilmiş, bu tespit üzerine başvurucuya 4250 Kanun ve 4733 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 52.060 TL tutarında idari para cezası verilmiştir.

26. İdari para cezasının uygulanması suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yukarıda değinilen kamu yararı amacını gerçekleştirmek bakımından elverişli olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Başvurucuya adli bir ceza verilmediği, elkoyma veya müsadere benzeri bir yaptırımın uygulanmadığı, kamu makamlarının idari para cezalarının belirlenmesi ile uygulanması alanında belirli bir takdir yetkilerinin de olduğu ve müdahalenin gerekliliğini sorgulamayı zorunlu kılan bir durumun söz konusu olmadığı değerlendirilmiştir (Elif Dursun Doğan, § 46).

27. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu durumda uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir (Elif Dursun Doğan, § 47).

28. Bu doğrultuda ilk olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye karşı savunma yapamadığına veya itirazını etkin bir biçimde ortaya koyamadığına dair bir şikâyeti olmadığı görülmüştür. Nitekim başvurucu, gerek idari süreçte gerekse de yargı sürecinde iki aşamalı bir biçimde iddia ve itirazlarını öne sürebilme imkânı bulabilmiştir.

29. Başvurucu, söz konusu kabahatin işlendiğine dair yeterli delil bulunmadığı hâlde idari para cezası uygulandığından yakınmıştır. Ancak delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması kural olarak ilk elden bu delillere ulaşma imkânı bulunan derece mahkemelerinin takdirindedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekir. Aksi takdirde mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu nedenle kamu makamlarınca başvurucunun eylemi ile yaptırıma yol açan kanuna aykırılık arasında bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır (Elif Dursun Doğan, § 50).

30. Olayda idari ve yargısal makamlar özellikle resmî bir belge niteliğinde olan ve kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağı esas alarak başvurucunun söz konusu kabahati işlediği kanaatine varmıştır. Bu tutanakta iki kişinin gece vakti içki satın aldığının görüldüğü tespitine yer verilmiş olup tutanak bu kişilerden İ.Ç. tarafından imzalanmıştır. Olayda başvurucu; İ.Ç.nin söz konusu tutanağı baskı altında korkarak imzaladığını, alkollü içeceği saat 22.00'den önce aldığını ancak tutanak işlemlerinin uzaması sonucu saatin 22.00'yi geçtiğini beyan ettiği dilekçesini Mahkemeye sunmuştur. Başvurucu, itiraz dilekçesinde tanık deliline de dayanmış; tanığın dinlenmediği yönündeki iddiasını Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz dilekçesinde açıkça dile getirmiştir.

31. Başvuruya konu uyuşmazlıkta temel mesele söz konusu satışın 22.00'den önce mi, sonra mı olduğu noktasındadır. Başvurucu, işyerini bir düğüne gitmek için 22.00'den önce kapattığını, nitekim yazarkasa gün sonu fişini bu saatten önce aldığını ileri sürmüştür. Başvurucu, tutanakta imzası olan İ.Ç.nin verdiği dilekçede de 22.00'den sonra alışveriş olmadığını belirttiğini vurgulamıştır.

32. Hâkimlik ise kamu görevlilerince yapılan tespitlerin aksini ispata yarar bilgi ve belgeyi başvurucunun sunmadığını, bu itibarla ileri sürdüğü iddiaların idari yaptırımdan kurtulmaya yönelik olduğunu, İdarece uygulanan yaptırımın hukuka uygun olduğunu belirtmiş ancak başvurucunun itiraz dilekçesinde belirttiği iddialarla ilgili olarak açık bir değerlendirme yapmamıştır. Bu bağlamda tanık İ.Ç.nin beyanlarının uyuşmazlığın çözümünde çok önemli olduğu, İ.Ç.nin Hâkimlikçe ve itiraz merciince dinlenmediği ve dinlenmesi için de çabaya girilmediği görülmüştür. Başka bir deyişle Hâkimliğin olayın gerçekleştiği şartlarla ilgili olarak ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak için İ.Ç.yi dinlemesi oldukça etkili olacakken bu yönde bir adım atmadığı anlaşılmıştır.

33. Mahkemelerin tarafların her türlü iddialarını karşılama yükümlülükleri olmadığı kabul edilmelidir. Ancak uyuşmazlığın esasının karara bağlanmasında etkili olabilecek iddiaların ilgili ve yeterli bir gerekçeyle cevaplanmaması, idarenin tezlerinin peşinen doğru kabul edilmesi yargı yoluna başvurulmasını anlamsız hâle getirebilir. Mahkemelerin başvurucunun yargı yerine denetlettirmek istediği ve uyuşmazlığın esasını oluşturan meseleyi ciddiyetle ele alarak inceleme yapmaları ve kararlarında bu hususu gerektiği gibi tartışmaları beklenir. Bu bağlamda idari organlarca tesis edilen işlemlere karşı açılan davalarda idarece yapılan tespitlerin peşinen doğru kabul edilmesi başvurucuların savunma hakkını önemli ölçüde kısıtlar. İdari işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlansa da bu karine idari işlemin hukukiliğini inceleyen yargı mercii yönünden geçerli kabul edilemez. Aksi takdirde idari organlara görece üstün bir statü tanınmış olur ki bu durum söz konusu işleme karşı dava açılmasını beyhude bir çabaya dönüştürür (benzer değerlendirmeler için bkz. Ö. Ltd. Şti., B. No: 2018/18975, 15/9/2021, §§ 68, 69).

34. Başvurucunun iddia ve savunmalarını sunma imkânı elde etmesi müdahalenin orantılılığı bakımından önem taşımakla birlikte bu imkânın sağlanması tek başına müdahaleyi orantılı yapmamaktadır. Mahkemenin iddialara ciddiyetle yaklaştığını ve yargılamayı hassasiyet içinde yürüttüğünü göstermesi de gerekir. Buna göre Mahkemeden, başvurucunun iddia ve itirazlarını dikkate alması, bunları ilgili ve yeterli gerekçeyle karşılaması, bu iddialara da yeterli ölçüde şans tanıdığını ortaya koyması beklenmektedir. Somut olayda Hâkimliğin başvurucunun iddialarını yeteri kadar değerlendirmeye aldığına dair bir işaret tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvurucunun idari para cezasına karşı açılan davada usule ilişkin güvencelerden tam olarak yararlandırılmadığı sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

36. Başvurucu, ihlalin tespiti ile giderilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

37. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan, B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğine (2020/1908 D. İş) GÖNDERİLMESİNE,

D. 664,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.