|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
S.G. BAŞVURUSU (2) |
|
(Başvuru Numarası: 2021/54315) |
|
Karar Tarihi: 11/3/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan y. |
: |
Recai AKYEL |
|
Üyeler |
: |
Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Muhterem İNCE |
|
Raportör |
: |
Sinan ARMAĞAN |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kolluğun gösterinin dağıtılması sırasında kullandığı güç nedeniyle meydana gelen yaralanma ve bu olay hakkında yürütülen yargılama sürecinin etkisizliği nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
A. Başvuru Süreciyle İlgili Bilgiler
2. 2014 yılındaki yerel seçimlerde Muradiye Belediyesine meclis üyesi seçilen başvurucu, Muradiye Belediyesinde eş genel başkan olarak görev yaptığını belirtmektedir. 28/1/2015 tarihinde Muradiye (Van) Belediyesi önünde Suriye'nin Ayn El Arab bölgesindeki çatışmaların sona ermesini kutlamak amacıyla Demokratik Bölgeler Partisi ve Halkların Demokratik Partisinin öncülüğünde bir etkinlik düzenlenmiştir. Alanda tedbir alan kolluk güçleri etkinlik alanına asılan bazı poster ve pankartların kaldırılması konusunda parti yöneticilerine ve gruptakilere uyarı yapmıştır. Aynı gün saat 16.00'da 12 polis memuru tarafından düzenlenen olay tutanağına göre başvurucunun da içinde bulunduğu üç kişi "pankartların kesinlikle indirilmeyeceğini, müdahale edilirse karşı konulacağı, polisin gücü varsa kendilerinin de gücü olduğu" şeklinde cevaplar vermiştir. Aynı tutanağın devamına göre başvurucu "müdahale edilirse karşı koyulacağı ve ölüm olabileceği" yönünde tehdit içerikli sözler sarf etmiştir. Kolluk, suç teşkil ettiğini belirttiği poster ve pankartların indirilmesi için dört defa ses yükseltici cihazla uyarı yapmış; grup içindeki kişiler poster ve pankartları indirmeyecekleri yönünde karşılık vermiştir. Grupta bulunan kişilerin kolluğa sözlü ve fiziki saldırıda bulunması, belediye bahçesi ve çevresinde bulunan ve kimliği belirlenemeyen on kişilik grubun taşla saldırması ve etkinlik için kurulan platforma yüzü maskeli kişilerin çıkması üzerine gruba orantılı şekilde güç kullanılmış, taşlı saldırı sırasında Çevik Kuvvet polisine ait bir plastik koruyucu kalkan kırılmıştır. Tutanakta, müdahale sırasında başvurucunun da yaralandığı kayıt altına alınmıştır.
3. Başvurucu, yaralanması sonrasında ambulansla Muradiye Devlet Hastanesine götürülmüştür. Aynı gün düzenlenen genel adli muayene raporunda başvurucunun kafasının arkasına copla darbe aldığı, kusma, sol gözde şaşılık, sağ gözde kanama odağı ve kafa oksipital bölgede ağrı ve şişlik şikâyetleri olduğu şeklinde tespitlerde bulunulmuştur. Başvurucu, tomografi cihazı yokluğu nedeniyle Van Bölge Hastanesine sevk edilmiş, tedavisine burada devam edilmiştir. Başvurucu 30/1/2015 günü sabah saatlerinde söz konusu hastaneden taburcu edilmiştir.
4. Kolluğun olayı bildirmesi üzerine Muradiye Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) derhâl zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçundan soruşturma başlatmıştır. Diğer yandan 30/1/2015 tarihinde Van Baro Başkanlığını temsilen baro başkanı, başvurucunun yaralanması nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılığın sözlü talimatı üzerine olay günü etkinlikte görevli yirmi beş civarında Çevik Kuvvet polis memurunun Terörle Mücadele Büro Amirliğinde 3/2/2015-5/2/2015 tarihlerinde tanık olarak ifadesi alınmış fakat polislere olayla ilgili herhangi bir fotoğraf veya kamera kaydı gösterilip diyecekleri sorulmamıştır. Ayrıca iki polis memuru tarafından ulusal basında çıkan haberlerdeki görüntüler incelenip bununla ilgili olarak 31/1/2015 tarihinde tutanak hazırlanmıştır. Tutanakta başvurucunun güvenlik güçlerinin önüne gelerek "Bunun hesabını vereceksiniz, halay çeken bir grubu eğer siz ölümle tehdit ediyorsanız bunun hesabı size sorulacak." dediği, Çevik Kuvvet polisleri kasklı ve gaz maskeli olduğu için arbede esnasında başvurucuya kimin vurduğunun tespit edilemediği kayıt altına alınmıştır. Başsavcılık başlattığı soruşturma kapsamında başvurucunun yaralandığı ana ilişkin fotoğraf ve video kayıtlarının incelenerek yaralanmasına sebep olan polis memurunun belirlenmesi için Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına (Jandarma Kriminal) yazı yazmıştır. Başsavcılık ayrıca Van İl Emniyet Müdürlüğünden başvurucunun yaralanması nedeniyle idari tahkikat yapılıp yapılmadığını, başvurucuya vuran polis memurunun tespit edilip edilmediğini sormuş; ayrıca başvurucu hakkında adli rapor düzenlenmesini sağlamıştır.
5. Başvurucu hakkında Muradiye Devlet Hastanesinde 28/1/2015 günü düzenlenen genel adli muayene raporunda "baş oksipital bölgede şişlik ve ağrı, sol gözde şaşılık, sağ gözde kanama odağı" şeklinde muayene bulguları tespit edilmiş, ayrıca başvurucunun başına aldığı darbe sonucu tomografi çekimi ve ileri tedavi için Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Van Bölge Hastanesi) sevk edildiği bildirilmiştir. Van Bölge Hastanesi tarafından düzenlenen epikriz özetinin "Öneriler" bölümünün son kısmında "Gece çekilen beyin MR da belirgin patoloji izlenmediği Dr. [F.P.] tarafından ifade edildi. Hastaya beyin cerrahisi rekonsultasyonu istendi. Kontrollerinde patoloji olmadığı söylendi. Hastanın karın ağrıları ve bulantı şikayetlerinde azalma olması üzerine hasta önerilerle taburcu edildi." şeklinde bilgiye yer verilmiştir. Söz konusu yazıda başvurucunun taburcu günü 30/1/2015, saati ise 09.51 olarak belirtilmiştir.
6. Başvurucu 18/3/2015 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde olay yerinde emniyet müdürüyle etkinliğe müdahale edilmemesi konusunda konuştuğunu, emniyet müdürünün dağılmaları gerektiğini söylediğini, bir müddet sonra polislerin gazla müdahale etmeye başladığını, emniyet müdürüne "Halay çeken kişilere bu şekilde müdahale edilmez, ellerinde taş, sopa yok." dediğini, emniyet müdürünün arkasını dönmesi üzerine muhatap bulamadığı için kendisinin de arkasını dönüp yapılan müdahaleye bakmak istediği sırada kafasına copla vurulduğunu, darbe alınca nasıl yere düştüğünü dahi hatırlamadığını, hemen bayıldığını, kendisine vuran kişiyi hatırlamadığını, emniyet müdüründen ve kendisine vuran kişiden şikâyetçi olduğunu bildirmiştir.
7. Jandarma Kriminal tarafından hazırlanan 25/5/2015 tarihli raporun sonuç kısmında "olayın meydana geldiği anda polis memurunun yüzünün, kaskının ve/veya diğer şahıslardan ayırt edilebilecek derecede özellik içeren herhangi bir bölümünün (kıyafet, aksesuar vb.) çekim yapan kameraların görüş alanı ve açısı içerisinde yer almamasından dolayı polis memurunun tespitini sağlayacak herhangi bir bulgunun tespit edilemediği" bildirilmiştir.
8. Van İl Emniyet Müdürlüğü olayla ilgili yaptığı idari soruşturmanın bir örneğini Başsavcılığa göndermiş ve soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir. İdari tahkikat neticesinde soruşturmacı tarafından 31/5/2015 tarihinde rapor hazırlanmıştır. Rapora göre biri emniyet müdürü olmak üzere yirmi iki polis memuru tahkikatta dinlenmiş, ayrıca Muhabere Şube Müdürlüğünden görüntü kayıtlarıyla ilgili inceleme yapılması istenmiştir. Raporun sonuç ve kanaat kısmında, polis memuru K.K.nın yere düştükten sonra başvurucuya copla vurmaya çalıştığının tespit edilmesi nedeniyle K.K.ya üç gün aylıktan kesme cezası verilmesi, diğer polis memurları M.F., M.A.D. ve E.Ü.nün ise olay günü cop kullandıkları fakat başvurucuya vurduklarına dair herhangi bir bilgi ve belge tespit edilemediğinden bu kişilere ceza verilmemesi yönünde değerlendirme yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından 15/6/2016 tarihinde başvurucu hakkında düzenlenen raporda başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu belirtilmiştir.
9. Başvurucunun avukatı 25/6/2015 tarihinde sunduğu dilekçede başvurucunun arkası dönük iken kafasına copla vurulması üzerine bayılıp yere düştüğünü, yere düştükten sonra da polislerin başvurucuya vurmaya devam ettiğini, başlatılan soruşturmanın bağımsız kişilerce yürütülmediğini, tutanakların eksik ve yanlı düzenlendiğini, suç vasfının doğru belirlenmediğini, olayın faillerinin ve tanıklarının tespit edilmediğini ve olay yerinde keşif yapılmadığını iddia etmiştir.
10. Başsavcılık, yaptığı soruşturma sonunda düzenlediği 3/8/2016 tarihli iddianamede polis memuru K.K.nın başvurucuyu kasten yaraladığı gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiştir. Muradiye Asliye Ceza Mahkemesindeki (Asliye Ceza Mahkemesi) yargılamanın ilk celsesi 26/10/2016 tarihinde yapılmış, yargılama on bir celsede tamamlanmıştır. Başvurucu, avukatı eşliğinde 28/12/2016 tarihli celsede verdiği ifadede Başsavcılık ifadesiyle benzer anlatımda bulunmuştur. Asliye Ceza Mahkemesi, polis memurları M.F., E.T. ve E.Ç.nin tanık olarak istinabe yoluyla ifadelerinin alınmasını istemiştir. İstinabe talebine ilişkin yazının ekine bu kişilerin idari tahkikat sırasında verdikleri ifadeleri de eklenmiştir. Söz konusu tanıklar idari tahkikatta fotoğraf gösterilerek sorulduğunda başvurucunun kafasına copla vuran kişinin kim olduğunu bilmediklerini, elinde eldiven olmayan, copuyla birilerine vurduğu izlenimi veren kişinin K.K. olduğunu söylemiştir. 12/10/2016 tarihinde istinabe yoluyla ifade veren E.Ç. beyanında olay sırasında grubun sol ön tarafında bulunduğunu ve gruba kalkanla müdahale ettiğini, ön tarafta olduğundan arkada kalan başvurucunun nasıl yaralandığını görmediğini, fotoğraflarda gösterilen kişinin K.K. olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir. Tanık M.F. naip hâkime verdiği beyanda başvurucunun nasıl yaralandığını, sanığın başvurucuya copla vurduğunu veya müdahale ettiğini görmediğini bildirmiştir. Tanık E.T. Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği ifadede görüntülerdeki kişinin yüzünün görünmediğini, yüzünde maske olmamasından ve kolundaki armadan yola çıkarak bu kişinin K.K. olduğunu söylediğini, hâlbuki bu tespitin çok sağlıklı olmadığını, o dönem idari soruşturmacının uzayan soruşturma nedeniyle baskı yaptığını, görüntüdeki kişinin K.K. olabileceği gibi olay günü zırhlı birliklerden görevlendirilen diğer üç kişinin de olabileceğini (Üç kişiden ikisinin ismini İ.G. ve S. olarak bildirmiştir.) söylemiştir.
11. Tanık E.T.nin bildirdiği kişilerin de istinabe yoluyla ifadesi alınmıştır. İ.G. ifadesinde olay günü başka ilçede görevli olduğunu, S.K. ise olay yerinden 70-80 metre uzakta olduğunu, olayı görmediğini söylemiştir. Erciş Emniyet Müdürlüğünün cevap yazısında olay günü zırhlı birlikten altı polis memurunun görevlendirildiği bildirilmiştir. Sanık K.K. 2/12/2016 tarihinde naip hâkime verdiği savunmasında, gruptan taş atılması sonrasında kalkancı polislerin sağa ve sola ayrıldığını, bu sırada yerde yatan bir kadın gördüğünü, başvurucuya vurmadığını veya vurmaya çalışmadığını, başvurucunun nasıl yaralandığını da görmediğini, görüntülerde yüzünde gaz maskesi olmadığından kendisi görüldüğü için suçlamalara maruz kaldığını belirtmiştir. K.K. idari tahkikatta verdiği beyanında -fotoğrafların gösterilmesi üzerine- başvurucuya vuran kişinin veya elinde eldiven olmayan ve copla birilerine vurduğu izlenimi veren kişinin kendisi olmadığını söylemiştir.
12. Asliye Ceza Mahkemesi 19/9/2018 tarihinde sanığın beraatine karar vermiştir. Gerekçeli kararda, olaya ilişkin görüntüler ile inceleme tutanaklarına göre başvurucunun kafasına cop ile vuran polis memurunun olay sırasında -sanığın aksine- siyah eldiven giydiği, görüntülerde K.K. olduğu iddia edilen kişinin başvurucu yere düştükten sonra vurmaya çalıştığının değerlendirildiği fakat vurma kastıyla hareket ettiğinin görüntülere göre anlaşılmasının mümkün olmadığı, ayrıca gelen yazıya göre zırhlı birliklerden görevlendirilen tek polis memurunun K.K. olmadığı ve tanık anlatımlarının görgüye değil tahmine dayandığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair şüpheden uzak herhangi bir delilin bulunmadığı belirtilmiştir. Verilen hükümde olayın fail/faillerinin tespiti için Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulmamıştır. Başvurucu, verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu; istinaf dilekçesinde, maruz kaldığı muamelenin işkence suçunu oluşturduğunu, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, olay günü polis müdahalesiyle yaralandığı kamera görüntülerine yansımışken polislerin taraflı anlatımlarına itibar edilerek sanığın beraatine karar verildiğini, dosyadaki doktor raporlarına ve görüntü kayıtlarına neden değer verilmediğinin açıklanmadığını iddia etmiştir.
13. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi 1/10/2021 tarihinde istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Karar başvurucuya 26/10/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 10/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
14. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
B. Başvuruyla İlgili Diğer Yargılama Süreçleri
15. Başvurucunun -diğer dört sanıkla birlikte- olay günü etkinlik alanına bazı pankart ve posterlerin asılmasını sağladığı gerekçesiyle terör örgütü propagandası yapma, söz konusu pankart ve posterlerin kolluğun ikazına rağmen indirilmesine direnç gösterdiği gerekçesiyle de kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme suçlarından cezalandırılması talebiyle Erciş Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) dava açılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/10/2017 tarihli kararıyla başvurucunun kamu görevlisine direnme suçundan beraatine, diğer suçtan ise cezalandırılmasına karar verilmiştir. Beraat kararı istinaf kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir. Başvurucu, diğer suçtan verilen cezaya karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 13/2/2020 tarihli kararıyla başvurucunun eyleminin isnat edilen suçu oluşturmadığı, suç ve suçluyu övme suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılması gerektiği gerekçesiyle verilen kararı bozmuştur. Bozma sonrası ne şekilde karar verildiği tespit edilememiştir.
16. Başvurucu, olay günü polis tarafından copla yaralanması ve bayıldıktan sonra da fiziki müdahaleye maruz kalması nedeniyle 26/10/2015 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü aleyhine 600.000 TL manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. Van 3. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 6/5/2019 tarihli kararıyla başvurucunun açtığı davanın kısmen kabulüne karar vermiş, lehine 7.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. İlgili kararda bireysel başvuruya konu yargılamaya atıf yapılarak başvurucunun bir polis memuru tarafından yaralandığının açık olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca olay günü başvurucunun polisin ikazlarına karşı tehditkâr bir tavır sergilemişse de fiziksel bir saldırıda bulunmadığı, taş atan grup içinde yer almadığı, kollukla yaptığı görüşme sırasında başına aniden bir cop darbesi aldığı, yere düştükten sonra da kısa süreli fiziksel müdahaleye maruz kaldığı, kolluğun eyleminin ölçüsüz olduğu, taşlı saldırı sonrasında oluşan kargaşa ortamında başvurucunun istemsizce yaralandığından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla idarenin ortaya çıkan zarardan sorumlu olduğu değerlendirilmiştir. Karar, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesinin 27/10/2021 tarihli kararı sonucu kesinleşmiştir. Başvurucu, karar sonrasında bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon 15/11/2022 tarihinde başvuru hakkında süre aşımı nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
17. Başvurucu; kolluğun etkinliğe katılanlara müdahale etmesini engellemek amacıyla yaptığı müzakereler sırasında kafasına copla vurulduğunu, bayılıp yere düştükten sonra da K.K.nın içinde olduğu bir grup polisin kendisine vurmaya çalıştığını, olayla ilgili kamera görüntüleri olmasına rağmen etkili bir soruşturma yapılmadığını, sadece bir polis memuru hakkında işkence suçu yerine kasten yaralama suçundan ceza davası açıldığını, makul olmayan bir sürede tamamlanan yargılamanın sonunda dosyadaki delillere rağmen bu kişinin beraatine karar verilerek olayın sorumlularının cezasız bırakıldığını belirtmiş ve kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin önceki içtihatları doğrultusunda ihlal iddialarının incelenmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki iddialarını yinelemiştir.
18. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
21. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları -kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun- ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).
22. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).23. Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
24. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmişse bu aşamanın da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).
25. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 98). Anayasa Mahkemesinin incelediği husus, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96; Aysel Gezer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 147).
26. Somut olayda 28/1/2015 tarihinde Muradiye Belediyesi önünde düzenlenen etkinlikte polis müdahalesi sırasında başvurucu yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor da başvurucunun baş bölgesindeki yaralanmayı teyit etmektedir. Olayın kolluk tarafından bildirilmesi üzerine Başsavcılık derhâl ve resen harekete geçerek soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucunun yaralandığını gösterir görüntü kayıtlarını inceletmiş, başvurucunun beyanını bizzat almış, olay yerinde görevli olan çevik kuvvet polislerinin ifadelerini aldırmış, idari tahkikat dosyasının bir örneğini temin etmiş ve Adli Tıp Kurumuna başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlettirmiştir. Yürüttüğü soruşturma sonunda ise polis memuru olan K.K.nın başvurucuyu yaraladığı iddiasıyla iddianame hazırlamıştır. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu ve sanığın ifadelerinin alınması dışında toplam beş polis memuru tanık olarak dinlenmiş, başkaca esaslı bir delil toplanmamıştır.
27. Yargılama sonunda Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memuru K.K. hakkında beraat kararı verse de gerekçeli kararında başvurucunun baş bölgesinden bir polisin cop darbesiyle yaralandığını kabul etmiştir. Öte yandan iddianamede veya Asliye Ceza Mahkemesi kararında başvurucunun kendisine güç kullanılmasını zorunlu kılacak nitelikte bir davranış sergilediği konusunda bir tespite yer verilmemiştir. Her ne kadar başvurucu aleyhinde kamu görevlisine karşı görevini yaptırmama suçundan ceza davası açılsa da söz konusu davada başvurucuya isnat edilen eylemin suç vasfında olduğu değerlendirilen pankart ve posterleri ikaza rağmen indirmemek olduğu görülmektedir. Kaldı ki söz konusu suçtan başvurucunun beraatine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Diğer taraftan ceza soruşturması dışında -mevcut bireysel başvurunun konusunu oluşturmayan- başvurucunun açtığı tazminat davasında da başvurucunun kafasına polis tarafından copla vurulduğu, öncesinde başvurucunun kolluğa karşı fiziksel bir saldırı gerçekleştirmediği kabul edilerek lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Dolayısıyla özellikle adli makamlar tarafından gerçekleştirilen soruşturma ve bunun sonucunda verilen kararda başvurucuya karşı gerekmediği hâlde kolluk tarafından güç kullanıldığı ve başından copla yaralandığı anlaşılmıştır.
28. Öte yandan başvurucu, başına aldığı darbe sonucunda baygınlık geçirip düşmesinden sonra kolluğun fiziksel saldırılarının devam ettiğini iddia etse de özellikle olaydan sonra düzenlenen sağlık raporlarında vücudunun başka bir bölgesinde yaralanmadan bahsedilmemesi ve ceza soruşturmasında elde edilen deliller dikkate alındığında başvurucunun bu iddiasının ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirir nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası yönünden etkili soruşturma türünün ceza soruşturması olduğu da gözetildiğinde -başvurucunun bu iddiasına ilişkin- İdare Mahkemesi kararındaki kabulün de bu kanaati değiştirmeye yetmediği söylenmelidir.
29. Sonuç itibarıyla başvurucu, kolluk tarafından copla kafasına vurularak yaralanmış; buna rağmen yürütülen soruşturma sonunda olayın tek sanığı hakkında beraat kararı verilmiş ve bu şekilde olayın fail/failleri belirlenmeden soruşturma kapatılmıştır. Bu sonuca varılmasında başvurucunun yaralanmasına neden olan polis memurunun görüntülerde yüzünün gözükmemesi ve kask numarası gibi ayırt edici bir özellik taşımaması nedeniyle kim olduğunun tespit edilememesinin önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki etkili bir soruşturma yapıldığından söz edilebilmesi için olayın failinin görüntüler üzerinden belirlenemediği durumda öncelikle olay yerindeki diğer polis memurlarının tespit edilmesi, tespit edilen bu kişilere fotoğraf ve kamera kayıtları gösterilerek başvurucuyu yaralayan kişinin teşhis edilmesinin sağlanması gerektiği ortadadır.
30. Ne var ki Başsavcılık aşamasında Çevik Kuvvet polislerinin tanık olarak ifadeleri alınırken bu kişilere herhangi bir görüntü gösterilmemiş, beyanlarının doğruluğu Başsavcılık tarafından görüntüler eşliğinde denetlenmemiştir. Bu eksiklik kovuşturma aşamasında da giderilmemiştir. Dolayısıyla olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün deliller toplanmadan bir sonuca varılmıştır. Eksikliklere rağmen olayın üzerinden yaklaşık altı yıl dokuz ay geçmesinden sonra soruşturmanın tamamlandığı dikkate alındığında makul süratle hareket edilmediği ayrıca ortaya konulmalıdır. Bu şartlar altında kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği kabul edilmelidir.
Selahaddin MENTEŞ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.
31. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
32. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 250.000 TL manevi tazminat verilmesi talebinde bulunmuştur.
33. Başvuruya konu olayda dava zamanaşımının dolup dolmadığı konusunda adli makamlar tarafından bir değerlendirme yapılmadığı gözetildiğinde başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
34. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında İdare Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat dikkate alınarak ve talebine bağlı kalınarak net 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muradiye 1. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2016/262, K.2018/342) GÖNDERİLMESİNE,
Ç. Başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
FARKLI GEREKÇE
1. Mahkemenin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim farklı gerekçelerle eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği gerekçesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmaktayım.
2. Başvurucu, kolluğun etkinliğe katılanlara müdahale etmesini engel olmak amacıyla yaptığı müzakereler sırasında kafasına copla vurulduğunu, bayılıp yere düştükten sonra da K.K.nın içinde bulunduğu bir grup polis tarafından kendisine vurulmaya çalışıldığını, olayla ilgili kamera görüntüleri olmasına rağmen etkili bir soruşturma yapılmadığını ve sadece bir polis memuru hakkında işkence suçu yerine kasten yaralama suçundan ceza davası açıldığını, makul olmayan bir sürede tamamlanan yargılama sonunda dosyadaki delillere rağmen bu kişinin beraatine karar verilerek olayın sorumlularının cezasız bırakıldığını belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
3. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
4. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).
5. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).6. Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında, bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişiklikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
7. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmişse bu aşamanın da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).
8. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 98). Anayasa Mahkemesinin incelediği husus, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96; Aysel Gezer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 147).
9. Somut olayda, 28/1/2015 tarihinde Muradiye Belediyesi önünde düzenlenen etkinlikte polis müdahalesi sırasında başvurucu yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor da başvurucunun baş bölgesindeki yaralanmayı teyit etmektedir. Olayın kolluk tarafından bildirilmesi üzerine Başsavcılık derhâl ve resen harekete geçerek soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucunun yaralandığını gösterir görüntü kayıtlarını inceletmiş, başvurucunun beyanını bizzat almış, olay yerinde görevli olan çevik kuvvet polislerinin ifadelerini aldırmış, idari tahkikat dosyasının bir örneğini temin etmiş ve Adli Tıp Kurumuna başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlettirmiştir. Yürüttüğü soruşturma sonunda ise polis memuru olan K.K.nın başvurucuyu yaraladığı iddiasıyla iddianame hazırlamıştır. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu ve sanığın ifadelerinin alınması dışında toplam beş polis memuru tanık olarak dinlenilmiş, başkaca esaslı bir delil toplanmamıştır.
10. Yargılama sonunda Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memuru K.K. hakkında beraat kararı vermişse de gerekçeli kararında başvurucunun baş bölgesinden bir polisin cop darbesiyle yaralandığını kabul etmiştir. Öte yandan iddianamede veya Asliye Ceza Mahkemesi kararında başvurucunun kendisine güç kullanılmasını zorunlu kılacak nitelikte bir davranış sergilediği konusunda bir tespite yer verilmemiştir. Her ne kadar başvurucu aleyhinde kamu görevlisine karşı görevini yaptırmama suçundan ceza davası açılmışsa da söz konusu davada başvurucuya isnat edilen eylemin suç vasfında olduğu değerlendirilen pankart ve posterleri ikaza rağmen indirmemek olduğu görülmektedir. Kaldı ki söz konusu suçtan başvurucunun beraatına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Diğer taraftan ceza soruşturması dışında mevcut bireysel başvurunun konusunu oluşturmayan- başvurucunun açtığı tazminat davasında da başvurucunun kafasına polis tarafından copla vurulduğu, öncesinde başvurucunun kolluğa karşı fiziksel bir saldırı gerçekleştirmediği kabul edilerek lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Dolayısıyla özellikle adli makamlar tarafından gerçekleştirilen soruşturma ve bunun sonucunda verilen kararda başvurucuya gerekmediği hâlde kolluk tarafından güç kullanıldığı ve başından copla yaralandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu, başına aldığı darbe sonucunda baygınlık geçirip düşmesinden sonra kolluğun fiziksel saldırılarının devam ettiğini iddia etmişse de özellikle olaydan sonra düzenlenen sağlık raporlarında vücudunun başka bir bölgesinde yaralanmadan bahsedilmemesi ve ceza soruşturmasında elde edilen deliller dikkate alındığında başvurucunun bu iddiasının ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirir nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Kötü muamele yasağı bağlamında etkili yolun ceza soruşturması olduğu da gözetildiğinde -başvurucunun bu iddiasına ilişkin- İdare Mahkemesi kararındaki kabulün de bu kanaati değiştirmeye yetmediği söylenmelidir.
11. Sonuç itibarıyla başvurucu, kolluk tarafından copla kafasına vurularak yaralanmış buna rağmen yürütülen soruşturma sonunda olayın tek sanığı hakkında beraat kararı verilmiş ve bu şekilde olayın fail/failleri belirlenmeden soruşturma kapatılmıştır. Bu sonuca varılmasında başvurucunun yaralanmasına neden olan polis memurunun görüntülerde yüzünün gözükmemesi ve kask numarası gibi ayırt edici bir özellik taşımaması nedeniyle kim olduğunun tespit edilememesinin önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki etkili bir soruşturması yapıldığından söz edebilmek için olayın failinin görüntüler üzerinden belirlenemediği durumda öncelikle olay yerindeki diğer polis memurlarının tespit edilmesi, tespit edilen bu kişilere fotoğraf ve kamera kayıtları gösterilerek başvurucuyu yaralayan kişinin teşhisinin sağlanması gerektiği ortadadır. Ne var ki Başsavcılık aşamasında çevik kuvvet polislerinin tanık olarak ifadeleri alınırken bu kişilere herhangi bir görüntü gösterilmemiş, beyanlarının doğruluğu Başsavcılık tarafından görüntüler eşliğinde denetlenmemiştir. Bu eksiklik kovuşturma aşamasında da giderilmemiştir. Dolayısıyla olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün deliller toplanmadan bir sonuca varılmıştır. Eksikliklere rağmen olayın üzerinden yaklaşık altı yıl dokuz ay geçmesinden sonra soruşturmanın tamamlandığı dikkate alındığında makul süratle hareket edilmediği ayrıca ortaya konulmalıdır. Bu şartlar altında kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği kabul edilmelidir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele eziyet olarak nitelendirilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 84-88; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, §§ 90-94).
12. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
|