KARARLAR

AYM'nin 2021/62842 başvuru numaralı kararı

Anayasa Mahkemesi'nin 11/3/2026 tarihli ve 2021/62842 başvuru numaralı kararı

Abone Ol

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

S. K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/62842)

Karar Tarihi: 11/3/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan y.

:

Recai AKYEL

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

İrfan FİDAN

Muhterem İNCE

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan bir hükümlüye kamu görevlileri tarafından gereksiz yere güç uygulanması, sakalının kesilmesi, kıyafetleri çıkarılıp elleri ve ayakları bağlanarak özel bir odada tutulması ve bu iddialarla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucunun hükümlü olarak tutulduğu Eskişehir H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Başkontrolörlüğü tarafından 30/10/2018 tarihinde idarenin işlemlerinin mevzuata uyumu kapsamında bir denetim yapılmıştır. Yapılan denetim sonucunda diğer hususların yanında İnfaz Kurumu içinde oluşturulan doku hasarı ve travma önleyici yumuşak odada (Yumuşak oda olarak da anılmaktadır.) hükümlü ve tutuklulara yönelik kötü muamelede bulunulduğu gerekçesiyle ilgili kamu görevlileri hakkında Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunulmuştur.

3. Bir başkontrolör ve iki kontrolör tarafından 30/10/2018-15/2/2019 tarihlerinde hazırlanan ve suç duyurusuna dayanak yapıldığı anlaşılan Tespit ve İnceleme Tutanağı'nda, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 20/3/2015 tarihli 46837 sayılı genel yazısı dikkate alınarak söz konusu odayla ilgili "Genel yazıda belirtilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri dikkate alındığında, yumuşak oda kullanımının tamamen hükümlü ve tutukluların sağlıklarının korunmasına yönelik uygulama olduğu ve kendilerine ya da başkalarına zarar vermelerinin önlenmesinin amaçlandığı, bu yönüyle de bir disiplin ya da cezalandırma aracı olarak kullanılmayacağı anlaşılmaktadır. Kaldı ki; hükümlü ve tutukluların bu odalara konulması sırasında işkenceyi çağrıştıracak şekilde elleri ve ayaklarının arkadan bir arada bağlanmasının hiçbir haklı gerekçesi olamayacağı gibi bu şekilde yumuşak odada tutulmanın da amaç dışı olarak ve mevzuatta yer almayan cezalandırma maksadıyla tamamen keyfi bir uygulama olduğu değerlendirilmektedir." şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.

4. Başsavcılık, suç duyurusu üzerine İnfaz Kurumuna 27/5/2019 tarihinde yazdığı yazıyla, yumuşak odanın ne zamandan beri kullanıldığı, kaç kişinin ne kadar süreyle burada tutulduğu, öncesinde ve sonrasında doktor raporu aldırılıp aldırılmadığı, tuvalet ihtiyaçlarının giderilip giderilmediği, odaya alınma, tutulma ve çıkarılma sırasında kamera kaydı bulunup bulunmadığı, tutulan kişilerin kimin talimatıyla bu odada tutulduğu ve kimler tarafından bu odaya konulduğu, suç duyurusuna dayanak olaylarla ilgili adli veya idari işlem yapılıp yapılmadığı hususlarını sormuş; tutulmaya dayanak olan olaylarla ilgili düzenlenen tutanakları ve kamera kayıtlarını istemiştir.

5. İnfaz Kurumunun 21/9/2019 tarihli yazı cevabında 17/6/2015 tarihinde faaliyete geçirilen ve iki tane olan yumuşak odalarda denetimin yapıldığı 30/10/2018 tarihine kadar 142 kişinin (bazı kişiler birden fazla olmak üzere) tutulduğu belirtilmiş, her kişi için oluşturulan dosyalarda Başsavcılık tarafından sorulan sorular cevaplanmıştır. Başvurucu ile ilgili dosyadaki 18/9/2019 tarihli tutanakta; 1/2/2017 tarihinde 17.30-20.30 saatleri arasında yumuşak odada tutulduğu, tutulma öncesinde ve sonrasında doktor raporu alınıp alınmadığının tespit edilemediği, kıyafetleri çıkarılarak odaya alındığı, odada tuvalet ihtiyacını giderebileceği, sifonu çalışan alaturka bir tuvalet bulunduğu belirtilmiştir. Yazıda ayrıca yumuşak odada tutulma talimatının İnfaz Kurumu müdürü tarafından verildiği ve talimatı isimleri zikredilen (teşhis edilemeyen bir kişi hariç) on dört infaz koruma memurunun yerine getirdiği, 1/2/2017 tarihli tutanakta ifade edilen olaya (yumuşak odada tutmaya dayanak olan) ilişkin olarak başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı, adli yönden ise bir işlem yapılmadığı bildirilmiştir. Yazı ekinde Olay Tutanağı, disiplin cezası kararı ve yumuşak odaya ilişkin kamera görüntülerini içeren DVD'nin gönderildiği belirtilmiştir.

6. Dört infaz koruma memurunun 1/2/2017 tarihinde düzenlediği tutanakta (Olay Tutanağı, bkz. § 5); 2. kısım H üst blokta sorun olduğunun bildirilmesi üzerine yeterli sayıda memurun buraya intikal ettiği, blokta görevli memurun üzerine başvurucunun yemek karavanalarını fırlattığının ve bağırdığının görüldüğü, odaya girildiğinde bardaktaki temizlik amacıyla kullanılan sıvıyı (Porçöz) içmeye çalışırken başvurucunun engellendiği, daha sonra kendisine ve çevresine zarar vermemesi için kurum müdürünün talimatıyla travma ve doku hasarı önleyici odaya alındığı belirtilmiştir. Bu olayla ilgili olarak başvurucu hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonunda 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 43/2. maddesinin (d) bendi uyarınca (kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak) iki ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilmiştir. Başvurucu, disiplin soruşturması kapsamında savunma vermemiştir.

7. Başvurucu, tutulmakta olduğu Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 8/6/2020 tarihinde Cumhuriyet savcısına Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi yoluyla ifade vermiştir. Başvurucu; ifadesinde tek kişilik odasında bulunduğu sırada yemeklerin yağlı olması nedeniyle bir infaz koruma memuruyla tartıştığını, elini masaya vurması üzerine tabağın yere düştüğünü, memurun üzerine yemeğin yağının sıçradığını, memurun sinirlenerek kendisine küfrettiğini, odadan ayrıldıktan kısa bir süre sonra da üç memurla geri geldiğini, bu kişilerin küfrederek kendisini yere yatırdıklarını, başını yere bastırdıklarını, ellerini ve ayaklarını vücudunun arkasında kalacak şekilde ayrı ayrı kelepçelediklerini, daha sonra ellerini ve ayaklarını bir iple birleştirdiklerini, bu şekilde yaklaşık 20 metre sürükleyerek yumuşak odaya götürdüklerini, odada yaklaşık yirmi infaz kurumu görevlisinin beklediğini gördüğünü, odaya konulduktan sonra elleri ve ayakları arkadan kelepçeyle bağlı olmasına rağmen küfredip, tekme ve yumrukla darbettiklerini belirtmiştir. Başvurucu; ifadesinin devamında odada tutulduğu süre içinde memurların 15-20 dakikada bir gelip kontrol ettiklerini, el, kol ve bacaklarında morarma olup olmadığına baktıklarını, morarma olduğunu ve acıdığını söylemesine rağmen infaz kurumu müdürünün talimatı olduğunu belirtip üç saat böyle kalacağını söylediklerini, sürenin sonunda revire götürüp tedavisini yaptırdıklarını, akabinde tutulduğu tek kişilik odaya götürdüklerini ifade etmiştir.

8. Savcılık, İnfaz Kurumu Müdürü dahil infaz kurumunda görevli on altı kamu görevlisinin şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Söz konusu kişilerin ifadelerinde başvurucunun şikâyetiyle ilgili olaydan bahsedilmemiştir.

9. Savcılık, soruşturma sonunda bazı mağdurların şikâyetleriyle ilgili olarak iddianame düzenlemiş, başvurucunun da yer aldığı diğer mağdurların şikâyeti hakkında ise 20/10/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcılık, Travma ve Doku Hasarı Önleyici Yumuşak Odaya ilişkin kamera görüntülerinin incelenmesi sonucunda genel tespitlerde bulunmuştur. Bunların bir kısmı; mahkûmların oda önüne gelmelerinin ardından herhangi bir zorlama olmadan kıyafetlerini -iç çamaşırları ile kalacak şekilde- çıkardıkları ve mahkûmların plastik kelepçe ile ayaklarının bağlandığı, ellerinin arkadan bağlandığı, daha sonra el ve ayaklarının arkadan birleştirildiği, kıyafetlerinin çıkarılmasına ve el ile ayaklarının bağlanmalarına rıza göstermeyen mahkûmların ise zor kullanılarak kıyafetlerinin çıkarılıp el ve ayaklarının kelepçeyle bağlandığı şeklindedir.

10. Başsavcılık, söz konusu kararında Adalet Bakanlığının (Bakanlık) yumuşak odaya ilişkin görüşünden bahsetmiştir. Görüşteki değerlendirmeler şöyledir:

"Hükümlü ve tutukluların bu odalara konulmalarının bir disiplin cezası olmadığı gibi bu odaların disiplin cezalarının uygulama alanı da olmadığı, kurumda meydana gelen olayın veya davranış biçim ve tarzının, öncelikle alınacak diğer tedbirler ile giderilmesinin sağlanması, sağlanamıyor ise eylem ile tedbir arasındaki ölçülülük ilkesi doğrultusunda hükümlü ve tutukluların yumuşak malzemeyle hazırlanan odalara alınması, bu durumun son ve istisnai bir uygulama olduğu,

Bu odalarda saatlerce ifade edilebilecek sürelerle konulması ve durumunda bir değişiklik olması halinde söz konusu odadan derhal çıkarılarak, odasına veya konumuna uygun bölüme alınması,

Hükümlü ve tutukluların söz konusu odalara kurumun en üst amirinin talimatı ile konulması, bu konuda özel olarak hazırlanacak deftere, talimatı veren amir, yumuşak malzeme ile kaplanmış odaya alınma gerekçesi, odaya giriş ve çıkış saatleri ile zaman aralığının yazılması,

Yumuşak malzeme ile kaplı odaların bir tedavi ortamı olmadığı dikkate alınarak, hükümlü ve tutuklunun odaya konulmadan önce sağlık durumunun gerektirdiği başta hastaneye sevk olmak üzere her türlü işlemin geciktirilmeksizin yerine getirilmesi,

Bahse konu odaya alınan tutuklu ve hükümlünün saldırganlığa devam ettiğinin kabulü halinde, kamera kayıtları ile belirli aralıklarla sakinleşip sakinleşmediğinin gözlem ve kontrolünün yapılarak durumun tutanak altına alınması, kamera kayıtlarının uygulama denetimi amacıyla istenebileceğinin bilinmesinin gerektiğinin anlaşıldığı..."

11. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda suç unsurunun tespitine dair bütün mağdur şikâyetleri kapsamında bazı genel değerlendirmeler yapılmıştır. Kararda; travma ve doku hasarı önleyici yumuşak odaya alınan mahkûmların kendilerine, diğer mahkûmlara, infaz kurumu görevlileri ile eşyalara zarar verme tehlikesi olduğundan eller arkada olacak şekilde kelepçe takılmasında, el ve ayaklarının arkadan bağlanmasında -bazı mahkûmların kelepçelerden kurtulup vücutlarını, başlarını odada bulunan tuvalet taşına, oda kapısına vurmaları nazara alındığında- suç unsuru bulunmadığı zaten infaz kurumu görevlilerine karşı aktif mukavemet göstermeyen mahkûmlara karşı zor kullanılmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca travma ve doku hasarı önleyici odada tutulmaya başlayan kişilerin diğer mahkûmlara ve infaz koruma memurlarına zarar verecek veya suç oluşturacak eşyaları bulundurma ihtimali nedeniyle iç çamaşırı kalacak şekilde kıyafetlerinin çıkarılmasının suç teşkil etmediği belirtilmiştir. Söz konusu odada uzun süre tutulma ve bunun mevzuata aykırı olduğu iddialarına ilişkin yapılan değerlendirmede ise mevzuatta alt-üst süre sınırı bulunmadığı, tutulan kişinin durumuna veya saldırganlığına göre yapılacak kontrollerle bu sürenin değişebileceği, soruşturma konusu olay bağlamında odada geçen süreler ve bu konuda daha önce şikâyet olmaması hususları dikkate alınarak mahkûmların keyfî uygulamalarla tutulduklarına ilişkin olarak kamu davası açmayı gerektirir şüphe bulunmadığı ifade edilmiştir.

12. Başsavcılığın başvurucu özelinde yaptığı değerlendirmede ise öncelikle yumuşak odaya alınmasına neden olan olayla ilgili verilen disiplin cezasından bahsedilmiş, sonrasında başvurucunun yumuşak odada tutulmasına ilişkin olan kamera görüntülerine yer verilmiştir. Başsavcılık bu görüntüleri kararında "Kamera kayıtlarının tetkikinden, bu olaydan sonra saat 17.20 sıralarında elleri ve ayakları arkadan bağlanmak suretiyle yumuşak odaya konulan S. K.ın yanına saat:17:28 sıralarında infaz koruma memurlarının ve kurum müdürünün gelerek kendisiyle konuştukları, akabinde S. K.'ın ellerini ve ayaklarının görevliler tarafından çözüldüğü, saat:17:32 sıralarında sakallı olduğu görülen S.K.'ın yumuşak oda dışına çıkarıldığı, akabinde berber olan bir şahsın gelerek S. K.'ı kapı önünde ve ayakta sakallarını kestiği, saat:17:36 sıralarında ise S. K.'ın sakalları kesilmiş vaziyette tekrar yumuşak odaya konulduğu, görevlilerin ara ara gelerek kontrol etmelerinin ardından S. K.ın saat:20:31 sıralarında el ve ayaklarının çözülmesinin ardından odadan çıkarıldığının anlaşıldığı..." şeklinde anlatmıştır.

13. Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında başvurucunun sakalının kesilmesine ilişkin olarak İnfaz Kurumunun yazısına yer verilmiştir. Başsavcılığın kararına göre İnfaz Kurumu yazısında başvurucunun öz bakımını yerine getirmediği, banyo yapmadığı, bu nedenle hijyen sorunlarının arttığı, odasında ve eşyalarında hamam böceği ve diğer haşaratın çoğaldığı, odasını temizlemediği, İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının kararıyla, İnfaz Kurumunda berberlik yapan mahkûm H.K. tarafından yumuşak oda önünde sakallarının kesildiği bildirilmiştir. Başsavcılık tarafından bu konuda tanık olarak dinlenilen H.K. ifadesinde İnfaz Kurumu müdürünün talimatıyla yumuşak odaya gittiğini, tıraş makinesiyle başvurucunun sakalını kestiğini, başvurucunun tıraş olmaya engel olur bir hâli olmadığını, zaten engel olsa sağlıklı bir tıraş yapamayacağını, infaz koruma memurlarının da başvurucuya karşı herhangi bir eylemini görmediğini ifade etmiştir.

14. Başsavcılık sonuç olarak "öz bakımını yapmayan, banyo da yapmadığı için hijyen problemleri artan müşteki S. K.'ın sakallarının zorla kesildiğine dair somut herhangi bir delil bulunmadığı, ayrıca kamera kayıtlarının tetkiki, ceza evi kayıtları, bilirkişi raporu ve dosyadaki deliller birlikte nazara alındığında, müştekiye hakaret edildiğine yada görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanıldığına dair de somut herhangi bir delil bulunmadığı" şeklindeki değerlendirmeyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

15. Başvurucu, Başsavcılık tarafından verilen karara itiraz için sunduğu dilekçede infaz koruma memurunun üzerine yağ sıçraması sonrasında direnmediği hâlde infaz koruma memurlarının odasına girerek copla kendisini darbettiklerini, boğazına cop dayamak suretiyle 20-30 metre sürüklediklerini, bu sırada bir infaz koruma memurunun eşofmanını çekerek kendisini çıplak bıraktığını, aşağılamak için süngerli (yumuşak) odanın önünde inancı gereği uzattığı sakallarını kestiklerini, direnmemesine rağmen iç çamaşırı ile odaya sokup domuz bağıyla kendisini bağladıklarını ve üç saat boyunca acı içinde bağırmasına rağmen bu şekilde tuttuklarını, yumuşak odada tutulmasının öncesinde doktor raporu alınmadığını, elinden sakatlandığı hâlde tutulma sonrasında da doktora götürülüp darp raporu düzenlenmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca inancından dolayı sürekli kişisel temizliğini yapan birinin hijyene dikkat etmemesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla idarenin iddia ettiği hususu kabul etmediğini, bu iddianın doğru olduğu kabul edildiği takdirde yumuşak odada tutulduğu günden daha önce sakalının kesilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

16. Başvurucunun itirazı Eskişehir 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/12/2021 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Verilen karar 10/12/2021 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 23/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

18. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

19. Başvurucu; olay günü üzerine yağ sıçrayan infaz koruma memurunun mazgalı kapatıp gittiğini ve üç memurla birlikte döndüğünü, odaya giren memurların kendisini copla boynunun altından tutup sürükleyerek 20 metre ilerideki yumuşak odaya götürdüklerini, sürükleme esnasında bir memurun eşofmanını indirerek çıplak şekilde sürüklenmesine sebep olduğunu, hiçbir saldırganlık ve direnç göstermemesine rağmen yüzüstü yere yatırdıklarını, ellerini ve ayaklarını plastik kelepçeyle bağladıklarını, daha sonra ellerinin ve ayaklarının ortasından zincir geçirip gerdirilerek domuz bağı biçiminde bağladıklarını, bu sırada üzerinde sadece iç çamaşırı olduğunu, öncesinde doktor raporu alınmadığını belirtmiştir. Bir müddet sonra İnfaz Kurumu müdürünün gelmesiyle ellerinin ve ayaklarının çözülerek oda önüne çıkarıldığını, uzun olan sakalının makineyle kesilip onurunun zedelendiğini, daha sonra çıplak şekilde tekrar önceki gibi bağlanıp yüzüstü üç saat boyunca yumuşak odada tutulduğunu, feryat etmesine rağmen bağların çözülmediğini, olayın faillerinin başka mağdurlar yönünden yargılandığını, hâlbuki kendisinin de aynı eylemlerle eziyet ve işkenceye maruz bırakıldığını iddia etmiştir.

20. Bakanlık görüşünde, öncelikle ilgili mevzuat hükümlerine ve içtihatlara yer verilmiş; Başsavcılığın olayla ilgili olarak derhâl soruşturma başlattığı, soruşturma kapsamında kamera kayıtlarını temin ettiği, bilirkişi raporu aldırdığı, şüpheli ve müştekinin ifadesine başvurduğu, olayın oluş şekline ilişkin detaylı yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun iddialarına ilişkin somut delil bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yapılacak incelemede belirtilen hususların değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

A. İnfaz Koruma Memurları Tarafından Cop Kullanılarak Sürüklendiği ve Sakalın Zorla Kesildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucunun kamu görevlileri tarafından darbedildiği ve aşağılamak amacıyla sakalının zorla kesildiğine ilişkin iddiaları bir bütün olarak kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Yaser Özoğlu [1. B.], B. No: 2018/2577, 21/4/2021, §§ 42-46, Mesut Ucuzova [1. B.], B. No: 2018/37208, 2/3/2023, § 42).

22. Somut olayda Genel Müdürlükte görev yapan kamu görevlilerinin yumuşak odada tutulmaya ilişkin ihbarı üzerine soruşturma başlatılmış, başvurucu da ihbara konu olan İnfaz Kurumundaki yumuşak odada tutulduğu anlaşıldığından soruşturmaya mağdur olarak katılmıştır. Başvurucu, Başsavcılık tarafından alınan ilk ifadesinde barındırıldığı tek kişilik odaya gelen infaz koruma memurlarının kendisine copla bir müdahalede bulunduğundan bahsetmemiştir. Söz konusu iddiayı ilk kez Başsavcılığın kararına itiraz ettiği dilekçede dile getirmiş ve bireysel başvuru formunun aksine copla darbedildiğinden söz etmiştir. Diğer taraftan başvurucu, kamu görevlileri tarafından darbedildiğiyle ilgili iddialarda bulunurken Başsavcılık ifadesinin tersine itiraz dilekçesinde, yumuşak oda içinde tekme ve yumrukla darbedildiğinden söz etmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun kolluk güçlerinin kendisine gerekmediği hâlde güç kullandıklarına, yumrukla veya tekmeyle vurduklarına, boynunun altından copla tutup sürüklediklerine ilişkin anlatımlarının olay yeri ve oluş biçimi itibarıyla istikrarlı olmadığı görülmüştür. Yumuşak odada tutulmasından sonra hakkında doktor raporu alınmasına ilişkin olarak Başsavcılık ifadesindeki ve itiraz dilekçesindeki beyanlarının da çeliştiği belirtilmelidir.

23. Öte yandan başvurucu, sakalının istemediği hâlde kesildiğine ilişkin iddiayı Başsavcılığa verdiği ifadede dile getirmemiş, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bu olayın tartışılarak bir suç oluşturmadığının kabul edilmesinin ardından verilen karara itiraz ederken ileri sürmüştür. Başvurucunun sakalının kesildiği kamera görüntülerine de yansıdığından bu hususta tereddüt yoktur. Bununla birlikte Başsavcılık kararına bakıldığında başvurucunun sakalının hijyen amacıyla kesildiğinin ve dinlenen tanığın beyanına göre de -iddiasının aksine- başvurucunun buna bir itirazının olmadığının yani zorla kesilmediğinin değerlendirildiği görülmüştür. Başvurucunun iddiasını destekleyen bir delile ise rastlanmamıştır.

24. İspat külfetinin devlete geçtiği durumların söz konusu olmadığı hâllerde kötü muameleye uğramaları nedeniyle mağdur olduklarını ileri süren kişiler, kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delilleri -haklı bir gerekçeleri olmadığı sürece- zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla yükümlüdür. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir olduğundan, dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddialarını güçlü bir dayanakla birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmemeleri hâlinde mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerinin söylenebilmesi mümkün değildir (Beyza Metin [1. B.], B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47).

25. Başvurucu, boynundan copla tutularak sürüklendiğine ilişkin iddiasını olayın üzerinden yaklaşık 3 yıl 3 ay geçtikten sonra ileri sürmüş, bunu yaparken de istikrarlı bir anlatımda bulunmamıştır. Öte yandan başvurucunun iddialarının sağlık raporu, kamera kaydı gibi delillerle desteklenmediği anlaşılmıştır. Sakalının zorla kesildiğine ilişkin iddiasını ise güç kullanılması iddialarından daha da geç dile getirmiş ve soruşturma kapsamında elde edilen deliller de iddiasının aksine işaret etmiştir. Başvurucu, Genel Müdürlüğün ihbarı üzerine başlatılan soruşturmadan önce neden bu iddialarını adli makamlar önünde dile getirip şikâyette bulunmadığına ilişkin bir açıklama da yapmamıştır. Tüm bu tespitlere göre başvurucunun başvuruya konu kötü muamele iddialarını özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek oldukça geç bir tarihte ileri sürdüğü ve dosya kapsamına göre de bu iddiaları destekleyen bir delil bulunmadığı dikkate alındığında -bu şikâyetleri kapsamında- kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiasının savunulabilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Hukuka Aykırı Şekilde Travma ve Doku Hasarı Önleyici Yumuşak Odada Tutulduğuna İlişkin İddia

27. Başvurucu, gerekmediği hâlde iç çamaşırı kalacak şekilde soyulup elleri ve ayaklarının vücudunun arkasında bağlandığını, bu şekilde yumuşak odada yüzüstü saatlerce tutulduğunu iddia etmiştir.

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvuruda kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

29. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâlleri veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

30. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).

31. Hukuka uygun olarak tutulan bir kişiye kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi amacıyla kelepçe takılması veya aynı amaçlarla hareketi kısıtlayıcı başka araçların kullanılması, makul ölçüde gerekli olanının ötesinde bir güç kullanımı veya kişinin kelepçeli hâlinin kamuya teşhir edilmesi amacı olmadığı sürece -kural olarak- Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmamaktadır. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmemektedir. Bununla birlikte sözü edilen zorlayıcı tedbire başvurulması, kendisine kelepçe takılan kişinin fiziksel veya ruhsal durumu ve/veya tedbirin kişideki fiziksel yahut ruhsal etkileri nedeniyle asgari ağırlık eşiğine ulaşabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Kazim Aksoy (2) [2. B.], B. No: 2015/8409, 4/7/2019, § 38; Ö.U. [1. B.], B. No: 2016/62587, 23/6/2020, §§ 32, 33, 35).

32. Somut olayda İnfaz Kurumu tarafından gönderilen belgeler ve Başsavcılık tarafından da incelenen kamera görüntülerinden anlaşılacağı üzere travma ve doku hasarı önleyici odada -uygulamadaki tabiriyle yumuşak odada- başvurucunun elleri ve kolları vücudunun arkasından bağlanıp üzerinde iç çamaşırı kalacak şekilde yerde yüzüstü tutulduğu konusunda tereddüt yoktur. İnfaz koruma memurları tarafından düzenlenen tutanağa göre (bkz. § 6) başvurucu, olay günü yemek karavanalarını görevli memurun üzerine fırlatıp bağırmış, olay yerine gelen diğer infaz koruma memurları başvurucunun odasına girdiğinde ise temizlik için kullanılan sıvıyı içmeye çalışırken başvurucuyu engellemiştir. Bunun üzerine kendisine ve çevresine zarar vermesinin önlenmesi amacıyla başvurucu, yumuşak odaya götürülmüştür. Söz konusu tutanakta, infaz koruma memurlarının başvurucuyu temizlik sıvısını içmesini engel olmalarından sonra başvurucunun ne tür davranışlar sergilediği, kendisine zarar verici başka bir eylemde bulunup bulunmadığı belirtilmemiştir. Diğer taraftan zaten tek kişilik odada barındırıldığı anlaşılan başvurucunun tutanakta belirtildiği gibi çevresine ne tür bir zarar verebileceği de anlaşılamamıştır. Bu olayla ilgili olarak başvurucunun aleyhinde adli bir işlem yapılmamış, sadece disiplin cezası vermekle yetinilmiştir.

33. Yumuşak odada tutulmaya başlandığı ilk andan itibaren başvurucunun iç çamaşırı haricindeki kıyafetleri çıkarılmış, elleri ve ayakları arkadan bağlandıktan sonra başvurucu, yüzüstü yere yatırılmıştır. Öncesinde başvurucunun sağlık durumu hakkında rapor da düzenlenmemiştir. Başvurucunun saldırgan tavırlar sergilemesi durumunda özellikle kendisine zarar vermesini engellemek amacıyla geçici bir süre yumuşak odada tutulmasında -durumun koşullarına göre- bir sakınca görülmeyebilirse de somut olaydaki gibi başvurucunun ellerinin ve kollarının ilk tutma anından itibaren bağlanmasını zorunlu kılan sebep ortaya konulmamıştır. Başvurucu, yumuşak odada tutulmaya başlandıktan bir müddet sonra çözülüp sakal tıraşı olmuştur. Kamera görüntülerine göre başvurucunun sakal tıraşı olurken saldırgan tavırlar sergilediğine ilişkin bir tespit yapılmamıştır. Dolayısıyla infaz koruma memurlarının düzenlediği tutanağa göre yumuşak odaya konulmasından önce kendisine zarar verici eylemlerde bulunduğu kabul edilse dahi tıraş edildikten sonra yeniden bağlanıp söz konusu odada o şekilde tutulmaya devam edilmesine neden gerek duyulduğu anlaşılamamıştır. Öte yandan başvurucu özelinde İnfaz Kurumu tarafından gönderilen belgelerde veya Başsavcılık tarafından izlenen görüntülerde elleri ve kolları vücudunun arkasında bağlandıktan sonra ellerinin ve ayaklarının da ayrıca bağlanarak birleştirildiğine ilişkin bir tespit yapılmamış ise de bunun genel bir uygulama olduğu anlaşılmıştır (bkz. § 9). Zor kullanma aracının bu şekilde uygulanmasının kişinin içinde bulunduğu durumu daha da ağırlaştıracağı ortadadır.

34. Başsavcılık kararındaki Bakanlık görüşünde yumuşak odada tutmanın son çare olarak düşünülmesi, öncesinde doktor raporu alınması ve saldırganlığın devam edip etmediğinin belirli aralıklarla kamera kayıtlarıyla izlenmesi gerektiği belirtilmiş; suç duyurusunu yapan denetmenlerin değerlendirmelerinde ise hükümlü ve tutukluların bu odalarda tutulurken işkenceyi çağrıştıracak şekilde ellerinin ve ayaklarının arkadan bir arada bağlanmasının hiçbir haklı gerekçesi olamayacağı, bu şekilde yumuşak odada tutulmanın mevzuatta yer almayan cezalandırma amaçlı tamamen keyfî bir uygulama olduğu bildirilmiştir. Şu hâlde İnfaz Kurumunda görevli olan kamu görevlilerinin bağlı oldukları veya denetiminden sorumlu olan idari birimlerin görüş ve değerlendirmelerinin başvurucunun maruz kaldığı uygulamaya cevaz vermediği anlaşılmıştır.

35. Başvurucu, hükümlü olarak tutulduğu ceza infaz kurumunda devletin kontrolü altındadır. Kendisine zarar vermesini engelleyebilecek nitelikte bir odaya konulmuş iken ellerinin ve ayaklarının bağlanarak maddi güç kullanılması ve yaklaşık üç saat boyunca bu şekilde tutulmasının gerekliliği ortaya konulamamıştır. Bu durumda kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmalıdır. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre -tutulmasının fiziki etkilerini gösteren bir sağlık raporu bulunmasa dahi- başvurucunun maruz kaldığı muamele eziyet olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84-91; S.D., §§ 84-88).

36. Öte yandan Başsavcılık, başlattığı soruşturma kapsamında olayın faili olabilecek kişilerin ifadesini almış fakat başvurucunun şikâyetleri özelinde olayı aydınlatmaya yarayan herhangi bir soru sormamıştır. Ayrıca başvurucunun yumuşak odada tutulurken neden el ve ayaklarının bağlandığıyla ilgili somut olay bağlamında bir değerlendirme yapmamış, benzer olaylarda başka mahkûmların sergilediği (kafasını tuvalet taşına veya kapıya vurma gibi) davranışları gözönünde bulundurarak -toptan bir yaklaşımla- yapılan muameleyi hukuka uygun bulmuştur. Dolayısıyla bu konuda Başsavcılık tarafından özenli bir soruşturma yapılmadığı ve varılan sonucun nesnel bir analizin ürünü olmadığı görülmüştür.

37. Sonuç itibarıyla Başsavcılık kötü muamele iddialarına yönelik olarak etkili bir soruşturma yürütmeden başvurucunun şikâyeti hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla somut olayda eziyet yasağının usul boyutunun da ihlal edildiği değerlendirilmiştir.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

III. GİDERİM

39. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden soruşturma yapılması yanında 100.000 TL manevi tazminat ile maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

41. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebine bağlı kalınarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. İnfaz koruma memurları tarafından cop kullanılarak sürüklenme ve sakalın zorla kesilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hukuka aykırı şekilde travma ve doku hasarı önleyici yumuşak odada tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

Ç. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2019/22357) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.