|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
R. H. Z. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/106568) |
|
Karar Tarihi: 8/4/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Selahaddin MENTEŞ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Şeyda Nur ÜN |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
Av. Zahide Esra SAYIN |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, işverene gönderilen elektronik postada sarf edilen sözlerden dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu 1967 doğumlu olup 2011 yılından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar bir anonim şirkette (işveren) belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışmıştır. Başvurucu, işveren ile akdettiği sözleşme uyarınca maaş ve buna ek prim usulü ile çalışmaktadır. İddiasına göre başvurucunun hak ettiği prim ücretleri 2018 yılında eksik ödenmiş, 2019 yılının Mart ayından itibaren ise hiç ödenmemiştir.
3. 10/6/2020 tarihinde başvurucu, prim alacaklarının ödenmesi talebiyle insan kaynakları departmanı yöneticisine bir elektronik posta (e-posta) göndermiştir. 11/6/2020 tarihinde işveren söz konusu elektronik postaya "işyerinde kullanılmayan izinler dolayısıyla maliyetlerin arttığı ve başvurucunun kullanılmamış izinleri bulunduğu, bu sebeple başvurucunun 12/6/2020 tarihinden itibaren 49 gün süre ile yıllık ücretli izne ayrılmasının uygun olduğu" şeklinde cevap vermiştir.
4. Başvurucu, işveren tarafından gönderilen e-postaya aynı gün "kendisine daha önceden bu hususta yapılmış bir bilgilendirme olmadığı, şirket içinde izinlerin kullanımı ile ilgili makul süre öncesinden bir planlama yapılmadığı, halihazırda izin kullanmakla ilgili bir planı bulunmadığı, takibindeki işler ve iş programının bu şekilde izne çıkmasını elvermediği, çalışan bir eşe ve okul çağında iki çocuğa sahip olduğu, salgın ortamında bugünden yarına bir tatil planlaması yaparak izne çıkma imkanının bulunmadığı, şayet işverenin gerçek amacı birikmiş izinlerin eritilmesi ise eylül ayından başlamak üzere yıl sonuna kadar birikmiş izinlerini kullanabileceği, yapılan uygulamanın uzun zamandır tarafına muhtemelen yabancı ve Yahudi olmasının yanı sıra şirket üst yönetimindeki çekişmeden kaynaklanan baskılama ve ayrımcılığın bir uzantısı olduğu kanaatinde olduğu" şeklinde cevap vermiştir. İşveren ise söz konusu e-postayı başvurucunun 12/6/2020 tarihinden itibaren yıllık ücretli izinde sayılacağını bildirerek yanıtlamıştır.
5. Başvurucu 15/6/2020 tarihinde işverene noter aracılığıyla ihtarname keşide etmiştir. Başvurucu söz konusu ihtarnamede ödenmeyen prim alacaklarının ödenmesi ile yıllık ücretli izne çıkarılması uygulamasının mobbing teşkil eden bir eylem ve işlem niteliğinde olduğunu belirterek "kendisine uygulanan mobbingin nedeninin kendisinin yabancı uyruklu ve gayrimüslim olması ve/veya şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğu kanaatini taşıdığını" belirtmiştir. İşveren söz konusu ihtarnameye cevaben 19/6/2020 tarihinde başvurucunun talep ve iddialarını kabul etmediğini bildirmiştir.
6. Akabinde işveren 25/6/2020 tarihinde başvurucunun iddialarının "işçinin, işverenin yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunulması" mahiyetinde olduğu gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının b bendine dayanarak iş sözleşmesinin bildirimsiz ve tazminatsız olarak haklı sebeple feshedildiğini bildirmiştir.
7. Başvurucu, fesih işleminin haksız ve geçersiz olduğunu belirterek işveren aleyhine işe iade talepli tespit davası açmıştır. Davanın görüldüğü Bakırköy 13. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 3/6/2022 tarihinde "davacının işçilik alacaklarından olan prim alacağını talep etmesi üzerine sadece davacının ertesi gün başlayacak şekilde yıllık izne çıkarılacağının bildirilmesi sonrası ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri ve serzeniş olarak mail gönderdiği, gönderilen mail ve ihtarname içeriğinin haklı nedenle feshe yol açacak bir beyan olmadığı kanaatine varılarak feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir.
8. İşveren tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, başvurucu da istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi sunmuştur. Bunun üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi/Daire) 27/10/2022 tarihinde İş Mahkemesi tarafından verilen kararın ortadan kaldırılmasına ve feshin geçerli kabul edilerek davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Davacının davalıya ait işyerinde 8 yılı aşkın süredir çalıştığı, son olarak TV/Radyo Grubu'ndan Sorumlu Ticari Grup Başkanı olarak görev yaptığı, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı tarafça 25.06.2020 tarihli bildirim ile 'haklı fesih' savunmasıyla sona erdirildiği anlaşılmaktadır.
Fesih öncesi davacının işverene 11.06.2020 tarihli mail göndererek işverenin kendisini önceden planlama yapılmadan yıllık izne gönderme kararına tepki gösterip '.. Yapılan bu uygulamanın uzun zamandır tarafıma muhtemelen yabancı ve Yahudi olmanın yanı sıra şirket üst yönetimindeki çekişmeler kaynaklı uygulanan baskılama ve ayrımcılığın bir uzantısı olduğu kanaatindeyim' açıklamasında bulunduğu, ardından davacı vekilince davalıya 15.06.2020 tarihinde ihtarname gönderildiği ve ihtarname içeriğinde ' .. Muhatap tarafından kendisine uygulanan yıldırma politikasının nedeninin müvekkilin yabancı uyruklu ve gayrimüslüm olması ve/veya muhatap şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğu kanaatindeyiz' denildiği, söz konusu ihtarnamenin davalıya 16.06.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafın ihtarnameye 19.06.2020 tarihinde cevap verdiği ve ardından 25.06.2020 tarihli bildirim ile iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmıştır.
Fesih bildiriminde, davacının yukarıda açıklanan mail ve ihtarında 'eşit işlem borcuna aykırılık, ırk ve dini inanış ayrımcılığı' ithamlarının 4857 sayılı Kanunun 25/II-b hükmü gereği işverene iş sözleşmesini haklı olarak fesh etme imkanı tanıdığı açıklanarak sözleşme feshedilmiştir.
...
Somut uyuşmazlıkta, fesih öncesi davacı taraf işverenden alacaklı olduğundan bahisle prim talebinde bulunmuş, işverence ise davacıya ücretli izin teklifi yapılmıştır. Bunun üzerine davacı taraf işverene gönderdiği e-posta ile işverenin din ve ırk nedeniyle ayrımcılık yaptığı kanaatinde olduğunu açıklamış, yine bu e-postadan sonra vekili aracılığıyla gönderilen ihtarnamede aynı düşünceler tekrarlanmıştır.
Mahkemece davacının davalıya yönelik isnadları eleştiri ve serzeniş olarak nitelendirilse de yukarıda yapılan açıklamalar göz önüne alındığında yapılan isnadların sadakat borcunun ihlali niteliğinde olduğu, işçiye duyulan güvenin sarsılacağı ve iş sözleşmesinin devamının beklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Buna göre fesih geçerli nedenle yapılmıştır. Mahkemece hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmakla davalı itirazları yerinde bulunmuştur."
9. Başvurucu, nihai kararı 21/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 13/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
11. Başvurucu; işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede görevini layıkıyla yapmasına karşın işverenin eşit işlem yapma borcuna aykırı davranmasının nedenini sorguladığını, söz konusu nedenin kendi kanaatine göre yabancı uyruklu olması veya şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğunu düşündüğünü, burada bir suç isnadı yahut ihbarın mevcut olmadığını, anılan ifadelerin kendi kanaati olduğunu belirtmiştir. Başvurucu bu düşüncelerini işverenin yetkilileri ile paylaştığını ve bunun en doğal hakkı olduğunu, anılan düşünceleri herhangi bir şekilde alenileştirmediğini, düşüncelerinin eleştiri ve serzeniş mahiyetinde ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ileri sürmüştür. Devamında başvurucu diğer yandan haklı nedenle feshin altı günlük hak düşürücü süreye tabi olduğunu ancak iş sözleşmesinin hak düşürücü süre geçtikten sonra feshedildiğini, yargı makamlarının bu esaslı iddiayı değerlendirmediğini ve bu hâliyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda mevcut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel hatlarıyla bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
13. Başvurucunun iddialarının işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede yer verdiği ifadeleri nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı işe iade davasının reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmüştür. Diğer bir ifadeyle iş sözleşmesinin feshi ve buna ilişkin yargısal süreç sonucunda verilen kararın ifade özgürlüğü kullanımıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
14. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme, bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak her türlü düşüncenin barışçıl şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
15. Bu bağlamda devletten ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri kapsamında ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin yalnızca üçüncü kişiler tarafından herhangi bir saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmalarını temin etmesi değil aynı zamanda -iş sözleşmelerinin feshi gibi- yapılabilecek her türlü müdahaleye karşı da önlem alması beklenir. Anayasa Mahkemesinin yapması gereken inceleme de devletin ifade özgürlüğüne yönelik söz konusu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğiyle ilgili olacaktır. Bu doğrultuda başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.
16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. Temel hak ve özgürlüklere yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda temel hak ve özgürlüklere keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Adnan Oktar (3) [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Ömür Kara ve Onursal Özbek [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46; Ayhan Deniz ve diğerleri [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023, § 35).
18. Devletin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması, uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesi ve bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi sorumluluğu bulunmaktadır. Yine bireylerin temel hak ve özgürlüklerine, üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve mahkemelerce korunma sağlanması da söz konusu yükümlülükler kapsamındadır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler alınmış olsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ömür Kara ve Onursal Özbek, §§ 47-49; Ayhan Deniz ve diğerleri, § 36).
19. Bu doğrultuda, iş sözleşmesi kapsamında çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik işverence gerçekleştirilen müdahaleye ilişkin iddiaları içeren uyuşmazlıkların karara bağlandığı davalarda yargı mercilerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır (Ömür Kara ve Onursal Özbek, § 50; Kasim Çiftçi ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 32; Ayhan Deniz ve diğerleri, § 37).
20. Başvuruya konu olayda başvurucunun işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede sarf ettiği sözler nedeniyle iş sözleşmesi feshedilmiştir. Daire gerekçesi de (bkz. § 8) gözönüne alındığında neticeten başvurucunun iş sözleşmesi işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih kapsamında feshedilmiştir.
21. 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından sona erdirilmesinde geçerli bir sebep bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu hükümde geçerli sebeplerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliği ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebin işveren tarafından gösterilmesi gerekir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. Hükme göre bir davranış ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması hâlinde geçerli sebep sayılabilir. İşçinin davranışlarının işyerindeki üretim ve iş ilişkisi sürecine olumsuz bir etkisi yoksa bu davranışların iş sözleşmesinin feshinde geçerli bir sebep olarak gösterilmesi mümkün değildir (Ayhan Deniz ve diğerleri, § 42).
22. Bu kapsamda işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları geçerli fesih nedenlerinden biridir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden biri de işçinin işveren veya aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesidir. Bu hâlin söz konusu olması ancak işveren veya aile üyelerinden birine (veya işveren vekiline) eleştiri sınırını aşan ve hakaret boyutunda olan sözlerin sarf edilmesidir. Bununla birlikte Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünden herkes gibi işçiler de yararlanır. İfade özgürlüğünün sağladığı güvence, yerine getirilen görevle bağlantılı bir şekilde genel olarak işçilerin işverenleri hakkında yaptıkları beyanları da kapsamaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. İlter Nur [2. B.], B. No: 2013/6829, 14/4/2016, § 26). Ancak işverene karşı sadakat yükümlülüğü içinde bulunan işçi, ahlak ve iyi niyet kurallarına uygun hareket etmelidir.
23. İncelenen olayda başvurucu, prim alacaklarının ödenmesi talebiyle işverene e-posta göndermiş, işveren ise söz konusu e-postaya başvurucunun 49 gün yıllık ücretli izne çıkarılmasının uygun olduğundan bahisle cevap vermiştir. Akabinde de başvurucu izne çıkarılmasına yönelik işlemin şirket planlaması dâhilinde yapılmadığını, kendisinin bir izin talebinin bulunmadığını belirtmiş, böyle bir uygulamanın muhtemelen yabancı uyruklu ve Yahudi olması ve/veya şirket üst yönetimindeki çekişmelerden kaynakladığını düşündüğünü ifade etmiştir. Söz konusu ileti özü itibarıyla başvurucunun prim alacağının ödenmesi talebinin yıllık ücretli izne çıkarılmasının uygun görüldüğü söylemine cevap verir nitelikte hazırlanmış ve iletinin bazı yerlerinde başvurucu; işverenin anılan eyleminin altında yatan sebeplerin neler olduğuna dair kendi kanaatini içeren bir kısım ifadeler kullanmıştır. Başvurucunun bu ifadeleri e-postanın içeriğinde yer alan sözlerin bütünlüğü içinde ve kendisine mobbing yapıldığı düşüncesiyle yazdığı anlaşılmaktadır. Sonrasında gerçekleşen ihtarname sürecinde de başvurucunun aynı ifadeleri kullandığı ve düşüncelerini tekrarladığı görülmektedir.
24. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile ifadeleri nedeniyle karşı tarafın müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 49; Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 49; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 56-58; Haci Boğatekin [2. B.], B. No: 2014/18101, 26/10/2017, § 43). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan bu haklar arasında dengeleme yapılırken başvurunun şartlarına göre "ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu ile ilgili kişinin önceki davranışları, kullanılan ifadelerin türü, içeriği, şekli ve sonuçları, ifadelerin kullanıldıkları bağlamdan koparılıp koparılmadığı" gibi kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediği denetlenir (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 60-66; Kemal Kılıçdaroğlu, § 59; Nihat Zeybekci [1. B.], B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29; Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2018/24677, 28/1/2021, § 36; Kayseri Yeni Haber Radyo Televizyon Gazetecilik Matbaacılık ve Yayıncılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2019/21340, 22/2/2022, § 39).
25. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesinin Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabileceğini belirtmiştir (Nilgün Halloran, § 52; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 99; Bekir Coşkun, §§ 62, 63; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45; Nihat Zeybekci, § 36). Söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiği bağlamdan koparıldığında başkalarının şöhret ve haklarına yönelik sataşma ve hakaret mahiyetinde bir saldırı oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına haklı çıkarmamaktadır. Bu nedenle ifadelerin bir bütün olarak ele alınması gerekir (iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. İlter Nur, § 37). Bu açıklamalara karşın olayların gelişimi ve e-posta ile ihtarnamenin bütünü gözönüne alındığında feshe konu ifadelerin yukarıda anılan bağlamda (bkz. § 22) söylendiği görülmüş ancak olayın bütünü gözönüne alınmadan yalnızca belirli ifadelerin bağlamından koparılarak feshe konu edildiği anlaşılmıştır. Nitekim olayda işverenin ve Dairenin yalnızca belirli ifadeleri bağlamlarından kopararak değerlendirme yaptığı ve söz konusu ifadeleri dinî ve ırk temelli ayrımcılık taşıdığından bahisle eleştiri mahiyetinde görmeyerek şeref ve itibara dokunucu nitelikte kabul ettiği görülmektedir.
26. Oysa gönderilen iletideki eleştiri sınırını aştığı değerlendirilen ifadelerin temelinde başvurucunun kendisine yönelik işverenin olumsuz yaklaşımının belirli bir hukuki sebebe dayanmadığı, dolayısıyla bunun olsa olsa yabancı uyruklu olmasından ya da şirket içi çekişmelerden kaynaklı olabileceği düşüncesinin yer aldığı anlaşılabilmektedir. Nitekim başvurucu özellikle şirketin yıllık ücretli izinlere dair bir planlamasının olmadığını, kendisinin de bir izin planı bulunmadığını, çocuklarının okula gittiğini, eğer bir yıllık izin planlaması yapılması mecburi ise sonraki bir dönemde yapılmasının kendisi için daha uygun olacağını belirtmesine karşın bunların dikkate alınmadan yıllık izne ayırma uygulamasından vazgeçilmediğini görmesi nedeniyle mevcut uygulamanın hangi sebeplerle yapılmış olabileceğine dair kendi kanaatini içeren bir ifade kullanmıştır. Üstelik başvurucunun gönderdiği e-posta ve ihtarname yalnızca ilgili işverene yönelik olup işverenin itibarını sarsacak nitelikte aleniyet kazanmamıştır. Bu hâliyle söz konusu ifadeler sınırlı bir kesim tarafından öğrenilmiştir (benzer yönde bkz. İlter Nur, § 35).
27. Mevcut olayda Dairenin karar gerekçesinde benzer davalara ilişkin gözetilmesi gereken ilkeler sıralanmış, soyut olarak açıkça ifade edildiği hâlde başvurucunun söz konusu ifadelerinin somut olarak işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz olarak etkilediğine ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmemiş, işverenin zarar gören işletme menfaatlerinin neler olduğu açıklanmamıştır. Başvurucunun kullandığı ifadeler ile işvereni olan şirketin şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına verdiği zararlar gösterilmediği gibi ifadelerin hangi surette "[iş] sözleşme[si] ile güdülen amacı tehlikeye sokacak" özellikleri olduğu da ortaya konulamamıştır. İfadelerin bütünlüğü içinde ayrımcılık içerdiği iddia edilen sözlerin başvurucunun gönderdiği metinlerin içeriğinin ciddiyetle incelenmesine yönelik çabası olup olmadığı karar gerekçesinde belirtilmemiştir (benzer yönde bkz. İlter Nur, §§ 38, 39).
28. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi, başvurucunun söz konusu ifadelerinin 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde yer alan işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli sebepler kapsamında değerlendirilmesine yönelik olarak Dairenin ihtilafa konu içeriklerin niteliğini ve kullandığı bağlamı, aynı zamanda ifadelerin muhtemel etkilerini yeterli derecede ve detaylı bir şekilde incelemediğini tespit etmiştir. Başvurucunun eleştiri hakkı kapsamında sarf ettiği sözlerin iş sözleşmesinin feshine gerekçe yapılması karşısında Daire, başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin koptuğu ve ifadelerin iş yerinde olumsuzluğa yol açtığı kabulüne dair ilgili ve yeterli gerekçe sunamamıştır. Başvurucunun ifadelerinin işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin kopmasına neden olduğu yönündeki kabulün işverenin tek taraflı beyanına dayandığı ancak ifadelerin sonuçları itibarıyla iş sözleşmesinin sürdürülmesinin işverenden beklenemeyeceği hususunun işveren ve Daire tarafından ortaya konulamadığı, bu hâliyle Daire tarafından ifade özgürlüğüne ilişkin Anayasa'da belirtilen güvencelerin gözetildiği bir yargılama yapılmadığı anlaşılmıştır.
29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
30. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları bakımından ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi ve buna dair aşağıda hükmedilen giderim gözetildiğinde adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
III. GİDERİM
31. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesine (E.2022/2435, K.2022/1761) iletilmek üzere Bakırköy 13. İş Mahkemesine (E.2020/274, K.2022/401) GÖNDERİLMESİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.