TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

METİN TUTŞİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/12537)

 

Karar Tarihi: 20/3/2024

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Şeyda Nur ÜN

Başvurucu

:

Metin TUTŞİ

Vekilleri

:

Av. Fetih Navdar ALTINDAĞ

 

 

Av. Vedat GÜLEÇ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvuruya konu olayların meydana geldiği süreçteki olağanüstü hâl (OHAL) şartlarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için ayrıca bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10-18.

3. Başvurucu 1968 doğumlu olup iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar Kayapınar Belediyesinde (Belediye) hizmet alım sözleşmesi kapsamında iş gören özel bir şirkette taşeron işçi olarak belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışmıştır. Başvurucu, iş sözleşmesinin feshedildiği sırada Belediyenin Park ve Bahçeler Müdürlüğünde temizlik işçisi olarak çalışmaktadır.

4. 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) uyarınca Belediye tarafından başvurucunun terör örgütüyle irtibat veya iltisaklı yapılarla ilişkili olduğu yönünde işverene bildirimde bulunulmuştur. İşveren, 14/2/2017 tarihinde başvurucunun iş sözleşmesini feshetmiştir.

5. Başvurucu, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle işverenler aleyhine işe iade talepli tespit davası açmıştır. Davanın görüldüğü Diyarbakır 1. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 24/5/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararında İş Mahkemesi; başvurucunun terör örgütleri ile irtibatlı olduğundan bahisle iş sözleşmesinin 667 sayılı KHK gereği feshedildiğini belirtmiştir. Anılan kararda Mahkeme söz konusu terör örgütünün hangisi olduğuna dair bir bilgi vermemiştir.

6. Kararın istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 15/3/2018 tarihinde İş Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararında Bölge Adliye Mahkemesi; feshe ilişkin bilgi ve belgelerin dosyada bulunmadığını, ayrıca ilgili kurum ve kuruluşlardan gerekli bilgi ve belgelerin toplanmadığını, bu hâliyle eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar verildiğini belirtmiştir.

7. Yeniden yargılama sonucu İş Mahkemesi 6/7/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararında İş Mahkemesi, ilgili kurum ve kuruluşlarca gönderilen cevabi yazılar da gözönüne alınarak başvurucunun terör örgütleri ile irtibatlı olması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğini belirtmiştir.

8. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 26/11/2020 tarihinde bir kez daha İş Mahkemesinin kararının eksik inceleme ve araştırma nedeniyle ortadan kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

9. Yeniden yargılama sonucu İş Mahkemesi 3/6/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararında İş Mahkemesi; başvurucu hakkında terör örgütleriyle bağlantı kapsamında açılmış herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını, başvurucu hakkında işe başlamadan yedi sene evvel açılmış bir ceza davasından beraat kararı verildiğini, davacının herhangi bir adli sicil kaydı bulunmadığını belirtmiştir. Devamında mahkeme; her ne kadar başvurucunun Körhat Mahallesi Eşit ve Özgür Yurttaşlar Derneğine üyelik kaydı bulunduğu görülse bile bu kayıtların adli makamlarca denetlendiğini ve başvurucu hakkında herhangi bir adli işlem gerçekleştirilmediğini, başvurucunun fesih tarihi itibarıyla kapatılan bir dernekte üyelik kaydı bulunmasının tek başına geçerli bir fesih sebebi olmayacağını ifade etmiştir.

10. Kararın yeniden istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 23/11/2021 tarihinde İş Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararında Bölge Adliye Mahkemesi; başvurucunun terör örgütüne yardım suçundan açılan davadan 1999 yılında delil yetersizliği nedeniyle beraat ettiğini, ayrıca başvurucunun OHAL/KHK kapsamında kapatılan bir dernekte üyelik kaydı bulunduğunu ve başvurucu hakkında verilmiş bir soruşturmaya yer olmadığı kararı bulunduğunu belirterek tüm bu hususların işveren nezdinde şüpheye neden olduğunu ve bu hâliyle feshin geçerli olduğunu belirtmiştir.

11. Nihai karar başvurucuya 21/1/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 31/1/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

II. DEĞERLENDİRME

12. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Özel Hayata Saygı Hakkı ile Örgütlenme Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu; yasal çerçevede kurulmuş ve faaliyetine izin verilmiş bir derneğe belirli bir dönem üye olduğu gerekçesiyle iş sözleşmesine son verildiğini ve iş bulmakta zorlandığını belirterek ekonomik ve sosyal haklardan mahrum kaldığını, çevresinde terör örgütüyle irtibatlı olarak anıldığını ve bu sebeplerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca beraat ettiği bir yargılamanın feshe gerekçe teşkil etmesi nedeniyle masumiyet karinesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.

14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ihlal iddiaları konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü şartlarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında önceki beyanlarını tekrarlayarak Bakanlık görüşünü kabul etmediğini belirtmiştir.

15. Başvurucunun iddialarının bir derneğe üye olması, yargılandığı bir dava ve hakkında verilen soruşturmaya yer olmadığı kararı nedeniyle terör örgütleriyle irtibatlı olduğu sonucuna varılarak iş sözleşmesinin feshedilmesiyle açtığı işe iade davasının reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020) kararında iş sözleşmelerinin feshine ilişkin meselelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında ele alınması için meselenin özel hayata saygı hakkını gerekli kılacak ölçüde ciddi ve asgari bir ağırlık düzeyinde olduğunun ortaya konulması gerektiğini ifade etmiş ve bazı ölçütler belirlemiştir (ölçütler için bkz. C.A. (3), §§ 93-95). Başvuruya konu olayda feshe dayanak olan şüphenin dayanağını başvurucunun terör örgütüyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu iddiası oluşturmaktadır. Bir kimsenin terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunun iddia edilmesinin, tek başına, onun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânının önemli ölçüde zayıflamasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, dolayısıyla da özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağı ve etki doğuracağı muhakkaktır. Mevcut durum itibarıyla başvurucunun duyduğu üzüntü ile endişenin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi ve asgari ağırlık düzeyine ulaştığı konusundaki iddialarının kabul edilmemesi için bir neden bulunmamaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Yener Kaya ve diğerleri, B. No: 2021/52529, 9/1/2024, § 13). Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin işverence feshedilmesi bir derneğe üye olmasına dayanmaktadır. Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme ve kişi toplulukları oluşturma hakkını da kapsamaktadır (Ahmet Urhan, B. No: 2014/13961, 9/10/2019, §§ 27, 28; Hakan Yılmazöz, B. No: 2017/37725, 3/6/2020, §§ 22, 31).

16. Netice olarak başvurunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ve Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan dernek kurma hürriyeti (örgütlenme özgürlüğü) kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetleri nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedilmesi ve işsiz kalmaları bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki yaratabilir ve dolayısıyla bu da Anayasa Mahkemesinin ilgi alanındadır. Bu nedenle somut olayda özel hayata saygı hakkı ile örgütlenme özgürlüğüne bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmiştir.

19. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Başvurucunun iş sözleşmesi, tüm ülkede OHAL'in devam ettiği bir süreçte OHAL ilanıyla bağlantılı olarak terör örgütlerinin faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla feshedilmiştir. Dolayısıyla başvuru konusu müdahalenin OHAL'in ortaya çıkardığı tehlikeleri bertaraf etmek amacına yöneldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbiri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesi maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 324; Mustafa Önal, B. No: 2018/9808, 9/2/2022, § 14; Engin Karataş, B. No: 2018/3488, 13/9/2022, § 11).

20. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme; müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığının, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığının, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediğinin ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Ayla Demir İşat, § 146).

21. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, §§ 147, 148). Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, bunun durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (Adnan Vural ve diğerleri [GK], B. No: 2017/36237, 10/3/2022, § 66; Engin Karataş, § 13).

22. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin tedbirin ve bu kapsamda derece mahkemelerince sonuca bağlanan uyuşmazlığın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfî olmaması gerekir. Bu nedenle 667 sayılı KHK dayanak alınarak uygulanan somut tedbirin başvurucu üzerinde doğuracağı etki de gözönüne alındığında özellikle yargılama sürecinde devletten beklenen yükümlülüklerin OHAL şartlarında da yerine getirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu anlamda takdir yetkisinin öngörülen sınırlar dâhilinde kullanılması ve nedenlerinin ikna edici şekilde ortaya konulması OHAL şartlarında da yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerdendir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayla Demir İşat, § 161).

23. Somut olaydaki feshin gerekçesi, başvurucunun terör örgütüne yardım suçundan yargılanarak beraat etmesi, KHK ile kapatılan bir derneğe üye olması ve hakkında soruşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi nedeniyle işveren nezdinde oluşan şüphedir. Şüphe feshinin özünde, işçi tarafından işlendiği ispatlanamayan ancak işçinin işlediğine ilişkin somut olgular bulunan bir suçun veya borca aykırı ağır davranışın olması gerekir. Bu kapsamda şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı adına gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine rağmen eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamamış olması gerekir. Nihayetinde feshin son çare olması ilkesinin şüphe feshi açısından da uygulanması gerekir. Şüphenin ağırlığı, işçinin yaşı, kıdemi ve işverende oluşan güven kaybı gözönünde bulundurulmak suretiyle tarafların menfaatleri tartılarak bir değerlendirme yapılmalı ve böylelikle şüphe feshinde keyfî uygulamaların önüne geçilmelidir (Gülhan İpek, B. No: 2021/4684, 14/2/2024 § 42).

24. Bu kapsamda terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olduğu konusunda işveren tarafından duyulan şüphe üzerine iş sözleşmesi feshedilen işçilerin açtığı işe iade davalarında; işverenin feshe dayanak tüm delillerini sunması, derece mahkemelerince adli makamlardan, emniyet ve istihbarat kuruluşlarından davacının terör örgütüyle bağlantısı, irtibat ve iltisakı olup olmadığının sorulması, davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayalı olup olmadığına dair denetime elverişli tüm delillerin araştırılarak toplanması ve bu hususun açıklığa kavuşturulması, elde edilen delillere göre yapılacak değerlendirme sonucu şüphenin ciddi, güçlü, objektif olduğunun ve söz konusu şüphenin güven ilişkisini ortadan kaldıracak düzeye ulaştığının somut bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir (Gülhan İpek, § 43).

25. Somut olayda başvurucu, anılan Derneğin yasal olarak kurulup faaliyet gösterdiğini, Derneğe 2006 yılında üye olduğunu, Dernek bünyesinde suç işlediğine dair herhangi bir delilin mevcut olmadığını belirtmiştir. Yargıtay, terör örgütlerine üyelik suçundan mahkûmiyetlere dair birçok kararında yasal olarak kurulmuş sendika veya derneklere üyelik delilini de değerlendirmiştir. Yargıtaya göre terör örgütleri ile iltisaklı sendika, dernek ve diğer yasal örgütleri kurmaları, bunlara üye olmaları veya yönetim ve denetim kurullarında yer almaları tek başına kişilerin örgütün nihai amacını bildiğini, örgütle organik bir bağ kurup hiyerarşisine dâhil olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemez (Bilal Celalettin Şaşmaz, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 17, 18, 57). O hâlde başvurucunun terör örgütleriyle irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan bir derneğe -dernek kapatılmadan çok önce- üye olması tek başına ve otomatik olarak işveren ile aralarındaki güven ilişkilerinin zedelendiğini kabul etmek için yeterli bir neden değildir. Nitekim çalışana tanınan temel hak ve özgürlüklerin işyeri sınırları dâhilinde de korunduğu, aynı zamanda kısıtlayıcı ve uyulması zorunlu işyeri kurallarının çalışanların temel haklarının özünü zedeleyecek nitelikte olmaması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda işçinin bir derneğe üye olması hâlinde işverenin sadece bu nedene dayanarak iş sözleşmesini feshedebileceğini kabul etmek, işçinin demokratik bir toplumda temel haklarına ve özgürlüklerine çalışırken de saygı gösterilmesi gerektiği yönündeki haklı beklentisiyle uyuşmayacaktır.

26. Anayasa Mahkemesi de yasal olarak kurulmuş bir derneğe -söz konusu derneğin terör örgütü ile irtibatını ve iltisakını bildiği gösterilmeden- üye olmaları delil sayılarak kişilerin terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmalarını örgütlenme özgürlüğünün ihlali kabul etmektedir (diğer kararlar arasından bkz. Cihat Aydoğmuş, B. No: 2019/3078, 3/11/2022). Zira Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurguladığı gibi demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bileşenidir (Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014 §§ 30-32; Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 70-72). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi suç işlemek amacıyla kurulmuş, suçun odağı hâline gelmiş, bilhassa terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren ve yasalar çerçevesinde kurulmuş örgütlerin de kanunlarla korunmuş menfaatlere karşı özel bir tehdit oluşturduklarına her zaman dikkati çekmiştir (Hint Aseel Hayvanları Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç, B. No: 2014/4711, 22/2/2017, § 54).

27. O hâlde eldeki başvuruya benzer durumlarda yapılması gereken ilk iş, derneğin veya diğer herhangi bir sivil toplum örgütünün faaliyetlerinin ilişkide olduğu iddia edilen terör örgütüne yüklenebilir olup olmadığının somut delillere dayalı olarak tespit edilmesidir. Burada derneğin niteliğinin üyelerinin veya dernek çatısı altında bulunan diğer kişilerin iddia edilen terör örgütüyle olan bağları nedeniyle işledikleri suçlarla şekillenip şekillenmediğine bakılmalıdır (Cihat Aydoğmuş, § 27). Yapılması gereken ikinci iş ise söz konusu derneğe üyeliği nedeniyle hakkında müeyyide uygulanan kişilerin de derneğin ve derneğin irtibatlı olduğu iddia edilen terör örgütünün nihai amacını bildiğinin somut delillere dayalı olarak gösterilmesidir (karşılaştırmak için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 57, 58).

28. Bölge Adliye Mahkemesi; kararında başvurucunun terör örgütleriyle ilişkilendirilen bir derneğe üyelik kaydı bulunduğu bilgisini vermesine rağmen başvurucunun aktif olarak dernek faaliyetlerine katılıp katılmadığı, belirli bir dönemde gerçekleşen dernek üyeliğinin tek başına başvurucunun sürekli işçi olarak görev yapmasını neden olumsuz olarak etkilediği, hangi sebeplerle bu iş sözleşmesine devam edilemeyeceği gibi hususları belirtmemiş ve başvurucunun dernek üyeliği nedeniyle işveren nezdinde oluşan şüphenin ciddiliğine ve objektifliğine dair bir değerlendirme yapmamıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin C.A. (3) kararında, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) aidiyeti, bu örgütle iltisakı veya irtibatı belirlenen ve 667 sayılı KHK ile kapatılan dernekte denetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı tespit edilen kişinin iş sözleşmesinin feshedilmesinin devlete sadakat bağının zayıfladığının işareti olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olma olgusunu yönünden işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisini zedeleyen bir unsur olarak kabul edilmesinde mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçe içermesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır. Anılan kararda, FETÖ/PDY'ye müzahir dernek faaliyetlerine aktif olarak katılma durumunun tespit edilmiş olması nedeniyle yapılan feshin hukuken geçerli olduğu söylenmiştir (C.A. (3), §§ 131-134).

29. Diğer yandan fesih esnasında başvurucu hakkında terör örgütü ile bağlantılı olarak açılan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığının da altı çizilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, yalnızca başvurucu hakkında 1999 yılında terör örgütüne yardım suçundan yapılan bir yargılamanın sonucunda verilen beraat kararına ve içeriği belirtilmeyen bir soruşturmaya yer olmadığına dair karara yer vererek bu durumların işveren nezdinde şüphe oluşturduğunu soyut olarak belirtmekle yetinmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurucunun hangi terör örgütünün üyesi olduğu iddiasıyla yargılandığına ve dava hakkında başka herhangi bir ayrıntıya yer vermemiştir.

30. Son olarak başvurucunun iş sözleşmesini fesheden işverenin kendi nezdinde oluşan şüpheyi gidermeye yönelik her türlü çabayı gösterdiğine dair bir bilgi de somut olayda mevcut değildir. Nitekim işverene gelen yazı üzerine işveren tarafından herhangi bir araştırma yapılmadığı, feshe gerekçe oluşturan hususlara dair başvurucunun savunmasının dahi alınmadığı görülmüştür. Bölge Adliye Mahkemesi kararında da bu hususlara yönelik herhangi bir gerekçe yer almamaktadır.

31. Bu hâliyle somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi kararının başvurucu hakkındaki beraat ve soruşturmaya yer olmadığına dair karara ve başvurucunun dernek üyeliğine dayandırıldığı da dikkate alındığında, terör örgütleriyle irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin ikna edici gerekçelerin ortaya konulmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda -dava sürecinde ortaya konulan bilgi ve belgeler dikkate alındığında- gerçekleştirilen müdahale ile takdir yetkisinin sınırlarının aşıldığı kanaatine ulaşılmıştır.

32. Sonuç olarak kamu otoritelerinin başvurucunun iş sözleşmesinin feshine yönelik tedbir nedeniyle katlandığı külfet ile başvuru konusu tedbirin amacı arasında adil bir denge kurulduğu yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmadıkları, bu nedenle başvuru konusu tedbirin OHAL'in gerektirdiği ölçüde olduğundan bahsedilemeyeceği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucu hakkında alınan tedbirin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ile Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, işe iade davasının yaklaşık beş yıl devam ettiğini ve bu hâliyle makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

35. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvurular ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

37. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesi ile 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

38. Başvuruda tespit edilen hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

39. Öte yandan özel hayata saygı hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün birlikte ihlal edilmiş olması dikkate alınarak başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata saygı hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine (E.2021/1607, K.2021/1980) iletilmek üzere Diyarbakır 1. İş Mahkemesine (E.2020/583, K.2021/419) GÖNDERİLMESİNE,

E. 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Net 40.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.