TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

OLGUN YILMAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/71616)

Karar Tarihi: 22/9/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Hüseyin ERAL

Başvurucu

:

Olgun YILMAZ

Vekili

:

Av. Harun BOZKURT

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.

2. Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde otopark görevlisi olarak çalışan müşteki S.Ç. ve T.B.Ü. ile başvurucu arasında araç park etme olayı nedeniyle 19/6/2019 tarihinde yaşanan tartışma doğrultusunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucu hakkında kasten yaralama suçunu işlediği şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.

3. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan müşteki S.Ç.; hastanede otopark görevlisi olarak çalıştığını, başvurucunun kullanımında olan aracın hatalı yere park edilmesi üzerine başvurucuyu müşteki T.B.Ü. ile uyardıklarında başvurucunun kendilerine hakaret ettiğini beyan etmiştir. Daha sonra aracına binen başvurucunun araçta bulunan su terazisiyle kendisine ve diğer müşteki T.B.Ü.ye vurduğunu belirten S.Ç., devam eden kargaşa esnasında sürücü camından müşteki T.B.Ü.nün elini yakalayan başvurucunun aracını hareket ettirerek T.B.Ü.yü aracıyla bir süre yerde sürüklediğini beyan etmiştir. Müşteki T.B.Ü. de benzer şekilde başvurucunun araç içinden çıkarttığı su terazisiyle vurduğunu ve kendisini aracıyla yaklaşık on metre sürüklediğini ifade etmiştir. Olay sonrasında müştekiler hakkında düzenlenen 19/6/2019 tarihli adli muayene raporunda T.B.Ü.nün baş ve boyun kısmında hipermik alan (şişlik ve sıcaklık artışıyla kendini gösteren bölge) ile kalça ve ön kol dış yüzeyde abrazyon (mekanik etkilerle bir yüzeyin sürtünme, kazınma veya aşındırıcı maddeler yoluyla yıpranması) bulunduğu, S.Ç.nin ise sağ el bilek kısmında hassasiyet tespit edildiği açıklanmıştır.

4. Başvurucu ise soruşturma aşamasında alınan ifadesinde park ettiği aracını bulunduğu yerden kaldırmasını isteyen müştekilerin kendisine saldırdıklarını beyan etmiş ve olay günü aldığı adli muayene raporunu sunmuştur. Başvurucuyla ilgili düzenlenen 19/6/2019 tarihli raporda başvurucunun sol kolunda abrazyon bulunduğu belirtilmiştir.

5. Başsavcılık, başvurucunun kasten yaralama suçundan cezalandırılması talebiyle 20/11/2020 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede başvurucunun park etme olayı nedeniyle tartıştığı müştekiler S.Ç. ve T.B.Ü.ye aracında bulunan su terazisiyle vurduğu ayrıca müşteki T.B.Ü.yü aracıyla sürüklediği belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.

6. İddianamenin kabulü ile açılan dava Ankara 44. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme tarafından 30/12/2020 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip tutanağında atılı suç bakımından kanunda öngörülen ceza miktarı dikkate alınarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 251. maddesi uyarınca basit yargılama usulü uygulanmasına karar verilmiştir.

7. Mahkeme 19/2/2021 tarihinde müştekiler hakkında düzenlenen adli raporları ve müşteki beyanlarını gözeterek başvurucunun her iki müştekiyi silahtan sayılan su terazisiyle darbettikten sonra müşteki T.B.Ü.yü aracıyla sürüklediği gerekçesiyle kasten yaralama suçundan başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir. Kararda başvurucunun müşteki S.Ç.ye karşı işlediği suç nedeniyle 2.240 TL adli para cezasıyla müşteki T.B.Ü.ye karşı işlediği suç bakımındansa 3 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

8. Başvurucu, Mahkemenin gerekçeli kararının kendisine tebliği üzerine 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca duruşma açılması amacıyla mahkûmiyet kararına itiraz etmiştir. Başvurucu itirazında müşteki beyanlarının çelişkili olduğunu, yaşanan tartışmada kendisinin müştekilerce darbedildiğinin rapordan anlaşılabildiğini ve beraatine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca olaya ilişkin yaptığı şikâyetle ilgili bilgilerin Sağlık Bakanlığından istenmesini, olay sonrası müracaat ettiği hastane polisinin tanık olarak dinlenmesini ve olay yerine ait kamera görüntülerinin araştırılmasını talep etmiştir.

9. İtiraz üzerine Mahkeme 29/7/2021 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında müştekiler ve başvurucunun duruşmaya çağrılmasına karar verilmiştir. Yargılama iki celsede tamamlanmıştır. Duruşma gününü içeren tebligat müştekilere yapılmıştır. Müştekilerin katılmadığı birinci celsede savunmasını yapan başvurucu; müştekilerce aracının bulunduğu yerden kaldırmasının istendiğini, kısa süre sonra döneceğini söylemesine rağmen müştekilerin kendisini aracın içindeyken çekiştirmeye başladıklarını, vurmalarına engel olmak için oradan aracıyla uzaklaştığını ve hemen darp raporu aldığını beyan etmiştir. Müştekilere vurmadığını, kimseyi aracıyla sürüklemediğini ve müştekilere ait adli rapor saatinin kendisinin aldığı rapordan sonrasına ait olduğunu belirten başvurucu, olay gününe ait kamera görüntülerinin araştırılmasını da talep etmiştir. Mahkeme, birinci celseyi başvurucuya ait adli rapor ile kamera görüntülerinin hastaneden araştırılması amacıyla ertelemiştir.

10. Hastane tarafından gönderilen yazı cevabında kamera görüntülerinin aradan geçen zaman nedeniyle temin edilemediği belirtilmiş ayrıca başvurucuya ait rapor örneği dosyaya gönderilmiştir. Başvurucu ikinci celsede önceki savunmalarıyla benzer şekilde beyanlarını Mahkemeye sunmuştur. Yargılama sonunda Mahkemece başvurucunun müşteki S.Ç.ye karşı işlediği kasten yaralama suçundan 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına kesin olarak, müşteki T.B.Ü.ye karşı işlediği kasten yaralama suçundan ise 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına istinaf kanun yolu açık olmak üzere 24/3/2022 tarihinde karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde başvurucunun aracında bulunan su terazisiyle müştekilere vurduktan sonra müşteki T.B.Ü.yü aracıyla sürüklediğini kabul etmiştir. Gerekçeli karar başvurucu müdafiine 18/4/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu her iki müşteki yönünden verilen mahkûmiyet kararına karşı 19/4/2022 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf kanun yolu dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra kamera kayıtlarının araştırılmadığını, aldığı darp raporu sonrası müracaat ettiği polisin tanık olarak dinlenmediğini, eksik araştırma sonucu karar verildiğini ve soruşturma aşamasında dinlenen müşteki beyanlarını sorgulama fırsatı bulamadığını ileri sürmüştür. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/5/2022 tarihinde müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen eylem yönünden duruşma açılmasına ve davanın yeniden görülmesine karar vermiştir. 17/6/2022 tarihinde yapılan duruşmaya katılan başvurucu, Mahkemede ileri sürdüğü hususları tekrar etmiştir.

12. Bölge Adliye Mahkemesi, müşteki S.Ç. ile ilgili mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf kanun yolu başvurusunun Mahkeme kararının istinaf kanun yoluna tabi olmaması nedeniyle itiraz yolu açık olmak üzere reddine karar vermiştir. Müşteki S.Ç. yönünden verilen karar itiraz incelemesi sonucu 30/6/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Öte yandan müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen kasten yaralama suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün kaldırılmasına karar veren Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun anılan suçtan 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Kararda davanın yeniden görülme gerekçesi aynı mahiyetteki eylemle ilgili olarak Mahkemece müştekilerin biri yönünden adli para cezası tercih edilmişken diğeri yönünden hapis cezasının tercih edilmesi olarak açıklanmıştır. Gerekçeli kararda müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen eylemle ilgili mahkûmiyet kararının dayandırıldığı deliller ise müştekilerin tutarlı beyanları, başvurucunun tartışmayı doğrulayan anlatımı ve adli muayene raporları olarak belirtilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, müştekiler [S.Ç.] ve [T.B.Ü.nün] Bilkent Şehir Hastanesinde otopark görevlisi olarak çalıştıkları, sanık Olgun Yılmaz'ın [başvurucu] ise olay günü aracı ile hastaneye geldiği, aracını uygun olmayan şekilde park etmesi nedeniyle müştekiler tarafından uyarıldığı, sanığın uygun yer bulamadığı ve işinin uzun sürmeyeceği gerekçesiyle aracını bulunduğu yerden çekmemekte ısrarcı davrandığı, müştekilerin de aracın çekilmesi için ısrar etmeleri üzerine taraflar arasında gerginlik ve tartışma başladığı, devam eden tartışma üzerine sanığın aracının açık camından müştekilere doğru su terazisi denilen inşaat malzemesini savurup onlara vurduğu, müştekilerin ise aracın kapısını tutarak sanığın araçtan çıkmasını engellemeye çalıştıkları, bu arada aracı hareket ettiren sanığın müşteki [T.B.Ü.nün] yere düşmesine neden olduğu, alınan adli raporlara göre olay nedeniyle her iki müştekinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralandıkları anlaşılmıştır...."

13. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesinin nihai kararını 27/6/2022 tarihinde öğrendikten sonra 26/7/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

İŞE İADE SONRASI FARK İŞÇİLİK ALACAKLARI - KIDEM TAZMİNATINDA MAHSUP - YABANCI PARA ALACAĞINDA FAİZ
İŞE İADE SONRASI FARK İŞÇİLİK ALACAKLARI - KIDEM TAZMİNATINDA MAHSUP - YABANCI PARA ALACAĞINDA FAİZ
İçeriği Görüntüle

A. Müşteki T.B.Ü.ye Karşı İşlenen Suç Bakımından Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu; beyanları mahkȗmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan müşteki S.Ç. ve T.B.Ü.nün sadece soruşturma aşamasında dinlendiklerini, müştekilerin kovuşturma aşamasında kendisinin de hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemesi nedeniyle müştekileri sorgulayamamasına bağlı olarak tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş, ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin olarak yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Tanık sorgulama hakkı yönünden yapılacak incelemedeyse tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedenin bulunup bulunmadığının ve tanık beyanının karara götüren tek ya da belirleyici kanıt olup olmadığının incelenmesi gerektiği açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formda ileri sürdüğü şikâyetlerle benzer açıklamalarda bulunmuştur.

17. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

19. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumundaysa üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

20. Tanık sorgulama hakkına ilişkin testin birinci aşaması kapsamında tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığının ortaya konulması gerekliliği esasen -anayasal düzeyde bir ilke olan- hükme temel alınan delillerin hâkim huzurunda ikame edilmesi zorunluluğunu ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu kapsamda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ve bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilecektir. Bu bağlamda ceza yargılamasında kural olarak özellikle tanık beyanlarının esas hakkında kararı verecek hâkim/mahkeme tarafından alınması, tanık beyanlarının bu hâkim/mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekir (Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46).

21. Sanığın, aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu önemli ölçüde etkileyecek tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Erdal Sonduk, § 45).

22. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaretse bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de "Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir." denilerek bu husus vurgulanmıştır (Erdal Sonduk, § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/37533, K.2021/118; (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).

23. İnceleme konusu olayda Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesince S.Ç. ve T.B.Ü.nün başvurucu aleyhindeki soruşturma dosyasında alınan beyanları celselerde başvurucu ve müdafiine okunmuş ancak tanıkların duruşmada dinlenilmesine ilişkin herhangi bir çaba gösterilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.

24. Testin ikinci aşaması uygulanırken delilin tekliği ifadesinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, delilin belirleyiciliğinden ise davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi olan delil anlaşılmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 65). Belirtilmelidir ki bir delilin belirleyici olup olmadığı sadece başvurucunun mahkûmiyeti yönünden değil temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi açısından da dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hasan Bati [2. B.], B. No: 2019/8419, 28/6/2022, §§ 33-35). Aksi hâlde suçun sübutu tespit edilerek mahkûmiyete karar verilmesi dışındaki sonuçlar yönünden adil yargılanma güvenceleri anlamsızlaşır. Bu bakımdan mahkûmiyet hükmünün yalnızca sorgulanmamış tanığın ifadesine dayandığı veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sadece sorgulanmamış tanığın ifadesine dayanıldığı bir durumda delilin tek olduğu söylenebilir. Buna karşılık mahkûmiyet hükmü kurulurken veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sorgulanmamış tanığın ifadesinin yanında başka delilin/delillerin de bulunduğu ancak bu delilin/delillerin ağırlığının sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha az olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin belirleyici delil olduğu ifade edilebilir. Diğer delillerin ispat gücünün sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha yüksek olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin belirleyici delil olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır.

25. Duruşmada sorgulanmayan tanığın ifadesinin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanığın ifadesinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin değerlendirmesinin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.

26. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun müşteki T.B.Ü.ye karşı işlediği kasten yaralama suçu yönünden verdiği mahkûmiyet kararını müştekilerin tutarlı beyanlarına, başvurucunun tartışmayı doğrulayan anlatımına ve adli muayene raporlarına dayandırmıştır. Gerekçeli kararda olayın gerçekleşme şekli müştekilerin soruşturma aşamasında verdiği ifadelerinde yer alan anlatımları doğrultusunda ortaya konulmuştur (bkz. § 12). Nitekim başvurucunun aracını park etmesiyle yanına gelen müştekilerle yaşadığı tartışma sonrasında aracında bulunan su terazisiyle müştekilere vurduğu ve müşteki T.B.Ü.yü sürüklediğine ilişkin varılan sonuca müşteki beyanları doğrultusunda ulaşılabilmektedir. Başvurucu; yargılama süresince ileri sürdüğü savunmasında müştekilerin kendisini çekiştirdiklerini, müştekilere vurmadığını ve olay yerinden uzaklaştığını belirtmektedir (bkz. § 9). Bu noktada başvurucunun yaralama olayıyla ilgili doğrudan bir kabulünün olmadığı görülmektedir. Dahası Bölge Adliye Mahkemesi kararında adli muayene raporunda yer alan tespitlerin müştekilerin anlatımıyla uyumlu olduğuna ilişkin müşteki beyanlarını önemli ağırlıkta delil olmaktan çıkarmaya yönelik ayrı bir değerlendirme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucuya sorgulama imkânı tanınmayan S.Ç.nin ve T.B.Ü.nün beyanlarının mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici nitelikte bir delil olduğunun kabul edilmesini gerektirmektedir.

27. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanıkların beyanının belirleyici delil olduğu tespit edildiğinden üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Yargılama sürecinde başvurucuya olayları kendi bakış açısına göre anlatma ve delillerini sunma imkânı tanınmıştır. Ancak Mahkemenin 5271 sayılı Kanun'un 180. maddesinin "...tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır." şeklindeki (5) numaralı fıkrasına rağmen sözü edilen tanıkları Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla neden dinlemediğine ilişkin olarak bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Tanıkların yazılı beyanları duruşmada okunmuşsa da başvurucu, tanığın beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığından ses ve görüntü nakli yoluyla da olsa onları sorgulayamamıştır. Bu yüzden tanıkların gösterdiği reaksiyonlar konusunda Mahkemenin dikkatini çekememiştir. Böylelikle tanıkların beyanlarının güvenilirliği test edilememiştir. Mahkeme de tanıklar beyanda bulunurken ve sorulara cevap verirken gösterdikleri reaksiyonlarla ilgili olarak izlenim edinememiş, doğruluğu test edilmiş tanık beyanlarını hükme esas alamamıştır.

28. Doğrudan doğruyalık ilkesine de aykırılık oluşturan bu durumun uyuşmazlığın aydınlatılmasında bir zafiyete yol açma riski bulundurduğu açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Arslan [GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, § 94). Sonuç olarak doğrudan doğruyalık ilkesi kapsamında S.Ç.nin ve T.B.Ü.nün güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş ifadesinin cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesinde belirleyici ölçüde esas alındığı hâlde savunma tarafına karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin tanınmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayda hiçbir şekilde dinlenmemiş tanığın duruşmada veya SEGBİS gibi vasıtaların kullanılması suretiyle dinlenmemesinin ve yazılı beyanlarının hükme esas alınmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

30. Başvuruda tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkına ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

B. Müşteki S.Ç.ye Karşı İşlenen Suç Bakımından Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu, işlediği sabit kabul edilen eylemle ilgili yürütülen ceza yargılaması kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yapılması gerekir.

33. Başvuru konusu olayda Mahkeme, başvurucunun müştekiler T.B.Ü.ye ve S.Ç.ye yönelik kasten yaralama eylemi nedeniyle 24/3/2022 tarihinde ayrı ayrı mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkeme, anılan kararında müşteki S.Ç.ye karşı işlenen suçla ilgili verilen adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet kararının kesin olduğunu belirtmiştir. Başvurucu kesin nitelikteki kararı 18/4/2022 tarihinde öğrenmiştir (bkz. § 10). Bununla birlikte başvurucu, müşteki T.B.Ü. bakımından istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen mahkûmiyet kararıyla birlikte müşteki S.Ç.ye yönelik kesin nitelikteki karara karşı da istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi 17/6/2022 tarihli kararıyla S.Ç.yle ilgili mahkûmiyete yönelik yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun istinafa tabi kararlardan olmaması nedeniyle reddine karar vermiş, söz konusu karar itiraz incelemesi sonrasında 30/6/2022 tarihinde kesinleşmiştir.

34. Müşteki S.Ç.ye karşı işlenen suç yönünden verilen mahkûmiyet kararının kesin olduğunun Mahkemece kararda açıklandığı ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar verildiği gözetildiğinde başvurucunun anılan müştekiye karşı işlediği suçla ilgili yaptığı istinaf kanun yolu başvurusunun etkisiz yolu canlandırma niteliğinde bir girişim olduğu değerlendirilmiş ve buna bağlı olarak 18/4/2022 tarihinde öğrenilen karardan sonra otuz günlük süresi içinde başvuru yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. (Benzer yönde bkz. Abdulbaki Bingöl ve İsa Bingöl, [2.B.], B. No: 2015/5100, 23/1/2019).

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

36. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

39. Tanık sorgulama hakkı tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Musa Yılmaz Acar [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).

40. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

A. 1. Müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen suç yönünden tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Müşteki S.Ç.ye karşı işlenen suç yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen suç yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen suç yönünden diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

Ç. Kararın bir örneğinin müşteki T.B.Ü.ye karşı işlenen suç yönünden tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine (E.2022/834, K.2022/1298) iletilmek üzere Ankara 44. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2021/788, K.2022/148) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/9/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.