TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MASOUD TALEBI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/26088)

 

Karar Tarihi: 19/3/2024

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

Masoud TALEBI

Vekili

:

Av. Ömer BAYIR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sınır dışı etme kararı kapsamında menşe ülkeye geri gönderilme nedeniyle yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/4/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Bölüm tarafından 19/4/2023 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73. maddesi uyarınca sınır dışı işleminin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Genel Bilgiler

5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, 1983 doğumlu bir erkektir ve İran İslam Cumhuriyeti (İran) vatandaşıdır.

7. Başvurucu 27/7/2016 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Türkiye'ye giriş yapmış; yurda girdikten sonra 11/10/2016 tarihinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 17/11/2016 tarihinde ise Isparta İl Göç İdaresi Müdürlüğü (Göç İdaresi) nezdinde uluslararası koruma başvurusunda bulunmuştur.

B. Başvurucunun Uluslararası Koruma Başvurusuna İlişkin Süreç

8. Başvurucunun 2018 yılında S.S. ile evlenmesi üzerine eşinin uluslararası koruma talebine ilişkin işlemler de başvurucu ile aynı dosyada görülmüştür.

9. Uluslararası koruma statüsünün belirlenmesi amacıyla tercüman eşliğinde başvurucuyla bir mülakat yapılmıştır. 21/10/2020 tarihli mülakatta başvurucu Tahran'da doğduğunu, aynı yerde bilgisayar mühendisliği okuduğunu, Amerika Birleşik Devletlerine gidip dönen amcası P.den etkilenmesi üzerine Müslüman iken 2008 yılında Hristiyan olduğunu, iki ay sonra annesinin, babasının ve kız kardeşinin de Hristiyanlığı seçtiğini belirtmiştir. Başvurucu mülakat sırasında ülkesinden ayrılmasına neden olan olayları şu şekilde açıklamıştır:

"Ben 2008 yılında Hristiyan olduktan sonra 2011 yılında amcam bize İlam kilisesini anlattı. 2012 yılında ben Ermenistan'a Hristiyanlık eğitimi almayı gittim. Orada üç ay kaldım ve papazlık eğitimi aldım. Ancak bana oradan bir belge vermediler. Verseler de zaten İran da kullanamazdım. Ancak istenirse dilekçe verilerek o eğitimimin belgesini almabilir. Daha sonra 2013 yılında Türkiye ye gelerek İstanbul ilinde bir haftalık eğitim aldım ve geri İran'a döndüm. Ermenistan dan döndükten sonra Tehram, Karaj ve Hajgert te bulunan ev kiliselerinde papazlık yaptım. Karaj daki ev kilisesinin adı Ferdis idi. Bu ev kilisesi amcamın evi ve kilisesi idi. Bu ev zaten sürekli takip ediliyordu. 23/07/2016 tarihinde Polisler gelerek amcam ve eşini aldılar. Yaklaşık 2 hafta kadar tutular. Ondan sonra ellerinde bir ev senedi ve evi kilise olarak kullanmama ve kullandırmama taahhüdü aldıktan sonra serbest bıraktılar. 27/0[7]/2016 yılında Türkiye ye babam annem ben Türkiye ye geldik. Kız kardeşim ve onun eşi bizden 2 gün önce Türkiye ye geldiler. Babam İran da bulunan kız kardeşinin eşine sahibi bulunduğumuz iki aracı satması için vekalet verdi ve biz 27/0[7]/2016 yılında Türkiye ye geldik. Amcam alınınca ben papaz olduğum için idam ile yargılanabilirdim o yüzden hemen İran'dan çıkış yaptık."

10. Başvurucu; yapılan mülakatta ülkesinde gözaltına alınma veya tutuklama şeklinde bir tedbirle karşılaşmadığını, ailesinden sadece amcasının kamu makamlarıyla sorun (yukarıdaki beyanında geçen şekliyle) yaşadığını belirtmiştir.

11. Başvurucu, ülkesine döndüğü takdirde başına ne gelebileceği ile ilgili soruyu "Ben eğer ülkeme dönersem idam ile yargılanırım. İdam edilmesem bile 10 yıl ve üzeri hapis cezası verirler ve işkenceler yaparlar. Bütün sosyal medyada dini konulu videolarım yayınlanmaktadır. Sosyal medyadan beni çok tanıyan İranlılar bulunmaktadır. Benim İran'a dönme durumunda beni hemen alırlar." şeklinde cevaplamıştır.

12. Mülakatı yapan görevli 26/10/2020 tarihinde bir mülakat raporu hazırlamış; inandırıcılık, korku ve risk değerlendirmesi yapmıştır. Raporda başvurucu, başından geçen olaylar ve verdiği detaylar nedeniyle inandırıcılık açısından samimi ve tutarlı bulunmuştur. Korkuya ilişkin değerlendirmede ise İranlı yetkililerle amcasının arasında geçen olayların başvurucuyu endişelendirdiği belirtilmiş fakat kendisine ve ailesine bir işlem yapılmadığı, ayrıca amcası ve amcasının eşinin taahhüt vererek iki hafta içinde serbest bırakıldığı vurgulanmıştır. Başvurucunun menşe ülkesinde risk altında olmayacağı değerlendirilirken şu hususlara değinilmiştir:

"... Sonuç olarak yukarıdaki bilgiler ışığında, kişinin değiştirdiğini iddia ettiği diniyle ilgili Örgüllü faaliyetlerde bulunmaması ve kendi kendine yaşaması durumunda rejim ve güvenlik güçleriyle bir sorun yaşama olasılığının olmayacağı söylenebilir. Raporlara bakıldığında ise İran'da iddia edildiği gibi din değiştirenlerin idam edildiği veya çok ağır hapis cezalarına çarptırıldığı bilgilerinin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu konuda hazırlanan raporlar incelendiğinde mürtedlikten herhangi bir kişinin idam edildiği veya çok ağır cezaya çarptırıldığı bulgusuna rastlanmadığı tespit edilmektedir. Adı geçen yabancının anlattıklarından ülkesine dönmesi durumunda; ailesine ve kendisine yapılan her hangi bir işlem olmadığı, hüküm verilip bir tebligat yapılmadığı da göz önüne alındığında ailesinin ve kendisinin her hangi bir sorun yaşamayacağı ve her hangi bir risk altında olmadığı düşünülmektedir."

13. Mülakat raporunun sonuç kısmında başvurucunun 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 62. maddesinde belirtilen kriterlere uymadığı için şartlı mülteci olarak kabul edilmeyebileceği kanaatine yer verilmiştir.

14. Isparta Valiliği 27/10/2020 tarihli kararla başvurucu ve eşinin uluslararası koruma talebinin reddine karar vermiştir.

15. Başvurucu, verilen kararın iptali için Isparta İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) 6/2/2021 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde başından geçen olayları 21/10/2020 tarihli mülakatta belirttiği şekilde anlatmış; uluslararası koruma başvurusunun genel ifadelerle ve gerekçesiz olarak reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu, uluslararası koruma başvurusunu üç ay sonra yapma sebebini İran'daki ortamın sakinleşip sakinleşmediğini veya durumun üstesinden gelip gelemeyeceğini görmek istemesi olarak açıklamıştır. Polisin büyük annesinin evine kendisini aramak için gittiğini öğrendiğinde gerçekten ülkesine geri dönemeyeceğini anladığını, bunun için de Türkiye'de uluslararası koruma başvurusu yaptığını söylemiştir. Türkiye'de bulunduğu süre içinde katıldığı faaliyetlerden bahsederek yerinde mülteci statüsünde olduğunu, verilecek kararda bunların da gözönünde bulundurulması gerektiğini iddia etmiştir. Buna göre inancını aktif olarak yaşadığını, Isparta'da Elam Kiliselerinde papaz (Başvurucu, görevi için bu tabiri kullandığından bundan sonra da bu şekilde ifade edilecektir.) olarak görev yaptığını, değişik illere de gittiğini ve oralarda vaazlar verdiğini, çeşitli sosyal medya platformları aracılığıyla bunların yayımlandığını, dört yüzden fazla kişiyi vaftiz ettiğini, sunduğu vaftiz sertifikalarında da adının geçtiğinin görülebileceğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca kiliseye ait bir video klibin izni olmadan T... adlı bir sosyal medya kanalında yayımlandığını, söz konusu kanalın yöneticisinin İran'daki bir hapishanede idam edilen, serbest gazeteci ve siyasi aktivist olan R.Z. olduğunu söylemiştir. Başvurucu dava dilekçesinde Türkiye'deki faaliyetlerinden ötürü kimliğinin İran'daki yetkililer tarafından ifşa edildiğini, ülkesinde din değiştiren bir erkeğin ceza olarak idam edildiğini, hem rejime muhalif siyasi bir kişi olması hem de dinini değiştiren bir Hristiyan olması nedeniyle bir daha asla İran'a gidemeyeceğini, hayatı tehlikede olduğu için Türkiye'ye geldiğini, ülkesine geri gönderildiği takdirde inancından ve faaliyetlerinden ötürü idamla cezalandırılacağını ileri sürmüş; Türkiye'deki faaliyetlerinden bahsederken İran istihbaratı tarafından bu faaliyetlerinin bilinmesinin pek muhtemel olduğunu bildirmiştir.

16. Başvurucu dava dilekçesinde ayrıca kendisiyle yapılan mülakata itiraz etmiştir. Başvurucuya göre mülakat çok hızlı ve kısa sürede yapılmış, mülakat yapan kişi de menşe ülke bilgisine yeterince vakıf olmadan mülakatı gerçekleştirmiştir. Bu nedenle yaşadığı stres yüzünden kendisini yeterince ifade edememiştir. Başvurucu, uluslararası koruma talebinin usulüne uygun olmayan bir mülakat yapılarak beş yıllık bir süre sonunda reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.

17. Başvurucu, dava dilekçesi ekine Elam Kuruluşu tarafından düzenlenen kendisi hakkındaki 27/10/2020 tarihli referans mektubunun tercümesini koymuştur. Belgede Elam Kuruluşlarının 1988'den beri İngiltere'de kayıtlı bir hayır kuruluşu olduğu, diğerlerinin yanı sıra Hristiyanlık inancının ilerletilmesini amaçladığı, başvurucunun Eylül 2012'de doksan günlük Elam Kuruluşları Hristiyan liderliği programına katıldığı, Ağustos 2016'dan beri de Türkiye'deki Hristiyan Kuruluşlarında aktif olduğu belirtilmiştir. Bunun dışında başvurucu; dinî faaliyetleriyle ilgili çeşitli sosyal medya paylaşımlarını, bir havuzda vaftiz ettiğini belirttiği kişilerin vaftiz fotoğraflarını, vaftiz eden olarak adının geçtiği birçok vaftiz sertifikasını, tehdit içerikli bir yazışmanın tercümesini, bir üniversitede teoloji alanında lisans programını tamamladığına ilişkin sertifika tercümesini, 2013 yılında İstanbul'da vaftiz olduğuna ilişkin belgeyi sunmuştur.

18. Davalı Göç İdaresi cevap dilekçesinde özetle uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin kararın hukuka uygun olduğunu, başvurucunun babasının, annesinin, eşinin ve eşinin kız kardeşinin de aynı mahkemede davaları olduğunu, dava dilekçesinde dile getirilen iddiaların mülakattan farklı olmadığını, mülakatta hangi hususları söyleyemediğine ilişkin bir açıklamada bulunmaması sebebiyle mülakata ilişkin itirazın kabul edilemeyeceğini beyan etmiştir. Ayrıca Göç İdaresi, başvurucunun din değiştirmesi ya da ev kilisesine gitmesi sebebiyle hakkında işlem yapıldığına dair dosyaya sunulmuş bir belge ya da bilgi bulunmadığını, kaldı ki idamla ya da uzun süreli hapis cezasıyla yargılanacağı iddia edilen bir kişinin ülkeden çıkışının yasaklanmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, uluslararası yayınlar temel alınarak hazırladıkları menşe ülke raporunda yer aldığı üzere İran'da din değiştirmiş olmanın bir risk teşkil etmediğini belirtmiştir.

19. İdare Mahkemesi 11/6/2021 tarihli yazıyla başvurucudan ülkesindeki riskin ispatına yarayan tüm bilgi ve belgeleri istemiştir. Başvurucu; ilgili yazıya verdiği cevapta özetle liderliğini yaptığı ev kilisesine yapılan baskında yetkililerinin kendisinin peşine düşeceği için İran'dan kaçtığını, kaçtıktan sonra kamu makamlarınca aranmaya başlanması nedeniyle arama kararına ilişkin bir belge elde edilebilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, uygulamada zaten İran'ın bu bildirimleri yapmadığını iddia etmiştir. İran'da kendisi gibi misyonerlik yapanların uzun süreli hapis cezaları aldığını, ülkesindeki hapishanelerde tutulma şartlarının oldukça kötü olduğunu belirtmiş; buna ilişkin uluslararası kuruluşların raporlarına atıfta bulunmuştur. Ayrıca papaz olarak görev yaptığı kilisenin bir üyesinin kendisi gibi İran'dan kaçarak geldiğini, İranlı bir polisin bu kişinin İ... adlı sosyal medya hesabına tehdit mesajları (bkz. § 17) attığını, mesajlarda kendisinin ve kız kardeşinin kocasının da adının geçtiğini, tehdit edildiklerini belirtmiştir. Başvurucuya göre tercüme ettirdiği mesaj içeriği ülkesindeki tehdidin devam ettiğini göstermektedir fakat Göç İdaresi yetkilileri buna ilişkin inceleme yapmamıştır. Başvurucu dilekçe ekine daha önce sunduğu belgeleri (bkz. § 17) de eklemiştir.

20. İdare Mahkemesi 8/7/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Verilen kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Olayda, dava dosyası kapsamında bulunan mülakat formu incelendiğinde; davacı tarafından, İran'da bulunan ev kiliselerinde papazlık yaptığı, amcasının evinin de kilise olduğu, bu evin sürekli takip edildiği, 23.07.2016 tarihinde polislerin gelerek amcası ve eşini aldıkları, yaklaşık iki hafta kadar tuttukları, daha sonra ev senedi ve evi kilise olarak kullanmama ve kullandırmama taahhüdü aldıktan sonra serbest bıraktıkları, amcası alınınca papaz olduğu için kendisinin de idam ile yargılanmaktan korktuğu için İran'dan çıkış yaptığının belirtildiği görülmüşse de, amcası ve eşinin iki hafta içerisinde taahhüt vererek serbest bırakıldıkları, davacı hakkında ise ülkesinde kendisine yapılan herhangi bir işlem olmadığı, ev kiliselerinin polisler tarafından basılması sonrası herhangi bir sıkıntı olmadan yasal yollardan Türkiye'ye geldiği gibi davacının din değiştirmesi nedeniyle zulme uğrayacağına dair dosya kapsamında herhangi bir somut bilgi ve belgenin de bulunmadığı görülmektedir.

Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede yukarıda yer verilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden İran uyruklu davacı tarafından kendisi ile yapılan mülakatta başvurusuna dayanak olarak ileri sürmüş olduğu hususların bu kapsamda değerlendirilmesi olanağı bulunmadığı anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

21. Başvurucunun istinaf talebi 13/10/2021 tarihinde reddedilmiş ve verilen karar kesinleşmiştir.

C. Sınır Dışı Etme Kararına İlişkin Süreç

22. Uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin kesinleşmesinden sonra başvurucu hakkında Isparta Valiliği 19/12/2022 tarihinde 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendi (uluslararası koruma başvurusu reddedilen ve Türkiye'de kalma hakkı bulunmayan) uyarınca sınır dışı etme kararı almıştır.

23. Başvurucu, sınır dış etme kararının iptali amacıyla yine İdare Mahkemesinde (Aynı mahkeme bu kez Isparta 1. İdare Mahkemesi olarak adlandırılmıştır.) 22/12/2022 tarihinde dava açmıştır. Başvurucunun dava dilekçesinde dile getirdiği iddialar öncekine (bkz. § 15) benzemektedir. Farklı olarak başvurucu; eşinin de din değiştirmesi nedeniyle Şiraz Devrim Mahkemesinde yargılandığını, hakkında tutuklama kararı alındığını, eşinin de kendisi gibi İran'a dönmesinin mümkün olmadığını iddia etmiştir. Tercümesini sunduğu tutuklama kararına bakıldığında kararın başvurucunun eşi S.S. hakkında olduğu, 15/4/2017 tarihinde düzenlendiği, kararda S.S.nin İslam'dan Hristiyanlığa din değiştirme ve Hristiyanlığın propagandasını yapmakla suçlandığı görülmüştür. Diğer taraftan başvurucu, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin davada sunduğu delilleri dava dilekçesine eklemiştir.

24. Başvurucu 17/1/2023 tarihli dilekçeyle İran'da hakkında çıkarıldığını iddia ettiği tutuklama kararının bir tercümesini sunmuştur. Tercümeye göre tutuklama kararı 31/8/2016 tarihinde düzenlenmiş ve başvurucu, İslam'dan Hristiyanlık dinine geçme, bu dinin propagandasını yapmakla suçlanmaktadır.

25. Davalı Göç İdaresi başvurucunun eşi hakkında çıkarıldığı bildirilen tutuklama kararına ilişkin cevap dilekçesinde, kararın evlilikten önce düzenlenmesi nedeniyle başvurucu için bir sorun teşkil etmeyeceğini, S.S.nin bireysel olarak Türkiye'ye geldiğini, öncesinde başvurucu ile birlikte bir eylemi olmadığını, ayrıca tutuklama kararı sonrasında hüküm giydiğine ilişkin bir belge bulunmadığını bildirmiştir.

26. Başvurucu, savunmaya cevap dilekçesinde 17/1/2023 tarihinde sunduğu tutuklama kararının ülkesinde din değiştirerek Hristiyanlık kapsamında dinî programlar yapma ve ev kiliselerinde papaz olarak Hristiyanlığı yayma çalışmalarına dayandığını söylemiştir. Başvurucu, davalı Göç İdaresinin cevap dilekçesine ekine koyduğu menşe ülke raporunda din değiştirenlerin ülkede hoş karşılanmadığının ve bazı zorluklar yaşadığının zaten kabul edildiğini, kendisinin sıradan bir din değiştiren değil üst düzey yönetici (papaz) olarak görev yapması nedeniyle ağır cezalar alacağının ve kötü muameleye maruz kalacağının ortada olduğunu belirtmiştir. Ayrıca söz konusu menşe ülke raporunda ev kiliselerini organize ve bunlara öncülük edenlerin takip altında olduğunun, faaliyetlerine ısrarla devam edenlerin tazir cezası ile cezalandırıldıklarının kabul edildiğini, bu nedenle kendisinin kırbaç cezası veya daha yüksek bir ceza ile cezalandırılacağını iddia etmiştir. Elam Kilisesi/Kuruluşu olarak bilinen Protestan bir grubun Isparta görevlisi olduğunu, ev kiliseleri organize etmesi ve bunlara öncülük yapması nedeniyle İran'a döndüğü takdirde kötü muamele göreceğini belirtmiştir.

27. Başvurucu, cevap dilekçesinde ülkesinden ayrılmasına sebep olan olayları aktarırken amcasına ait ev kilisesine yapılan polis baskınından yeniden bahsetmiştir. Bu baskından iki gün sonra işyerinden evine dönerken sabahın erken saatlerinde evinin üst katında oturan büyükannesinin kendisiyle iletişime geçip İran istihbaratının alt kattaki evine baskın yaptığını, saklamakta olduğu İncil, birkaç kutsal kitap ile dizüstü bilgisayarı götürdüğünü söylediğini beyan etmiştir. Türkiye'ye geldikten sonra da istihbarat yetkililerinin birkaç kez evine gelerek kendisini sorduğunu büyükannesinden öğrendiğini, bundan sonra İran'a dönemeyeceğini anladığını ifade etmiştir.

28. İdare Mahkemesi 31/3/2023 tarihinde davanın kesin olarak reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Bakılan davada; davacının uluslararası koruma başvurusunun reddine karar verilerek anılan işlemin tercüman refakatinde davacıya tebliğ edildiği ve davacı tarafından bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın da reddedilerek kararın kesinleştiği ve davacı hakkında son kararın oluştuğu görülmektedir.

Bu durumda; uluslararası koruma başvurusu reddedilerek kesinleşen ve ülkemizde kalmasını gerektirecek başkaca yasal sebep bulunmayan davacının, 6458 sayılı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca sınır dışı edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan; her ne kadar davacı tarafından ülkesine döndüğü takdirde ölüm cezasına mahkum edileceği ileri sürülerek eşi ve kendisi hakkında ayrı ayrı hristiyanlığa geçip dini propaganda yapmaktan haklarında tutuklama emri düzenlendiğine dair belgeler sunulmuş ise de, gerek uluslararası koruma mülakatı aşamasında davalı idareye, gerekse uluslararası koruma başvurusunun reddine dair işleme karşı açılan dava dosyasına bu hususta somut herhangi bilgi ve belgenin sunulmadığı, hiç bir açıklama yapılmadığı, eşi hakkında verildiği belirtilerek dava dilekçesi ekinde sunulan tutuklama emrinin davacının eşiyle ülkemizde evlendiği 19.01.2018 tarihinden çok önce 15.04.2017 tarihli olduğu ve aynı zamanda eşi hakkında verilen kararın kişisel olarak eşi hakkında hüküm ve sonuç doğurabileceği, bakılan dava açıldıktan sonra 27.01.2023 tarihinde davacının kendisi hakkında sunduğu 31.08.2016 tarihli tutuklama kararı bulunduğu öne sürülmekteyse de; davacının 2016 yılında ülkemize yasal yollardan girdiği ve 2016 yılına ilişkin olduğu anlaşılan tutuklama emrinin aradan yaklaşık 7 yıl gibi bir süre geçtikten sonra hangi zorlayıcı sebeplerin ortadan kalkması sonucu ne zaman ve ne şekilde ele geçirdiği hususunda hiç bir açıklama yapılmadığı gibi hakkında böylesine ciddi bir yargılama süreci olan kişinin gerek uluslararası koruma mülakatı aşamasında gerekse koruma başvurusunun reddi yolundaki işleme ilişkin dava aşamasında ülkesinde yargılandığına dair hiç bir açıklama yapılıp bilgi ve belge sunulmadığı gözetildiğinde bu hususların hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacağı sonucuna varılarak, ayrıca dava konusu işlemde menşe ülkesine gidebileceği gibi güvenli üçüncü bir ülkeye veya transit gidebileceği her hangi bir ülkeye sınır dışı edilmesine karar verildiği görülmekte olup, uygulamada da İran vatandaşlarının vizesiz veya vizeyle girebileceği bir çok ülkenin bulunduğu bilinmekte olup, öne sürülen bu hususların mevzuat gereği tesis edilen sınırdışı işlemini hukuken kusurlandırmayacağı sonucuna varılmıştır."

29. Başvurucu, karardan 3/4/2023 tarihinde haberdar olmuş; 28/4/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 6458 sayılı Kanun’un “Geri gönderme yasağı” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

"(1)Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez."

31. 6458 sayılı Kanun’un “Sınır dışı etme kararı” kenar başlıklı 53. maddesi şu şekildedir:

"(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.

 (2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.

 (3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez."

32. 6458 sayılı Kanun’un “Sınır dışı etme kararı alınacaklar” kenar başlıklı 54. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:

...

i) Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar

..."

33. 6458 sayılı Kanun'un "Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar" kenar başlıklı 55. maddesinin ilgili kısmı şöyle düzenlenmiştir:

"(1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:

a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar

..."

34. 6458 sayılı Kanun'un "Şartlı mülteci" kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

"(1)Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir."

35. 6458 sayılı Kanun'un "Başvuru" kenar başlıklı 65. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Uluslararası koruma başvuruları valiliklere bizzat yapılır.

...

 (3) Her yabancı veya vatansız kişi kendi adına başvuru yapabilir. Başvuru sahibi, başvuruları aynı gerekçeye dayanan ve kendisiyle birlikte gelen aile üyeleri adına başvuru yapabilir. Bu durumda, ergin aile üyelerinin, kendi adlarına başvuruda bulunulmasına yönelik muvafakati alınır.

..."

36. 6458 sayılı Kanun'un "Kayıt ve Kontrol" kenar başlıklı 69. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Uluslararası koruma başvuruları valiliklerce kaydedilir.

 (2) Başvuru sahibi kayıt esnasında kimlik bilgilerini doğru olarak bildirmek ve varsa kimliğini ispatlayacak belge ve seyahat dokümanlarını yetkili makamlara teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, başvuru sahibinin üzerinde ve eşyalarında kontrol yapılabilir.

...

 (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.

 (5) Mülakat zamanı ve yeri kayıt esnasında bildirilir.

..."

37. 6458 sayılı Kanun'un "Başvuru sahibinin bilgilendirilmesi ve tercümanlık" kenar başlıklı 70. maddesi şöyledir:

"(1) Başvuru sahibi, başvurusuyla ilgili takip edilecek usuller, başvurusunun değerlendirilmesi sürecindeki hak ve yükümlülükleri, yükümlülüklerini nasıl yerine getireceği ve bu yükümlülüklere uymaması ya da yetkililerle iş birliğinde bulunmaması hâlinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlar, itiraz usulleri ve süreleri konusunda kayıt esnasında bilgilendirilir.

 (2) Başvuru sahibinin talep etmesi hâlinde, başvuru, kayıt ve mülakat aşamalarındaki kişisel görüşmelerde tercümanlık hizmetleri sağlanır."

38. 6458 sayılı Kanun'un "Mülakat" kenar başlıklı 75. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir.

 (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür.

...

 (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur.

 (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir.

 (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir."

39. 6458 sayılı Kanun'un "Karar" kenar başlıklı 78. maddesi şöyle düzenlenmiştir:

"(1) Uluslararası koruma başvuruları, kayıt tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Genel Müdürlükçe sonuçlandırılır. Kararın bu süre içerisinde verilememesi hâlinde başvuru sahibi bilgilendirilir. Genel Müdürlük bu yetkilerini valiliklere devredebilir.

 (2) Kararlar bireysel olarak verilir. 64 üncü maddenin altıncı fıkrası [Bu fıkrada; başvuru sahibinin uluslararası korumadan hariçte tutulmasının, hariçte tutma nedenlerinden herhangi birinin diğer aile üyeleri için oluşmaması şartıyla, başvuru sahibinin aile üyelerinin de hariçte tutulmasını gerektirmediği belirtilmiştir.] saklı kalmak kaydıyla, aile adına yapılan başvuru bütün olarak değerlendirilir ve verilen karar tüm aile üyelerini kapsar.

 (3) Başvuru hakkında karar verilirken menşe veya önceki ikamet ülkesinin mevcut genel şartları ve başvuru sahibinin kişisel şartları göz önünde bulundurulur.

 (4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.

 (5) Dördüncü fıkradaki durumların ortaya çıkması, başvurunun tam bir incelemeye tabi tutulmasını engellemez.

 (6) Karar, ilgiliye veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Olumsuz kararın tebliğinde, kararın maddi gerekçeleri ve hukuki dayanakları da belirtilir. İlgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.

...”

41. Sözleşme’nin 3. maddesi şöyledir:

 “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

42. Sözleşme’ye ek 6 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde hiç kimsenin idam cezasına çarptırılamayacağı ve idam edilemeyeceği, 2. maddesinde ise yasalarda savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasının öngörebileceği ancak bu cezanın yasanın belirlediği hâllerde ve onun hükümlerine uygun olarak uygulanabileceği ifade edilmiştir. Sözleşme’ye ek 13 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile ölüm cezası tamamıyla kaldırılmıştır.

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uygulaması

43. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) sınır dışı etme kararının uygulanması hâlinde kötü muamele yasağının ihlal edileceğine ilişkin şikâyetlerle ilgili ilkesel yaklaşımı için bkz. A.A. ve A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017, § 38.

44. AİHM, İran'daki ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin raporların farkında olmasına rağmen bunların bir yabancının bu ülkeye geri gönderilmesi hâlinde Sözleşme'nin ihlal edilmesini tek başına gerektirecek nitelikte olmadığını (F.G./İsveç [BD], B. No: 43611/11, 23/3/2016, § 130), başvurucunun kişisel durumu incelenerek kötü muameleye maruz kalıp kalmayacağının değerlendirilmesi gerektiğini söylemektedir (A./İsviçre, B. No: 60342/16, 19/12/2017, § 40).

45. AİHM, Müslüman iken Hristiyanlığa geçtiğini iddia eden İranlı başvurucuların ülkelerinde kötü muameleye maruz kalacağına ilişkin iddialarını incelerken din değişikliğinin inandırıcılığın ve güvenirliğine ilişkin olarak yerel yetkililerce yapılan değerlendirmeyi önemli bulmuştur (T.M ve Y.A./Hollanda (k.k.), B. No: 209/16, 5/7/2016, §§ 26-29).

46. H.A ve H.A/ Norveç (k.k., B. No: 56167/16, 3/1/2017) başvurusu ise din değiştirerek Budist olduklarını belirten İranlı başvurucularla ilgilidir. AİHM, Norveç makamlarının yürüttüğü adli ve idari işlemleri inceledikten sonra başvurucuların inançları doğrultusunda icra ettikleri dinî faaliyetlerin görünürlüğünü ve İranlı yetkililerin olumsuz şekilde dikkatini çekme potansiyelini dikkate alarak irtidat suçlaması dâhil olmak üzere ülkelerinde gerçek riskle karşı karşıya kalacaklarını kanıtlayamadıklarını söylemiştir (aynı kararda bkz. §§ 32-37). Diğer taraftan AİHM, ülkesine gönderilmesine karar verilen İranlı bir başvurucunun İsveç'te din değiştirerek Hristiyan olması nedeniyle ülkesinde gerçek bir riskle karşılaşacağına ilişkin iddiaları bağlamında yerel makamların ileriye dönük bir değerlendirme yapmamasını sorun olarak görmüş ve ihlal kararı vermiştir (F.G./İsveç, §§ 144-158)

47. AİHM, İran'da din değiştiren Müslümanların genel durumuna ilişkin kapsamlı bir inceleme yaptığı F.G./İsveç başvurusunda Danimarka Göçmenlik Bürosunun Haziran 2014 tarihli "Hristiyanlık Dinine Geçenlerin İran'daki Durumu Üzerine Güncelleme" raporu ile Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığının 26/9/2013 tarihli "İran, Menşe Ülke Bilgisi" raporunun bazı kısımlarına kararında yer vermiştir (ülke bilgileri için söz konusu kararda bkz. §§ 57, 58). Kararda yer verilen bilgilerden bir kısmı şöyledir:

"... İran'da İnsan Hakları için Uluslararası Mücadele, 2013 tarihli raporunda, dinden dönmekle suçlanan üç Hristiyan vakasını belgeleyebilmiştir: Mehdi Dibaj, Youcef Nadarkhani ve dinden döndüğü için devlet tarafından idam edilen Hossein Soodmand vakası. Din değiştirmiş bir pastör olan Soodmand 1990 yılında tutuklandı. İki ay cezaevinde kaldıktan sonra -bu süre zarfında inancından vazgeçmeyi reddettiği bildirildi- Soodmand asılarak idam edildi. Yargılanıp yargılanmadığı bilinmiyor. Kendisi de din değiştirmiş bir pastör olan Nadarkhani 2009 yılında tutuklanmış ve ardından ölüm cezasına çarptırılmıştır. Temyiz üzerine yeniden yargılanması uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiş; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, uluslararası insan hakları örgütleri ve Vatikan'ın baskıları sonucunda dinden dönme suçlamasından beraat etmiş ve bunun yerine müjdecilikle bağlantılı suçlardan üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Cezası infaz edildikten sonra 2012 yılında serbest bırakılmıştır.

...

Ankara'daki uluslararası bir kuruluş, yetkililerin evanjelist ağları bir tür istihbarat ağı olarak algıladıklarını ve daha ziyade evanjelistlerin (müjdecilerin) ve din propagandası yapanların peşine düşeceklerini belirtti. Yetkililer, faaliyetleri daha organize bir hâle dönüşmedikçe bireysel olarak din değiştirenlerin peşine düşmezler. Örneğin yetkililer Hristiyan TV yayını yapan uydu kanallarının yayınını kesmemişlerdir. Kaynağa göre yetkililer ev kilisesi üyelerinin peşine düşmek yerine toplum için bir tehdit olarak görülen 'büyük balıkların' yani örgütlenen ve din propagandası yapanların peşine düşüyor. Kaynağa göre, Hıristiyanlıkla ilgili bilgileri yayan müjdeciler diğerlerine göre daha fazla risk altındadır ve müjdecileri, yani pastörleri yakalamak için aşırı çaba sarf ediliyor.

Bir Batılı büyükelçilik, din değiştiren bir Hristiyan'ın zulme uğramasına neyin yol açabileceği sorusunu, evanjelik faaliyetlerde bulunmanın ya da kamusal alanda Hristiyan kimliğini aktif bir şekilde ortaya koymanın yetkililerin olumsuz şekilde ilgisini çekme ve sorun yaratma riski taşıması olarak yanıtlamıştır. Haç takmak kendi başına bir sorun teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte, bir kişinin riskinin geçmişte ne yaptığına da bağlı olabileceği, örneğin daha önceki faaliyetlerin yetkililer tarafından kaydedilip kaydedilmediğine bağlı olabileceği de eklenmiştir."

48. AİHM, 23/3/2016 karar tarihli F.G./İsveç başvurusundan sonra A./İsviçre başvurusunda İran'da meydana gelen gelişmeleri şu şekilde görmüştür (ilgili kararda bkz. §§ 26-31) :

(27) Dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü 26 Mayıs 2016 tarihli raporunda İran İslam Cumhuriyeti'nde insan haklarının durumuna ilişkin şunları belirtmiştir:

'...Ocak 2016 itibariyle İran İslam Cumhuriyeti'ndeki cezaevlerinde düzinelerce kişinin tutuklu olduğu ve bunların çoğunun gayriresmi ev kiliselerine katıldıkları için tutuklu oldukları bildirilmektedir ... Hükümet cevabında, ev kiliselerinin faaliyetlerinin yetkililerden gerekli izinleri almadıkları için hukuka aykırı olduğunu, ülkede 20'den fazla aktif, yarı aktif ve tarihi kilise bulunduğu için ev kiliselerinin kurulmasının gereksiz olduğunu ve Hristiyanların yeni kiliseler inşa etmek için izin talep etmediklerini belirtmektedir ...'

(28) İran İslam Cumhuriyeti'nde insan haklarının durumuna ilişkin BM Özel Raportörü 17 Mart 2017 tarihli raporunda şunları ifade etmiştir:

'Özel Raportör, Müslüman kökenli İranlı Hristiyanların hedef alınması ve sert muameleye maruz kalmalarıyla ilgili endişelerini dile getirmektedir... Bu kişiler keyfi tutuklama, taciz ve gözaltılarla karşı karşıya kalmaya devam etmekte ve sıklıkla 'ulusal güvenliğe karşı hareket etmek' veya 'devlete karşı propaganda yapmak' gibi ulusal güvenlik suçlarıyla itham edilmektedirler...'

(29) Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı'nın çeşitli dış bilgi kaynaklarından derlenen Şubat 2017 tarihli 'İran: Hristiyanlar ve Hristiyanlığa Geçenler' Ülke Politikası ve Bilgi Notunda diğerlerinin yanı sıra aşağıdakiler ifade edilmiştir:

'Müslüman iken Hristiyan olanlar İran'da bir suç olan mürted olarak kabul edilmektedir ... Hristiyanlığa geçen bazı kişilerin (ve bazen aile üyelerinin) fiziksel saldırı, taciz, gözetim tehdidi, tutuklama, gözaltı ve gözaltında işkence ve kötü muamele ile karşı karşıya kaldıklarına dair raporlar bulunmaktadır...

SZ ve JM İran CG [2008] Birleşik Krallık Sığınma ve Göç Mahkemesi 00082 ülke rehberliği davasında, Üst Mahkeme ...sıradan din değiştirenlerle (yani aktif müjdeci olmayanlarla) ilgili olarak ... İran'a geri gönderilmeleri halinde ciddi zarar görme riskinin bulunduğuna, ancak bu riskin -Mahkeme'nin Sözleşme'nin 3. maddesine ilişkin içtihadı anlamında- gerçek bir risk olmadığına karar vermiştir...

Bu ülke rehberliği davası 8 yıl önce görülmüş olmasına rağmen mevcut ülke kanıtları bulguların geçerliliğini koruduğunu göstermektedir.

İslam'dan dönenler ve din değiştirmeleri İran'daki yetkililerin dikkatini çekmesi muhtemel olan kişiler (müjdecilik veya din propagandası faaliyetleri veya kişinin daha önce başka nedenlerle yetkililerin olumsuz dikkatini çekmiş olması dahil) geri döndüklerinde gerçek bir zulüm riski altındadırlar.

Bazı kaynaklar, yurtdışında Hristiyanlığa geçen ve İran'a dönen bir kişinin ancak yetkililerin daha önce İran'daki faaliyetlerine ilgi duyması veya din değiştiren kişinin müjdeleme veya tebliğ faaliyetlerinde bulunması halinde risk altında olacağını öne sürmektedir...

Yurt dışındayken din değiştirerek İran'a dönen ve aktif olarak din propagandası yapmaya çalışmayan kişiler Hıristiyanlığı gizlice uygulamaya devam edebilirler...

Aktif olarak din propagandası yapmayan ve daha önce başka nedenlerle yetkililerin dikkatini çekmemiş olan din değiştirenler genel olarak dönüşlerinde gerçek bir risk altında değildirler.'

(30) Uluslararası Af Örgütü 22 Şubat 2017 tarihinde yayınladığı yıllık raporunda, diğer hususların yanı sıra, Hristiyanlığa geçenlerin yasalarda ve uygulamada ayrımcılığa maruz kaldıklarını, inançları nedeniyle zulüm gördüklerini ve yetkililerin barışçıl bir şekilde ibadet etmek için toplandıkları ev kiliselerine baskın düzenledikten sonra onlarca Hristiyan din değiştireni gözaltına aldığını belirtmiştir.

(31) İnsan Hakları İzleme Örgütü 12 Ocak 2017 tarihinde yayınladığı yıllık raporunda, diğer hususların yanı sıra, güvenlik güçlerinin Müslüman iken Hristiyanlığa geçenleri ve özel evlerde ibadet etmek için toplanan 'ev kilisesi' hareketi üyelerini hedef almaya devam ettiğini belirtmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Anayasa Mahkemesinin 19/3/2024 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucu; Müslüman iken 2008 yılında amcasından etkilenerek Hristiyan olmasından sonra İran'daki ev kiliselerine gitmeye ve Hristiyanlıkla ilgili eğitimler almaya başladığını, Eylül 2012'de amcası aracılığıyla Elam Kiliseleri ile tanıştığını ve Ermenistan'a giderek üç ay liderlik eğitimi aldığını, Mart 2013'te vaftiz edildiğini belirtmiştir. Ermenistan'a döndükten sonra İran'da ev kiliseleri açtığını ve papaz olarak öncülük ettiğini, 2016 yılında kilisede amcası ve amcasının eşinin polis tarafından gözaltına alınıp kötü muameleye maruz kalmasından ve sorguları sırasında kendisinin kilisenin papazı olduğunu söylemeleri sonrasında ülkesinde ömür boyu hapis, kırbaç ya da idam gibi bir ceza alabileceğini bildiğinden Türkiye'ye kaçtığını iddia etmiştir. Başvurucu; Türkiye'ye geldikten sonra Elam Örgütüne/Kiliselerine bağlı papaz olarak çalışmaya devam ettiğini, vaaz verdiğini, dini öğrettiğini ve İranlıları vaftiz ettiğini, vaazların çeşitli sosyal medya platformlarında mevcut olduğunu, kiliseye ait bir video klibin izinsiz şekilde T. isimli sosyal medya kanalında yayımlandığını, bu kanalın sahibi olan R.Z.nin siyasi aktivist ve serbest gazeteci olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, hem rejime muhalif siyasi bir kişi olması hem de Hristiyanlığa geçip Hristiyanlıkla ilgili dinî faaliyetleri organize ve bunlara öncülük etmesi nedeniyle ülkesine gönderildiği takdirde R.Z. gibi ölüm cezası almasının kuvvetle muhtemel olduğunu beyan etmiştir.

51. Başvurucu; 2023 yılı başında geri gönderme merkezinde bulunduğu sırada yetkililerin ülkesine gönüllü dönmek isteyip istemediğini sormasına üzerine İran'daki avukatı A.M.yi aradığını, avukatının birçok dosyadan hakkında tutuklama kararı verildiğini söylediğini, İran'da hakkında çıkarılan tutuklama kararını avukatının temin etmesi sonrasında kararı kendisine ulaştırdığını, ülkesinden çıkarken hakkındaki suçlamaların henüz soruşturma aşamasında olduğunu, avukatı vasıtasıyla eline geçmesinden sonra tutuklama kararını İdare Mahkemesine sunduğunu fakat bu kararı İdare Mahkemesinin incelemediğini, dosyaya sunduğu diğer delilleri de görmezden gelerek davasını reddettiğini belirtmiştir. Müslüman iken Hristiyanlığa geçmesinin yanında bu dini yaymaya yönelik faaliyetlerde bulunması nedeniyle ülkesinde rejime karşı propaganda yapma suçlamasıyla karşı karşıya kalabileceğini, parlamentoda yeni kabul edilen bir yasa tasarısına göre din değiştiren erkeklerin idam, kadınların ise ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılacaklarını iddia etmiştir. Ülkesinde kendisi gibi dini yayma faaliyetlerinde bulunan rahip Hüseyin Soodmand'ın Hristiyanlıktan çıkması veya bu dini kötülemesi yönünde idamla tehdit edildiğini ve sonunda da öldürüldüğünü, benzer yüzlerce, binlerce kişi gibi kendisinin de aynı akıbete uğrayacağını ileri sürmüştür. Sonuç olarak ülkesine geri gönderilmesine sebep olan sınır dışı etme kararı nedeniyle kötü muamele yasağı, yaşam ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

52. Bakanlık görüşünde özetle başvurucu hakkında düzenlenen sınır dışı etme kararı ve buna ilişkin iptal davası sürecinden bahsedilerek Anayasa Mahkemesinin daha önce benzer olaylarda belirlediği kriterlerin dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

2. Değerlendirme

53. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun ülkesine gönderilmesi hâlinde ölüm cezası veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza alabileceği yahut kötü muameleye maruz kalabileceğine ilişkin iddialarının yaşam hakkı ile kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (benzer bir inceleme için bkz. Hooman Hosseinpour [GK], B. No: 2021/47168, 29/9/2022, §§ 51-55)

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

55. Anayasa Mahkemesinin ölüm cezasına yaklaşımı için bkz. Hooman Hosseinpour, §§ 60-61.

56. Kötü muameleye uğrama riski bulunan ülkeye sınır dışı etme konusunda benimsenen genel ilkeler A.A. ve A.A., §§ 54-72) kararında yer almaktadır. Bu ilkeler kısaca şöyledir:

i. Sınır dışı edilecek kişiye ülkesinde karşılaşabileceği risklere ilişkin olarak etkili bir karşı çıkma imkânı tanınması gerekir. Aksi hâlde sınır dışı edildiğinde kötü muameleye maruz kalma riski altında olduğunu iddia eden ve bu iddiasını delillendirme konusunda devlete göre daha kısıtlı imkânlara sahip olan yabancıya gerçek anlamda bir koruma sağlanabildiğinden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hakkında sınır dışı kararı verilen bir yabancının iddialarını araştırtma ve bu kararı adil bir şekilde inceletme imkânı sağlayan usul güvencelerine sahip olduğu kuşkusuzdur. Bu çerçevede sınır dışı etme işlemi sonucunda yabancının gönderileceği ülkede kötü muamele yasağının ihlal edileceğine ilişkin iddianın tartışılabilir /araştırmaya değer ve belirli bir ciddilik seviyesinde olması, varsa sözü edilen iddiayı destekleyen bilgi ve belgelerin sunulması durumunda idari ve yargısal makamlar tarafından söz konusu ülkede gerçek bir ihlal riskinin bulunup bulunmadığı ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır. Anılan usul güvencelerinin bir gereği olarak idari makamlar tarafından alınan sınır dışı kararlarının bağımsız bir yargı organı tarafından denetlenmesi, bu denetim süresince sınır dışı kararlarının icra edilmemesi ve yargılama sürecine tarafların etkili katılımının sağlanması gerekir.

ii. Sınır dışı etme kararının uygulanması hâlinde kötü muamele yasağının ihlal edilebileceğine karar verebilmek için geri gönderilen ülkedeki riskin varlığının bir olasılığın ötesinde gerçek bir risk seviyesinde olduğunun ispatlanması gerekir. Bu konudaki ispat külfeti iddianın niteliğine göre kamu makamlarına ve/veya başvurucuya ait olabilir.

iii. Gerçek riskin varlığına ilişkin maddi olguların bulunup bulunmadığı araştırılırken kural olarak sınır dışı kararının verildiği tarihteki şartlar dikkate alınmalıdır. Ancak yapılacak değerlendirmenin sonucunu doğrudan etkileyecek önemli gelişmeler olması hâlinde yeni durum da gözönünde tutulmalıdır.

iv. Sınır dışı etme kararıyla ilgili bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin öncelikli rolü, geri gönderilen ülkede kötü muamele riskinin varlığına ilişkin savunulabilir bir iddianın bulunduğu durumlarda idari ve yargısal makamlar tarafından anılan yasak kapsamındaki usul güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığını denetlemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesi, usul güvencelerinin sağlanmadığını değerlendirdiğinde ikincillik ilkesi gereği kural olarak yeniden yargılama yapılması amacıyla ihlal kararı verir. Usul güvencelerinin sağlandığı durumlarda ise geri gönderilen ülkede gerçek bir kötü muamele riski olup olmadığı ayrıca değerlendirilir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, somut olayın özel şartları altında gerekli gördüğü hâllerde geri gönderilen ülkede gerçek bir kötü muamele riski bulunup bulunmadığını istisnai olarak ilk elden kendisi de inceleyebilir. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, sınır dışı işleminin gerçekleşmesi hâlinde kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilip edilmeyeceğine ilişkin bir değerlendirme yapabilir.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

57. Başvurucu, sınır dışı edildiği takdirde ülkesinde gerçek bir riskle karşılaşacağını iddia etmiştir. Bireysel başvurunun konusunu sınır dışı etme kararı oluşturmakla birlikte başvurucunun iddialarını değerlendirebilmek için sınır dışı etme kararı öncesinde kamu makamları önünde nasıl açıklamalarda bulunduğunun, kendisiyle ilgili olarak hangi işlemlerin yapıldığının veya ne tür kararlar verildiğinin incelenmesi gerekir.

58. Başvurucu, yasal yollarla Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra dinî inancı ve faaliyetleri nedeniyle ülkesinde zulüm görmekten korkuğu için uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş; Göç İdaresi yaklaşık dört yıl sonra başvurucuyla bir mülakat yapmıştır. Mülakatta başvurucu; kişisel durumu, geçmişi, dinî faaliyetleri, ülkesinden ayrılmasına neden olaylar, neden ülkesine dönemeyeceği gibi konularda açıklamalar yapmıştır. Görünüşe göre mülakat sonrasında hazırlanan rapor ve özellikle rapordaki risk değerlendirmesi nedeniyle başvurucunun uluslararası koruma başvurusu haksız bulunarak reddedilmiştir. Başvurucunun ülkesinde risk altında olmadığı değerlendirilirken seçtiği dini kendi başına yaşadığı takdirde başvurucunun kamu makamlarıyla sorun yaşamayacağı, İran'da din değiştirenlerin ağır cezalara çarptırılmadığı, başvurucu veya ailesi hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı veya hüküm verilmediği şeklindeki gerekçelere dayanılmıştır.

59. Başvurucu, Göç İdaresinin söz konusu ret kararına karşı açtığı iptal davasında ülkesindeki riskten bahsederken özellikle iki hususa vurgu yapmıştır. Bunlardan ilki ülkesinden ayrılmadan dört gün önce amcasının evinde (ev kilisesinde) gerçekleştiğini iddia ettiği polis operasyonu sonrasında adının yetkililere verilip kilisede papaz olarak görev yaptığının söylenmesi, diğeri ise Türkiye'de bulunduğu süre zarfında -çeşitli sosyal medya platformlarında yayımlanan- dinî faaliyetlerine devam etmesidir. Başvurucuya göre belirttiği bu hususlar kendisi için öldürülme veyakötü muameleye maruz kalma riski oluşturmakta ve ülkesine geri dönmesine imkân vermemektedir (bkz. § 15).

60. İdare Mahkemesi, başvurucunun açtığı davayı reddederken (bkz. § 20) kiliseye polis operasyonu yapılması ve başvurucunun adının yetkililere verilmesi iddiasının gerçekliğini tartışmamış; daha çok bu olay sonrasında yetkililerin sergilediği tavrı ve başvurucu hakkında bir işlem yapılmamasını önemli görmüştür. İdare Mahkemesine göre -kilise baskını sonrasında yaşanan gelişmeler dikkate alındığında- başvurucunun din değiştirmesi, zulüm görmesi için bir sebep değildir. İdare Mahkemesi, tıpkı Göç İdaresi gibi başvurucunun Müslüman iken din değiştirerek Hristiyan olduğuna ilişkin beyanından şüphe duymamış veya bu beyanının güvenirliğini sorgulamamıştır. Ayrıca yine Göç İdaresi gibi başvurucunun İran'daki kiliselerde dinî faaliyetlere öncülük eden bir konumda görev yaptığına veya bu eylemlerine Türkiye'de de devam ettiğine ilişkin iddialarını önemli görmemiş; bu kapsamda özel bir inceleme veya değerlendirme yapmamıştır.

61. Aslında Göç İdaresi veya İdare Mahkemesi başvurucunun İran ve Türkiye'de papaz olarak görev yaptığına ilişkin beyanlarının inandırıcılığına veya güvenilirliğine ilişkin olumsuz bir kanaat de belirtmemiştir (bkz. §§ 12, 20). Hatta başvurucuyla yapılan mülakat sonrasında düzenlenen raporda başvurucunun beyanlarının inandırıcılık açısından olumlu olduğu söylenmiştir. Fakat başvurucu, Göç İdaresindeki mülakatta dinî faaliyetlerinin sosyal medyada yer aldığını beyan ederek bu durumun kendisi için bir sorun olduğunu dile getirmesine rağmen mülakatı gerçekleştiren görevli, başvurucunun bu beyanıyla fazla ilgilenmemiştir. Mülakat görevlisi ne başvurucudan iddiasını açıklayıp ayrıntılandırmasını istemiş ne de mülakat raporunda bu durumun başvurucu için bir sorun olup olmadığını değerlendirmiştir. Başka bir mülakat yapılmasına da gerek duyulmamıştır. Hâlbuki uluslararası koruma başvurusuna ilişkin mülakatın sadece ülkeden ayrılmaya neden olaylarla sınırlı tutulması için bir neden yoktur. Uluslararası koruma başvurusunun üzerinden dört yıl geçtikten sonra yapılan mülakatta başvurucunun Türkiye'deki faaliyetlerinin -gerektiği takdirde- risk değerlendirmesinde dikkate alınması mümkündür.

62. Uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin kesinleşmesi üzerine Türkiye'de kalma hakkı olmayan başvurucu hakkında sınır dışı etme kararı verilmiştir. Başvurucu, ülkesindeki riske ilişkin daha önce dile getirdiği iddiaları bir kez daha tekrarlayarak ülkesine dönemeyeceğini ileri sürmüş ve bireysel başvuruya konu olan sınır dışı etme işleminin iptal edilmesi için dava açmıştır. İdare Mahkemesi geri gönderme yasağı kapsamında menşe ülkedeki riski değerlendirirken uluslararası koruma başvurusuna ilişkin yargılamadaki gerekçeye atıf yapmakla yetinmeyip sunulan delilleri de tartışmıştır. İdare Mahkemesi, başvurucunun kendisi ve eşiyle ilgili olarak sunduğu, İran makamlarınca çıkarılan tutuklama kararlarının ülkesinde zulme maruz kalacağını göstermediğini değerlendirmiştir. İdare Mahkemesi bu sonuca ulaşırken söz konusu kararların daha önce idari veya adli makamlara sunulmamasına, geç sunulması hakkında bir açıklama yapılmamasına, önceki idari veya adli süreçlerde İran'da yargılama yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi, belge veya beyan ortaya konulmamasına dayanmıştır. Başvurucunun aşamalardaki beyanlarına, sunduğu tutuklama kararlarına ve İdare Mahkemesinin gerekçesine bakıldığında bu kapsamda varılan sonucun hatalı olduğunu söylemeyi gerektiren bir neden bulunmamaktadır.

63. Diğer taraftan İdare Mahkemesi menşe ülkedeki riske ilişkin değerlendirme yaparken başvurucunun İran'da üst konumda dinî bir görev yapması veya Türkiye'de bulunduğu süreçte dinî faaliyetlerine devam etmesiyle ilgili iddialar hakkında suskun kalmıştır. Oysa sınır dışı etme kararından önceki idari veya adli süreçler -özellikle bu aşamalarda herhangi bir inceleme yapılmaması- belirtilen iddiaların sınır dışı etme davasında ele alınması için hukuki bir engel oluşturmamaktadır. Nitekim İdare Mahkemesinin gerekçesinde de böyle bir soruna ya da sakıncaya işaret edilmemiştir. Dolayısıyla başvurucu hakkında daha önce verilen kararlar İdare Mahkemesinin değerlendirme yapmamasının sebebi değildir.

64. Bir yabancının sınır dışı edileceği ülkede öldürüleceği veya kötü muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşılaşacağına inanılması için esaslı gerekçeler bulunması durumunda artık devletin o kişiyi sınır dışı etmeme yükümlülüğünden söz etmek gerekir. Başvurucu; ülkesinden ayrılmadan önce ev kilisesinde üst konumda bir görev yaptığını, bu türden faaliyetlerine 2016 yılından beri bulunduğu Türkiye'de devam ettiğini ve bunların çeşitli sosyal medya platformlarında yayımlandığını beyan etmesine rağmen bu durumun başvurucu için bir risk teşkil edip etmediğinin kamu makamlarınca tartışılmayıp sadece din değişikliği kapsamında inceleme yapılması kayda değer bir eksiklik olarak gözükmektedir. Gerçekten de menşe ülke İran'ın durumuna bakıldığında -AİHM kararlarına da yansıyan insan hakları raporlarında yer aldığı üzere- Müslüman iken Hristiyanlığa geçmiş sıradan din değiştirenlerin durumları ile Hristiyanlık dininin propagandasını yapanların veya bu şekilde görülenlerin İranlı yetkililerce farklı muamele ve yaptırımlara tabi tutulduğu açıktır. Özellikle ikinci grupta yer alanların kamu makamlarının daha fazla dikkatini çektiği ve daha sıkı takip altında oldukları, ceza veya kötü muameleye maruz kalabildikleri görülmektedir. Başvurucunun Hristiyan bir din görevlisi olarak faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin idari ve adli mercilere sunduğu bilgi ve belgeler bu konuda inceleme ve araştırma yapmak için yeterince kanıt unsuru oluşturmaktadır. Sunulan bilgi ve belgelerin geçerliliğini ve ispat kabiliyetini tartışma görevi İdare Mahkemesinin takdirinde olmakla birlikte başvurucunun ortaya koyduğu iddialar özelinde hiçbir inceleme yapılmaması Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özende hareket edilmediğini göstermektedir.

65. Başvurucu, dinî inancına ilişkin iddiaları dışında rejime muhalif siyasi bir kişi olması nedeniyle de ülkesinde kötü muamele göreceğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun hangi siyasi görüşe sahip olduğu ve neden ülkesinde zulme maruz kalacağı konusunda açıklama yapmadığı görülmüştür. Bu iddialar kapsamında özel bir değerlendirme yapılmasının gerekmediği kanaatine ulaşılmıştır.

66. Sonuç olarak başvurucunun ülkesinden ayrılmasından hemen önce görev yaptığı kiliseye polislerin operasyon yaptıkları ve sonrasında peşine düştükleri iddiası bir tarafa, görevi itibarıyla Hristiyanlık dininin öğretilmesi ve yayılması konusunda faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin iddialarının gerçekliği ve bunun İran'da kendisi için gerçek bir risk oluşturup oluşturmadığının araştırılmaksızın karar verilmesi önemli bir eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle başvurucuya sınır dışı etme kararı kapsamında usul güvencelerinin etkili şekilde sağlandığı söylenemez.

67. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İişkin İddia

68. Başvurucu, Türkiye'de bulunduğu süreçte kilise sebebiyle sosyal bir çevresinin oluştuğunu, evlendiğini, yaşlı ve engelli olan kayınvalidesiyle beraber yaşadıklarını belirtmiş; sınır dışı edilmesi durumunda edindiği sosyal çevresini kaybedeceği gibi aile bağlarının da kopacağını iddia etmiştir.

69. Sınır dışı etme işlemi nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna varılması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

70. Başvurucu, ihlalin tespit edilerek giderilmesini ve 50.000 TL manevi tazminat verilmesini talep etmiştir.

71. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı merci tarafından yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

72. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Isparta 1. İdare Mahkemesine (E.2022/1046, K.2023/299) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 1.480,40 TL başvuru harcı ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 20.280,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Başvurucu hakkında yargılama sonuçlanıncaya kadar başvurucunun SINIR DIŞI EDİLMEMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.