Anayasa Mahkemesi bu çerçevede ceza infaz kurumlarındaki mahpuslara kurumda hâlihazırda bulunan Kuran-ı Kerim yerine dışarıdan temin edilecek nüshaların verilmesinin reddedilmesini hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü hakkındaki verdiği kararlarda tespit ettiği ilkeler ile din ve vicdan özgürlüğüne müdahalede devletin demokratik toplum düzeninin gerektirdiği ölçüde sahip olduğu takdir payını dikkate alarak değerlendirmiştir.

Buna göre AYM ilk olarak ceza infaz kurumunda bulunan bir kişinin okumak istediği kitaplara müdahalenin gerekliliğini ve ölçülülüğünü değerlendirmede ceza infaz kurumunun bir takdir payının bulunduğunu, ancak diğer tüm özgürlüklerde olduğu gibi din ve vicdan özgürlüğünün de söylem düzeyinde kalmaması için bu takdir payının, hem hukuki durumu hem de hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik kararları kapsayacak şekilde kendi denetimine tabi olduğunu belirtmiştir.

AYM’ye göre demokratik bir toplumda, ceza infaz kurumunun düzeninin ve güvenliğinin sağlanması için din veya inancın kurallarını çiğneyecek veya din özgürlüğünün özünü zedeleyecek nitelikteki müdahaleler bir çözüm yolu olarak kabul edilemez. Bu sebeple demokratik bir toplumda daima hakları korumayı esas alan yaklaşımlar benimsenmeli; bir hakkın kullanılmasından dolayı ortaya çıkabilecek sorunlar, hakkı tümüyle kullanılamaz hâle getiren tedbirler yerine söz konusu hakkın barışçıl kullanımını sağlayacak tedbirler ile çözümlenmelidir.

Bu çerçevede kutsal kitapların bulundurulmasına, ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması için devletin meşru bir menfaatinin bulunduğu hâllerde sınırlama getirilebilecektir. Buna karşın böyle bir müdahale ancak devletin “bireyin menfaatleri ve toplumun genel menfaatleri arasında adil bir denge” kurması hâlinde mümkün olabilecektir.

İlgili Kararlar:

♦ (Ahmet Sil, B. No: 2017/24331, 9/5/2018)
♦ (Furkan Aktaş, B. No: 2017/27587, 11/12/2019)
♦ (Ahmet Ünver, B. No: 2018/20787, 19/10/2022)

---

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET SİL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/24331)

 

Karar Tarihi: 9/5/2018

R.G. Tarih ve Sayı: 3/7/2018-30467

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Ahmet SİL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan tutukluya kendi Kur'an-ı Kerim nüshasının verilmemesinin din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4 Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün hemen ardından 17/7/2016 tarihinde anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan Adana Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanarak Adana Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. Başvurucu 29/7/2016 tarihinde Osmaniye 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) nakledilmiştir.

10. Başvurucunun beyanına göre Adana Ceza İnfaz Kurumuna giriş yaptığı sırada yanında bulunan Kur'an-ı Kerim, Osmaniye Ceza İnfaz Kurumuna nakledilince posta ile aynı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. Osmaniye Ceza İnfaz Kurumu idaresi, başvurucunun kendisine ait Kur'an-ı Kerim nüshasını talep etmesine rağmen teslim etmemiştir.

11. Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığı 7/2/2017 tarihli ve 2017/12 sayılı kararında terör örgütü mensuplarının ailelerinden ve kargo yoluyla gelen kitapların ceza infaz kurumuna alınmamasına karar verildiğini belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir.

12. Söz konusu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz Osmaniye İnfaz Hâkimliğinin (İnfaz Hâkimliği) 24/3/2017 tarihli kararı ile reddedilmiştir. İnfaz Hâkimliği, Kur'an-ı Kerim'in Ceza İnfaz Kurumu kütüphanesinden bedelsiz temin edilebilme imkânı olduğu gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.

13. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz ise Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/5/2017 tarihli kararı ile bir gerekçeye yer verilmeden reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 18/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 22/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un "Din ve vicdan özgürlüğü " kenar başlıklı 70. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Hükümlü, ceza infaz kurumunda, mensup bulunduğu dinin ibadetlerini, düzeni bozmayacak ve çalışmayı engellemeyecek biçimde serbestçe yerine getirebilir ve ibadette kullanılan eşyayı, dinî yaşamı bakımından zorunlu olan kitap ve eserleri temin ve bulunduğu yerlerde muhafaza edebilir.”

16. 5275 sayılı Kanun'un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı 62. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.

 ...

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren ... hiçbir yayın hükümlüye verilmez.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

18. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

19. Başvurucu;

i. Adana Ceza İnfaz Kurumundan Osmaniye Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiğini, 29/7/2016 tarihinden itibaren FETÖ/PDY soruşturması kapsamında Osmaniye Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğunu, Adana Ceza İnfaz Kurumunda yanında bulundurduğu Kur'an-ı Kerim'in daha sonra ağustos ayı içinde posta ile kendisine gönderilmesine rağmen Ceza İnfaz Kurumu idaresince teslim edilmediğini ileri sürmüştür.

ii. Kur'an-ı Kerim'in Ceza İnfaz Kurumu kütüphanesinden bedelsiz temin edilebilme imkânı olduğu gerekçesiyle İnfaz Hâkimliği tarafından talebinin reddedilmesinin kanuna ve somut olgulara uygun olmadığını ifade ederek Ceza İnfaz Kurumunda yaklaşık 3.000 tutuklu ve hükümlünün bulunduğunu, Ceza İnfaz Kurumunda bir kütüphane olduğunu ve kitap listesinde yalnızca bir adet Kur'an-ı Kerim nüshası bulunduğunu belirtmiştir. İdarenin ve derece mahkemelerinin kitapların yalnızca on beş gün için ödünç alınabiliyor olmasını göz ardı ettiğini ve mahkemelerin bu hususları araştırmadan karar verdiğini ifade etmiştir.

iii. Şahsına ait Kur'an-ı Kerim nüshasının kendisine teslim edilmeyerek dinî vecibelerini yerine getirmesinin engellenmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin, şahsına ait kitaba el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ve derece mahkemeleri kararlarının gerekçesiz olması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

20. Bakanlık görüşünde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tutuklularının Ceza İnfaz Kurumu içinde ve darbe girişimi öncesinde Kur'an-ı Kerim ayetlerini şifre olarak kullanıp haberleştiklerinin tespit edildiği belirtilmiştir. Bakanlığa göre bu yöntemlerle örgüt üyeleri birbirlerinin moral motivasyonlarını yüksek tutmaya çalışmaktadır. Bakanlık, bu kapsamda Kur'an-ı Kerim gibi hacimli bir kitabın birkaç sayfasında örgütsel amaçlarla yapılabilecek küçük değişikliklerin Ceza İnfaz Kurumu personeli tarafından görülmesinin mümkün olmadığını, bu sebeple dışarıdan Kur'an-ı Kerim dâhil hiçbir kitabın getirilmesine müsaade edilmediğini ifade etmiştir. Bakanlık görüşünde Ceza İnfaz Kurumunda yeterli sayıda Kur'an-ı Kerim nüshasının bulunduğu belirtilmiştir.

21. Bakanlık görüşü ile birlikte Ceza İnfaz Kurumunda bulunan kitapların listesi de gönderilmiştir. Bakanlık ayrıca bazı bölümlerinde Kur'an-ı Kerim'den sure isimleri ve ayet numaralarının yer aldığı bir mektuba ait bir sayfa ile "Bylock" yazışmaları olduğu tahmin edilen bazı yazışma fotokopileri göndermiştir.

C. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun dinî yaşamı bakımından zorunlu olan Kur'an-ı Kerim'in kendisine verilmemesine yönelik şikâyetlerinin din ve vicdan hürriyeti kapsamında ve ifade özgürlüğü ışığında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

23. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 24. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

24. İddianın değerlendirilmesinde gözönüne alınacak Anayasa’nın 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“ Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ...kamu düzeni, ...suçların önlenmesi... amaçlarıyla sınırlanabilir...”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

26. Kur'an-ı Kerim'in İslam dininin kutsal kitabı ve onu okumanın da bir ibadet olduğu kuşkusuzdur. Bu sebeple başvurucunun din özgürlüğüne müdahale edildiğini kabul etmek gerekir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

27. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 24. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

28. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 5. maddesinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 59), demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

29. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun’un 62. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

30. Eldeki başvuruya konu olayda, başvurucunun din özgürlüğüne yapılan müdahalenin amacının ceza infaz kurumunun güvenliğini sağlamak olduğu açıktır. Söz konusu amacın anayasal bakımdan meşru olduğu değerlendirilmiştir.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

31. Din ve vicdan özgürlüğü Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik devletin vazgeçilmez unsurlarındandır. Din ve vicdan özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olmasının kökeninde dinin hem bir dine bağlı olan bireyler tarafından hayatı anlama ve anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli bir işlev görmesi bulunmaktadır. Bu işlev sebebiyle uluslararası düzlemde dinlerin özgürlükler karşısındaki konumlarından bağımsız olarak bireylerin belli ölçüler içinde din özgürlüğüne sahip olduğu kabul edilmiştir. Diğer özgürlükler gibi din özgürlüğü de uzun ve zorlu bir sürecin sonucunda belli yasal ve anayasal güvencelere sahip kılınmıştır. Nitekim din özgürlüğü, evrensel ve bölgesel düzeyde insan haklarına ilişkin uluslararası bildiri ve sözleşmelerin birçoğunda korunan bir haktır (Tuğba Arslan, § 52; Esra Nur Özbey, B. No: 2013/7443, 20/5/2015, § 44).

32. Anayasa'nın 13. maddesinde ifadesini bulan “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı; anayasal bir özgürlük üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Esra Nur Özbey, § 79; ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Dolayısıyla din ve inanç özgürlüğünün demokratik toplumdaki vazgeçilmez öneminden dolayı bu özgürlüğe müdahale edebilmek için her durumda zorlayıcı toplumsal ihtiyacın var olduğu gösterilebilmelidir.

33. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Anayasa Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup bulunmadığını (Tuğba Arslan, § 96), başka bir deyişle kamu gücü eylem ve işlemlerini haklılaştırmak için kullanılan gerekçelerin uygun ve yeterli görünüp görünmediğini ve izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını inceler (Esra Nur Özbey, § 77). Dolayısıyla somut olayda din özgürlüğünün sınırlanma amacı olan ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması ile bu amaca ulaşmak için başvurucuya kendi Kur'an-ı Kerim nüshasının verilmemesi arasındaki ilişkinin denetlenmesi gerekmektedir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; Tuğba Arslan, § 97).

(a) Hükümlü ve Tutukluların İfade Özgürlüğü

34. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmıştır. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa'da korunan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65; Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015, § 44; Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213, 1/2/2017, § 33).

35. Mevcut başvurunun özelliklerinden biri de ifade özgürlüğü ile ilişkisidir. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında ifade özgürlüğüne herkesin sahip olduğu belirtilmiş, bunun sonucu olarak da Anayasa Mahkemesi pek çok kararında hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa'nın koruması altında olduğunu vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, hükümlü ve tutukluların süreli veya süresiz yayınlara ulaşabilmesinin bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut yansıması olarak ifade özgürlüğünün koruması altında bulunduğuna karar vermiştir (Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, §§ 29, 30; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 43; Hüseyin Sürensoy, § 44; İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434, 26/2/2015, § 74; Ahmet Temiz (6), § 34).

(b) Takdir Payı

36. Öte yandan mevcut başvuruda olduğu gibiceza infaz kurumunda bulunan bir kişinin okumak istediği kitaplara müdahalenin gerekliliğini ve ölçülülüğünü değerlendirmede ceza infaz kurumunun bir takdir payı bulunmaktadır. Buna karşın diğer tüm özgürlüklerde olduğu gibi din ve vicdan özgürlüğünün de söylem düzeyinde kalmaması için bu takdir payı, hem hukuki durumu hem de hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik kararları kapsayacak şekilde Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir (Esra Nur Özbey, § 76).

37. Demokratik bir toplumda, ceza infaz kurumunun düzeninin ve güvenliğinin sağlanması için din veya inancın kurallarını çiğneyecek veya din özgürlüğünün özünü zedeleyecek nitelikteki müdahaleler bir çözüm yolu olarak kabul edilemez. Bu sebeple demokratik bir toplumda daima hakları korumayı esas alan yaklaşımlar benimsenmeli; bir hakkın kullanılmasından dolayı ortaya çıkabilecek sorunlar, hakkı tümüyle kullanılamaz hâle getiren tedbirler yerine söz konusu hakkın barışçıl kullanımını sağlayacak tedbirler ile çözümlenmelidir.

38. Mevcut başvuruya benzer olaylarda kamu gücünü kullanan organların ve mahkemelerin görevi; somut olayın koşullarında hükümlü ve tutukluların din ve vicdan özgürlüğü ile ceza infaz kurumunun güvenliğinin, disiplininin, düzeninin sağlanması ihtiyacı arasında adil bir denge sağlamaya çalışmaktır.

(c) Müdahalenin Gerekçesi

39. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idarenin ve derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gereklerine” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Halil Bayık,§ 43; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan § 56; Ahmet Temiz (6), § 36). Din özgürlüğünün alt bir unsuru olan ibadet özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 24. maddesini ihlal edecektir.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

40. Somut başvuruya ilişkin olayda anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklu olan başvurucuya ait Kur'an-ı Kerim nüshası, Kur'an-ı Kerim'in kütüphaneden de temin edilebileceği gerekçesiyle Ceza İnfaz Kurumu idaresince verilmemiştir.

41. Müslümanlar, Kur'an-ı Kerim'in İslam dininin kutsal kitabı olduğunu ve bu kitabı okumanın ibadetlerden biri olduğunu kabul ederler. Dolayısıyla başvurucunun dinî yaşamı bakımından zorunlu olduğu düşüncesiyle Kur'an-ı Kerim'i sürekli olarak yanında bulundurmayı istemesi Anayasa'nın 24. maddesinin ikinci fıkrasında koruma altına alınmış olan din özgürlüğünün bir görünümü olan "ibadet özgürlüğü"nün kapsamındadır.

42. Başvurucunun talebi 5275 sayılı Kanun'a da muvafıktır. 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesinde Ceza İnfaz Kurumunun güvenliğini tehlikeye düşüren hiçbir yayının hükümlüye verilmeyeceği, 70. maddesinde ise hükümlünün dinî yaşamı bakımından zorunlu olan kitabı temin ve bulunduğu yerlerde muhafaza edebileceği hükme bağlanmaktadır. 70. maddede yer alan hüküm 62. maddede yer alan düzenlemenin bir istisnasından daha çok onu tamamlayan bir hükümdür. Buna göre dinî yaşam bakımından zorunlu olan kitaplar tutuklu ve hükümlünün bulundurabileceği kitap sayısına dâhil olmayacağı gibi bu kitaplara yönelik zaman kısıtlaması da bulunmamaktadır.

43. Din ve inanç özgürlüğü alanında devlet, sadece hakkın kullanımını engellememe yükümlülüğünü ifade eden negatif yükümlülüğün aksine aktif bir şekilde gerekli koşulları sağlama yükümlülüğüne de sahiptir. Devlet 5275 sayılı Kanun'un 70. maddesinde yer alan hükmü, temel haklara ilişkin pozitif yükümlülüklerinin bir sonucu olarak kabul etmiştir. Söz konusu hüküm, din özgürlüğünün etkili olarak kullanılabilmesi için devletin aldığı önlemlerden biridir.

44. Açıktır ki kutsal kitapların bulundurulmasına, ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması için devletin meşru bir menfaatinin bulunduğu hâllerde sınırlama getirilebilecektir. Böyle bir müdahale -Anayasa'nın pozitif yükümlülük koşulunun yerine getirilmesi için- ancak devletin “bireyin menfaatleri ve toplumun genel menfaatleri arasında adil bir denge” kurması hâlinde mümkün olabilecektir.

45. Anayasa Mahkemesi için başka alternatiflerin bulunup bulunmaması da değerlendirilmesi gereken bir önemli unsurdur. Somut olayda ilk derece mahkemesi, başvurucunun kütüphaneden Kur'an-ı Kerim'in bir nüshasını temin edebileceği gerekçesine yer vermiştir. İdarenin hükümlü ve tutuklulara Kur'an-ı Kerim temin etmesi, bunların kendilerine ait Kur'an-ı Kerim nüshalarını yanlarına almayı istemelerindeki haklılığı ortadan kaldıran bir neden olarak görülebilir. Ancak başvurucu; Ceza İnfaz Kurumu kütüphanesindeki Kur'an-ı Kerim nüshalarının sayı itibarıyla yetersiz olduğunu, bunların tutuklu ve hükümlülere süreli olarak verildiğini öne sürmektedir. Kur'an-ı Kerim okumanın İslam dininin önemli bir ibadeti olarak kabul edildiği ve bu ibadetin herhangi bir zaman dilimiyle sınırlı olmaksızın yapılabildiği gözetildiğinde başvurucunun yanında sürekli olarak Kur'an-ı Kerim bulundurmak istemesinin makul karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca Kanun'un açık hükmü de bunu gerektirmektedir.

46. İdare ve derece mahkemeleri, başvurucunun beyanına göre (İdare bu konuda bir bilgi vermemiştir) yaklaşık üç bin kişinin kaldığı Ceza İnfaz Kurumunda yeterli Kur'an-ı Kerim nüshası olup olmadığı meselesine eğilmemişlerdir. Bakanlık görüşünde bahse konu Ceza İnfaz Kurumunda kaç adet Kur'an-ı Kerim nüshası bulunduğu belirtilmeden yeterli sayıda nüsha bulunduğu ifade edilmiş ve kütüphanede bulunan kitapların uzunca bir listesi Anayasa Mahkemesine ibraz edilmiştir. Liste dikkatli bir şekilde incelenmiş ve Ceza İnfaz Kurumu kütüphanesinde dört adet Kur'an-ı Kerim nüshası bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte bu sayının Ceza İnfaz Kurumunda bulunan üç bine yakın kişiden her isteyenin süresiz biçimde yanında bulundurmasına yetecek miktarda olup olmadığı sorusu cevaplanmamıştır. Üstelik kütüphaneden ödünç alınan kitapların belirli bir süre sonra iade edilmesi gerektiği de göz ardı edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından kendisine teslim edilmeyen Kur'an-ı Kerim nüshası dışında başka alternatifi bulunduğu ikna edici bir şekilde gösterilememiştir.

47. Anayasa Mahkemesi, Bakanlık görüşünün ekinde gönderilen belgeler ile başvuru arasında ilişki kurmanın oldukça zor göründüğü kanaatine ulaşmıştır. Başvurucu ile bir ilişki kurulmadan gönderilen şifreli haberleşme programı olan Bylock yazışmalarında bazı dinî temalı konuşmaların yapıldığı tespit edilmiştir. Söz konusu yazışmaların başvurucuya ait olup olmadığı belli değildir. Başvurucunun ibadetini yapabilmesi için kendisine Kur'an-ı Kerim temin edilmesi ile Anayasa Mahkemesine gönderilen dinî temalı yazışmalar arasında ne tür bir ilişki bulunduğu anlaşılamamıştır. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesine gönderilen ve bir mahpus tarafından kaleme alındığı anlaşılan mektupta olağan sayılabilecek ifadelerle birlikte bazı sureler ile ayet numaralarının yazılmasının hangi surette örgütsel haberleşme niteliğinde olduğu anlaşılamamıştır. Söz konusu mektupta yer alan ifadeler şifreli bir haberleşmenin parçası olsa bile eldeki başvuruyla veya başvurucuyla ne tür bir ilişkisinin olduğu da gösterilmemiştir.

48. 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesi uyarınca bir mahpusun mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkı da bulunmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun emanet para hesabından karşılanması koşuluyla Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla Kur'an-ı Kerim alınması mümkündür. Buna karşın başvuruya konu olayda Eğitim Kurulu Başkanlığı 7/2/2017 tarihli kararında Kanun'daki bu düzenlemeyi daha da daraltarak yalnızca kurum kütüphanesinde bulunmayan kitapların Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla alınmasına karar vermiş, Kur'an-ı Kerim'e bir istisna getirmemiştir. Başka bir deyişle somut olayda başvurucunun Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla kendisine ait bir Kur'an-ı Kerim nüshası almasının da mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

49. Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların şifreli haberleşmede kullanma potansiyeli olduğundan veya okuyanların dinî duyarlılıklarının, moral ve motivasyonlarının arttığından bahisle objektif bir gerekçeye dayanmaksızın Kur'an-ı Kerim'e ve diğer kutsal kitaplara erişmeleri konusunda aşılmaz güçlüklerle karşılaşmaları din özgürlüğünün özünü zedeler.

50. Somut olayda idare ve derece mahkemeleri, başvurucunun Kur'an-ı Kerim okuma biçimindeki ibadetini yapabilmesi için din özgürlüğünün gerektirdiği ve devletin pozitif yükümlülüklerinden olan tedbirlerin alındığını Anayasa Mahkemesine gösterebilmiş değildir. Nitekim en azından başvurucunun ücretini ödemesi karşılığında ve Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla Kur'an-ı Kerim edinmesine imkân sağlanabilir veya devlet olanakları ile bedelsiz olarak Kur'an-ı Kerim temin edilebilir.

51. Somut olayda, dayanakları gösterilmeden ve kişiselleştirme yapılmadan Kur'an-ı Kerim'in kategorik olarak Ceza İnfaz Kurumu güvenliği için tehlike oluşturabileceği varsayımına dayanılmıştır. Bu bağlamda idare ve derece mahkemelerinin başvurucunun dinî yaşamı bakımından zorunlu olan kitabı koğuşta veya odasında bulundurma hakkı ile bir bütün olarak Ceza İnfaz Kurumunun düzeni ve güvenliği arasında adil bir denge kurulduğunu ortaya koyduklarından bahsedilemez. Dolayısıyla başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahalenin “toplumsal bir ihtiyaç baskısı”na tekabül ettiğinin ve bu sebeple de demokratik toplum düzeninin sürekliliği için gerekli olduğunun ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterildiği söylenemez.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucuya yanında sürekli olarak bulundurabileceği şekilde Kur'an-ı Kerim verilmemesine ilişkin idare kararı ile derece mahkemelerinin kararlarında ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı sonucuna varıldığından Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…"

54. Başvurucu ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur. Başvurucunun din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

55. Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varılan Osmaniye İnfaz Hâkimliğinin kararının hukuk âleminde bir sonuç doğurmasının mümkün olmadığı açıktır. Geriye ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi seçeneği kalmıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin din ve vicdan özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için Osmaniye İnfaz Hâkimliğine (E.2017/871, K.2017/1085) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin din ve vicdan özgürlüğüne yapılabilecek benzer müdahaleleri önlemek için takdir edilen tedbirleri almak üzere Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğüne GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

---

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FURKAN AKTAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/27587)

 

Karar Tarihi: 11/12/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M.Emin KUZ

Raportör

:

Ceren Sedef EREN

Başvurucu

:

Furkan AKTAŞ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun, ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle kendisine kurum idaresi aracılığıyla Kur'an-ı Kerim temin edilmesi ve yanında sürekli Kur'an-ı Kerim bulundurmasına izin verilmesi taleplerinin reddedilmesi nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebi kabul edilmiş ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, başvuru tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) üye olma suçundan tutuklu olarak Eskişehir H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.

10. İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığının 10/10/2016 tarihli ve 2016/325 sayılı kararıyla, Kurumda FETÖ/PDY terör örgütüyle ilgili suçlardan hükümlü ve tutuklu olarak bulunanların boş zamanlarını okuyarak değerlendirmeleri için ihtiyaç duyulan tüm kitap taleplerinin (ders kitapları hariç) kurum kütüphanesinin mevcutlarından karşılanmasına karar verilmiştir. Anılan kararda söz konusu uygulamaya hangi gerekçeyle karar verildiğine dair hiçbir açıklama bulunmamaktadır.

11. Başvurucu, ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle İnfaz Kurumu idaresi aracılığıyla satın alınması uygun görülen bir Kur'an-ı Kerim nüshasının kendisine teslim edilmesi ve bu nüshayı sürekli olarak yanında bulundurmasına izin verilmesi talebiyle idareye başvurmuştur. Başvurucu; yakınları tarafından getirilen ya da gönderilen Kur'an-ı Kerim nüshasının İnfaz Kurumuna kabul edilmediğini, yalnızca kurum kütüphanesinde bulunan Kur'an-ı Kerim nüshasına erişme imkânının bulunduğunu, fakat bu nüshanın da on beş gün içinde idarece toplandığını ve tekrar bir nüsha verilene kadar mağdur olduğunu ifade etmiştir.

12. İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu 31/3/2017 tarihli ve 2017/323 sayılı kararında, hükümlü ve tutukluların boş zamanlarını okuyarak değerlendirmek için ihtiyaç duydukları tüm kitapların (ders kitapları hariç) kurum kütüphanesinden karşılanması şeklinde karar alındığı gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.

13. Başvurucu, Eğitim Kurulu kararına karşı şikâyette bulunmuş, ancak Eskişehir 1. İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik), anılan kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle şikâyeti reddetmiştir.

14. Başvurucu, Hâkimlik kararına itiraz etmiştir. Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Hâkimlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 16/5/2017 tarihinde itirazı reddetmiştir.

15.Başvurucu 6/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Başvurucu 19/1/2018 tarihinde İnfaz Kurumundan tahliye edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. İlgili hukuk için bkz. Ahmet Sil, B. No: 2017/24331, 9/5/2018, §§ 15, 16.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 11/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

19. Başvurucu, İnfaz Kurumunun oldukça kalabalık olduğunu ve zor koşullar altında bulunduğunu, bu koşullar altında en temel manevi dayanak ve motivasyon kaynağının Kur'an-ı Kerim olduğunu belirterek ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle İnfaz Kurumu idaresi aracılığıyla alınacak Kur'an-ı Kerim nüshasının kendisine teslim edilmesi ve yanında sürekli olarak bulundurmasına izin verilmesi taleplerinin reddedilmesi nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

20. Bakanlık görüşünde, Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan "Hükümlü ve Tutukluların Dini ve Ahlaki Gelişimlerini Sağlamaya Yönelik Protokol" uyarınca kurum kütüphanesinde yeteri kadar Kur'an-ı Kerim nüshası bulundurulduğu ve talepte bulunan tüm hükümlü veya tutuklulara verildiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda başvuruya konu olay tarihinde İnfaz Kurumunda, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ücretsiz olarak gönderilen 602 adet Kur'an-ı Kerim nüshası bulunduğu, başvurucunun kaldığı 16 kişilik koğuşa da sürekli yanlarında bulundurabilecekleri şekilde 16 adet Kur'an-ı Kerim nüshası dağıtıldığı belirtilmiştir. Bunun yanında başvurucunun İnfaz Kurumunda bulunduğu süre içinde kütüphaneden bu yönde taleplerde bulunduğu ve başvurucuya farklı tarihlerde on defa Kur'an-ı Kerim verilerek istifade etmesinin sağlandığı, başvurucunun kurum kütüphanesinden karşılanmayan herhangi bir talebinin olmadığı bildirilmiştir.

21. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında İnfaz Kurumunda 57 hafta kaldığını, Bakanlık görüşünde on kez kütüphaneden Kur'an-ı Kerim alma talebinin karşılandığından bahsedilmekteyse de bunların bir hafta süreyle verildiğini ve süre uzatma taleplerinin de reddedildiğini, üstelik bu durumun kendisinin bireysel başvuruda bulunmasından çok sonra, tahliyesine yakın bir zamanda gerçekleştiğini belirtmiştir. Başvurucu öte yandan kendisinin sürekli yanında bulundurabilmek amacıyla ücretini emanet hesabına yatırarak Kurum aracılığıyla bir Kuran-ı Kerim nüshası alınması talebinin bulunduğunu ve bu talebinin karşılanmadığından şikâyet ettiğini vurgulamıştır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

23. Kur'an-ı Kerim'in İslam dininin kutsal kitabı ve onu okumanın da bir ibadet olduğu kuşkusuzdur (Ahmet Sil, § 26). Bu bağlamda somut olayda kendisine Kur'an-ı Kerim nüshası alınması ve sürekli yanında bulundurabilmesine izin verilmesi talepleri reddedilen başvurucunun din özgürlüğüne müdahale edildiğini kabul etmek gerekir.

24. Başvurunun incelenmesinde dikkate alınacak Anayasa'nın "Din ve vicdan hürriyeti" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. "

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

25. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

 “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

26. Sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın 24. maddesinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

27. Müdahaleye dayanak olan 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 62. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

28. Başvuru konusu olayda, başvurucunun din özgürlüğüne yapılan müdahalenin amacının İnfaz Kurumunun güvenliğini sağlamak olduğu değerlendirilmiştir. Söz konusu amacın anayasal bakımdan meşru olduğu anlaşılmaktadır (Ahmet Sil, § 30).

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (a) Genel İlkeler

29. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK]B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).

 (b) Demokratik Toplum Düzeninde Din ve Vicdan Özgürlüğü

30. Din ve vicdan özgürlüğü, Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik devletin vazgeçilmez unsurlarındandır. Din ve vicdan özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olmasının kökeninde dinin hem bir dine bağlı olan bireyler tarafından hayatı anlama ve anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli bir işlev görmesi bulunmaktadır. Bu işlev sebebiyle uluslararası düzlemde dinlerin özgürlükler karşısındaki konumlarından bağımsız olarak bireylerin belli ölçüler içinde din özgürlüğüne sahip olduğu kabul edilmiştir. Diğer özgürlükler gibi din özgürlüğü de uzun ve zorlu bir sürecin sonucunda belli anayasal ve yasal güvencelere sahip kılınmıştır. Nitekim din özgürlüğü, evrensel ve bölgesel düzeyde insan haklarına ilişkin uluslararası bildiri ve sözleşmelerin birçoğunda korunan bir haktır (Tuğba Arslan, B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 52; Esra Nur Özbey,B. No: 2013/7443, 20/5/2015, § 44).

 (c) Hükümlü ve Tutukluların Kur'an-ı Kerim Nüshası Talepleriyle İlgili Anayasa Mahkemesi İçtihadı

31. Anayasa Mahkemesi Ahmet Sil kararında, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklunun kendisine ait Kur'an-ı Kerim nüshasının verilmemesinin din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasını incelemiştir. Bu kararda Müslümanların, Kur'an-ı Kerim'in İslam dininin kutsal kitabı ve bu kitabı okumanın da ibadetlerinden biri olduğunu kabul ettikleri belirtilerek başvurucunun dinî hayatı bakımından zorunlu olduğu düşüncesiyle Kur'an-ı Kerim nüshasını sürekli olarak yanında bulundurmayı istemesinin Anayasa'nın 24. maddesinin ikinci fıkrasında koruma altına alınmış olan din özgürlüğünün bir unsuru olan ibadet özgürlüğü kapsamında kaldığını kabul edilmiştir (Ahmet Sil, § 41).

32. Söz konusu kararda, ilgili mevzuat uyarınca, dinî hayat bakımından zorunlu olan kitapların tutuklu ve hükümlülerin bulundurabileceği kitap sayısına dâhil olmadığı gibi bu kitaplara yönelik zaman kısıtlaması bulunmadığı da belirtilmiştir (Ahmet Sil, § 42).

33. Anayasa Mahkemesine göre temel hakların kullanımı yönünden somut olayda başka alternatifler bulunup bulunmadığı da değerlendirilmesi gereken önemli bir unsurdur. Anılan kararda, başvuru konusu olayda Kurum kütüphanesinden Kur'an-ı Kerim nüshası elde edilebilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktaysa da nüsha sayılarının kurum mevcudu karşısındaki yetersizliği ve kütüphaneden alınan kitapların on beş gün içinde iade edilmesi gerekliliği dikkate alındığında başvurucunun istediği her zaman Kur'an-ı Kerim nüshasına ulaşmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Kur'an-ı Kerim okumanın İslam dininde ibadet olarak kabul edildiği ve bu ibadetin herhangi bir zaman dilimiyle sınırlı olmaksızın yapılabildiği gözetildiğinde başvurucunun yanında sürekli olarak Kur'an-ı Kerim bulundurmak istemesinin makul karşılanması gerektiği sonucuna ulaşan, ayrıca Kanun'un açık hükmünün de bunu gerektirdiğini belirten Anayasa Mahkemesi; başvuru konusu olayda başvurucunun din özgürlüğü ile bir bütün olarak ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliği arasında adil bir denge kurulduğunun gösterilemediğini, en azından başvurucunun ücretini ödemesi karşılığında ve kurum aracılığıyla Kur'an-ı Kerim edinmesine imkân sağlanabileceğini veya devlet olanakları ile bedelsiz olarak Kur'an-ı Kerim temin edilebileceğini ifade etmiştir (Ahmet Sil, §§ 45-51).

34. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tutukluya sürekli olarak yanında bulundurabileceği şekilde Kur'an-ı Kerim nüshası verilmemesine ilişkin idare kararı ile derece mahkemelerinin kararlarında ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığına, bu sebeple Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Ahmet Sil, § 52).

 (d) Anayasa Mahkemesinin Ceza İnfaz Kurumları Aracılığıyla Yayın Satın Alınmasına İlişkin Kabulü

35. İlgili mevzuat uyarınca tutuklu ve hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulunan emanet hesabına yatırılan paradan karşılanması koşuluyla herhangi bir yayının kurumca satın alınarak kendilerine verilmesini isteyebilirler. Ceza infaz kurumu idarelerinin bu yolla temin edilmesi istenen kitapları, Anayasa Mahkemesinin içtihadında kabul edilen ilkeler uyarıncabir denetime tabi tutarak ilgili mevzuatta öngörülen koşulları sağladıkları değerlendirilenleri tutuklu ve hükümlülere teslim etme yükümlülükleri bulunmaktadır (İbrahim Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018, §§ 31, 32).

 (e) İlkelerin Olaya Uygulanması

36. Somut olayda başvurucunun, ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle Kurum idaresi aracılığıyla alınacak Kur'an-ı Kerim nüshasının kendisine verilmesi ve bu nüshayı yanında sürekli olarak bulundurmasına izin verilmesi talepleri, Kurum idaresi tarafından ders kitapları dışındaki tüm kitap taleplerinin kurum kütüphanesinden karşılanması şeklinde karar alındığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Oysa ilgili mevzuat uyarınca mahpusların emanet hesabına yatırılan paradan karşılanması koşuluyla herhangi bir yayının kurumca satın alınarak kendilerine verilmesini talep etme hakları vardır.

37. İdare somut olayda 5275 sayılı Kanun'un açık hükmüne aykırı bir karar alınmasının nedeni konusunda hiçbir açıklama yapmamıştır. Söz konusu kararı veren İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu, bu kararın daha önce kendileri tarafından FETÖ/PDY ile ilgili suçlardan hükümlü ya da tutuklu bulunanlar hakkında aldıkları karara istinaden verildiğini belirtmiştir (bkz. § 10 ). Ancak anılan kararda da tutuklu ve hükümlülerin ilgili mevzuat uyarınca sahip oldukları bir hakka neden kısıtlama getirildiği konusunda hiçbir gerekçe bulunmadığı gibi özellikle neden sadece FETÖ/PDY terör örgütüyle ilgili suçlardan Kurumda bulunan mahpusların söz konusu hakkına sınırlama getirildiği konusunda da hiçbir açıklama bulunmadığı görülmektedir.

38. Diğer yandan Anayasa Mahkemesine göre tutuklu ve hükümlülerin, dinlerinin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i yanlarında sürekli olarak bulundurmak istemeleri, söz konusu taleplerinin kabul edilmemesi konusunda ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı müddetçe din ve vicdan özgürlüğünün koruması altındadır. Bakanlık görüşünde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından İnfaz Kurumuna ücretsiz olarak Kur'an-ı Kerim gönderildiği ve bunların başvurucunun bulunduğu koğuşta her mahpusun sürekli olarak bir Kur'an-ı Kerim nüshası bulundurabilmesini sağlayacak şekilde dağıtıldığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte Bakanlık görüşünde başvurucunun on defa kurum kütüphanesinden Kur'an-ı Kerim talebinde bulunduğu ve bu taleplerinin olumlu karşılandığı bilgisine de yer verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun en azından dışarıdan Kur'an-ı Kerim nüshası alınarak kendisine verilmesi talebinin reddedildiği zaman dilimini de kapsar şekilde bir süre yanında sürekli olarak Kur'an-ı Kerim bulundurabilme imkânından yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır. Üstelik bu mahrumiyetin Eğitim Kurulu tarafından 5275 sayılı Kanun'un açık hükmüne aykırı olarak alınan ve neden alındığı konusunda hiçbir gerekçe gösterilmeyen bir kararla meydana getirildiği görülmektedir.

39. Bu durumda hangi amaçla alındığı konusunda hiçbir açıklama yapılmayan ve gerekçe gösterilmeyen bir kararla başvurucunun ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle Kurum idaresi aracılığıyla bir Kur'an-ı Kerim nüshası satın alınarak kendisine teslim edilmesi ve bu suretle yanında sürekli olarak bulundurabilme imkânının makul görülemeyecek bir süre boyunca engellendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut olaydabaşvurucunun din özgürlüğü ile bir bütün olarak İnfaz Kurumunun düzeni ve güvenliği arasında adil bir denge kurulduğundan bahsedilemez.

40. Açıklanan gerekçelerle somut olayda Kurum idaresi ile derece mahkemelerinin kararlarında ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığına, bu sebeple Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.

42. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasına ilişkin kabul edilen ilkeler için bkz. Mehmet Doğan ([GK] (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) kararı.

43. Başvurucu 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

44. Başvurucunun ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle Kurum idaresi aracılığıyla bir Kur'an-ı Kerim nüshası satın alınarak kendisine teslim edilmesi ve bu nüshayı sürekli olarak bulundurabilmesine izin verilmesi taleplerinin kabul edilmemesi işlemine dair yaptığı şikayet ve itirazın derece mahkemelerince reddedilmesi nedeniyle başvurucunun din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucunun tahliye edildiği görüldüğünden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı tespit edilmiştir.

45. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için din ve vicdan özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

---

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET ÜNVER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/20787)

 

Karar Tarihi: 19/10/2022

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Ahmet ÜNVER

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun bir yayınevine ait Kur'an-ı Kerim meali alınması talebinin kabul edilmemesi nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Osmaniye 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan tutuklu olarak bulunmaktadır.

3. Başvurucu, Y.A. yayınlarına ait bir Kur'an-ı Kerim mealinin, emanet hesabına yatırılan paradan karşılanması koşuluyla Ceza İnfaz Kurumunca satın alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (Kurul) adı geçen yayınevine ait hiçbir basılı eserin kuruma alınmamasına karar vermiştir. Kurul; FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan tutuklu ya da hükümlü olanların aynı içerikte dilekçelerle özellikle anılan yayınevine ait eserleri istediklerini, bu şekilde aralarında örgütsel faaliyetleri canlı tutmayı ve haberleşmeyi sağlayarak motivasyonlarını yüksek tutmayı hedeflediklerini kabul etmiş ve anılan yayınevine ait hiçbir eserin Ceza İnfaz Kurumuna alınmamasına karar vermiştir.

4. Başvurucu, Kurul kararı sonrasında Osmaniye İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Hâkimlik, başvurucunun şikâyetini Kurulun almış olduğu karar ışığında incelemiştir. Hâkimlik, Ceza İnfaz Kurumu uygulamasının mevzuata uygun olduğunu belirterek şikâyeti 29/5/2018 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu, Hâkimlik kararına karşı itiraz yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme), Hâkimlik kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek başvurucunun itirazının reddine 12/6/2018 tarihinde karar vermiştir.

5. Başvurucu nihai kararı 22/6/2018 tarihinde öğrendikten sonra 28/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Din ve Vicdan Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

8. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla Y.A. yayınlarına ait Kur'an-ı Kerim meali alınması talebinin kabul edilmediğini, anılan uygulamanın 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 62. maddesi ile 70. maddesine açıkça aykırı olduğunu belirtmiş, din ve vicdan özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı ile imzalanan bir protokol kapsamında birçok ceza infaz kurumuna 11.522 adet Kur’an-ı Kerim ve Kur’an-ı Kerim meali gönderildiği belirtilmiştir. Bakanlık; başvurucunun barındırıldığı Ceza İnfaz Kurumu kütüphanesinde de Kur'an-ı Kerim'in Türkçe mealinin bulunduğunu, başvurucunun da bireysel başvuru öncesi Kur'an-ı Kerim mealinden iki defa faydalandığını ifade etmiş ve somut başvuruda başvurucunun mağdur statüsünün bulunup bulunmadığı noktasında bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.Bakanlık, başvurucunun esasına ilişkin olarak ise Anayasa Mahkemesinin Murat Kalkan (B. No: 2017/21904, 11/12/2018) kararına atıfta bulunmuş ve anılan kararda yer verilen ilkelerin somut olayda dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel hatlarıyla başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.

9. Başvurucunun Kur’an-ı Kerim’in içeriğini anlaması bağlamında dinî yaşamı bakımından önem taşıyan Kur'an-ı Kerim mealinin kendisine verilmemesine yönelik şikâyetlerinin din ve vicdan hürriyeti kapsamında ve ifade özgürlüğü ışığında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Kur’ân-ı Kerim’in tutuklu olan bir kişiye verilmemesi bağlamında benzer bir değerlendirme için bkz. Ahmet Sil, B. No: 2017/24331, 9/5/2018, § 22).

10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

11. Kur'an-ı Kerim'in İslam dininin kutsal kitabı olduğu, onun anlamını öğrenmenin de inananların kimliklerini ve hayat görüşlerini oluşturmaları bakımından önem taşıdığı kuşkusuzdur. Dinî inancın bir gereği olduğu anlaşılan Kur'an-ı Kerim'in mealinin başvurucu adına alınmaması ile başvurucunun din özgürlüğüne müdahale edildiğini kabul etmek gerekir.

12. Somut olayın değerlendirilme yöntemi gözönüne alındığında mevcut başvurunun koşullarında 5275 sayılı Kanun’un 62. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşılayıp karşılamadığına ilişkin nihai bir değerlendirme yapmaya değil müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple mevcut başvuruda müdahalenin kanuniliği hususunda kesin bir sonuca varmaya gerek olmadığı kanaatine varılmıştır (benzer değerlendirme için bkz. Ahmet Sil ve Taner Yay, B. No: 2017/35227, 30/9/2020, § 39). Öte yandan başvurucunun din özgürlüğüne yapılan müdahalenin amacının ceza infaz kurumunun güvenliğini sağlamak olduğu açıktır. Söz konusu amacın anayasal bakımdan meşru olduğu değerlendirilmiştir. Geriye müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi kalmaktadır.

13. Herkes gibi tutuklu ve hükümlüler de Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğüne de sahiptir (Ahmet Sil, § 41).

14. Din ve vicdan özgürlüğü Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik devletin vazgeçilmez unsurlarındandır. Dolayısıyla demokratik toplumdaki vazgeçilmez öneminden dolayı bu özgürlüğe müdahale edebilmek için her durumda zorlayıcı toplumsal ihtiyacın var olduğu gösterilebilmelidir.

15. Mevcut başvurunun özelliklerinden biri de ifade özgürlüğü ile ilişkisidir. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında ifade özgürlüğüne herkesin sahip olduğu belirtilmiş, bunun sonucu olarak da Anayasa Mahkemesi pek çok kararında hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa'nın koruması altında olduğunu vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, hükümlü ve tutukluların süreli veya süresiz yayınlara ulaşabilmesinin bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut yansıması olarak ifade özgürlüğünün koruması altında bulunduğuna karar vermiştir (Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, §§ 29, 30; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 43; Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015, § 44; İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434, 26/2/2015, § 74; Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213, 1/2/2017, § 34).

16. Somut olayda başvurucunun bir yayınevine ait Kur'an-ı Kerim meali alınması talebi Ceza İnfaz Kurumunca reddedilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu; FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan tutuklu ya da hükümlü olanların aynı içerikte dilekçelerle özellikle anılan yayınevine ait eserleri istediklerini, bu şekilde aralarında örgütsel faaliyetleri canlı tutmayı ve haberleşmeyi sağlayarak motivasyonlarını yüksek tutmayı hedeflediklerini kabul etmiştir. Söz konusu kabul sonrasında Ceza İnfaz Kurumu anılan yayınevine ait basılı eserlerin kuruma alınmamasına karar vermiştir.

17. Din ve inanç özgürlüğü alanında devlet, sadece hakkın kullanımını engellememe yükümlülüğünü ifade eden negatif yükümlülüğün aksine aktif bir şekilde gerekli koşulları sağlama yükümlülüğüne de sahiptir. Devlet 5275 sayılı Kanun'un 70. maddesinde yer alan hükmü, temel haklara ilişkin pozitif yükümlülüklerinin bir sonucu olarak kabul etmiştir. Söz konusu hüküm, hükümlünün dinî yaşamı bakımından zorunlu olan kitabı temin ve bulunduğu yerlerde muhafaza edebileceğini hükme bağlamakta olup din özgürlüğünün etkili olarak kullanılabilmesi için devletin aldığı önlemlerden biridir (Ahmet Sil, §§ 42, 43).

18. Öte yandan Anayasa Mahkemesi daha önce vermiş olduğu birçok kararda tutuklu ya da hükümlülerin süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma yöntemlerini teker teker sıralamıştır. Bu yöntemlerden biri kanunun açık hükmünün de emrettiği gibi ücretinin hükümlü ve tutuklarca karşılanması koşuluyla herhangi bir yayının kurumca satın alınmasıdır (İbrahim Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018, § 31; Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019, § 38). Somut olayda başvurucunun talebinin de bahis konusu yöntem kapsamında olduğu açıktır.

19. Bu bağlamda başvuru konusu olayda ücreti başvurucu tarafından ödenmek ve kurum tarafından temin edilmek suretiyle istenen, ayrıca hakkında herhangi bir toplatma ya da yasaklama kararı bulunmadığı anlaşılan süresiz yayının öncelikle temin edilmesi gerekir. Başvuru konusu kitap kuruma geldiğinde ise kamu otoritelerinin Anayasa Mahkemesi içtihadında kabul edilen ilke ve kriterler ışığında (Recep Bekik ve diğerleri, §§ 41-45) 5275 sayılı Kanun'un 3. ve 62. maddeleri uyarınca bir denetim yapması beklenir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. İbrahim Kaptan (2), § 32; hakkında toplatma kararı bulunmayan yayınlar yönünden 5275 sayılı Kanun'un 3. ve 62. maddeleri uyarınca yapılması gereken denetime ilişkin ilkeler için bkz. Halil Bayık, § 45).

20. Somut olayda idare ve derece mahkemeleri, başvuruya konu kitabın kurum güvenliğini ne şekilde tehlikeye düşüreceği veya içinde ne gibi haber, yazı, fotoğraf ve yorumlar bulunduğu noktasında hiçbir değerlendirme yapmamış, bunun da ötesinde 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesinde öngörülen yayına ulaşma hakkını görmezden gelmiştir. Ceza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlü ve tutukluların örgütsel faaliyetleri canlı tutmayı ve haberleşmeyi sağlayarak motivasyonlarını yüksek tutmayı hedeflediklerinden bahisle hakkında herhangi bir yasaklama kararı olmadığı anlaşılan bir Kur'an-ı Kerim Meali'ne ulaşmalarının objektif bir gerekçeye dayanmaksızın ve kategorik olarak engellenmesi din özgürlüğünün özünü zedeler.

21. Somut başvuru bağlamında hükümlü ve tutukluların din ve vicdan özgürlüğüne güvence sağlama hususunda asıl yetkili ve görevlinin ilgili Ceza İnfaz Kurumu idaresi olduğu açıktır. Bununla birlikte başvurucunun dinî yaşamı bakımından gerekli olan bir kitaba erişim noktasında Hâkimliğin de idarenin gerekçesiz uygulamalarını engelleme görevinin bulunduğu unutulmamalıdır (benzer bir değerlendirme için bkz. Recep Bekik ve diğerleri, § 54).

22. Sonuç olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi ve derece mahkemeleri, konu ile tamamen bağlantısız gerekçelerle kitabın niteliğine ilişkin bir değerlendirme yapmaksızın başvurucunun talebini reddetmiştir. Başka bir deyişle Ceza İnfaz Kurumu idaresi ve derece mahkemeleri, başvurucunun dinî yaşamı bakımından gerekli olan bir kitaba ulaşabilmesi hakkı ile bir bütün olarak Ceza İnfaz Kurumunun düzeni ve güvenliği arasında adil bir denge kurulduğunu ortaya koymamış; başvuruya konu kitabın temin edilmesi talebinin reddedilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu gösterememiştir.

23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları Yönünden

24. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumunun kararında FETÖ/PDY'ye mensup hükümlü ve tutuklu ibaresine yer verildiğini, henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen bu şekilde bir ibare kullanılmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

25. Somut başvuruda, din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından bu şikâyetin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

III. GİDERİM

26. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

27. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya 3.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Diğer ihlal iddialarının incelenmesine GEREK BULUNMADIĞINA,

E. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin gereği için Osmaniye İnfaz Hâkimliğine (E.2018/3230, 2018/4287 sayılı karar) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.