Bu yazımızda ele alacağımız hukuki sorun; sanığın yargılandığı mahkeme tarafından durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının yerine, sanığın daha lehine olan ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/9. maddesinde düzenlenen derhal beraat kararı verilmesi gerektiği haller ele alınacaktır.

“Duruşmanın sona ermesi ve hüküm” başlıklı CMK m.223’ün 9. fıkrasına göre; “Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez”.

Baştan söyleyelim; derhal beraat kararından anlaşılması gereken, CMK m.190/1’e göre yapılan ve m.191’e göre başlayan duruşmanın ilk celsesinde sanığın derhal beraatına karar verilmesi demek değildir. Sanığın duruşmanın geldiği aşamada, celse hangi sayıda olursa olsun, yasal şartları oluşan durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığına dair bir kararın verilmesi gerektiği tespit edilmekle birlikte, bu tespite varıldığı anda yapılan incelemeye göre sanığın CMK m.223/2’de sayılan sebeplerden birisi ile beraatına karar verilmesi sonucuna varılabilmekte ise, mahkeme tereddütsüz bir şekilde sanığın aklanması anlamına gelen beraat kararına, m.223/2’de gösterilen hangi sebeple ve sonuçla beraat kararı verilecekse, bunu da belirterek hükmetmeli ve bundan kaçınmamalıdır. Örneğin; takip şartı gerçekleşmediğinden bahisle durma, dava zamanaşımı dolduğundan bahisle düşme veya etkin pişmanlık sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiğine dair mahkemece tespit yapılmakla birlikte, esasen dava dosyasında sanığın CMK m.223/2-a,b veya e bentleri uyarınca beraatına karar verilmesi gerektiği anlaşılmakta ise, elbette üstünlük aklanma anlamına gelen beraat kararından yana kullanılmalıdır.

Her ne kadar; durma geçici olarak, düşme ve ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar bir cezasızlık hali olarak kabul edilmiş olsalar da, elbette açılan kamu davasında suçlama, yani ithamla karşı karşıya kalan, suçu işlemediğini savunan ve suçu işlediğini gösteren somut delil olmayan sanığın en önemli dileği beraat edebilmektir, yani aklanabilmek ve suçun üzerinde oluşturduğu hasardan ve gölgeden kurtulabilmektir. Açılan soruşturmanın ve sonrasında başlayan kovuşturmanın, soruşturmada şüpheli ve kovuşturmada sanık sıfatına sahip olan bireyi lekelediğinden, huzursuz ettiğinde ve bu nedenle bireyin kendisini tehdit altında hissettiğinde tereddüt bulunmamaktadır.

Hukuk devletinde hukuk düzeni cezai yaptırımlarla desteklenmiş bazı emir ve yasaklara yer verir ki, bunların nedeni kişi hak ve hürriyetlerin sağlıklı ve güvence dahilinde kullanılabilmesi, bir başkasının hukuka aykırı müdahalesinden korunabilmesi, haksız müdahale halinde de ortaya çıkan tehlikeye ve zarara göre emir ve yasağı ihlal edenin cezalandırılmasıdır. İtham sisteminde; hukuk düzeni ile kişi hak ve hürriyetlerinin korunması adına suç sayılan ve karşılığında ceza gösterilen fiili işlediği iddia edilen kişi elbette savunma ve suçsuzluğunu ortaya koyma, başlayan soruşturma sonucunda hakkında takipsizlik, yani kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile kovuşturmada da beraatına karar verilmesini isteme hakkına sahiptir. CMK m.223/9’da öngörülen beraat hükmü, sanığa ait bu dileğin ve aklanma hakkının doğal bir sonucudur.

Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin araştırılması ve bu suretle adaletli bir sonuca varılmasıdır. Muhakeme sonucu maddi gerçeğe ne kadar ve nasıl ulaşıldığı ise hükmün incelenmesi ile anlaşılır. Yargılamayı yürüten bağımsız Türk mahkemeleri tarafından fail hakkında verilen hüküm, beraat veya mahkumiyet şeklinde ortaya çıksa da, toplumsal düzenin getirdiği bazı ihtiyaçların ortaya koyduğu zorunluluklar, hukuk kurallarının tatbiki sırasında, hukuk düzeninin sağlanması için uyulması gerekenler, failin cezalandırılmasından ziyade mağdurun zararının giderilmesine yönelik olarak birçok hüküm türü bulunmaktadır. Bu hükümlerden bir kısmı cezalandırmayı, bir kısmı cezalandırmamayı ve bir kısmı da cezayı ertelemeyi gerektirmektedir.

Ceza muhakemesinde hüküm, mahkemenin ceza uyuşmazlığına ilişkin olarak verdiği son kararı ifade eder[1]. Mahkeme kararları, uyuşmazlığın çözümüne etkisi yönünden ara kararlar ve hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Hüküm; uyuşmazlığı ve davanın esasını çözen, ceza davasını ve dolayısıyla muhakeme ilişkisini sona erdiren karardır[2].

CMK m.223’de yer alan hüküm türleri; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi ve adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararıdır.

Ceza Muhakemesine göre beraat; aklanma anlamına gelmekte olup, sanığın cezalandırılmamasını ifade eder. Bununla birlikte, sanığa verilecek her beraat kararı aynı nitelikte değildir. Mahkeme beraat kararı verirken, hangi nedene dayalı olarak beraat kararı verdiği önemlidir. Bu nedenle; mahkemenin dayandığı gerekçe, verilen beraat kararının niteliğini belirlemektedir.

Bu açıklamalar ışığında CMK m.223/9’a göre beraat; “Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.” denilerek, derhal beraat kararı verilebileceği hallerde, durma düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilemeyeceği ifade edilmiştir. Ceza yargılamasında düşme sebepleri aleyhe sonucu önlemek için kabul edildiğinden, sanığın lehine olan bir sonuca engel olması mümkün değildir. Sanık lehine derhal beraat kararı verilmesi gerekiyorsa; durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyecektir[3].

CMK m.223/9’a göre derhal beraat kararı verilmesi, durma ve düşme nedenlerinin aleyhe sonuçları önlemek için kabul edilmiştir. Buna göre beraat kararının daha lehe olduğu, durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının yerine, sanığın derhal beraat etmesi gerektiğine ilişkin CMK m.223/9 sayesinde anlaşılmaktadır. Derhal beraat kararı verilebilecek haller Kanunda sayılmamıştır, ancak bu hallerin sınırlı olduğu düşünülmektedir. Örneğin, iddianamede sanık olarak gösterilen kişinin sanık sıfatı yoksa, fiil suç değilse veya suç olmaktan çıkarılmışsa sanığın savunması dahi alınmadan beraat kararı verilebilir[4].

CMK m.223/9’a göre hükmünün uygulanması ve özellikle “derhal beraat” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda, doktrinde ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı görülmektedir.

Birinci görüşe göre; 5271 sayılı CMK m. 223/9'da yer alan “derhal” kavramını, “delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “işin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” veya “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması halleri” ile sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ile uygulamak gerektiğinden, dava zamanaşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerektiği şeklinde bir görüş bulunmaktadır.

İkinci görüşe göre; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilave bir araştırma yapılmasına veya delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usule ve kanuna uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, derhal beraat kararı verilmelidir. Yapılacak değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve kanuna uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla, örneğin, sanığın mahkumiyetine karar vermek gerekiyorsa veya eksik soruşturma varsa, bu takdirde davanın zamanaşımından düşürülmesi gerekir. İkinci görüş, doktrin tarafından ağırlıklı olarak benimsenmiştir.

Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceğine ilişkin CMK m.223/9, dosyanın mevcut durumu itibariyle birden fazla kararın verilme imkanının olduğu hallerde, sanığın daha lehine olanın tercih edilmesini öngörmektedir. Bu kapsamda; işin esasını çözmeyen düşme kararı yerine, sanığın aklanmasını ifade eden beraat kararı verilebilecekse ve bunun için ayrıca delil araştırmasına gerek yoksa, sanık hakkında daha lehe olan beraat kararı verilmesi gerekmektedir[5].

CMK m.223/9’da belirtilen derhal kavramından, sanığın henüz yargılamanın başında olmasını değil, dosyanın mevcut durumu ifade edilmektedir.  Derhal, yani yargılamanın geldiği aşama itibariyle, ilave bir araştırma yapılmasına veya delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebilecekse; şartları oluşan durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez, çünkü suçsuzluk/masumiyet karinesi altında yargılanan sanık için lekelenmeme ve makul sürede yargılanma hakları çok önemlidir. Bu hakların korunmasının en önemli yolu ise; suçsuz olan, yani suçu işlemeyen veya işlediği hususunda aleyhine yüzde yüz şüpheyi yenen somut delil olmayan sanığın aklanması, yani hakkında beraat kararı verilmesi gerekir.

CMK m.223/9; delil takdirinden bahsetmeyip, ortaya koyulması gereken bir delilin olmaması veya geç bildirilen bir delilin bulunmamasına işaret eder ki, bu durumda sanığın beraatına karar verilmelidir, yani iddianameye ve kovuşturma dosyasında bulunan delillere bakıldığında, duraksamaksızın sanığın beraatına karar verilmesi gerekmekte ise, artık bu durumda  İlave bir delil toplanmasına veya araştırma yapılmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebilecekse, dava zamanaşımı dolmuş olsa bile, düşme kararının değil, dosyanın mevcut durumu itibariyle beraat kararının verilmesi gerektiği tartışmasızdır[6].

Belirtmeliyiz ki; CMK m.223/9’da belirtilen “derhal” kavramını dar yorumlanmak yerine; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesi, Anayasa m.36 ve m.38’de yer alan suçsuzluk/masumiyet karinesi, adil/dürüst yargılanma hakkı ile aklanma hakları dikkate alınarak, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle”, diğer bir ifadeyle “ilave bir delil toplanmasına veya araştırma yapılmasına gerek kalmadan” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.

Ceza yargılamasında durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı; sanığın aleyhine oluşacak sonuçları önlemek için kabul edilmiş olup, esasen bu kararlar failin lehine oluşacak bir sonuç türü olan beraat kararını engellemeye yönelik olmayacağı gibi, beraat edecek bir sanığın durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığına dair kararla mağdur da edilmemesi gerekir.  Çünkü failin lehine olabilecek bir durumda; artık durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığına dair kararla beraat kararının önüne geçilmemelidir. Failin derhal beraatını gerektirecek bir halde, artık durma veya düşme kararlarının olumsuz etkisi olacağından, beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte; duruşmada sanığın beraatına karar verilebilecek bir durumda, başka bir karar verilme ihtimali olsa bile, (örneğin, sanık akıl hastalığına yakalanırsa veya şikayetin yapılmadığı ve sürenin de geçtiği anlaşılırsa) durma veya düşme değil, sanığın beraatına karar verilmelidir. Beraat kararı, niteliği itibariyle kovuşturma aşamasının tamamlanmasını gerektiren bir hüküm türüdür[7].

Yargıtay’ın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceğine ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.12.2012 tarihli 7-302/23 K. sayılı kararına göre; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; derhal beraat kararı verilmesi gereken bir hal bulunulup bulunmadığı ile buna bağlı olarak derhal beraat kararı verilmesi gereken bir halde zamanaşımının dolması nedeniyle ortadan kaldırma (düşme) kararı verilmesinin olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. 5271 sayılı CMK m.223/2-a uyarınca yüklenen fiilin kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması halinde beraat kararı verilmesi gerektiği, CMK m.223/9’da ise, derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ceza Genel Kurulu’nun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 K. sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında; zamanaşımının gerçekleşmesi halinde, derhal beraat kararı verilmesini gerektiren haller hariç, öncelikle beraat değil, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesini, aksi halde derhal beraat kararı gerektiren hallerde zamanaşımından düşme kararı verilmemesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıklar hakkında yargılamanın devam ettiği süreçte, 01.01.2009 tarihinde sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 5. maddelerinde de yer aldığı genel hükümlerin, özel kanunlar açısından da uygulanmasının zorunlu olması ve Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararı gözönüne alındığında, sanıklara atılı eylemin suç olmaktan çıkarılmasından dolayı CMK m.223/9 uyarınca derhal beraat kararı verilmesi koşullarının oluştuğu, derhal beraat kararı verilmesi gereken bir halde de kanunun açık düzenlemesi ve Ceza Genel Kurulu’nun uygulamaları dikkate alınarak zamanaşımından düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir. Diğer taraftan sanıklar hakkında CMK m.223/2-a ve m. 223/9 uyarınca sanıkların beraatına karar verilmelidir”. Bu kararda; sanıkların üzerine atılı eylemlerin suç olmaktan çıktığı, bu nedenle her ne kadar düşme kararı verilmesi gerektiği düşünülebilecek olsa da, sanığın lehine olan beraat kararının verilmesinin gerektiği, bu nedenle failin CMK m.223/2-a ve m.223/9 uyarınca derhal beraat etmesi gerektiği belirtilmiştir.

Netice olarak; ceza yargılaması sonucunda failin cezalandırılmaması yönünde verilen hükümlerin başında beraat kararı gelmektedir. Beraat kararı, failin üzerine atılı eylemden dolayı aklandığını ve cezalandırılmadığını ortaya koyar. Bununla birlikte, verilen her beraat kararı aynı nitelikte değildir[8]. Beraat kararı diğer tüm kararlardan daha lehe bir karar türüdür. Bu sebeple, CMK m.223/9’da yargılamanın geldiği aşama itibariylederhal”, yani ilave bir araştırma yapılmasına veya delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa, artık koşulları olsa bile durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.

Prof. Dr. Ersan Şen

Stj. Av. Tamer Berk Bayraklı

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

----------

[1] Nurullah Kunter-Feridun Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 2000, s. 419; Nilüfer Boran Güneysu, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s. 4.

[2] Nevzat Toroslu-Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 2015, s. 305; Gökçe Çataloluk, Muhakeme, Müzakere, Mutabakat: Söylem Kuramı ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Uygulanabilirliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008, s. 193.

[3] Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Baskı, Ankara, Seçkin, 2018, s.757.

[4] Kubilay, Taşdemir/Ramazan, Özpekir, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi Cilt-I, Ankara, 2007, s.943.

[5] Şahin C., “Dava Zamanaşımı Sanığın Aklanmasına Engel Olabilir Mi?”, Adalet Dergisi, 2013, S. 45, s. 233.

[6] Prof. Dr. C. Şahin, Dava Zamanaşımı Sanığın Aklanmasına Engel Olabilir mi? Adalet Dergisi, 2013, Sayı:45, s.224/239.

[7] Dr. Suat Çalışkan, Derhal Beraat Kararı Verilmesini Gerektiren Haller, Hukuki Haber, 2018

[8] Ceza Mahkemelerinde Verilen Hükmün Türleri Oluşturulma Şekilleri ve Şartları, İsmail Deniz, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Üniversitesi, Erzurum, 2014, s.337