MAKALE

GÜNCEL MEVZUATIN EMREDİCİ HÜKÜMLERİ UYARINCA DEĞİŞMESİ GEREKTİĞİ HALDE DEĞİŞMEYEN YARGITAY İÇTİHATLARINA GÜZEL BİR ÖRNEK: EKSPERTİZ ÜCRETİ

Bilindiği üzere Türkiye’de yüksek yargı organlarının emsal kararları çoğu zaman ilgili kanun hükümlerinden daha fazla önemsenir. Taraf vekilleri dava ve cevap dilekçelerinde Kanunlar yerine uyuşmazlık ile ilgili emsal kararlara dayanır. Dilekçeler kanun maddelerini gerekçe göstereceği yerde kararları gerekçe göstermektedir.

Abone Ol

Ancak maalesef bir konuda yeni çıkan bir kanun nedeniyle yüksek yargının içtihatları artık emsal alınmaması gerektiği halde eski içtihatlar delil olarak gösterilmektedir. Ayrıca Yüksek Yargı Organları da bazen uyuşmazlık konusu ile ilgili yeni kanun farklı bir hüküm öngördüğü halde eski hükümlere göre verilmiş içtihatlarını değiştirmeden, dolayısıyla yeni kanunun emredici hükümlerine aykırı olarak devam ettirebilmektedir. Bu yazımızda bu kararlardan birini örnek olarak değerlendireceğiz.

6762 sayılı TTK’da zararın miktarını belirlemek için alınan ekspertiz hizmeti karşılığında ödenen ücret konusunda açık bir hüküm yoktu. Yargıtay bu nedenle genel hükümlere göre ekspertiz hizmeti için ödenen ücreti yargılama gideri olarak kabul etti. Ancak 6102 sayılı TTK bu konuyu emredici hükümlerle açıkça düzenledi.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1459. maddesi, “Sigortacı, sigortalının uğradığı zararı tazmin eder” şeklindedir. Yine aynı Kanunun “Giderleri Ödeme Borcu” başlıklı 1426. maddesinde, “Sigortacı, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar tarafından, rizikonun, tazminatın veya bedel ödeme borcunun kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri, bunlar faydasız kalmış olsalar bile, ödemek zorundadır” düzenlemesi yer almaktadır. TTK’nın 1426. maddesinden kaynaklanan giderleri ödeme borcu, madde başlığından da anlaşılacağı üzere, sigortacının sigorta sözleşmesinden doğan borç ve yükümlülükleri arasında düzenlenmiştir. Diğer bir ifade ile kanun koyucu tazminat miktarının tespiti amacıyla yapılan makul giderlerin karşılanmasını, yargılama gideri olarak değil, sigortacı için kanundan doğan bir borç olarak kabul etmiştir. (Bkz. Karasu, Rauf; Yargıtay ve Sigorta Tahkimi İtiraz Hakemi Kararları Işığında Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, Yetkin Yayınları, Ankara 2016, s. 84).

TTK’nın 1426. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen hüküm de, vardığımız sonucu doğrulamaktadır. Söz konusu hükme göre, “eksik sigortanın yapıldığı hâllerde 1462 nci madde hükmü kıyas yolu ile uygulanır. Söz konusu gider yargılama gideri kabul edilmiş olsaydı, eksik sigorta halinde bile, talebin tamamen kabul edilmesi halinde yargılama giderlerinin tamamının davalı tarafından ödenmesi gerekirdi.

Yine, zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü konusunu düzenleyen TTK’nın 1448. Maddesinin 3. fıkrasında da TTK’nın 1426. maddesine benzer bir düzenleme yapılmıştır. Anılan hüküm uyarınca, sigortacıya, sigorta ettirenin zararı önleme veya azaltma amacıyla bir masraf yapmış ise bunlar faydasız kalmış olsalar bile, sigorta tazminatından veya bedelinden ayrı olarak tazmin etmekle yükümlülüğü getirilmiştir. Dolayısıyla kanun koyucu sigortacıya tazminat ödeme yükümlülüğü dışında belli amaçlarla yapılan masrafların da ödenmesi yükümlülüğünü, herhangi bir davadan bağımsız olarak düzenlemiştir.

6762 sayılı TTK’da ekspertiz ücreti konusunda herhangi bir düzenleme olmadığından, 6762 sayılı TTK’nın yürürlükte olduğu dönemde haklı olarak ekspertiz ücreti yargılama gideri olarak kabul ediliyordu. Ancak ne yazık ki Yargıtay bu içtihatlarını 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesinden sonra da devam ettirmiştir. Bu nedenle bu kararların 6102 sayılı TTK’nın yukarıda saydığımız hükümlerine aykırı olduğu, dolayısıyla 6762 sayılı TTK döneminde verilen kararların 6102 sayılı TTK’nın yukarıda belirttiğim açık ve emredici hükümlerine göre revize edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Son olarak vurgulamak gerekir ki, öğretim üyelerinin güncel yargı kararlarını takip etmesi gerektiği gibi, uygulayıcı konumda olan Hakimlerin ve Avukatların da özellikle yeni yürürlüğe giren mevzuat hükümlerini ve bu konuda yazılan bilimsel çalışmaları takip etmesi büyük önem arz etmektedir. Her iki kesimin de mümkün olduğunca birbirlerinin görüşlerini takip ederek doğruyu ve somut olay adaletini bulması gerekir.

Prof. Dr. Rauf KARASU