I- GENEL AÇIKLAMA

Anayasamızın 17. maddesine göre herkes maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Her kişinin maddi fizikinden başka bir de manevi kişiliği bulunmaktadır. Kişinin manevi kişiliğinde yıpranma meydana getiren hakaret suçu, uzun süreden beri cezalandırılagelen bir suç tipidir.

Hakaret suçunu düzenleyen TCK'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında suçun temel şeklinin unsurları ve bu suçtan dolayı verilecek ceza düzenlenmiş, bunun yanı sıra gıyapta hakaretin şartları belirlenmiştir.

Maddenin 2. fıkrasında hakaret suçunun sesli, yazılı ve görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde de 1. fıkra hükmünün uygulanacağı belirlenmiştir.

Maddenin 3. ve 4. fıkralarında, suçun nitelikli halleri düzenlenmiştir.

Maddenin 5. fıkrasında ise, kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı işlenen hakaret suçunun hükümleri düzenlenmiştir.

Genel hatlarını bu şekilde çizdiğimiz 125. madde hükmü şu şekildedir;

MADDE 125:

(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle iş-lenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./15.mad) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./15.mad) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin Madde hükümleri uygulanır.

II- SUÇLA KORUNMASI AMAÇLANAN HUKUKSAL YARAR

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.

III- SUÇUN TEMEL ŞEKLİ

Hakaret suçunun temel şekli TCK m.l25/l'de düzenlenmiştir. Buna göre; Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Suçun, maddenin 2. fıkrasındaki hallerden biriyle işlenmesi halinde de aynı cezaya hükmedileceği belirtilmiştir.

A. SUÇUN UNSURLARI

1. Suçun Maddi Unsuru

Hakaret suçu, bir kimseye onur, şeref veya saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref veya saygınlığına saldırmaktır. Öncelikle burada geçen "onur", "şeref" ve "saygınlık" kavramlarına açıklık getirelim. Buna göre onur: haysiyet, izzet-i nefis, iç değer; şeref: başkalarının gösterdiği saygının dayandığı özlük değer; saygınlık: saygı görme hali, itibar anlamına gelmektedir. Bu kavramları açıkladıktan sonra, şimdi de suçun temel şeklinin maddi unsurlarına değinelim: 

a) Somut Bir Olgu İsnat Etmek

765 sayılı TCK'nın 480. maddesinde geçen "maddei mahsusa tayin ve isnadı" deyiminin karşılığı olarak 5237 sayılı kanunda kullanılan "somut bir olgu isnat etmek" deyimi, hakaret suçunun seçimlik hareketlerinden birisidir. Suçun oluşması bakımından bu seçimlik hareketin gerçekleşmiş sayılabilmesi için, failin karşı tarafa sadece "hırsız, rüşvetçi, sahtekar" gibisinden somut bir fiil veya olgu niteliği taşımayan sözler kullanması yeterli olmayıp, bu fiil veya olguların somutlaştırılması ve somutlaştırılarak isnat edilmesi gerekir. Örneğin bir kamu görevlisine karşı, "sen bu ihaleyi A isimli şirkete vermek için rüşvet aldın" gibisinden bir isnatta bulunulması durumunda somut bir fiil veya olgu isnadından sözedilebilir. Yoksa sadece "rüşvetçi, hırsız, sahtekar" gibisinden sözler, somut bir fiil veya olgu isnadına girmez. Bu türden sözler, az sonra inceleyeceğimiz diğer seçimlik hareket olan "sövmek" suretiyle hakarete girer.

İsnat olunan fiil veya olgunun, kişinin onur, şeref veya saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olması gerekir. Mağduru somut olarak rencide etmiş olması gerekmez, rencide edebilecek nitelikte olması yeterlidir. Yapılan somut fiil veya olgu isnadının, kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olup olmadığı toplumda hâkim olan örf adet ve düşünce yapısının dikkate alınmasıyla belirlenir. Bu itibarla, isnad olunan fiil veya olgunun toplumun en azından büyük bir bölümü tarafından onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek bir nitelikte görülmesi gerekir.

İsnat olunan somut fiil ve olgunun gerçek olup olmaması önemli değildir. Ancak TCK m.l27'ye göre isnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez.

İsnat edilecek somut fiil veya olgu, m.125/2 gereğince mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenebilir. Bu durumda da aynı cezaya hükmedilir.

b) Sövmek

Hakaret suçunun işlenmesinde seçimlik hareketlerden bir diğeri de, "söv-mek"tir. Bu durumda fail, mağdura her hangi bir somut isnatta bulunmamaktadır. Sadece sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığına saldırmaktır. Kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye "serseri", "alçak", "hayvan" denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak "hırsız", "rüşvetçi", "sahtekâr", "fahişe" gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye "kör", "şaşı", "topal", "kambur", "kel", "psikopat", "frengili" veya "AİDS'li" demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.

Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnat edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye "faşist", "komünist" veya "mürteci" demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.

Küfür etmek de hakaret içerisinde telakki edilir. Ağza alınmayacak nitelikte sinkaflı küfürler hakaret kavramı içerisindedir. Zaten günlük hayatta belki de en çok rastlanan hakaret türü budur. İnsanlar arasında yaşanan tartışma sonucunda sinirlenme nedeniyle bu tür küfürler ağızdan çıkmaktadır. [1]

Failin yapmış olduğu hareket, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edilebilecek nitelikte olmalıdır. Somut olarak mağdurun rencide olmuş olması gerekmez. Rencide olabilecek nitelikteki bir hareket, bunun için yeterlidir.

Yapılan hareketin rencide edebilecek nitelikte olup olmadığı toplumda hâkim olan örf adet ve düşünce yapısının dikkate alınmasıyla belirlenir. Bu itibarla, isnat olunan fiil veya olgunun toplumun en azından büyük bir bölümü tarafından onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek bir nitelikte görülmesi gerekir.

aa) Mağdurun Yüzüne Karşt (Huzurda) Hakaret

TCK'nın 125. maddesinin 1.fıkrasının ilk cümlesinde huzurda hakaret, ikinci cümlesinde gıyapta hakaret düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrasında huzura eşit sayılan sesli, yazılı veya görüntülü iletilerle hakaret suçunun işlenmesi düzenlenmiştir. Örneğin mesaj, mektup yoluyla veyahut televizyon yoluyla işlenen hakaretler, 2. fıkra hükmüne girer ve huzurda hakaret ile aynı hükümlere tabi olur. Yani burada, gıyapta hakaret için aranan "ihtilat" koşulu aranmaz.

Suçun huzurda işlenmiş sayılabilmesi için, failin hakaret içerikli sözünün, mağdura hiçbir aracıya gerek duyulmadan ulaşması gerekir. Hakaret içerikli söz, bir başka kimse tarafından mağdura iletilirse, huzurda hakaret şartlan oluşmaz. Burada gıyapta hakaret söz konusu olur ve buna ilişkin kuralların uygulanması gerekir. Fakat huzurda hakaretin kabul edilmesi için fail ile mağdurun yüzyüze gelmiş olması şartı gerekmez. Mağdurun bulunduğu odanın bitişiğinde bulunan odada oturan failin, mağdurun duyacağı şekilde hakaret içerikli sözler kullanması halinde de huzurda hakaret suçu işlenmiş sayılır.

Burada şu hususa dikkat etmek gerekir ki, fail, mağdurun olay yerinde olmadığını düşünerek kendisine karşı hakaret ediyorsa, fakat hakaret esnasında failin haberi olmadan mağdur olay yerine geliyor ve hakaret içerikli sözleri duyuyorsa gıyapta hakaret kurallarının uygulanması gerekir düşüncesindeyim.

bb) Gıyapta Hakaret

125. maddenin 1.fıkrasının ikinci cümlesinde gıyapta hakaret suçu düzen-lenmiştir. Buna göre gıyapta hakaretin gerçekleşmiş sayılabilmesi için, fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Burada geçen "ihtilat" kavramının sözlük anlamı, "karşılaşıp görüşmek" tir3. Bu terimin maddede kullanılması ile anlatılmak istenen, failin, hakaretamiz fiilini başka kişilere duyurmasıdır. Bu kişilerin sayısının en az üç olması gerekir. Failin ayrı ayrı yerlerde ve ayrı ayrı zamanlarda başkalarıyla ihtilat ederek hakaretamiz sözleri bunlara duyurma-sı(dağınık ihtilat) ile toplu olarak üç kişiye duyurması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat dağınık ihtilat halinde hakaretamiz fiilin değişmemesi, aynı kalması gerekir. Fakat failin mağdura hitaben birinci kişiye "mağdur hırsızdır"diğer iki kişiye ise "mağdur dolandırıcıdır" demesi halinde dahi, aynı değer hükmünü ifade eden fiiller isnat edilmiş olacağından, gıyapta hakaretin varlığını kabul etmek gerekir.

İhtilat şartı, sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla gerçekleştirilebilir. Örneğin mağdura hakareti içeren sözlerin yazıldığı mesajı, mağdur dışındaki üç kişiye göndermek gibi. Ancak bir televizyon programında mağdura hakaret ediliyorsa ve bu programın mağdur tarafından izleniyor olması ihtimali yüksekse, gıyapta değil, huzurda hakaret olur. Bu durumda her halükarda(huzurda veya gıyapta) hakaret suçu oluştuğundan, pratik açıdan bir öneme sahip değildir.

2. Suçun Manevi Unsuru

Hakaret suçu kasten işlenebilen suçlardandır. Fail, hareket ve neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. Failin saikinin bir önemi bulunmamaktadır.

İnsanlararası ilişkilerde özellikle sorumsuz çevrelerde yapılan bazı hareketler mağdur için küçültücü olabilir. Ancak bu tür hareketlerde fail çoğu zaman kötü neticeyi düşünmüş ve istemiş değildir. Bu nedenle bu durumlarda hakaret suçu gerçekleşmez. Esasen bu türden hareketler, sorumsuz ve cahil insanlar tarafından gerçekleştirilir.

B. SUÇUN FAİLİ ve MAĞDURU

Suçun Faili: Suçun faili herhangi bir gerçek kişi olabilir.

- Suçun Mağduru: Suçun mağduru da yaşayan her hangi bir kimse olabilir. Hakaret suçunun mağduru gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel bir kişi de hakaret suçunun mağduru olabilir.

Ölmüş bir kişinin hatırasına hakaret halinde ise TCK m. 130'daki suç oluşur.

Hakaret suçunun mağdurunun kamu görevlisi olması halinde 3. fıkranın (a) bendinde belirtilen nitelikli hal oluşur. Fakat bu nitelikli halin uygulanması için, hakaretin mağdura görevinden dolayı işlenmiş olması gerekir.

Hakaret suçunuri mağdurunun isminin bizzat zikredilmiş olmasına gerek yoktur. Söz konusu hakaretin muhatabı somut olayda belirlenebiliyorsa yeterlidir. Nitekim bu durum m.l26'da doğrulanmıştır. Bu hükme göre; Hakaret su-çunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır. [2]

Çocuklar, akıl hastaları ve kendi şerefi konusunda beslediği değerlerden bağımsız olarak yalnızca insan olması sebebiyle tanınan değerlere sahip bulunan her bir birey bu suçun mağduru olabilir. Bu itibarla geçmiş yaşantısı, sosyal durumu veya yaptığı iş nedeniyle "şerefsiz" sayılan şahısların da ceza hukuku bakımından korunmaya değer şerefleri vardır.

IV- SUÇUN NİTELİKLİ ŞEKİLLERİ

Hakaret suçunun nitelikli halleri, 125. maddenin 3. fıkrasında üç bent halinde sayılmıştır. Bunun dışında 4.fıkrada da nitelikli bir hale yer verilmiştir. 3.fıkranın (a) bendinde hakaretin "Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı"; (b) bendinde "Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı"; ve (c) bendinde "Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle" işlenmesi nitelikli hal olarak sayılmış ve cezanın artırılması yoluna gidilmiştir. Yine 4.fıkrada "suçun alenen işlenmesi" hali de nitelikli bir hal olarak düzenlenmiştir.

A. SUÇUN KAMU GÖREVLİSİNE KARŞI GÖREVİNDEN DOLAYI İŞLENMESİ

125. maddenin 3. fıkrasının (a) bendinde, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi nitelikli bir hal olarak sayılmıştır. Kanun kamu görevlisini, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlamıştır(TCK m.6/l-c). Kamu görevlisi kavramı, memur kavramından daha geniş bir kavramdır. Örneğin mahkemede tanıklık yapan kişi de tanıklık yaptığı sırada kamu görevlisidir. Dolayısıyla mahkemede tanıklık yapan kişiye yapılacak hakaret, bu bent içinde mütalaa edilecektir.

Fakat burada şu hususa dikkat edilmelidir ki, bu bent hükmünün uygulanması için, mağdura görevinden dolayı hakaret edilmiş olmalıdır. Mağdurun görevi başında olduğu bir vakitte yapılsa bile görevinden dolayı yapılmayan hakaret, bu bent kapsamına girmez. Örneğin, vergi dairesinde çalışan bir kamu görevlisinin, bir gün önce sokakta failin çocuğunu dövmesi üzerine, failin vergi dairesine gelerek iş başında iken bu kamu görevlisine hakaret etmesi olayında bu bent hükmü uygulanmaz. Çünkü burada fail, mağdura görevinden dolayı değil, başka bir nedenden dolayı hakaret etmiştir. Buna karşılık fail bu hakareti, mağdurun kendisine vergi tahakkuk ettirmesinden dolayı sinirlenerek söylemişse bu bent kapsamına girer. Çünkü burada hakaret, mağdurun görevinden dolayı yaptığı bir iş nedeniyle işlenmiştir. [3]

Mesleklerinin icrası kapsamında avukat, noter, bilirkişi, tercüman ve tanıklara yapılan hakaret ile seçimlerde görev yapan sandık kurulu başkan ve üyelerine karşı işlenen hakaret bu bent kapsamında değerlendirilecektir. Buna karşılık kamusal bir faaliyetin yürütülmesi hakkını ihaleye dayalı olarak kazanan özel hukuk şirketi(temizlik şirketi gibi) tüzel kişilerin çalışanlarına işlenen hakaretler bu bent kapsamında değildir.

Bu bent hükmünün uygulanması açısından hakaretin m.l25/2'de belirtilen sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde bir sorun yoktur. Yani bu şekilde de kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilebilir. Örneğin mağdurun çalıştığı işyerine hakaret içeren sözlerin yazılı olduğu mektubun gönderilmesi gibi.

B. SUÇUN KİŞİNİN DİNÎ, SİYASÎ, SOSYAL, FELSEFİ İNANÇ, DÜŞÜNCE ve KANAATLERİNİ AÇIKLAMASINDAN, DEĞİŞTİRMESİNDEN, YAYMAYA ÇALIŞMASINDAN, MENSUP OLDUĞU DİNİN EMİR ve YASAKLARINA UYGUN DAVRANMASINDAN DOLAYI İŞLENMESİ

Bu hüküm uyarınca mağdurun "Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini"

- Açıklamasından,

- Değiştirmesinden,

- Yaymaya çalışmasından

- Mensup olduğu dinin emirlerine ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı işlenmesi nitelikli hal sayılmıştır. Örneğin İslam dinine göre yasak olan domuz etinin yenmemesinden dolayı mağdura hakaret edilmesi halinde bu bent hükmü uygulanacaktır.

C. SUÇUN KİŞİNİN MENSUP BULUNDUĞU DİNE GÖRE KUTSAL SAYILAN DEĞERLERDEN BAHİSLE İŞLENMESİ

Bu nitelikli hal ile aslında hem soyut olarak din ve hem de insanın inanç özgürlüğü korunmak istenmiştir. Kanun, inanç özgürlüğüne verdiği önem dolayısıyla kutsal sayılan değerleri, nitelikli sebep sayılmada kriter olarak öngörmüştür. Mesela Hristiyanlarm Kudüsü, Müslümanların Mekke'yi ziyaret ederek hacı olacaklarla dalga geçilmesi, olayın aşağılanması gibi.

D. SUÇUN ALENEN İŞLENMESİ

Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesini, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. [4] Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin,

gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.

Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.

Aleniyet şartının gerçekleşip gerçekleşmediği her somut olayda hâkim ta-rafından değerlendirilecektir.

Bir kurumun avukatı olan sanığın, Şenkaya İlçesindeki davaların duruşmalarına girdikten sonra, Oltu İlçesinde bulunan kuruma ait lokale geldiği, yemeğini yediği sırada, yanma gelen kurum amiri Y.K.'nin "ne var, ne yok" biçimindeki sorusuüzerine, "Şenka-ya'dan geliyorum, duruşmayı üç ay sonraya bıraktılar, bu hâkimlerin hepsinin erkekleri kavat, pezevenk, kadınları orospu" dediği, lokalde bulunanlardan şikâyetçinin "benim eşim de hâkim, nasıl böyle konuşuyorsun" şeklindeki uyarılarına, tanıkların da aynı yönde ikazlarına rağmen "Ben doğruyu söylüyorum... Nereye şikâyet edersen et" dediği iddia, kaçamaklı kabul, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Açıklanan bu sözcüklerin tahkir ve tezyif niteliğinde bulunduklarında bir kuşku yoktur. Sanık Şenkaya İlçesinde duruşmadan çıktıktan sonra Oltu İlçesine gelip, kurum lokalinde bu sözleri sarfettiğine göre, Şenkaya İlçesinde hâkimle tartışması nedeniyle ve kızgınlıkla söylenen sözler niteliğinde kabul edilemez. Zira, aradan uzunca sayılabilecek bir zaman süreci geçmiştir. Sanık tarafından bu sözler kurum lokalinde söylendiğinden aleniyet unsuru da gerçekleşmiştir. (YCGK, T. 22.5.1995, E. 1995/9-127, K. 1995/157)

Sövme suçu, apartman yöneticisinin daire kapısının önünde işlenişi nedeniyle, aleniyet unsuru gerçekleşmemiştir. (Y2.CD, T. 27.10.1999, E. 1999/9763, K. 1999/13707)

V- SUÇUN KURUL HÂLİNDE ÇALIŞAN KAMU GÖREVLİLERİNE GÖREVLERİNDEN DOLAYI İŞLENMESİ HALİ

Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Örneğin toplantı halinde görüşme yapan okul yöneticilerinin odasına giren bir kişi bu gruba karşı hakarette bulunursa, faile m,125/3-a uyarınca tek bir ceza verilecek, fakat bu ceza m.43 uyarınca artırılacaktır. Hakaret fiili, kuruldaki kişilere karşı görevlerinden dolayı değil de, başka bir nedenden dolayı gerçekleştirilirse, bu durumda m.125/1 hükmü uygulanacak ve m.43'teki artırım bu madde üzerinden gerçekleştirilecektir.

VI - CEZASIZLIK SEBEPLERİ İLE DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HALLER

Kanun koyucu bazı durumlarda işlenen hakaret eyleminden dolayı ceza verilmemesini, bazı durumlarda ise cezada indirim yapılması gerektiğini ön-görmüştür. Hatta cezada indirim yapılmasını öngördüğü hallerde dahi, indirim yapılması yerine somut olayın durumuna göre hâkime hiç ceza vermeme yetkisi tanımıştır.

TCK'nın 129. maddesi üç fıkradan oluşmaktadır. 1 ve 3. fıkrasında cezada indirim yapılması gereken haller düzenlenmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi bu hallerde tamamen ceza vermekten de vazgeçilebilir. Maddenin 2. fıkrasında ise cezasızlık sebebi düzenlenmiştir.

127. maddede de ceza verilmeyecek olan bir hale yer verilmiştir.

Son olarak 128. maddede de ceza verilmeyecek bir hal düzenlenmiştir.

Bu başlıkta öncelikle 129. maddede düzenlenmiş halleri, daha sonra da 127. maddedeki hali ve en son 128. maddede düzenlenmiş cezasızlık halini inceleyeceğiz.

A. 129. MADDEDE BELİRTİLEN CEZASIZLIK SEBEBİ İLE DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HALLER

129. maddenin 1 ve 3. fıkrasında daha az cezayı gerektiren haller düzenlenmiş, 2. fıkrada ise cezasızlık sebebi düzenlenmiştir.

MADDE 129:

(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi hâlinde, kişiye ceza verilmez.

(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi hâlinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

Madde metninde, hakaret suçundan dolayı cezanın kaldırılması ve azaltılması bakımından üç ayrı duruma ilişkin hüküm bulunmaktadır.

Birinci fıkraya göre, mağdur kendi haksız hareketleriyle hakarete neden olmuş ise, haksız hareketinin ağırlığını göz önüne almak suretiyle hâkim, failin cezasını azaltabileceği gibi gerektiğinde tümüyle kaldırabilecektir.

ikinci fıkraya göre, kişi kendisine karşı işlenen kasten yaralama suçuna tepki olarak işlediği hakaret suçu dolayısıyla cezalandırılmayacaktır.

Üçüncü fıkraya göre, karşılıklı hakaret hâllerinde hâkim, hangisinin neden olduğunu göz önünde bulundurarak taraflardan her ikisi veya birisi hakkında verilecek cezada indirim yapabileceği gibi, ceza vermekten tamamen sarfınazar da edebilir.

1. Hakaret Suçunun Haksız Bir Fiile Tepki Olarak İşlenmesi

Bu fıkra hükmünün uygulanabilmesi için failin bir haksız fiile maruz kalması gerekir.

Haksız fiil, bir kimsenin ister bile bile, ister savsama yoluyla olsun, bir başkasının hukuka aykırı olarak zarara uğramasına neden olduğu eylemdir. Kanun koyucu "haksız fiil" kavramını tanımlamayarak hâkime geniş bir takdir yetkisi bırakmıştır. Somut olayda hâkim eylemin haksız tahrik olup olmadığını saptayacak ve buna göre bir hüküm kuracaktır. Bu haksız fiilin suç olması gerekmez. Haksızlık içeriğine sahip olması yeterlidir. Bu haksız fiil mağdur tarafından gerçekleştirilmelidir.

Bu hüküm, gerek özel kişilere karşı işlenecek olan hakaret suçlarında, gerekse de kamu görevlilerine karşı işlenecek olan hakaret suçlarında da uygulanacaktır.

Kanun koyucu bu durumda hâkime takdir yetkisi tanıyarak, somut olaydaki haksız fiilin boyutuna ve yapılan hakaretin ağırlığına göre failin cezasında indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten büsbütün vazgeçilebileceğini hüküm altına almıştır.

2. Hakaret Suçunun Kasten Yaralama Suçuna Tepki Olarak İşlenmesi

Kanun koyucu 129. maddenin 2.fıkrasında bir cezasızlık sebebi düzenlemiştir. Bu hükme göre hakaret suçunun kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde faile ceza verilmeyecektir.

Bu hükme göre faile ceza verilmemesi için, işlediği hakaret suçundan önce kendisine karşı bir kasten yaralama suçu işlenmesi gerekir. İşlenen yaralama suçunun boyutu önemli değildir. Fakat yaralama suçu kasten işlenmelidir. Taksirle işlenen bir yaralama suçuna hakaret edilerek tepki verilmesi halinde bu hüküm değil, yukarıda incelediğimiz "hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi" hükmü uygulanacaktır(m.129/1).

Bu hükmün uygulanması için, fail, hakaret eylemini, kendisine yönelmiş kasten yaralama suçu işlenirken veya işlendikten hemen sonra gerçekleştirmelidir. Nitekim Yargıtay da bir kararında sanığın üç gün evvel dövülmesi nedeniyle rastladığı davacıya sövmesini bu hüküm içerisinde değerlendirmemiştir.

Hakaret suçu, kasten yaralama eylemini gerçekleştiren veya gerçekleştirilmesine iştirak eden kişiye karşı işlenmelidir. Kasten yaralama suçuyla alakası olmayan, fakat bu suçun failiyle birlikte gelen kişiye karşı işlenmesi halinde bu hüküm uygulanmaz. Aynı şekilde kasten yaralama suçunu işleyen kişinin bir

yakınına karşı da hakaret suçunun işlenmesi, bu hükmün uygulanmasını gerektirmez. [5]

3. Karşılıklı Hakaret

TCK m.l29/3'e göre, "Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi hâlinde, ola-yın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir."

Bu fıkra hükmünün uygulanabilmesi için, ilk hakaretin haksız(hukuka aykırı) olması gerekir. Örneğin kasten yaralama eylemi nedeniyle yaralayan kişiye hakaret edilirse ve yaralayan kişi ayrıca hakarete hakaretle karşılık verirse bu hüküm uygulanmaz. Çünkü ilk hakaret haksız bir hakaret değildir, kasten yaralamaya tepki olarak yapılmış bir hakarettir.

Bunun dışında bu hükmün koşullarının oluşması için hakaretlerin karşılıklı olması gerekir. Fakat hakaretlerin her ikisinin aynı ortamda ve aynı zamanda gerçekleştirilmiş olmasına gerek yoktur. Örneğin kendisine haksız yere hakaret edildiğini öğrenen şahıs, bunun uyandırdığı öfke ile hakaret edeni bularak hakaret etmesi halinde de bu fıkra hükmü uygulanabilir.

Bu hükmün uygulanabilmesi için, hâkimin, olayın mahiyetini iyice irdelemesi gerekir..Bu açıdan bakıldığında hakaretler arasında açık bir ağırlık farkı varsa, örneğin ilk hakaret tek kelimeden oluşan bir hakaret olup, buna karşılık olarak yapılan hakaretin çok çok ağır küfürlerle dolu bir hakaret olması halinde verilecek cezada bu durumun dikkate alınması gerekir.

B. 127. MADDEDE BELİRTİLEN CEZASIZLIK SEBEBİ (İSNADIN İSPATI)

127. madde hükmünde, mağdura somut bir fiil veya olgu isnat eden faile, bu somut fiil veya olgunun ispat edilmesi halinde ceza verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu 127. madde hükmü şu şekildedir:

MADDE 127:

(1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hâllerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılma-sında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

(2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi hâlinde, cezaya hükmedilir.

Madde gerekçesine göre;

Madde metninde, kişiye somut isnatta bulunulması hâlinde, isnadın ispatı düzenlenmektedir. Anayasamızda da isnadın ispatına ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Anayasamıza göre; kamu görev ve hizmetinde bulunanlara

karşı bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak isnatta bulunulması durumunda, isnatta bulunan isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışında, kişilere somut bir fiil isnadında bulunarak hakaret edilmiş olması hâlinde, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için iki seçenek koşuldan birinin gerçekleşmesi gerekir. Birinci seçenek koşul, isnadın doğruluğunun ispatında kamu yaran bulunmasıdır. Diğer seçenek koşul ise, şikâyetçinin yani kendisine hakaret edilenin ispata razı olmasıdır.

Yine Anayasamıza göre, isnadın doğruluğunun ispat edilmiş olması, hakaret suçunun hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, hakarette bulunan kişi hakkında beraat kararı verilmelidir.

Madde metnindeki düzenleme yapılırken, Anayasamızın bu konuda belirlediği kurallar da göz önünde bulundurulmuştur.

Madde metninde kabul edilen sisteme göre, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için, isnadın bir suç vakıasına ilişkin olması gerekir. Yani kişiye belli bir suçu işlediğinden bahisle hakaret edilmiş olması gerekir. Ayrıca, hakaretin yapıldığı anda isnadın konusunu oluşturan suç dolayısıyla kişi hakkında henüz bir hüküm verilmemiş olmalıdır.

Bu sistemde, isnadın doğruluğunun ispatı, hakaret suçundan dolayı açılan davanın görüldüğü mahkemede yapılmamaktadır. Hakaret suçunun işlendiğinden bahisle açılan davanın görüldüğü mahkeme, yapılan somut vakıa isnadının bir suç oluşturması durumunda, bu suçun gerçekten işlenmiş olup olmadığının ortaya çıkarılmasını bekletici mesele kabul ederek, bu nedenle açılmış veya açılacak olan davanın sonucunu beklemelidir. İsnadın doğruluğunun ispatı, ancak isnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası bağlamında ilgili mahkemede söz konusu edilebilir.

İsnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası sonucunda bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde; isnat ispatlanmış addedilir ve maddenin birinci fıkrası gereğince, hakarette bulunan kişiye ceza verilmez.

Ancak, hakarete uğrayan, isnat edilen fiil dolayısıyla hakkında açılan davada kesinleşmiş bir hükümle beraat etmişse, isnat ispat edilmemiş sayılır ve hakaret eden kişi cezalandırılır. Hakarete uğrayan kişi hakkında, isnat edilen fiil dolayısıyla takipsizlik kararı veya açılan davada düşme kararı verilmiş olması hâlinde de; isnadın doğruluğu ispat edilmemiş sayılacaktır.

Yukarıdaki açıklamalar, madde gerekçesinde geçen açıklamalardır. Yukarıdaki paragrafta belirtildiği gibi her ne kadar hakarete uğrayan kişi hakkında isnat edilen fiil dolayısıyla takipsizlik veya açılan davada düşme kararı verilmiş ise isnadın doğruluğunun ispat edilmemiş sayılacağı belirtilmiş ise de, kanımca bu değerlendirme doğru olmamıştır. Örneğin TCK m.l44'de düzenlenmiş bulunan 'bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla gerçekleştirilen hırsizlik" suçunda, suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlanmıştır. Bu nitelikteki bir hırsızlık suçunu işleyen şahsa karşı "sen A'nın cep telefonunu çalmışsın" isnadında bulunarak hakaret eden faili, bu nitelikteki hırsızlığın şikâyete tabi olması nedeniyle hırsızlık suçunun mağdurunun duruşmada şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle verilecek düşme kararını dayanak alarak hakaret suçunun failini cezalandırmak adalet duygusuna ve kanundaki bu hükmün amacına uygun düşmemiştir.

Maddenin ikinci fıkrasına göre; kesin hükümle sonuçlanmış bir davayla işlendiği sabit görülen bir fiilden bahisle kişiye hakaret edilmiş olması hâlinde, cezaya hükmedilir. Böylece, daha önce işlediği bir suçtan dolayı mahkûm edilmiş olan kişiye, bu suçtan bahisle hakaret edilmiş olmasının tasvip edilemez olduğu vurgulanmıştır. Örneğin dolandırıcılık suçundan mahkûm olmuş bir kimseye karşı, mahkûm olduğu olaya atfen "dolandırıcı" kelimesini kullanmak, cezaya hükmedilmesini gerektirir. Fakat hakaret kastı bulunmayacak şekilde kişinin daha önceden mahkûm olduğu bir suçtan bahsetmek, hakaret sayılmaz. Örneğin dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş bir kişi hakkında geçen konuşmada "bu adam 2004 yılında dolandırıcılık suçundan ceza aldığı için hapisteydi" demek hakaret teşkil etmez.

Hakkında başlatılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı veya açılan davada düşme veya beraat kararı verilmiş olan kişiye, karardan sonraki bir dönemde soruşturma veya kovuşturma konusu fiilden bahisle hakaret edilmiş olması hâlinde, hakaret edenin cezalandırılacağında kuşku yoktur.

C. 128. MADDEDE BELİRTİLEN CEZASIZLIK SEBEBİ (İDDİA ve SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI HALİ)

MADDE 128:

1) Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.

Madde metninde, bir hukuka uygunluk nedeni olan ve Anayasamızda da güvence altına alman (madde 36) iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. Bir talebin resmi bir makama iletilmesi, dilekçe hakkının kullanılması bağlamında hukuka uygun bir davranıştır. Ancak, dilekçe hakkı, dilekçenin içeriğindeki ifadeler açısından başlı başına bir hukuka uygunluk sebebi olarak mütalâa edilemez.

Hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan herkes, toplum barışını bozucu nitelik taşıması dolayısıyla devletten suç işlenmesinin önlenmesini ve suçluların cezalandırılmasını talep hakkına sahiptir. Bir suçun işlendiğini öğrenen bireyin, bununla ilgili olarak yetkili makamlar nezdinde ihbar veya şikâyette bulunma hakkı vardır.

Gerçekleşmiş bir olayla ilgili olarak bu olayın oluşumuna neden olan kişiler de gösterilmek suretiyle ihbar veya şikâyette bulunulması durumunda, hakaret veya iftira suçunun oluştuğundan söz edilemez. Çünkü, burada gerçekleşmiş somut olayla ilgili olarak ihbar veya şikâyette bulunmak şeklinde bir hakkın kullanılması söz konusudur.

İddia ve savunma hakkının, yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde kullanılması mümkündür.

İddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddî vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmelerin, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur.

İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnadların gerçek olması ve yapılan olumsuz değerlendirmelerin somut vakıalara dayanması gerekir. Keza, bulunulan somut isnadların veya yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması gerekir; ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.

Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa bile, uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir. Örneğin görülmekte olan bir kasten yaralama suçunun sanığına "sus, A'nın koyunlarını çaldın, şimdi de beni yaraladın, bir de konuşuyorsun utanmadan" gibisinden sözler söylemek, kısmen de olsa görülmekte olan kasten yaralama uyuşmazlığı ile ilgili olmayan bir isnat olduğundan, failin bu sözleri hakaret olarak değerlendirilir.

Somut uyuşmazlıkla ilgili olmakla birlikte iddia ve savunma sınırını aşan hakareti mutazammın yazı ve sözlerin iddia ve savunma hakkı kapsamında mütalâa edilmesi mümkün değildir. Ancak, bu ifadelerin kullanılmasına müsamaha ile bakılabilir. Çünkü, bu gibi durumlarda iddia ve savunmanın sınırı genellikle öfke ve gazabın etkisiyle aşılmaktadır. Aslında öfke ve gazap hâli, kusurluluğun bir unsuru olan irade yeteneğini etkileyen bir faktördür ve bu durum, kişinin işlediği hakaret suçu dolayısıyla kusurunun tespiti bağlamında değerlendirilmelidir.

VII- KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET

130. maddede bir kişinin hatırasına hakaret etme suçu düzenlenmiştir. Buna göre;

MADDE 130:

(1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilât ederek ha-karet eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri oranında artırılır.

(2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde metninde, bir bağımsız suç olarak ölünün hatırasına hakaret suçu düzenlenmiştir. Genel olarak hakaret suçu ancak hayatta bulunan kişilere karşı işle-nebilir. Çünkü, onur ve şeref, ancak yaşayan kişiler açısından söz konusudur. Ölen bir kişinin ancak hatırasına hakaretten, saygısızlıktan söz edilebilir.

Ölen kimsenin hatırasına hakaretin cezalandırılabilmesi için bunun en azından üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu suçun alenen veya basın ve yayın yoluyla işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür.

Ceset veya kemiklerin ne amaçla alındığının bir önemi bulunmamaktadır. Yine bunun gibi cesedin veya kemiklerinin ne kadarının alındığının da bir önemi bulunmamaktadır. Çok küçük bir kemik parçasının alınması halinde bile bu suç oluşur.

Kişinin hatırasına hakaret suçunun mağduru, ölen kişinin yakınlarıdır. Bu konuda 131. maddenin 2.fıkrasının hükmüne göre; Ölmüş olan kişinin hatırasına hakaret edilmesi hâlinde de, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikâyette bulunulabilir.

Av. Abdullah ALABOĞA

------------

[1] PARLAR/HATİPOĞLU, TCK Yorumu, C.I, s.975, 976.

[2] ERMAN, Sahir/ ÖZEK, Çetin, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s.280-281.

[3] TEZCAN/ERDEM/ONOK, s.345.

[4]

PARLAR/HATİPOĞLU, TCK Yorumu, C.I, s.982.  PARLAR/HATİPOĞLU, TCK Yorumu, C.I, s.982.     SOY ASLAN, s.265.

[5] YILMAZ, s.255.

PARLAR/HATİPOĞLU, TCK Yorumu, C. I, s.1018.